İşkenceler ve Hicret İzni

Hz. Hamza ve Hz. Ömer de Müslüman olmuştu. Müslümanlar kuvvet bulmuştu. Açıktan ibadet edilebiliyor ve davet yapılabiliyordu. Açık ibadet ve davet, müşriklerin azgınlığını daha da artırmıştı. Fakir ve kimsesiz Müslümanlara, özellikle köle Müslümanlara dayanılmaz işkenceler yapıyorlardı. Peygamberimiz, müşriklerin işkencelerinden kurtulmaları için gizlice Habeşistan’a hicret etmelerine izin vermişti.
Müslümanlardan bazıları hicret yollarına düşmüştü. Hz. Ebubekir, ince duygulu bir insandı. Sesi de güzeldi. Bütün varlığını saran bir aşkla o güzel sesi ile Kur’an okurdu. Okunan Kur’an’ın tesiri,
dinleyenlerin ruhlarını sarardı. Müslüman olmalarını sağlardı. İslâmın yayılmasını önlemek için her çareye başvuran müşrikler, evinde de olsa yüksek sesle Kur’an okumasına engel olmaya başladılar.
Senin Gibi Bir Adam
Müşriklerin, yüksek sesle Kur’an okumaktan menetmeleri, Hz. Ebubekir’e çok ağır geldi. Hz. Peygamber’den izin alarak dayısının oğlu Halid bin Haris ile Habeşistan’a hicret etmeye karar verdi. Beş konak gitti. Birkül-Gamad’da eski dostu, Kare kabilesi reisi İbnuddağne ile karşılaştı.
– “Ey Ebubekir! Nereye gidiyorsun?” dedi.
– “Kureyş, bana içinde doğduğum ve büyüdüğüm şehirde serbestçe hareket etmeme engel oluyor, onun için huzur ve sükûnet içinde Allah’ıma ibadet edebileceğim bir yere gitmek istiyorum” dedi.
– Ey Ebubekir! Senin gibi bir adam memleketinden çıkmaz ve çıkarılamaz.
Sen yoksulları gözeten, akrabasını ihmal etmeyen, yetimlere yardım eden, misafiri en güzel şekilde ağırlayan, âfetlere uğrayanlara yardım elini uzatan bir adamsın.
“Seni himayeme alıyorum. Dön, Rabbine memleketinde ibadet et” dedi.
İbnuddağne, Mekke’nin Hz. Ebubekir gibi bir adamdan mahrum kalmasını istemedi, hicretine engel oldu, onu geri Mekke’ye getirdi. Mekke’ye gelince, İbnuddağne müşriklere şunları söyledi:
“Misafirleri ağırlayan, yoksulları doyuran, akrabasına candan bağlı olan, ihtiyaç zamanında herkese yardım eden böyle bir adamı memleketinizden çıkarmak mı istiyorsunuz?”
Müşrikler: “Yüksek sesle Kur’an okumamak şartı ile burada kalabilir. Çünkü O’nun sesi, gençlerimizin ve kadınlarımızın ruhları üzerinde tesir ediyor” dediler.

Allah’ın Himâyesi Bana Yeter
Hz. Ebubekir, İbnuddağne’nin himayesinde Mekke’de kaldı. Fazilet timsali, insanlık numunesi, herkesçe bilinen ve tanınan, memleketinde ileri gelen bir zat, sırf Müslüman olduğu için doğup büyüdüğü yerde, bir yabancının himayesinde kalabiliyordu. Ne büyük bir zulüm, ne büyük bir haksızlık.
Hz. Ebubekir bir müddet ibadetini evinde yaptı, Kur’anı sessizce evinde okudu. Fakat bunu uzun süre devam ettiremedi. Evinin bahçesine bir mescit yaptı. Namazını orada kılıyor, Kur’an’ını yüksek sesle orada okuyordu. Kadınlar ve çocuklar onun başında toplanıyor, okuduğu Kur’an’ı dinliyorlardı.
Müşrikler, kadınlarının ve çocuklarının Müslüman olmasından endişe duydular. İbnuddağne’ye haber göndererek Hz. Ebubekir’in anlaşma şartlarına uymadığını bildirdiler.
İbnuddağne geldi, anlaşmanın şartlarına uymasını istedi.
Hz. Ebubekir, İbnuddağne’ye; “Senin himayene muhtaç değilim, Allah’ın himayesi bana yeter” dedi. Avlusundaki mescitte yüksek sesle Kur’an okumaya ve ibadet etmeye devam etti.
