PEYGAMBERİMİZ (sav)’in amcası Cafer bin Ebu Talip; Ebu Talip’in oğlu, Hz. Ali’nin on yaş büyük kardeşidir. Ebu Talip’in ev halkı kalabalıktı. Geliri giderini karşılayamıyordu. Geçim sıkıntısı çekiyordu. Peygamber (sav) amcası Abbas’a:“Kardeşin Ebu Talip’in ailesi kalabalık, geçim sıkıntısı çekiyor.
Çocuklarından birini ben alayım, birini de sen al, sıkıntısını hafifletelim” dedi.
O zaman, Peygamberimiz (sav)’e henüz Allah tarafından peygamberlik verilmemişti. Peygamberlikten önce de, O akrabayı görüp gözetir, misafir ağırlar, muhtaç olanlara yardım eder, herkese iyilik ederdi.. Sözün en doğrusunu söylerdi. Ahlâk’ın en güzeli ve en mükemmeli
onda idi. Abbas, Peygamber (sav)’in teklifini etti. Birlikte Ebu Talip’e gittiler. İsteklerini bildirdiler. Hazreti Ali Peygamberimiz’in, Caferde Abbas’ın yanında büyüdü. Allah, Peygamberimiz (sav)’e peygamberlik verince ilk Müslüman olanlardan biri de Cafer İbn-i Ebu Talip’di. Hanımı Esma binti Umeysde kendisi ile birlikte Müslüman olmuştu. Mekke müşrikleri zalimdi, azgındı. Başta Peygamber (sav) olmak üzere Müslümanlara her türlü zorluk çıkarıyorlar, eziyet ediyorlardı.
Müslümanlığın yayılmasını istemiyorlar, Müslümanları dinlerinden dönmeye, putlara tapmaya zorluyorlardı.
Müşriklerin zulmünden kurtulmak dinlerini serbest ve rahatça yaşamak için Müslümanlar Peygamberimiz (sav) emri ile Habeşistan’a hicret etmeye başladılar. Cafer İbn-i Ebu Talip Peygamberimiz (sav)’in huzuruna geldi: “-Ya Rasûlallah bana kimseden korkmaksızın
Allah’a ibâdet edebileceğim bir yere gitmem için izin ver” dedi.
İnsanın yaratılışta sahip olduğu hakları vardı. Bunlar yaşama hakkı, mal-mülk edinme hakkı, kendisini yaratan Allah’a ibâdet etmek hakkıdır. Bu haklar engellenemez. Engellenirse insanlıktan bahsedilemez. Mekke müşrikleri bu hakları engellediği için Müslümanlar mallarını mülklerini terk ederek yurtlarından ayrılmak mecburiyetinde kalıyorlardı. İbâdet hakkı diğer bir ifade ile din hürriyeti o kadar önemlidir ki, maldan bunun için feda edilir. Fakat din hiçbir şey için feda edilemez. Din hürriyeti; dinin bütünü ile yaşanılması ve yaşatılmasıdır. Peygamberimiz (sav), Cafer İbn-i Ebu Talip’in hicret isteğini kabul etti. Cafer İbn-i Ebu Talip de hanımı Esma binti Umeys’le birlikte Habeşistan’a hicret etti. Habeşistan’da Müslümanlar rahattı. Güven içinde yaşıyorlardı. Çünkü ülkenin hükümdarı Necâşi iyilik sever, âdil bir insandı. Habeşistan’da ilk Müslüman çocuğu doğdu. Bu Cafer İbn-i Ebu Talip’in oğluydu. Adını Abdullah koydu. Abdullah’ın doğumu, gurbette Müslümanlara bir bayram sevinci doğurdu.
Mekke müşrikleri, Habeşistan’da Müslümanların huzur içinde olduklarını haber aldıkları zaman öfkelendiler. Abdullah’ın doğum haberi Mekke’ye ulaştığı zamanda Müslümanların çoğalmasından ve kuvvetlenmesinden endişe ettiler. Habeşistan hükümdarından Müslümanları geri istemek için iki adam gönderdiler. Bunlar Amr İbn-i As ve Abdullah bin Rabia idi. Mekke müşriklerinin adamları önce ülkenin ileri gelenleri ile görüştüler. Onlara kıymetli şeyler verdiler. Hükümdarın yanında kendilerini desteklemelerini istediler. Sonra hükümdarın huzuruna çıktılar, şöyle dediler: “Ey hükümdar! Bizden beyinsiz bir topluluk kavminin dininden ayrıldı. Senin dinine de girmemişler. Bizimde bilmediğimiz, senin de bilmediğin yeni bir din icat ettiler. Onlar şimdi senin ülkene sığınmışlardır. Onları bize teslim etmen için babaları, amcaları, kavimlerinin ileri
gelenleri tarafından biz sana gönderildik.”
