Allah Bizimle Beraberdir

Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’le Sevr mağarasına vardığı zaman, Hz. Ebubekir “Allah aşkına ben girmedikçe sen girme, eğer içeride zararı dokunacak bir şey varsa onun zararı sana dokunmasın, bana dokunsun” dedi. Hz. Ebubekir mağaraya girdi, eliyle yerleri yokladı, düzledi.
Mağaranın bir yerinde bir delik buldu. İzarını yırtıp oraya tıkadı. Başka bir deliğe de ayağın dayadı. Allah’ın Rasûlü’ne gir, dedi.
Peygamberimiz mağaraya girdi. Başını Hz. Ebubekir’in dizine dayadı, uyudu. Hz. Ebubekir’in ayağını dayadığı delikten yılan ısırdı. Büyük acı verdi. Fakat Hz. Ebubekir Allah’ın Rasûlü uyanır diye hiç kımıldamadı. Gözlerinden akan yaş Allah’ın Rasûlü’nün yüzüne düşünce uyandı.
“Sana ne oldu ey Ebubekir?” buyurdu.
Hz. Ebubekir, “anam babam sana feda olsun. Yılan tarafından ısırıldım” dedi. Peygamberimiz ısırılan yere tükürüğünü sürünce Hz. Ebubekir’in ağrısı, sızısı dindi.
Müşrikler, Peygamberimiz’in evinden Hz. Ebubekir’in evine koştular, onu da evinde bulamadılar. Kesin olarak inandılar ki Peygamberimiz’le Hz. Ebubekir Mekke’den ayrılmışlardır, peşlerine düştüler. Aramadık yer bırakmadılar. Peygamberimiz’le Hz. Ebubekir’i yakalayanlara yüz deve vaat ettiler. Dağ, taş her tarafı aradılar.
Müşrikler iz süre süre Sevr mağarasına kadar geldiler. İz sürücü “Aradığınız kişiler şu mağaradan ileri geçmemişlerdir. İzleri burada kesiliyor” dedi.
Mağaranın kapısına bir örümcek, ağ kurdu.
Mağaranın önünde güvercinler yuvalandı.
Adamın biri mağaranın sağını solunu aradı. Arkadaşı niye mağaraya bakmadın dedi. O da: “Mağaranın ağzında iki güvercinin yuvalandığını gördüm. İçeride hiç kimsenin bulunmadığını anladım” cevabını verdi.
Müşriklerin azgınlarından Ümeyye bin Halef:
“Mağaranın üzeri örümcek ağı ile kaplanmışken siz ne diye şüphelenip duruyorsunuz. Ben bu ağın Muhammed doğmadan önceye ait olduğu kanaatindeyim” dedi.
Bazıları da: “Eğer onlar mağaraya girmiş olsalardı, güvercinlerin yuvası dağılır, yumurtası kırılır, örümcek ağı da bozulurdu” dediler. Allah, elçisini ve Hz. Ebubekir’i korudu. Örümcek ağı ve güvercinlerin yuvalanmaları bu korumaya perde oldu. Müşrikler konuşmalarından sonra mağaranın önünden ayrılıp gittiler.
Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir, mağaranın içinde müşriklerin konuşmalarını duyuyorlardı. Hz. Ebubekir endişeye kapılmıştı, yavaşça Peygamberimiz’e şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Onlardan birisi eğilip de ayaklarının dibinden bir bakıverse bizi görürler.”
Peygamberimiz de aynı yavaş sesle Hz. Ebubekir’e şu cevabı verdi:
“Ey Ebubekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa, sen, akıbetinin ne olabileceğini, yakalanacağımızı mı sanırsın?”
Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’in iç rahatlığına kavuşması için dua etti.
“Üzülme Allah bizimle beraberdir” buyurdu.
Kur’an’ı Kerim’in Tevbe Sûresi’nin 40. ayeti Peygamberimiz’in Hazreti Ebubekir’i tesellisini şöyle anlatır:
“…Kafirler onu Mekke’den çıkardıkları zaman bizzat Allah O’na yardım etmişti ki o zaman Rasûlüllah ikinin biri idi. Onlar mağarada idiler. Peygamber arkadaşına “üzülme, Allah bizimle beraberdir” dediği zaman Allah O’nun üzerine sekinetini indirmişti…”
Ayette geçen Peygamber’in arkadaşı Hz. Ebubekir’dir. Hz. Ebubekir Peygamberimiz’in sahabesidir. Kim, Hz. Ebubekir’e sahabe değildir derse, bu ayetin hükmünü inkar etmiş olur.