En İyi Anlayan O İdi
Hz. Ebubekir, Peygamberimiz’in yanından hiç ayrılmazdı. Kabileleri iyi tanırdı. Kimin ne olduğunu bilirdi. Dışarıdan Mekke’ye gelenleri bulur, onlarla konuşur, onları Peygamberimiz’in yanına getirirdi. Peygamberimiz onlara Müslümanlık hakkında bilgi verir, onları dine davet ederdi. Müslüman olanlar, kabilesine İslâm davetçisi olarak gider, Müslüman olmayanlar da bilgi sahibi olarak dönerdi. Bu bilgi ileride onların Müslüman olmalarını sağlardı veya İslâm aleyhindeki çalışmalara
katılmalarını önlerdi.
Hz. Musa için kardeşi Harun aleyhisselam ne ise, Peygamberimiz için de Hz. Ebubekir o idi. Aralarındaki fark, Hz. Harun Peygamberdi, Hz. Ebubekir Peygamber değildi.
Kur’an’ı Kerimi, Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarını en iyi anlayan ve uygulayan Hz. Ebubekir’dir.
Müslümanları Yok Etme Planları
Müşrikler anladılar ki, işkencelerle Müslümanları dinlerinden döndüremeyecekler, Müslümanlığın ilerleyip yayılmasını önleyemeyeceklerdir.
Habeşistan kralının Müslümanları himaye etmesi, Müslümanların Mekke dışında çoğalmalarını sağlayacaktır.
Müslümanları acilen yok edecek yeni tedbirler düşündüler ve boykota karar verdiler.
Boykota göre;
Haşim oğulları ve Müslümanlarla her türlü münasebet kesilecek.
Müslümanlardan bir şey satın alınmayacak.
Müslümanlara bir şey satılmayacak.
Müslümanlarla görüşülmeyecek.
Müslümanlar bulundukları yerden başka yere gidemeyecek, Mekke dışına çıkamayacak.
Dışarıdan hiç kimse Müslümanlarla görüştürülmeyecek.
Müslümanlara işkence devam edecek.
Dışarıdan gelenlere Peygamberimiz ve Müslümanlar kötülenecekti.
Müşrikler, boykot kararlarını yazdılar, Kâbe duvarına astılar.
Ebu Leheb ailesi dışında Müslüman olmayan Haşim oğullarını da boykota tabi tuttular.
Başarı ve Zafer, Sabır ve Sebatla Davasına Sahip Çıkanlarındır
Müşrikler, kararlarını sıkı sıkıya takip ettiler. Müslümanlar iki sene boykotta kaldılar, çok sıkıntı çektiler. İşkence gördüler, yiyecek, içecek bulamadılar. Açlıktan ölenler oldu. Ama imanlarında sebat ettiler,
Peygamber’in etrafında kenetleştiler.
Müşrikler, boykotla Müslümanların dinlerinden dönmelerini istiyorlardı ya da ölmelerini. Ölenler oldu, ama dininden dönenler olmadı. Boykot acımasızca uygulanmasına rağmen başarılı olamadı.
Müslümanların sabrı ve sebatı karşısında boykotun da bir işe yaramadığını anlayan müşrikler boykotu kaldırmak mecburiyetinde kaldılar.
Boykot hadisesi göstermiştir ki; başarı ve zafer sabır ve sebatla davasına sahip çıkanlarındır.
Müslümanlar ablukadan kurtulmuş, boykot sona ermişti. Ama Peygamberimiz üzerine kol kanat geren ve onu himaye eden Ebu Talip ile Hz. Hatice validemiz, birkaç gün ara ile vefat ettiler. Müslümanlar hüzünlendiler, o seneye “Hüzün Senesi” dendi.
O, Söylemişse Doğru Söylemiştir
Müslümanlar boykotun sıkıntısını çekerken, Ebu Talip ile Hz. Hatice’nin
hüznünü yaşarken, Allah, Peygamberimiz’i “Miraç”a davet etti. Peygamberimiz bir gece içerisinde Allah’ın sonsuz kudreti ile Mekke’den Kudüs’e gitti, oradan da Miraç’a yükseldi. Allah’ın gösterdiği tecellilere mazhar oldu, döndü, geldi. Sabahleyin Miraç hadisesini haber verdi.
Müşrikler olamaz dediler. Müminler sevindiler, sıkıntı içinde Miraç müjdeleri ile teselli buldular.
Müşrikler, Hz. Ebubekir’e geldiler:
“-Ey Ebubekir! Arkadaşının işinden haberin var mı? O bu gece Kudüs’e gittiğini, orada namaz kılıp döndüğünü söylüyor” dediler. Hz. Ebubekir:
“-Siz de O’nu bu hususta yalanladınız mı?”
“-Evet” dediler.