Ülkenin ileri gelenleri, “Doğru söylüyorlar, onları kendilerinden olanlar daha iyi bilirler. Onları elçilere teslim et, yurtlarına geri gönder” dediler. Necâşi ileri gelenlere kızdı, şöyle dedi: “Ülkeme sığınmış, beni başkalarına tercih etmiş kimseleri dinlemeden bunlara teslim etmem” dedi. Necâşi Müslümanları davet etti. Müslümanlar; “Hükümdarın huzuruna vardığımız zaman ne söyleyeceğiz?” dediler. “Bizim bildiğimiz Peygamberimiz’in bildirdiğinden ibarettir deriz” dediler. Cafer İbn-i Ebu Talip: “Doğru sözden daha iyi bir söz yoktur” dedi. Müslümanlar Cafer’i sözcü olarak seçtiler. Hükümdar Necâşi’nin huzurunda ülkenin ileri gelenleri, din adamları toplanmışlardı. Necâşi Müslümanlara; “-Kureyş elçi göndermiş, sizin geri verilmenizi istiyorlar, ne dersiniz?” dedi. Cafer İbn-i Ebu Talip: “Bunlara sorunuz, biz onların kölesi miyiz?” Amr İbn-i As: “Hayır, hepsi de hür ve asildir” dedi. Cafer İbn-i Ebu Talip: “Onlara borcumuz var mıdır?” Amr İbn-i As: “Hiçbirimize borçları yoktur” Cafer İbn-i Ebu Talip: “Onlardan birini öldürdük de kısas mı istiyorlar?” Amr İbn-i As: “Hayır, öyle bir isteğimiz yoktur” Cafer İbn-i Ebu Talip: “Öyleyse bizden ne istiyorlar?”dedi. Amr İbn-i As:
“Bunlar atalarımızın dinine karşı geldiler. Putlarımıza hakaret ettiler. Kavmimiz arasında ikilik çıkardılar. Onları bize teslim ediniz ki hallerine döndürelim” dedi.
Necâşi Peygamberimiz ve Müslümanlık hakkında bilgi istedi. Cafer İbn-i Ebu Talip tarihin en güzel ve özlü konuşmalarından birini yaptı ve şöyle dedi: “Ey hükümdar! Biz cahiliye adeti üzere yaşayan
bir kavimdik. Putlara tapardık. Ölü hayvanı eti yerdik. Fuhuş yapardık. Akrabalara küserdik. Komşuluk hakkına riâyet etmezdik. Zayıf kuvvetlinin esiri idi. Biz bu hal üzere iken, Allah içimizden
birini peygamber olarak gönderdi. Soyu ve asaleti, doğruluk ve güvenirliği, şeref ve namuskarlığı hepimizce malumdur. O, bizi bir Allah’a ibâdet etmeye davet ediyor. Atalarımızın tapına geldikleri putları, ağaç ve taş parçalarını terk etmemizi söylüyor. Bize doğru olmayı, emanete ve akrabalık bağlarına riâyet etmeyi,haramdan ve kan dökmekten sakınmayı bildiriyor. Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten men ediyor.
Allah’a ibâdet etmeyi, ona hiçbir surette şirk koşmamamızı emrediyor. Namaz kılmaya, sadaka vermeye, iyilik yapmaya, oruç tutmaya davet ediyor. Biz de O’na inandık. Getirdiği dini kabul
ettik. Allah tarafından getirdiklerini tasdik ettik. O’nun emrettiği şekilde ibâdet ediyoruz. O’nun helal dediklerini helal, haram dediklerini haram tanıdık. Bundan dolayı kavmimiz bize düşman kesildi. Bize her türlü eza cefa ve zulüm yapmaya başladılar. Bizi tekrar puta tapmaya zorladılar. Gün geçtikçe zulüm ve işkenceleri arttı. Tâ’hâmmül edemez olduk. Bunun için onlardan kaçarak
sizin ülkenize sığındık. Size karşı itimadımız vardır. Sizi başkalarına tercih ettik. Sizin komşuluğunuzu bir devlet bildik. Sizi emin bularak sizin yanınıza geldik. Zulme uğramayacağımızı ve haksızlık görmeyeceğimizi umduk.”