Tedbirler
Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’le birlikte mağarada üç gün kaldı.
1- Bu süre zarfında, Hz. Ebubekir’in oğlu Abdullah, gündüzleri müşrikler arasında dolaşır, onların yaptığı toplantıları takip eder, Kureyş’in yaptıklarını ve yapacaklarını akşam karanlığında Sevr mağarasına gelir anlatırdı. Geceyi mağarada geçirir, alaca karanlıkta kimseye görünmeden Mekke’ye dönerdi. Akıllı, cesur ve becerikli bir gençti. Taif muhasarasında şehit oldu.
2-Hz. Ebubekir’in azatlı kölesi Amir bin Fuheyre, Hz. Ebubekir’in koyunlarını Mekkelilerin koyunları ile birlikte otlatır, karanlık basınca
mağaranın önüne getirip bırakırdı. Peygamberimiz’le Hz. Ebubekir onları sağar, güneşin hararetinden ısınmış temiz taşları içine koyarak sütü ısıtır ve içerlerdi.
3-Âmir bin Fuheyre, koyunları Abdullah’ın gelip gittiği yol üzerine sürer izini belirsiz ederdi.
4-Hz. Ebubekir’in kızı Esma, akşam olunca hiç kimseye görünmeden
mağaraya yiyecek getirir, yine kimseye görünmeden hemen dönerdi.
Müşrikler, Abdullah’ın, Esma’nın ve Âmir’in gidip gelmelerinden haberdar olamadılar. Çünkü onlar çok tedbirli hareket ediyorlardı. Allah,
Rasûlü’nü koruyordu.
Aradan üç gün geçmişti. Arama biraz tavsamıştı. Daha önce tutulan kılavuz Abdullah bin Ureykit, kendisine emanet edilen iki deve ve kendi devesi ile birlikte tesbit edilen saatte pazartesi seherinde Sevr dağının eteğine geldi. Peygamberimiz Hz. Ebubekir’le birlikte mağaradan çıktılar, kılavuzun yanına geldiler.
Medine’de Sevinç
Hz. Ebubekir iki devesinden en iyisini Peygamber (sav)’e arz etti:
“Anam babam sana feda olsun bin” dedi.
Peygamberimiz, devenin bedelini alırsa, bineceğini bildirdi.
Hz. Ebubekir, devenin bedelinin 400 dirhem olduğunu söyledi. Peygamberimiz 400 dirhemi verdi, deveye bindi. Âmir bin Fuheyre de Hz. Ebubekir’in terkisine bindi.
Hicret yolculuğu başladı.
Yolculuk meşakkatli ve tehlikeli idi. Onları aramaya gelen düşmanların atları kumlara saplandı, kaldı. Kumlardan kurtulmak için Rasûlullah’ın duasına ve yardımına muhtaç oldular. Yolculukta kısır koyun ve ke çiler süt verdiler, Allah’ın Rasûlü’ne hizmet ettiler. Verdikleri sütlerle
Allah’ın Rasûlü’nü tasdik ettiler.
Ama insanoğlu, Allah’ın verdiği aklı, düşünceyi kötü yolda kullanarak
Allah’ın Rasûlü’ne düşmanlık ediyor, O’nu yok etmek için dağ, taş dolaşıyordu.
Allah’ın Rasûlü, Hz. Ebubekir’le birlikte dağları aştılar, ovaları, dereleri geçtiler. Müslümanların sevinç gösterileri içinde Medine’ye ulaştılar.
Hayra Ne Harcarsanız, Allah Onu Yerine Kor
Hz. Ebubekir, Medine’de ilk günlerde Harise bin Zeyd’in evinde misafir kaldı.
Peygamberimiz, Hz. Ebubekir’le Harise bin Zeyd’i kardeş yaptı.
