O, Allâh’a Âsi Olmaz

Peygamberimiz gördüğü bir rüya üzerine 1400 sahabesi ile birlikte Umre yapmak üzere Medine’den ayrıldı. Mekke’ye dokuz mil uzaklıktaolan Hudeybiye’ye ulaştı.
Hudeybiye’de müşriklerin Peygamberimiz’in ve sahabesinin Umre yapmasına engel olma kararı aldıklarını öğrendi. Karşılıklı elçiler gitti geldi. Müşrikler kararından vazgeçmediler. Bir anlaşma yapıldı. Buna göre Umre gelecek sene yapılacaktı. Müslüman olup Medine’ye hicret edenler müşriklere geri verilecekti. Anlaşmanın başka şartları da vardı.
Müslümanlar Mekke yakınına kadar gelmişken Umre yapamamaktan dolayı üzgündüler. Müslümanların müşriklere iadesini de kabullenemiyorlardı. Bu durumu Hz. Ömer hem Peygamber’e, hem de Hz. Ebubekir’e söyledi. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer’e şu cevabı verdi:
“O Allah’ın Rasûlü’dür! O Allah’a asi olmaz. Allah O’nun yardımcısıdır. sen O’nun emirlerini kabul et. Allah’a yemin olsun ki, O en doğru yol üzerindedir.”
Hz. Ebubekir’in sözleri, Hz. Ömer’i sakinleştirdi. Hudeybiye anlaşmasının her maddesi Müslümanlara yaradı. Anlaşmadan sonra Müslümanlık hızla yayılmaya başladı. Hudeybiye anlaşması ve bu anlaşmayı müşrikler adına yapmış olan Süheyl bin Amr hakkında Hz. Ebubekir şunları söyledi:
“İslâm’da Hudeybiye zaferinden daha büyük zafer olmadı. Fakat o gün Müslümanlar Allah’ın Rasûlü ile Rabbi arasında olanları anlayamadılar ve acele ettiler. Halbuki Allah, işler istediği noktaya varıncaya kadar, öyle kullar gibi acele etmez.
Veda Haccı’nda Süheyl bin Amr’a baktım. Kurban kesilen yerde duruyordu. Sonra kurbanlık devesini yaklaştırdı ve onu Allah’ın Rasûlü kendi eliyle kesti.
Peygamber berberini çağırdı ve başını tıraş ettirdi. Baktım Süheyl Peygamber’in saçlarından topluyor ve gözüne sürüyordu. O zaman onun Hudeybiye’de Bismillahirrahmanirrahim ve Muhammedün Rasulullah yazılmasına karşı çıkışını hatırladım ve onu hidayete erdiren Allah’a hamd ettim.”
Ağlatan Şey
Halid bin Velid müslüman olmadan önce bir rüya görür: Çok dar ve kurak bir yerden geniş ve yeşil bir yere çıkar. Rüyasını Hz. Ebubekir’e yorumlatır. Çünkü Hz. Ebubekir, iyi bir rüya yorumcusu idi. Halid bin velid’in rüyasını yorumladı:
“Çıkış, senin İslâm’a yönelmendir. İçinde bulunduğun dar ve kurak yer ise şirktir” dedi. Halid bin Velid İslâm’a yöneldi ve fetih öncesi Müslü man oldu.
Mekke fethedildiği gün, Hz. Ebubekir yaşlı ve gözleri görmeyen babası Ebu Kuhafa’yı elinden tutup Peygamber’in yanına getirdi.
Peygamberimiz: Bu yaşlı adamı evde bıraksaydın biz onun yanına gitseydik” buyurdu.
Hz. Ebubekir: Ey Allah’ın Rasûlü! Onun senin yanına gelmesi daha uygundur” dedi, babasını Peygamberimiz’in önüne oturttu. Peygamberimiz göğsünü sıvazladı, “Müslüman ol” buyurdu. Ebu Kuhafa Müslüman oldu. Hz. Ebubekir’in ailesinden Müslüman olmayan kalmadı.
Oğlu Abdurrahman daha önce Müslüman olmuştu.
Babası Müslüman olan Hz. Ebubekir ağlamaya başladı. Allah’ın Rasûlü: “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
Hz. Ebubekir: “Babamın yerine, amcan Ebu Talib’in Müslüman olmak üzere elini uzatması ve Allah’ın seni sevindirmesi, benim daha çok hoşuma giderdi, onun için ağlıyorum” dedi.
Bütün Servetini Verdi
Tebuk büyük bir seferdir. Bizans, İran’ı yenince Müslümanlara karşı savaşmak üzere bölgede bulunan Hıristiyan kabilelere hazırlanmaları için emir verdi.
Bizans’ın harb emri, Medine’de duyulunca Peygamberimiz’in emri ile hazırlıklar başladı.
Yol uzundu, düşman çok ve kuvvetli idi. Hava çok sıcaktı. Üstelik o sene Necid ve Hicaz’da kıtlık olmuştu. Hurmalar harap olmuş, develer ölmüştü. Hayvanlar telef olmuştu. Durum savaşa gitmeye hiç müsait değildi.

