Şia Mezhepleri Halifelik Seçimini Kabul Etmezler

Şia mezhepleri halife seçimini kabul etmezler. Peygamberimiz (sav), Veda Haccı dönüşünde Gadr-i Hum mevkiinde Allah’ın indirdiği Mâide Sûresinin 67’nci âyeti gereğince Hz. Ali’yi kendisinden sonra
imam, halife tayin etmiştir iddiasında bulunurlar. Âyetin meâli şöyledir: “Ey peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.”
Halife seçiminde dört kilit insan vardır. Bunlardan üçü Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrahtır. Halifelik seçimini gerçekleştirenlerdir. Hz. Ali ise, Şia mezheplerine göre bu halifeliğin
karşısında olan gerçek halifedir. Önce bu dört sahabeyi tekrar tanıyalım. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Ebu Ubeyde ve Hz. Ali ilk Müslümanlardır. Allah ilk Müslümanlar hakkında şöyle buyurur: “İslâm’ı ilk önce kabul eden muhacirler ve ensar ile, iyilikte onlara uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş; onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler
hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.”
(Tevbe Sûresi: 10/100)
Peygamberimiz (sav) de on kişiyi cennetle müjdeler. Bu on kişinin başında bu dört mübarek zat Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali gelir. Onlar hayatları boyunca haksızlık yapmamışlar ve haksızlığa da asla razı olmamışlar ve boyun eğmemişlerdir. Hz Ali, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın halifeliği zamanında, onlarla birlikte çalışmış, müsteşarlık yapmıştır. Halifelik benim hakkımdı, onu benden aldınız dememiştir. Gerçek Şia’nın dediği gibi olsa idi; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ebu Ubeyde, Ensar ve muhacirler hemen Hz. Ali’ye tabi olurlar, Allah’ın ve Rasûlü’nün emrine uyarlar, halife seçimi olmazdı. Gerçek Şia’nın dediği gibi olsaydı, Hz. Ali, Allah’ın ve Rasûlü’nün halifelik konusundaki emrini terk etmez, haksızlık karşısında susmaz, haksızlık yapanlarla birlikte olmazdı. Şia’nın Hz. Ali’nin halifeliğine, imamlığına delil olarak gösterdiği
Âyet; peygamberlik vazifeni yap. Allah seni düşmanlarından korur, anlamındadır.

Peygamberin düşmanları kimlerdir? Kâfirlerdir. Nitekim âyeti kerimenin sonunda “Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez” buyuruyor. Bu ifade âyeti kerimenin Hz. Ali ile ilgili olmadığını
gösteriyor. Hz. Ali olsaydı halife seçimi yapanların kâfirler olması gerekirdi.Veda Haccı dönüşü, Gadr-ı Hum mevkiinde Peygamber (sav)’ın, Hz. Ali’yi imam ilan ettiği hadisesi de sonradan uydurulmuş
bir hadisedir. Tarihen sabit değildir. Sadece Şiî mezheplerinin bir iddiasıdır. Şia mezheplerinin Hz. Ali’nin nassla yani Allah’ın emri ile halife olduğu iddiasını hakşinas, insaf sahibi Şiî din adamları da kabul etmemektedir.
2008 yılında bir kısım Şiî din adamları tarafından Yayınlanan bir mukaddime ve 50 maddeden ibaret olan “Şiî Beyannamesi”nde şöyle denilmektedir: “Rasûl-i A’zam (sav) kendisinden sonraki halifeye
dair bir Nâs vaz’ etmemiştir. Sahabe-i Kiram içtihad ederek beş
raşid halifeyi Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve Hasen’i-Allah hepsinden razı olsun- seçmişlerdir.” (Madde: 7)
“İmam Ali’nin hilafeti hakkında Rasûlullah’dan (sav) açık bir nassın varlığına dair kavil (söz), Hicri ikinci asırda ortaya çıkmıştır.
Daha önce bu sözler yoktu. Bunun etrafındaki cedel hiçbir şey ifade etmeyen akim bir cedeldir. O, Halife Osman bin Affan’ın katledilmesinden sonra Müslümanların kendi istekleri ile ona biat etmeleriyle mü’minlere imam ve emir olmuştur.” (Madde: 11)

“İmam Ali, kendisinden sonra hükümeti (tıpkı Rasûlullah’ın yaptığı gibi) şuraya bıraktı ve oğlu Hasenî velliyyiahd tayın etmedi. Müslümanlar gönül rızası ile onu kendilerine imam seçmişlerdir.”
(Madde: 12)
Şiî beyannamesinde belirtilen bir çok gerçekleri öğrenmek isteyenlere Mîsak dergisinin Eylül 2012 tarihli, 262. sayısının, 13-17. sayfalarını okumalarını tavsiye ederim.