Harise bin Zeyd, malının yarısını Hz. Ebubekir’e vermek istedi, kabul etmedi, Harise bin Zeyd’e teşekkür etti.
Hz. Ebubekir hicret ederken yanında getirdiği para ile Medine’de bir
elbise dükkanı açtı, ticarete başladı.
Başladığı ticaretten kazandı. Medine’li zenginlerin arasına katıldı.
Mekke’de kalan ailesini de Medine’ye getirdi.
Müşrik olan babası Ebu Kuhâfa ve oğlu Abdurrahman Mekke’de kaldı.
Cömertliği Medine’de de göründü.
İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gideriyordu.
Mescit yapılacaktı. İki yetime ait mescit arsasının bedelini verenlerden biri de Hz. Ebubekir’di. Allah için kazanıyor, Allah için sarf ediyordu.
Allah için sarf ettikçe de serveti artıyor, kazancı azalmıyordu. Çünkü Allah Sebe Sûresi’nin 39. ayetinde: “Siz hayra ne harcarsanız, Allah O’nun yerine başkasını verir” buyuruyordu.
Hep Önde
Hz. Ebubekir, sevap kazanmak için köle satın alır, azat ederdi.
Her işte olduğu gibi hayır işlerinde de öncü idi. Hiç kimse onunla yarışamazdı.
Hz. Ömer yardıma muhtaç bir kadın buldu. Yardım için her gittiğinde kadına yardım edildiğini gördü. Bir gün kadının evine çok erken gitti, kapıda bekledi. Yüzü örtülü bir adam evden çıktı. Hz. Ömer adamın peşine düştü, onu yakaladı. Adam yüzündeki örtüyü çıkardığında onun
Hz. Ebubekir olduğunu gördü. Hz. Ömer: “Senin olduğuna emindim. Senden başkasının önde olamayacağını biliyordum” dedi.
Bir gün Peygamber ashabı ile sohbet ederken sordu:
“Bugün hanginiz oruçlu?”
Hazreti Ebubekir: “Ben” dedi.
“Bugün hanginiz hasta ziyaret ederek evine döndü?”
Yine: “Ben” dedi.
“Bugün hanginiz bir cenazeye katıldı?”
Yine: “Ben” dedi.
“Bugün hanginiz bir fakirin karnını doyurdu?”
Yine o: “Ben” dedi.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:

“Bir günde bu kadar hasletin kendisinde birleştiği adam muhakkak cennete girer.”
Seriyye Komutanı
Medine’de Müslümanlar Hz. Peygamber’in öncülüğünde bir devlet kurmuştu. Medine ve civarında yaşayan Yahudilerle de anlaşmalar yapılmıştı. Yahudiler, anlaşmalara uygun hareket etmediler, fitne ve fesat çıkarmaya çalıştılar, müşriklerle temasa geçtiler. Müşrikler Medine etrafında bulunan kabileleri kışkırtmaya başladılar.
Peygamberimiz (s. a. v), Yahudileri anlaşma şartlarına uygun davranmaya zorlamak, Mekke müşriklerine ticaret yollarını kapatma gücünde olduğunu göstermek ve isyan etme durumunda olan kabileleri caydırmak için seriyyeler çıkardı. Seriyyeler küçük askeri birliklerdi.
Hz. Ebubekir bu seriyyelerde bir asker olarak bulunduğu gibi zaman zaman da seriyye komutanı olarak vazife yaptı. Seriyyeler çok mühim vazifeler ifa etti. İslâm devletinin gücünü, kuvvetini gösterdi, serkeşlik edenleri tedip etti.
Âyet, Hz. Ebubekir’i Doğruladı
Yahudiler anlaşmalarına uymadılar. Zaten yahudiler hiçbir zaman anlaşmalarına tarih boyunca uymamışlar, her fitnenin ve fesadın peşinde ve içinde olmuşlardır.
Finhas adında bir yahudi öyle saçma sapan şeyler söyledi ki halim, selim bir zat olan Hz. Ebubekir’i öfkelendirdi. Hz. Ebubekir onun fitne ve fesattan kurtulması için İslâm’a davet etti. Finhas, davete şöyle cevap verdi:
“Ey Ebubekir! Bizim Allah’a hiçbir minnetimiz ve ihtiyacımız yoktur. Allah bize muhtaçtır. O bize yalvardığı halde biz ona yalvarmıyoruz. O fakirdir, biz ondan zenginiz. Eğer zengin olsaydı arkadaşınız Muhammed’in dediği gibi bizim mallarımızdan ödünç almazdı.”