Müslümanlar bütün güçleriyle savaşa hazırlandılar. Ashab, büyük fedakarlık yaptı. Elindeki bütün imkanları ile yardımcı oldular.
Hazreti Ebubekir bütün servetini verdi.
Hz. Peygamber: “Aile efradına bir şeyler bıraktın mı?” diye sordu.
Hazreti Ebubekir: “Allah’ı ve Rasûlü’nü” dedi.
Hz. Ömer malının yarısını yardım olarak getirdi.
Hz. Peygamber, Hz. Ömer’e de:
“Ailene bir şeyler bıraktın mı?” buyurdu.
Hz. Ömer: “Getirdiklerim kadar” cevabını verdi.
Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in bütün mal varlığını yardım olarak getirdiğini duyunca:
“Ebubekir ile ne zaman bir hayır hususunda yarışmışsak mutlaka beni geçmiştir” dedi.
Peygamberimiz otuz bin kişilik bir kuvvetle Tebuk seferine çıktı. Büyük bir İslâm ordusunun geldiğini haber alan Hıristiyanlar kalelerine çekildiler. Müslüman ordusunun karşısına çıkamadılar. Bazı Hıristiyan kabileleri Peygamberimiz’le anlaşma yaptılar, cizye vermeyi kabul ettiler.
Hac Emiri
Hicretin dokuzuncu senesinde Hazreti Ebubekir Hac emiri tayin edildi.
Hac emiri, güvenliği sağlar. Hac için gerekli olan bilgileri hacılara verir. Haccın düzenli bir şekilde yapılmasını sağlar.
Hazreti Ebubekir, üç yüz kişilik bir hac kafilesi ile birlikte hac emiri olarak Mekke’ye gitti.

O sene Peygamberimiz, hacca gitmedi. Çünkü müşrikler hacdan ve Kabe’yi tavaftan men edilmemişti. Çıplak olarak Kabe’yi tavaf ediyorlar, ıslık çalıp, el şapırdatıp gülüp oynuyorlardı. Peygamberimiz müşriklerin yaptıklarını hoş karşılamıyor, kötü görüyordu. Hazreti Ebubekir, hac emiri olarak Mekke’ye gitti. Arkasından müşrikleri hacdan men eden ayetler, Allah tarafından Peygamberimiz’e vahyedildi.
Peygamberimiz, Hz. Ali’yi Mekke’ye gönderdi. Hz. Ali “Tevbe” Sûresi’nin 1–36. ayetlerini bütün hacılara okudu, insanlara duyurdu:
Bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamayacaktır.
Hiçbir kimse Kabe’yi çıplak olarak tavaf edemeyecektir.
Şirk alametleri ve tezahürleri olan davranışlar men ediliyor.
Kabe’yi ziyaret müşriklere yasaklanıyordu.
Sessizce Ağlıyodu
Hicretin onuncu senesinde Peygamberimiz yüz yirmi dört bin ashabı ile hac yaptı. Bu Peygamberimiz’in ilk ve son haccı idi. Arafat’ta bir hutbe okudu. Bu hutbeye “Vedâ Hutbesi” dendi.
Peygamberimiz (sav), hutbesinde İslâm’ın temel esaslarını bildirdi. İnsanlığın uyması gerekli olan kuralları ilan etti.
Konuşmasının sonunda:
“Tebliğ ettim mi?” diye sordu.
Vedâ Haccı’nda bulunan bütün hacılar:
“Evet” cevabını verdiler.
Peygamberimiz ashabından “Evet” cevabını alınca:
“Şahit ol, yâ Rab!”
“Şahit ol, yâ Rab!”
“Şahit ol, yâ Rab!” dedi.
Peygamberimiz (sav), bu haccı ile ümmetine vedâ ediyordu. “Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide: 3) ayeti inince, Hz. Ebubekir sessizce ağlamıştı.
Din tamam olmuştu. Dinin tamam olması, Peygamber’in bu dünyadan
ayrılmasının işareti idi. Hz. Ebubekir bu işareti anladı, Peygamber’in ayrılığına ağladı.