“-Allah’a yemin ederim ki, O söylemişse doğru söylemiştir. Gündüzün veya gecenin bir saatinde gökten, Allah’tan bana haber geldi diye bana haber veriyor, ben onu da tasdik ediyorum” dedi. Müşrikleri susturdu.
Hz. Ebubekir, şeksiz, şüphesiz, tereddütsüz Miraç’ı tasdik ettiği içinkendisine Peygamberimiz tarafından “Sıddîk” unvanı verildi. Ebubekiris-sıddîk denildi.
O, daima Hakk’ı tasdik etti. O daima Hakk’ı müdafaa etti. O, daima
Hakk’a uygun yaşadı. O, daima Hakk’ı söyledi. O, sıddîkların serdarı
oldu. O, Sıddîk unvanı ile anıldı.
İslâm’ın Hizmetkârı
Hz. Ebubekir, daima Peygamberimiz’in yanında idi. İslâm’ın emrinde ve hizmetinde idi. O adeta Peygamber’in bir gölgesi idi. O’nun için hayat Peygamber’le beraber olmak, Peygamber’in Allah’tan alıp sunduğu emirlere göre yaşamaktı. Peygamber’i üzen her şey O’nu üzerdi.
Peygamber’i kollar ve korurdu. Bir gün Peygamberimiz, Kabe’de namaz kılıyordu. Müşriklerden Utbe bin Ebi Muayt ani bir hareketle Peygamberimiz’in ridasını kaptı, onunla Peygamberimiz’i boğmaya teşebbüs etti. Hz. Ebubekir koştu, Utbe’yi çekip itti, Peygamber’den uzaklaştırdı. Müşrikler de onun sakalından ve saçından tutup çektiler, alnından yaraladılar.
Allah Onu Beni Göremez Hale Getirdi
Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’le Kâbe’de oturuyorlardı. Ebu Leheb’in karısı elinde koca bir taş yanlarına geldi. Çok hiddetli ve öfkeli idi. Kocası ve kendisi hakkında “Tebbet” Sûresi inmişti.
Sûrede, Ebu Lehep ve karısının alevli ateşe, cehenneme gireceği, Ebu Leheb’in mal ve kazancının ona bir fayda vermeyeceği, karısının da odun taşıyıcısı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu halde ateşe gireceği bildirilmekteydi.
Ebu Leheb’in karısı elinde koca bir taş olduğu halde:
“-Ey Ebubekir! Hani arkadaşın, nerede o? Duyduğuma göre beni hicvediyormuş, O’nu görseydim şu taşla ağzına vuracaktım. Vallahi ben bir şairim. Biz kötülenmiş bir adama itaat etmiyoruz, onun ortaya attığı şeyleri istemiyoruz ve dinini de sevmiyoruz” dedi, çekip gitti.
Hz. Ebubekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Acaba seni görmedi mi?” dedi.
Hz. Peygamber: “-Hayır! Beni göremedi. Allah onun gözlerini beni göremez hale getirdi” cevabını verdi.
Yüz Develik Bahis
Zamanın iki büyük devleti vardı. Biri Bizans Rum, diğeri İran Sasanî. Bizans Hıristiyan, İran ateşperestti, ateşe tapardı. İki devlet de sömürgeci idi. Suriye, Filistin, Mısır Bizans’ın sömürgesi. Irak, Körfez ve Yemen de İran’ın sömürgesi idi.
İki devlet birbirine düşmandı. Çoğu kez savaşırlardı. Sömürge yerleri savaşın neticesine göre el değiştirirdi.
Bizans ile İran’ın arasında büyük bir savaş oldu. İran zafer kazandı, Bizans perişan oldu.
Müşrikler, İranlıların savaşı kazanmasına çok sevindiler: “Ateşperest İran Bizans’ı yendi. Bizans’ın kitabı vardır. Sizin de kitabınız var. Biz de her zaman sizi yeneriz” dediler.
Müşrikler sevinç gösterilerinde bulundular, şımarıkça sözler söylediler.
Cebrail, Allah’tan vahiy getirdi. Ayetler, Bizans’ın yapılacak savaşı kazanacağını bildiriyordu.
Hz. Ebubekir, âyetleri yüksek sesle müşriklere okudu, âyetlerin meâli şöyledir:
“Rumlar en yakın yerde yenilgiye uğradılar. Ama onlar bu yenilgiden sonra galip geleceklerdir.
Bu iş birkaç yıl içinde olacaktır. Eninde sonunda emir Allah’ındır.
O gün müminler de Allah’ın yardımı ile sevineceklerdir.
Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir.