Yahudiler de Finhas’ın görüşünde idi. Allah rızası için insanlara borç verme emrini yahudiler Allah fakirdir diye kendilerine göre, müslümanlara hakaret maksadı ile yorumluyorlardı.
Hz. Ebubekir:
“Yemin olsun! Eğer sizinle aramızdaki anlaşma olmasaydı senin kelleni uçururdum ey Allah’ın düşmanı” dedi ve bir rivayete göre yahudiye bir tokat attı.
Yahudi, Peygamber’e şikâyet etti ve beni dövdü dedi. Hz. Ebubekir söylediği sözleri söyleyince inkar etti, öyle sözler söylemedim dedi.
Âyet indi. Hz. Ebubekir’i tasdik etti. Yahudi Finhas’ı yalanladı.
Ayette şöyle buyurulmaktadır:
“Gerçekten Allah fakir, biz ise zenginiz diyenlerin sözünü and olsun ki Allah işitmiştir. Onların bu dediklerini, haksız yere Peygamber öldürmeleri ile birlikte yazacağız ve diyeceğiz ki; tadın o yakıcı azabı!”(Âl-i İmran: 181)
Sen, Benim Görür Gözüm, İşitir Kulağımsın
Bedir Savaşı’nda Peygamberimiz için çadır kurulduğu zaman kılıcını çekip ilk nöbet tutan Hz. Ebubekir’dir.
Bedir Savaşı’nda müşriklerin sayısı bindi, Müslümanların sayısı ise üç yüz beşti.
Allah’ın Rasûlü kıbleye döndü, şöyle dua etti:
“Allah’ım bana olan va’dini yerine getir.
Allah’ım! Eğer bu bir avuç İslâm ordusu yok olursa, ebedî olarak yeryüzünde kulluk olmaz.”
Peygamberimiz ellerini o kadar kaldırmıştı ki, sırtındaki hırkası düştü.
Hz. Ebubekir kendisine yaklaştı, hırkasını sırtına koydu, düşmemesi için de bir müddet tuttu. Allah’ın Rasûlü’ne şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Rabbine bu kadar dua etmen kâfi.
Rabbin sana yaptığı va’di mutlaka gerçekleştirecektir.”
Enfal Sûresi’nin 8. ayeti indi.
Peygamberimiz’in duasının kabul olunduğunu bildirdi. Bin kişilik bir melaike topluluğunun yardım edeceği Allah tarafından Peygamberimiz’e vahyedildi.
Bedir Savaşı’nda Hz. Ebubekir’in oğlu Abdurrahman müşriklerin safında idi. Savaş başlamıştı. Abdurrahman kılıcını çekmiş Müslümanlar üzerine yürüyordu. Babasını gördü. Hz. Ebubekir de oğlu Abdurrahman’ı gördü. Kılıcını çekti, oğlu ile savaşmak için Allah’ın Rasûlü’nden izin istedi. Allah’ın Rasûlü:
“Ey Ebubekir! Bilmez misin ki, sen benim görür gözüm, işitir kulağım durumundasın” buyurdu. Oğlu Abdurrahman ile savaşmasına izin vermedi.
Allah Hidâyet Eder
Bedir’de zafer kazanıldı, Bedir’de müşrikler öldürüldü. Bir kısmı da esir alındı. Esirlere ne yapılacaktı? Allah’ın Rasûlü Kur’an ayetlerinin inmediği konularda Müslümanlarla istişare ederdi. Esirler konusunda da ashabının düşüncelerini sordu.
Hz. Ebubekir. “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar bizim akrabalarımızdır. Onları kurtuluş akçası karşılığı serbest bırak. Belki Allah kendilerine hidayet eder de gücümüze güç katarlar.”
Hz. Ömer: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar senin düşmanların. Seni memleketinden çıkardılar. Seninle savaştılar. Bunların boyunlarını vur.”