Yermuk Savaşı
Bizans Rûm devleti ile Sasanî İran devleti, Hz. Ebu Bekir’in içteki dinden dönme irtidad hareketleri ile meşgul olurken hudut boylarında Müslümanları rahatsız ediyorlar, bölgedeki Hristiyan ve ateşperest kabilelere baskınlar yaptırarak işgallerde ve katliamlarda bulunuyorlardı. Hz Ebu Bekir, irtidat hareketlerini sona erdirdikten ve içte sükuneti sağladıktan sonra bir şura topladı. Bu şuraya katılanlardan biri de Ebu Ubeyde bin Cerrah’dı. Şurada Bizans ve Sasanî devletlerine karşı hudutları emniyet altına almak, İslâm’ı Müslüman olmayanlara duyurmak üzere Rûmların ve Sasanîlerin üzerine asker gönderilmesine karar verildi. Suriye de savaşacak kuvvetlere Ebu Ubeyde bin Cerrah, kumandan olarak tayın edildi. İslâm ordusu Şam’ı, Humus’u, Hama’yı, Lazkiye’yi, Haleb’i, Kudüs’ü bazılarını sulhen, bazılarını harben fethetti. Kudüs’ün tesliminde Hz. Ömer de bulundu. Suriye şehirlerinin fethedilmesi üzerine Bizans imparatoru Herakliyus Antakya’ya geldi. İki yüz bin kişilik bir ordusu vardı. Ebu Ubeyde bin Cerrah komutanları topladı. Durumu görüştü. Bazı yerlerin boşaltılıp çekilmesine, düşmanın Yermuk’ta karşılanmasına karar verildi.

Cizye Vergisi Geri Veriliyor
Çekilme başlamadan önce Ebu Ubeyde bin Cerrah, hazine memuru Habib bin Mesleme’ye şu talimatı verdi: “Hristiyanlardan alınan cizye vergisi onları düşmanlardan korumamız karşılığında alınan bir vergidir. Fakat şu anda bizim kendi durumumuz çok nazik olduğundan
onları koruyamayız.. Binaenaleyh onlardan alınan cizye vergisinin tümünü onlara geri verip, onlarla olan münasebetlerimizin değişmediğini fakat onların emniyetinden kendimizi mesul tutacak vaziyette olmadığımızdan koruma vergisinden başka bir şey olmayan cizyeyi onlara iade ettiğimizi söyleyiniz.”
Allah Sizi Bize Tekrar İade Etsin
Habib bin Mesleme, Hristiyanlardan alınan yüz binlerce dirhemi bulan cizyenin hepsini iade etti. Bu hareket karşısında Hristiyanlar ağladılar: “Allah sizi bize tekrar iade etsin” dediler. Ebu Ubeyde, âdil ve şefkatli bir insandı. Ebu Ubeyde’nin fethedilen yerlerde halka gösterdiği adâletli ve şefkatli idaresi yerli Hristiyan Rumları hayrette bıraktı. Ebu Ubeyde’nin gösterdiği adâlet ve şefkat, İslâm ordusunu görünce yerli halkın beyaz bayrak kaldırıp adâletin gölgesine sığınma imkânını veriyordu. Bu da İslâm ordusunun zafere ermesini kolaylaştırıyordu. Yerli halkın İslâm ordusuna bilhassa istihbarat yönünden gönüllü olarak yardımcı oluyorlardı. Bizans imparatoru Herakliyus Yermuk’a geldiği zaman ordu mevcudu iki yüz bini geçmişti. Hz. Ebu Bekir, Irakta bulunan komutan Halid bin Velid’e
derhal Yermuk’ta bulunan orduya katılmasını emretti. Halid bin Velid kuvvetleri ile Yermuk’a geldi. Orduya katıldı. Ordu kumandanları toplandı. Halit bin Velid’in teklifi ile tek kumanda, tek bir planla
savaşılması kararlaştırıldı. İlk gün için Halid bin Velid başkomutan seçildi. İslâm ordusunun sayısı 40 bin kişi idi. Savaş düşmanın hücumu ile başladı. Amansız bir şekilde devam etti. Medine’den Ebu
Ubeyde’ye bir mektup geldi. Hz. Ebu Bekir vefat etmiş, Hz. Ömer halife olmuş. Halid bin Velid başkomutanlıktan alınıyor, Ebu Ubeyde baş komutan oluyordu. Ebu Ubeyde mektubu gizledi. Halid bin Velid savaşı yönetti. Akşama doğru düşmanın yorgunluğu görüldü. İslâm
ordusu öyle bir hücuma geçti ki iki yüz binlik düşman ordusunun işi bitti. Mağlup oldu.