(Bu) Allah’ın vaat ettiğidir. Allah vadinden caymaz, fakat insanların çoğu bilmez” (Rum Sûresi: 2–6)
Ayetlerde Rumların İranlıları yeneceği bildirilmektedir.
Ayetlerde Müslümanların da Allah’ın yardımı ile zafer kazanacağına işaret edilmektedir.
Hz. Ebubekir sevinç içinde idi. Nasıl olmasın ki; Allah müşriklerin sevincinin tersini bildiriyordu. Müşriklere:
“Allah sizin sevincinizi fazla sürdürmeyecek. Çünkü birkaç sene içinde
Rumların tekrar galip geleceklerini haber verdi” dedi.
Hz. Ebubekir’in sözlerine öfkelenen müşriklerden Ubey bin Halef:
“Yalan söylüyorsun! Haydi, aramızda on genç devesine bahse girelim ve üç yıl koyalım” dedi.
Hazreti Ebubekir, durumu Peygamberimiz’e bildirdi.
Peygamberimiz:
“Ayetteki birkaç seneden maksat on seneden aşağı, üçten dokuza kadar olan seneleri içine alır. Develerin sayısını artır, müddeti uzat” buyurdu.
Hz. Ebubekir’le, Ubey bin Halef bahse tutuştu. Yıl dokuza, deve sayısı yüze çıktı. Anlaşmanın bundan sonraki kısmı Medine dönemine sarktı.
Onları, Fakirlere Dağıt
Hz. Ebubekir hicret etmeden önce, Ubey bin Halef hicret eder endişesi
ile onun boğazına sarıldı:
“Sen Mekke’den ayrılırsan bahisten kazanacağım develeri ödemeyece ğinden endişe ediyorum. Bana bir kefil göster” dedi. O da henüz müslüman olmamış oğlu Abdurrahman’ı kefil gösterdi.
Ubey bin Halef, Uhud Savaşı’na gitmek istediği zaman da Abdurrahman gidip Ubey bin Halef’in boynuna sarıldı: “Vallahi olmaz. Bana bir kefil göstermedikçe seni bırakmam” dedi. Ubey bin Halef kefil gösterdi.
Ubey bin Halef müşriklerin ileri gelenlerindendi. Amansız bir İslâm düşmanıydı. Peygamberimiz’le ne zaman karşılaşsa:
“Bir at besliyorum, onun üstünde iken seni vurup öldüreceğim” derdi.
Peygamberimiz de: “İnşallah, sen onun üzerinde iken ben seni öldürürüm” cevabını verirdi.
Ubey bin Halef, Bedir’de esir düştü, fidye verip kurtuldu. Uhud Savaşı’na gitti. Peygamberimiz’i gördü, nara attı “Ya sen ya ben” dedi, hücum etti. Peygamberimiz bir harbe attı, onu vurup attan düşürdü. Bir eğe kemiği kırıldı. Kavminin yanına kaçtı:
“Muhammed beni öldürdü” dedi. Ebu Sufyan baktı bir yarası yok: “Boşuna telaş ediyorsun bir şeyin yok” dedi. Ubey bin Halef: “Daha önce Muhammed ben seni öldürürüm demişti. Bu darbeden benim için kurtuluş yoktur” dedi. Mekke’ye giderken bağıra bağıra öldü.
Rumlar dokuzuncu yılın içinde İranlıları savaşta yendi. Hz. Ebubekir yüz deveyi Ubey bin Halef’in kefil ve mirasçılarından aldı, Peygamberimiz’e getirdi. Peygamberimiz:
“Onları fakirlere dağıt” buyurdu.
Hz. Ebubekir develeri fakirlere dağıttı.
Allah’ın va’di tahakkuk etti. Hz. Ebubekir bahsi kazandı. Allah’ın vadinin tahakkuk ettiğini gören bir kısım insanlar Müslüman oldular, şirkten kurtuldular.
Allah Sana Bir Arkadaş Bulur
Akabe Biatları sonunda Medine’de bir İslâm topluluğu meydana gelmişti. Mekkeli Müslümanlar da müşriklerin çıkardığı bütün zorluklara rağmen Medine’ye hicret etmişti. Medineli Müslümanlar Peygamberimiz’i de Medine’ye davet etmişlerdi. Ama Peygamberimiz’e Allah’tan hicret
emri gelmemişti. Çünkü bir Peygamber bulunduğu yerden ancak Allah emri ile ayrılabilirdi. Bu yüzden Peygamberimiz Mekke’de idi. Peygamberimiz, Hz. Ebubekir ve Hz. Ali’den başka Mekke’de Müslüman kalmamış, Medine’ye hicret etmişti. Mekke’de kalanlar Müslümanlığını gizleyenlerdi.