Cafer İbn-i Ebu Talip’in konuşması ne kadar güzeldi. Ne kadar doğru ve gerçekti. Cahiliyye devrinin durumunu gözler önüne sermekteydi. Allah yolundan ayrılan şaşırırdı, sapıtırdı, batıl yollara giderdi. Kurtulmak için çare, Allah yoluna dönmek, Allah yolunda olmak,
peygamberine uymaktı. Cafer İbn-i Ebu Talip’in konuşması bu gerçeği ifade etmekteydi. Necâşi, Allah’ın Peygamberimiz’e indirdiği âyetlerden okumasını istedi. Cafer İbn-i Ebu Talip’de Meryem
Sûresi’ni okudu. Necâşi huşu içinde dinledi. Cafer İbn-i Ebu Talip okumasını tamamladığı zaman, Necâşi’nin gözlerinden yaş akıyordu.
Necâşi, Kureyş elçilerine; “Müslümanları size teslim etmem” dedi. Onları dışarı çıkarttı. Cafer İbn-i Ebu Talip’in konuşması ve Kur’ân okuması kuvvetli bir etki yapmıştı. Necâşi’nin ilgisi ile Müslümanların durumu daha da düzeldi ve kuvvetlendi. Bu hal Peygamberimiz (sav)’ın elçisi Amr bin Umeyye Damiri gelinceye kadar devam etti.
Peygamberimiz (sav)’in elçisinin üç vazifesi vardı: Necâşi’yi Müslü manlığa davet etmek, Ümmü Habibe ile Peygamber (sav)’ın nikahının kıyılmasını sağlamak, Habeşistan mühacirlerini Medine’ye getirmekti. Necâşi, Peygamberimiz (sav)’in mektubunu aldı, öptü, başına koydu. Müslümanları topladı, bir konuşma yaptı. Müslüman oldu. Cafer İbn-i Ebu Talip’den İslâm dinini öğrendi. Peygamber (sav) ile Ümmü Habibe’nin nikahını kıydı. İki gemi ile Müslümanları Medine’ye gönderdi. Habeşistan muhacirleri geldiği zaman, Peygamberimiz (sav) Hayber’i feth etmişti. Peygamberimiz (sav) Cafer İbn-i Ebu Talip’i gözlerinden öptü, boynuna sarıldı, sevinçle karşıladı:“Hayber’in fethine mi, yoksa Cafer’in gelişine mi, hangisine sevineceğimi bilemiyorum” buyurdu. Allah’ın Rasûlünün ashabı birbirleri ile karşılaştıkları zaman “Musafaha” ederlerdi. Uzun bir müddet ayrı kaldıktan veya bir yolculuktan döndükten sonra kavuştukları zaman kucaklaşırlar, birbirinin boynuna sarılırlardı. Bu, Peygamberimiz (sav)’in Cafer İbn-i Ebu Talip’i karşılaşmasından ümmete kalan bir sünneti idi. Buna “Muaneka” denir.
Peygamber (sav) Cafer İbn-i Ebu Talip’e Mescid-i Nebe’vi yanında bir ev verdi. Hayber ganimetlerin den de ashabın rızasını alarak Cafer ve arkadaşlarına hisse ayırdı. Cafer İbn-i Ebu Talip Medine’ye yerleşti. Huyu güzeldi. Geçim ehliydi. Gayretli ve çalışkandı. Son derece cömertti. Fakirleri çok severdi. Onlarla oturur, onlara hizmet ederdi. Ebu Hureyre diyor ki: “Cafer bizi götürür, evinde ne varsa bize yedirirdi.” Peygamberimiz (sav), cömertliğinden dolayı Cafer İbn-i Ebu Talip’e “Ebulmesakîn= fakirler babası” derdi. O sene Cafer İbn-i Ebu Talip, Peygamber (sav)’le kaza umresi yaptı. Dini için ayrılmak mecburiyetinde kaldığı yurdunu, Mekke’yi ziyaret etti. Peygamberimiz (sav)’in kaza umresi sonrasında “Meymune” validemizle evlenmesinde dünürcüsü Cafer İbn-i Ebu Talip’di. Cafer İbn-i Ebu Talip, Habeşistan’dan döndükten sonra ilk gaza olan “Mute Savaşı”na katıldı. Mute savaşı o zamanın en kuvvetli iki devletten biri olan Bizans’la yapılan ilk savaştı. Diğer kuvvet Sasani devleti idi.