Hz. Ömer’in Mektubu
Hz. Ömer halife olunca ilk mektubunu Ebu Ubeyde’ye yazdı: “Sana, kendinden başka her şeyin fani olduğu, tek baki olan, bizi sapıklıktan kurtararak doğru yolu gösteren, bizi karanlıktan çıkararak nura kavuşturan Allah’tan korkmayı tavsiye ederim. Seni Halid bin Velid’in yerine kumandan tayın ettim. Ordunun yapılması gereken işlerini yap. Müslümanları ganimet elde ederim ümidiyle tehlikeye sokma. Önceden keşfettirip tedbirler almadığın, giriş çıkışını bilmediğin yerlere ordugah kurma. Göndereceğin seriyyeler kalabalık olsun.. Müslümanları tehlike ile karşı karşıya getirmekten sakın.. Allah, benimle seni, seninle de beni imtihan ediyor. Dünyaya göz dikme. Kalbini de onunla meşgul etme. Senden öncekileri helâk eden dünyanın seni de mahvetmesinden sakın. Sen, onların akıbetlerini iyi bilirsin.”

Askere Nasihatleri
Ebû Ubeyde askere şöyle hitap eder: “Nice elbisesi temiz olanlar vardır ki, dinleri lekelidir. Yine niceleri vardır ki, nefislerine iyilik yaparlar fakat gerçekte kendilerine ihanet ederler. Eskiden yapmış olduğunuz günahları, yapacağınız yeni iyiliklerle telafi ediniz. Eğer sizden biri, Allah’la kendisini ilgilendiren bir günah işlese, sonra da bir iyilik yapsa, öyle zannediyorum ki iyilik kötülüğü bastırır, hatta onu yok eder.”

Dünyaya Bağlanmaması
Hz. Ömer, Ebu Ubeyde’nin yanına gitti. Onu atının eğerine yaslanmış yatarken gördü. Arkadaşların gibi sen de bir yatak üzerine yatsan, dedi. Ebu Ubeyde: “Ey Emirel-Mü’minin, öğle uykusu için bu
bana yetiyor”
dedi.
Hz. Ömer Şam’a gittiğinde halk kendisini karşıladı. “Kardeşim nerede?” diye sordu. “Kardeşin kim?” dediler. “Ebû Ubeyde” dedi. Ebu Ubeyde gelince, Hz. Ömer bineğinden indi ve onu kucakladı. Sonra
Ebu Ubeyde’nin evine gitti. Evinde kılıç, kalkan ve mızrağından başka bir şey göremedi.

İnsanların En Ahlâklısı
Abdullah bin Ömer şöyle diyor: Kureyşten üç kişi, insanların en güzeli, en iyi ahlâklısı, en hayalısıdır. Ağızlarından, doğrudan başka söz çıkmaz. Kendilerine bir şey söylenince de, karşılarındakini yalanlamazlar. Bu üç kişi, Ebu Bekir es-Sıddîk, Osman bin Affan ve Ebu Ubeyde bin Cerrah’tır. Hz. Âişe’ye sordular: “Rasûl-i Ekrem kendisine halife seçecek olsa kimi tayın ederdi?” Hz. Âişe cevap verdi:
“Önce Ebu Bekir’i, sonra Ömer’i, daha sonra Ebu Ubeyde’yi tayin ederdi”dedi.