Sa’d bin Muaz, Hz. Ömer’in görüşünde idi. Diğer sahabelerde, Hz. Ebubekir gibi düşünüyorlardı. Hz. Peygamber, Hazreti Ebubekir’in teklifini uygun buldu. Esirler fidye karşılığı serbest bırakıldı.
Ayet indi:
“Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir Peygamber’e esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.”
Allah tarafından önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldığınız fidyeden ötürü size mutlaka büyük bir azap dokunurdu. (Enfal Sûresi: 67–68)
İlahi hüküm, esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılmasını tasvip etmedi. Ayetler inince Peygamberimiz’le Hz. Ebubekir ağladı. Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Azap gelse idi, Ömer ile Sa’d bin Muaz’dan başkası kurtulamazdı.”
Geçmiş hüküm dolayısı ile yani içtihadında hata edene azap verilmeyeceği hükmü ile esirleri serbest bırakanlar azaba çarptırılmadı. Bedir’de alınan ganimetlerin helal olduğunu bildiren Enfal Sûresi’nin 69. ayeti ile de savaşta alınan ganimetlerin helal olduğu duyuruldu.

İftira
Uhud Savaşı’nda Hazreti Ebubekir Peygamberimiz’in yanından hiç ay rılmamış, müşriklere karşı o sıkıntılı anlarda Hz. Peygamber’i bütün gücünü harcayarak korumaya çalışmıştır.
Uhud sonrası, şehit ailelerinin acılarını dindirmek için üstün bir gayret sarf etmiş, onların maddi ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır.
Hz. Ebubekir’i en çok üzen olay, kızı, Peygamberimiz’in hanımı Hz. Aişe’ye iftira olayıdır. Bu olaya “İfk” denir.
Hicretin beşinci yılında Peygamberimiz Beni Mustalik gazasına çıktı. Eşi Hz. Aişe de onunla beraberdi. Gazaya katılanlar arasında münafıklar da vardı. Bunlar her fırsatta Müslümanlar arasında ayrılık çıkarmaya çalışıyorlardı. Bir kuyu başında su meselesinden Ensar ile Muhacirleri
birbirine düşürmek istediler, emellerine ulaşamadılar.
Dönüş yolunda Hz. Aişe gerdanlığını düşürüyor, onu ararken ordudan geri kalıyor. Ordunun artçısı Saffan ibni Muattal, Hz. Aişe’nin bulunduğu yere geliyor. Hz. Aişe gidenlerin geri gelmesini beklerken uyuyor, Saffan ayet okuyarak Hz. Aişe’yi uyandırıyor, devesine bindirip orduya yetişiyor.
Münafıklar Hz. Aişe’nin Saffan’la birlikte geldiğini görünce ona iftira ediyorlar, zina isnat ediyorlar. Yeminli yalanları ile de bazı kişileri inandırıyorlar.
Münafıklar iftira ve isnatları ile Allah’ın Rasûlü’nün ve Hz. Ebubekir’in şeref ve haysiyetlerini zedelemek istiyorlardı. Böylece Müslümanları Peygamber’den ve ailesinden soğutma gayesini güdüyorlardı. İftira edenlerin başında münafıkların başı Abdullah b. Ubey b. Selul vardı.
Bir ay kadar devam eden iftira hadisesinin asılsız olduğunu Allah Nur Sûresi’nin 11-26. ayetleri ile açıkladı. İftiranın büyük bir suç olduğu, iftiracıların en büyük azaba uğrayacağı bildirildi.
Allah: “O uydurma haberi getirenler içinizden bir zümredir…” buyurmakla hadisenin tamamen uydurma olduğu bildirilmektedir. Münafıklar iftira ettiler, yahudiler iftirayı süsleyip Medine’ye yaydılar. Bazı gafiller de bu iftiraya inandılar. Ama yalanları ortaya çıktı. İftiraları ile kendileri rezil oldular. İnsan içine çıkamaz hale geldiler. Kendilerine hadd-i Kazf cezası uygulandı.
Kazf; namuslu bir kadına zina suçu isnat etmektir. Büyük bir gunahdır.
Dünyevî cezası seksen sopa vurmaktır. (bakınız: Nur Sûresi, âyet: 4, 5

Scroll to Top