İslâm ordusunun kumandanı Zeyd bin Haris’di. Peygamberimiz (sav), “Zeyd şehid olursa kumandan Cafer, Cafer’de şehid olursa kumandan Abdullah bin Revaha” buyurmuştu. İslâm ordusunun mevcudu üç bindi. Düşman Bizans’tı. Askerinin sayısı yüzbinleri buluyordu. Amansız bir savaş başladı. Düşman dalgalar halinde hücum ediyordu. Zeyd şehit düştü. Kumandayı Cafer İbn-i Ebu Talip aldı, zırhını giydi, atına bindi. Düşman içine daldı. Durmadan savaşıyordu. Cafer İbn-i Ebu Talip savaşırken şöyle diyordu: “Cennet ne güzel, ona yaklaşmak ne hoş…”
İslâm ordusu tasavvurların üstünde kahramanlıkla savaşıyordu. Fakat düşmanın sayısı çoktu, hücumların arkası kesilmiyordu. Cafer İbn-i Ebu Talipde yaralandı. Yarası çoktu. Atından indi, yaya çarpışmaya başladı. Sağ kolu kesildi. Sancağı sol eline aldı. Sol kolu da kesildi. Sancağı bağrına bastı, öylece şehit oldu. Peygamberimiz (sav),mescidde oturmuş ashabına savaşın cereyanını anlatıyor, kumandanların şehit oluşlarını mübarek gözlerinden akan yaşlarla açıklıyordu. Şehitlerin cennet de buluştuklarını, Allah’ın Cafer’e kesilen iki koluna mukabil iki kanat verdiğini, cennette istediği yere uçtuğunu bildiriyordu.
Cafer İbn-i Ebu Talip’in hanımı Esma binti Umeys şöyle diyor: “Allah’ın Rasûlü evime geldi. “- Cafer’in çocukları nerede?” buyurdu. “Çocukları getirdim. Onları bağrına bastı, öptü, kokladı. Gözlerinden yaş akıyordu.” “Ey Allah’ın Rasûlü! Anam babam sana feda olsun, sen niçin ağlıyorsun? Niçin çocuklarıma yetimlere yaptığın gibi yapıyorsun? Yoksa Cafer ve arkadaşlarından sanaacı bir haber mi geldi?” dedim. “- Evet, onlar bu gün şehit oldular” buyurdu. Ağlamaya başladım. Kadınlar başıma toplandı. Allah’ın Rasûlü bana: “Ey Esma sakın ağzından uygunsuz bir söz kaçırma, göğsünü de döğme” buyurdu. Sonra şöyle dua eyledi: “Allah’ım! Cafer’i sevapların en güzeline ulaştır. Kullarının zürriyetine halef kıldığının en güzel şeyle Caferi halef kıl.” Peygamber (sav) ev halkına: “- Onların başına kendilerine bakamayacakları hal geldi. Cafer ailesi için yemek yapmayı ihmal etmeyiniz” Buyurdu. Üç gün şehid evlerine yemek gönderildi.
Cenaze çıkan eve üç gün yemek göndermek, Cafer İbn-i Ebu Talip’in şehâdeti vesilesi ile Peygamber (sav)’den ümmetine sünnet olarak kaldı. Peygamber (sav)’den bir defa Cafer İbn-i Ebu Talip’e şöyle buyurmuştu: “-Yaratılışta ve ahlâkta bana benzersin.” Cafer İbn-i Ebu Talip, sahibi hicreteyn (iki hicret sahibi), zülcenahayn (iki kanat sahibi) idi. Müslüman halkımızın “Cafer-i Tayyar” diye bildikleri Cafer İbn-i Ebu Talip hazretleri idi. Ra’dıyallahu anhu= Allah ondan razı olsun. Şefaatine bizleri de kavuştursun…Amin
—————————————————
Kaynakça
1-Buhârî Tecridi Sarih Tercümesi 4/423, Diyanet Yayını,
2- İbn-i Hacer el-Askalani; el-İsâbe fî Temyizi›s-Sahâbe Mısır.
3-Abdusselam Harun, Tehzibu İbn-i Hişam, Kuveyt
4-Yusuf Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, Divan Yayını, İst
5-M. Esâd, İslâm Tarihi, Marifet Yayını, İst
6-Muhammed Rıza, Muhammedün Rasûlullah, Beyrut
7-Muhammed Rıza, Muhammedün Rasûlullah, Sh: 274, 1974, Beyrut