Dört Bin Dirhem
Bir defa Hz. Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah’a dört bin dirhem gönderdi. Parayı götüren elçiye “Dikkat et, bakalım, bu parayı ne yapacak?” dedi. Ebu Ubeyde bin Cerrah parayı alınca hemen onu askerleri arasında dağıttı. Elçi dönünce Ebu Ubeyde’nin parayı askerlere dağıttığını söyledi. Hz. Ömer: “Allah’a hamdolsun ki Müslümanlar içinde böyle insanlar vardır” dedi.

Kıtlık
Hicretin on sekizinci yılında Arap Yarımadası’nda yağmur yağmadı. Toprak kurudu. Rüzgar esti. Toprak uçtu gitti, kıtlık baş gösterdi. Hz. Ömer yağmur duasına çıktı. Kumandanlardan yardım istedi. Ebu Ubeyde dört bin yük zahire yardım olarak gönderdi.

Veba (taun) Hastalığı
Veba salgını hicretin 17. senesinin sonlarında Suriye’de görüldü. Süratle etrafa yayıldı. Aylarca devam etti. Hz. Ömer veba salgınının önlenmesi için her türlü tedbirin alınmasını emretti. Hiçbir tedbir işe
yaramadı. Veba salgınının alanı genişledi. Irak ve Mısır’a sıçradı. Hz. Ömer Suriye’ye gitti. Suriye kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah ile buluştu. Hastalığın hızla yayıldığını öğrendi. İlk muhacirler ve Ensar ile konuyu görüştü. Muhacirler ve Ensar ileri gelenleri halifenin daha ileri gitmemesini istediler. Peygamberimizden “Taun bulunan yere girmeyiniz. Taun bulunan yerden de çıkmayınız” hadisini naklettiler. Hadisin söylenmesi üzerine Hz. Ömer geri dönmeye karar verdi.

Ebû Ubeyde bin Cerrah: “Ey Ömer! Allah’ın kaderinden kaçıyor musun?” dedi. Hz. Ömer’de şu cevabı verdi: “Evet! Allah’ın kazasından Allah’ın kaderine sığınıyorum.” Ebu Ubeyde bin Cerrah
hastalığa yakalandı. Yerine Muaz bin Cebel hazretlerini tavsiye etti. Muaz bin Cebel’in imam olmasını istedi. Ya Muaz bin Cebel! Cemaate namazı sen kıldır, dedi. Cemaate nasihatlerde bulundu: “Size
bazı şeyler tavsiye edeceğim. Onları tuttuğunuz müddetçe hayırda devam edersiniz. Namazlarınızı kılın. Zekâtınızı verin. Ramazan ayında oruç tutun. Sadaka verin. Hacca gidin. Umre yapın.
Birbirinize iyi tavsiyelerde bulunun. Amirlerinize karşı samimi olun, onları aldatmayın. Dünya sizi mahvetmesin. Bir kimsenin ömrü bin sene de sürse, başına geldiğini gördüğünüz şu hal, onun
da başına gelecektir. Allah, Âdem oğullarını ölümlü olarak yaratmıştır. Onların hepsi öleceklerdir. Onların en akıllıları, Rablerine en itâatkâr olanlarıdır. En yararlı olanlar da öbür dünya için amel
yapanlarıdır. Selam ve Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.”


Muaz bin Cebel hazretlerinin arkasında namaz kılarken, namazı tamamlayamadan vefat etti. Muaz bin Cebel hazretleri Ebu Ubeyde hakkında cemaate şunları söyledi: “Bu büyük dine yemin ederim
ki, bugün siz öyle bir adam kaybettiniz ki ondan daha dindar, daha temiz ve merhametli bir kimse görmedim. Gaileden en çok uzak kalan, ammeye muhabbeti, ammeye hayırhahlığı ile temayüz eden bu adama rahmet dileyiniz ve hepiniz onun namazında hazır bulununuz.”