Hz. Ebubekir de Medine’ye hicret için Peygamberimiz’den izin istedi. Peygamberimiz: “Acele etme! Belki Allah sana bir arkadaş bulur” buyurdu.
Hz. Ebubekir: Ey Allah’ın Rasûlü! Hicret etmenize müsaade olunacağını umuyor musunuz?” diye sordu.
Aldığı cevap: “Evet! Umuyorum” oldu. Hz. Ebubekir Peygamber’in sözündeki manayı anladı. İki deve satın alıp, onları evinde beslemeye başladı.

Ebu Cehil’in Sinsî Planı
Müşrikler Medine’de Müslümanların çoğaldığını, kuvvetlendiğini görüyorlardı. Peygamber’in Medine’ye gidip onların başına geçmesi ise, kendileri için büyük bir tehlike idi Müşrikler toplantı yerleri olan “Darunnedve”de bir araya geldiler. Durumu görüştüler:
“Bu adamın işi nerelere kadar götürdüğünü görüp duruyorsunuz. Biz O’nun kendisine uyan ve bizden olmayanlarla birleşerek bir gün üzerimize yürümeyeceğinden asla emin değiliz” dediler. Peygamberimiz’i öldürmek için çeşitli yollar gösterdiler. Ebu Cehil’in bulduğu yolda karar kıldılar.
Ebu Cehil, benim düşünceme göre;
1- Aramızda her kabileden güçlü, kuvvetli birer delikanlı alırız.
2- Onlardan her birine keskin birer kılıç veririz.
3- Onların hepsi birden O’nu bir vuruşta tek adam vurmuş gibi vurup öldürürler.
4- Biz de ondan kurtulmuş, rahata kavuşmuş oluruz.
5- Delikanlılar, bunu bu şekilde yapınca O’nun kanı bütün kabilelere
dağılmış olur.
6- Abdu Menaf oğulları, bütün kabilelerle savaşmayı göze alamaz ve
buna güç yetiremez. Öyle olunca da diyet ödememize razı olurlar.
7- Biz de Abdu Menaf oğullarına O’nun diyetini öderiz” dedi.
Müşrikler, bu planı kabul ettiler, Peygamberimiz’i öldürmeye karar verdiler ve baskın gecesini de tespit ettiler.
Beraber miyiz?
Baskın gecesinin öncesinde bir öğle vaktinin sıcağında, herkesin istirahata çekildiği bir zamanda Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’in evine gitti.
Hz. Ebubekir: “Vallahi! Allah’ın Rasûlü bu saatte hiç gelmezdi. Bu sa- atte gelişinde elbette bir iş var” dedi. “Anam babam sana feda olsun ne haber var?” diye sordu.
Peygamberimiz:
“Allah bana Mekke’den çıkmaya ve Medine’ye hicret etmeye izin verdi” buyurdu.
“Beraber miyiz?” dedi.
“Beraberiz” cevabını aldı.
Hz. Ebubekir gözyaşlarına boğuldu.
Cebrail, müşriklerin kararını Peygamberimiz’e bildirdi. Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’le birlikte yol kılavuzu olarak Abdullah b. Ureykıt’ı tuttular, iki deveyi de üç gün sonra Sevr dağı eteğinde buluşmak üzere ona teslim ettiler.
Gece oldu. Müşrikler Peygamberimiz’in evini ablukaya aldılar. Baskın saatini beklemeye başladılar. Peygamberimiz yanında bulunan Hz. Ali’ye:
“Yatağımda yatıp uyu. Şu yeşil, geniş aba hırkamı da örtün. Onun içinde uyu. Korkma! Sana onlardan hoşlanmayacağın hiçbir şey erişmez” buyurdu. Peygamberimiz kendisinde bulunan emanetleri sahiplerine verinceye kadar Mekke’de kalmasını da Hz. Ali’ye emretti.
Peygamberimiz kapıya çıktı, yerden bir avuç toprak alıp müşriklerin üzerine saçtı. Yasin Sûresi’ni okuyarak aralarından geçti, Hz. Ebubekir’in evine gitti. Peygamberimiz’in evden ayrılıp gittiğini göremediler, Allah onları Peygamberimiz’i göremez hale getirdi.
Peygamberimiz, yanına Hz. Ebubekir’i de alarak Medine’ye ters istikamette olan Sevr dağındaki mağaraya gitti.
Müşrikler, kararlaştırdıkları saatte baskını gerçekleştirdiler. Peygamber’in yatağında Hz. Ali’yi buldular. Peygamberimiz’in evden ayrıldığını anladılar.

Scroll to Top