Allah Bâkî, Ölmez
Hicretin on birinci senesi, Allah’ın Rasûlü’nün hastalandığı senedir.
Allah’ın Rasûlü hasta olduğu için Hz. Ali ve Hz. Fazl’ın yardımı ile minbere çıktı, hutbe okudu.
Minberden indi, namaz kıldırdı.
“Allah bir kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında serbest bıraktı, kul da O’na kavuşmayı seçti” sözünü söyledi.
Hz. Ebubekir yine ağladı. “Nefsim sana feda olsun! Ey Allah’ın Rasûlü” dedi. Çünkü Peygamber sözü ile ahirete göçeceğini bildiriyordu.
Hz. Ebubekir sessiz sessiz ağlıyordu. Hz. Peygamber de Hz. Ebubekir’den hoşnut olduğunu söylüyordu.
Hz. Peygamber, mescide açılan kapıların kapatılmasını emretti. Evine çekildi.

Vefatına üç gün kala hastalığı daha da arttı. “Ebubekir’e söyleyin halka namaz kıldırsın” buyurdu. Yerine onun imam olmasını istedi. Hz. Ebu bekir on yedi vakit namazda cemaate imam oldu.
On iki Rebiülevvel pazartesi günü biraz iyileşti. Ertesi günü sabah namazını Hz. Ebubekir’in arkasında kıldı. Ümmetinin saf saf durup ibadet ettiğini gördü. Memnun ve mesrur oldu.

O gün güneş batmadan Hak vakî oldu. Peygamberimiz bu dünyadan ayrıldı, mübarek ruhu, A’lâ-i illîyyîne yükseldi.
Hz. Peygamber vefat etmişti.
Müminlerin anneleri sessizce ağlıyordu.
Hz. Ali olduğu yerde dona kaldı.
Hz. Osman’ın sanki dili tutulmuştu.
Ashab şaşkınlık içindeydi.
Hz. Ömer dehşet içindeydi. Kılıcını çekti:
“Kim Peygamber öldü derse boynunu vururum” dedi, ayakta dura kaldı.
Durum olağanüstü bir haldi. Kimse ne yapacağını bilmiyordu.
Olağanüstü hali, olağana çeviren Hz. Ebubekir oldu. Ölüm anında
Peygamber’in yanında değildi. Mahallesindeydi.
Hz. Ebubekir Peygamber’in ölümünü duyunca koşup geldi. Hücre-i saadete girdi. Peygamber’in yüzünü açtı:
“Ölümün de hayatın gibi güzel” dedi, öptü, Gözlerinden yaşlar aktı ,
mübarek yüzünü örttü, hanımlarını teselli etti.
Hücre-i saadetten çıkıp Mescid’e geldi. Ashab mescidde toplanmış şaşkınlık içerisinde bekliyorlardı, Hz. Ebubekir ashaba baktı, onlara şöyle
seslendi:
“Ey insanlar! Her kim ki Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki, Muhammed ölmüştür.
Her kim ki Allah’a tapıyorsa bilmelidir ki Allah bakidir, ölmez.”
Hazreti Ebubekir’in sözleri öyle kesin sözlerdi ki, ashabı içerisine düştükleri şaşkınlıktan uyandırdı, onları kendilerine getirdi.
Hazreti Ebubekir sözlerine devamla iki ayeti kerime okudu:
“Muhammed bir Peygamberdir. Ondan önce nice Peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse siz dininizden dönecek misiniz? Her kim dininden dönerse zararı kendinedir.
Allah Müslümanlık nimetinin kıymetini bilip, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.” (Âl-i İmran: 144)
“Ya Muhammed sen öleceksin, müşrikler de ölecektir.” (Zümer: 30)
Hz. Ebubekir ayetleri okurken Hz. Ömer’in aklı başına geldi, Peygamber’in öldüğüne inandı, dizlerinin bağı çözüldü, yere yığıldı.
Hz. Ebubekir’in konuşması ile Ashab derin bir uykudan uyanırcasına kendilerine geldiler, Hz. Peygamber’in vefat ettiğine inandılar.
Medine, Peygamber Medine’ye hicret ettiği gün nasıl bir sevinç içinde ise, vefat ettiği gün de kat be kat üzüntü içerisinde idi.

Sizin Fikriniz Alınmadıkca Bir İş Görülmez
Hz. Ebubekir, Peygamber (s. a. v)’in evine gitti, tekvin ve tedfin işi
ile meşgul olmaya başladı. Aniden Hz. Ömer geldi, telaşlı idi. Hz. Ebubekir’e bir şeyler söyledi. Hz. Ebubekir, yanına Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı alarak Beni Saide Sakiyfesi’ne gitti. Çünkü Ensar Beni Saide Sakiyfesi’nde toplanmış, Hazrec kabilesi başkanı Sa’d bin Ubade’yi halife seçmek üzere idiler. Halife seçmek işini de başlatan Sa’d bin Ubade idi.