Muaz bin Cebel hazretleri eve geldiği zaman savaşta düşmanı perişan eden kahraman oğlunu perişan bir vaziyette buldu. Oğlunun başını kucağına koydu: “Oğulcağızım, bu Allah’tan gelen bir imtihandır. Kalbinde şüphe olmasın” dedi. Oğlu da Hz. İsmail gibi: “İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Babasının kucağında can verdi. Muaz bin Cebel hazretleri oğlunu toprağa verdi. Çadırına döndü. O da veba hastalığına yakalanmıştı. Gün geçmeden O da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Muaz bin Cebel hazretleri ölmeden önce kumandanlığı Amr bin As’a devretmişti. Ordunun büyük bir kısmı ve halk daha önce alçak ve rutubetli yerlerden yüksek ve havası iyi olan yerlere, tepelere, dağlara çekilmişti. Amr bin As mevcut olanları da dağlara yüksek yerlere çıkardı. Veba hastalığı yapacağını yaptı, geçti, gitti. Derler ki, dünyanın yarısını fethetme gücüne sahip yirmi
beş bin mücahit veba hastalığına kurban gitti. Veba hastalığı İslâm fetihlerini bir müddet için durdurdu. Binlerce kadın dul kaldı. Çocuklar da yetim… ölenlerin malları da ortalıkta sahipsiz ve bakımsız kalmıştı.
Hz. Ömer, yerine Hz. Ali’yi bıraktıktan sonra tekrar Suriye’ye gitti. Ölenlerin varislerini bularak miraslarını verdi. Askerlerin maaşlarını ödedi. Ölenlerin yerine yeni kumandanlar tayin etti. Hûdut boylarına yeni karakollar kurdu. Halkla konuştu, onların ihtiyaçlarını tespit etti ve verdi. Veba hastalığı cidden bir felâket oldu. Ebu Ubeyde bin Cerrah, hicretin 18 senesinde 58 yaşında veba hastalığına yakalanarak vefat etti. Kabri Ürdün vadisinde kendi adı ile anılan köydedir.
Hz. Peygamber, mütevazi, zühd ve haya sahibi Ebu Ubeyde’yi çok sever, ahlâk ve şahsiyetini takdir ederdi. Hz. Ömer, vefat edeceği zaman, sağ olsaydı Ebu Ubeydeyi yerime bırakmayı tavsiye ederdim
dedi. Merhum Ahmed Cevdet paşa “Kısas-ı Enbiya” kitabında Ebu Ubeyde hazretlerini şöyle tanıtır: “Ebû Ubeyde, zayıf ve az sakallı, vakarlı, güzel yüzlü, uzun boylu idi. Hak âşığı, içine işlemiş Allah
korkusu olan, harpten yılmayan, kadr-i şerefi yüksek ve bütün güzel ahlâkları kendinde toplamış bir zattı.”

Allah ondan razı olsun.


Kaynakça
1-Abdusselam Harun, Tehzibu İbn-i Hişam, Kuveyt
2-Yusuf Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, Divan Yayını, İst.
3-Buhârî Tecrîd-i Sarîh tercümesi, Diyanet Yayını, Ank.
4-İslâm Ansiklopedi, Diyanet vakfı Yayını, İst.
5-Asrı Saadet, Peygamberimiz ve Ashabı 2/7, Şamil Yayınevi, 1985, İst.
6-Ahmed Cevdet, Kısas-ı Enbiya, M. E. B. Yayını, Ank.
7-İbn-i Kesir: 4/329, Mısır
8-Mevdudî, Tefhimu’l Kur’ân, 6/183, Yeni Şafak Yayını, İst.
9-Seyyid Kutub, Fî Zılâl-il Kur’ân, 14/355, Hikmet Yayınevi, İst.
10-Prof. Dr. Zeki Duman, Beyânu’l Hak, 3/409, Fecr Yayını, Ank.
11-Müslim Tercümesi, 9/136, Sönmez Yayını, İst.
12-Ebû Davud, 3/15, Mısır
13-Ahmed Cevdet, Kısas-ı Enbiya: 2/53-81, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, 1972, İst,

Scroll to Top