Sa’d bin Ubade Ensar’a bir konuşma yaptı, konuşmasında şunları söyledi:
“Ey Ensar cemaati! Sizin din hususunda kazandığınız fazilet ve meziyet başka kabilelerde yoktur.
Allah’ın Rasûlü nice seneler kavmi içinde kalarak onları dine davet etti. İçlerinden pek az kimse imana geldiyse de kafirlerle savaşmaya ve İslâm dinini yükseltmeye güçleri yetmedi.

Vakta ki Cenab-ı Hak sizin mesut ve bahtiyar olmanızı istedi, sizi İslâm ile şereflendirdi. Hz. Peygamber ile ashabının korunmasını ve muharebe ile İslâm dininin yükseltilmesini size nasip etti.
Düşmanlar üzerine en çok şiddet gösteren sizler oldunuz. Arap kabileleri sizlerin kılıçları sayesinde ister istemez itaate geldi.
Allah’ın Rasûlü sizlerden hoşnut olarak vefat etti. Şimdi reis olup, başa geçmek sizin hakkınızdır, onu başkasına vermeyiniz.”
Hz. Sa’d bin Ubade’nin konuşması Ensar’a etki etti. Ensar Sa’d bin Ubade’yi halife seçmek üzere idi. Sa’d bin Ubade, Hazrec kabilesindendi. Hazrec kabilesi Sa’d bin Ubade’yi seçmede kararlı idi. Evs kabilesinde ise, Sa’d bin Ubade’yi seçmede tereddüt vardı.
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah ile tam zamanında toplantıya yetişti.
Hz. Peygamber, nerede olursa olsun sağına Hz. Ebubekir’i, soluna Hz. Ömer’i alırdı. Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah için de “Bu ümmetin eminidir” buyurmuştu. Üçünün birden Beni Saide Sakiyfesi’ne gitmesi orada bulunan Ensar üzerinde büyük bir tesir yaptı. Sanki Peygamber dirilmiş oraya gelmiş gibi oldu.
Ensar’dan biri kalkıp:
“Bizler Peygamber’in Ensarıyız. Bizler İslâm’ın hazır askerleriyiz.
Ey muhacirler, sizler bizim içimize gelmiş, sığınmış bir cemaatsiniz. Emirlik bizim hakkımızdır” dedi.
Hz. Ömer kalkıp konuşmaya cevap vermek istedi.
Hazreti Ebubekir:
“Ey Ömer dur” dedi, Hz. Ebubekir kalktı, kendisi konuştu. Konuşmasında şunları söyledi:
“Bu ümmet, evvelce taştan ve ağaçtan yapma putlara tapardı. Allah kendini bir bilmeleri ve yalnız kendine ibadet etmeleri için onlara Peygamber gönderdi. Arap kavmine babalarının dinini bırakmak zor geldi.
Allah, ilk muhacirleri, Rasûlü’ne iman etmeleri ile seçkin kıldı. Onlar Hz. Peygamber’e gamlı günlerinde arkadaş oldular.
Onunla birlikte müşriklerin eza ve cefasına katlandılar.
İşte yeryüzünde önce Hakk’a tapan ve Rasûlü’ne iman eden onlardır. Peygamber’in vefalı arkadaşları, doğru yardımcıları ve kabilesi onlardır. Bundan dolayı onlar halife olmaya, herkesten önce layık ve öndedirler.
Ey Ensar! Sizin de din bakımından kıdeminiz, faziletleriniz ve meziyetleriniz inkar olunamaz. Allah sizi dinine ve Rasûlü’ne yardım için seçti. Sizlere Rasûlü’nün muhacir olmasını nasip etti.
Bizce de ilk muhacirlerden sonra, sizin derecenizde kimse yoktur.
Allah’ın Rasûlü’ne yardım ettiniz, ondan dolayı fazilet ve şeref sahibisiniz, bu davanızda haklısınız, buna kimsenin bir diyeceği yoktur.
Halifelik konusuna gelince Arap kabileleri ancak Kureyş’i bilir, başkasının emirliğini kabul etmez. Çünkü Kureyş kabilesi soy, sopça Arabın en faziletlisidir ve memleketleri Arap adasının ortasıdır.
Biz emirleriz, siz vezirlersiniz. Sizin fikriniz alınmadıkça bir iş görülmez.”


Scroll to Top