Hz. Ebubekir’in konuşması etkili olmuştu, Ensar düşünceye dalmıştı.
Hz. Ömer:
“Allah’ın Rasûlü başta iken sizi bize vasiyet etti, eğer siz emir olacak olsaydınız, bizi size vasiyet ederdi” dedi.
Ensar’dan Hubab bin Münzir:
“Bizden bir emir sizden bir emir olsun” dedi.
Hz. Ebubekir:
“Müslümanların iki halifesi olması kabul edilemez.
Eğer böyle bir şey kabul edilecek olursa, işler çatallaşır, birlik bozulur, cemaat parçalanır, her şeyde ihtilaf baş gösterir. İşte o zaman Allah’ın Rasûlü’nün sünneti terk edilmiş olur. Bidatler ortaya çıkar, fitne baş gösterir. ve bu da kimseye faydalı olmaz.”
Hz. Ömer:
“Bir kında iki kılıç. Bu mümkün de değil, faydalı da değil” dedi.
Ebu Ubeyde bin Cerrah:
“Ey Ensar! Bu dine önce yardım eden sizlerdiniz, aman dikkat ediniz yine önce bozan da sizler olmayasınız” dedi.
Ensar’dan Hazrecli Beşir bin Sa’d:
“Ey insanlar! Peygamber Kureyş’ dendir. Kendi kavmi O’nun halifeliğine daha layıktır. Her ne kadar bizim İslâm için çalışmamız, savaşlarımız ve yardımlarımız varsa da, bizim bütün bunlardan maksadımız Allah ve Rasûlü’nün hoşnutluğu idi. Biz bu hizmetlerden dolayı dünyaca bir
karşılık ve mükafat istemeyiz” dedi.
Beşir bin Sad’in konuşması itirazlarla karşılandı. Tam bu sırada Hazreti Ebubekir, Hz. Ömer ile Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın ellerini tutarak:
“Size bu iki zatı seçtim. Birine biat ediniz” dedi.
Hz. Ömer:
“İçinde Hazreti Ebubekir gibi bir zat bulunan bir cemaatin başına geçmeyi kesinlikle kabul edemem” dedi.
Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah:
“Aranızda ikinin ikincisi varken benim yanıma geliyorsunuz.
Rasûlullah’ın bize imam tayin ettiği bir kimsenin önüne geçemem” dedi.
Ebu Ubeyde orada olanlara Hz. Ebubekir’i hatırlattı. O, Sevr mağarasında ikinci idi, birinci de Allah’ın Rasûlü idi. Allah’ın Rasûlü’nün en yakını idi. Ona en yakın olandı. Daima Peygamber’in sağında oturandı.
Kalkın, Biat Edin
Hz. Ömer, Hazreti Ebubekir’e:
“Allah’ın Rasûlü, seni dinin en büyük rüknü olan namazda kendisine halife yaptı. Hepimize imam etti, elini uzat ben sana biat ediyorum” dedi.
Biat etmek için elini uzatırken ondan önce davranan Ensar’dan Beşir bin Sad, Hz. Ebubekir’in elini tuttu ve biat etti. Orada bulunanların hepsi biat etti.
Asıl biat ikinci gün Mescid’de oldu.
Önce Hz. Ömer kalktı, bir konuşma yaptı:
“Ey insanlar! Ben, bildiğiniz gibi dün size bazı şeyler söylemiştim. Bu söylediklerim Allah’ın kitabında bulunmadığı gibi, Rasûlullah’ın da bu konuda bana bir tembihi yoktu. Fakat ben, Rasûlullah’ın bizden sonra Rabbi’ne kavuşacağı ümidinde idim.
Allah bize Rasûlü ile hidayete erdiren bir kitap gönderdi. Eğer ona sımsıkı sarılırsanız, Allah size de hidayet eder. Çünkü Allah Rasûlü’ne bu kitapla yol göstermiştir. ve yine Allah, onlar mağarada iken ikinin ikincisi ve en hayırlınız olan, Rasûlullah’ın arkadaşını sizin başınıza devlet reisi olarak getirmiştir. Kalkın ona biat edin.”
Halk kalktı, Mescid’de Hazreti Ebubekir’e biat etti, onu Allah’ın Rasûlü’nün halifesi olarak tanıdı.
Dürüst Hareket Edersem
Hazreti Ebubekir kalktı, devlet başkanı olarak bir konuşma yaptı, konuşmasında şunları söyledi:
“Ey insanlar! Varlığımı kudretinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki, bu makamı kendi istek ve rızam ile elde etmiş değilim. Bu makamı elde etmek için Allah’a dua dahi etmiş değilim. Böyle bir makam için kalbimde bir istek uyanmadı. Bu vazifeyi gönülsüz olarak kabul etmek zorunda kaldım.
Müslümanlar arasında ihtilaf çıkmasından ve Araplar arasında irtidat tehlikesinin baş göstermesinden korktuğum için, istemeyerek kabul ettim.
Bu makamda benim için rahatlık yoktur. Aksine bu benim üstümde büyük bir yüktür. Allah’ın yardımı olmasa bende bu yükü taşıyacak kuvvet yoktur.
Çok arzu ederim ki, başka birisi çıksın bu ağır yükün mesuliyetini omuzlarına alsın, bu sûrette beni bu işten kurtarsın.
Şu anda dahi isterseniz Allah’ın Rasûlü’nün sahabelerinden birini geti rir, bu makamı ona verebilirsinz. Bana biat etmiş olmanız, böyle bir işe engel teşkil etmez.
Beni Allah’ın Rasûlü ile mukayeseye kalkarsanız ve O’ndan beklediklerinizi benden beklerseniz şüphesiz yanılırsınız. Benim gücüm buna yetmez, çünkü O şeytanın şerrinden korunmuştu ve O’na vahiy gelmişti.
Ey insanlar! En hayırlınız olmadığım halde size devlet başkanı seçildim.
Eğer dürüst hareket edersem bana yardım edin. Şayet hatalarım olursa, bunları düzeltin. Doğruluk emanete riayet etmektir. Yalancılıksa, emanete riayetsizliktir. İçinizden zayıf birisi, hakkını alıncaya kadar benim indimde kuvvetlidir. İçinizden kuvvetli biri ise, başkalarının hakkını iade edinceye kadar
benim indimde zayıftır.
Allah’ın zelil olmalarını takdir ettiğinin dışında hiçbir kavim Allah yolunda cihadı terk etmeyecektir.
Allah’ın belalara duçar ettiğinin dışında hiçbir kavimde kötülük yaygın hale gelmeyecektir.
Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Allah’a ve Rasûlü’ne asi olduğum zaman da bana itaat etmemelisiniz. Haydi namazlarınızı kılın. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun.”
Kulaklara Küpe
Bu konuşma, kulaklara küpe olacak bir konuşmadır.
Hz. Ebubekir ne diyor?
En hayırlınız olmadığım halde size başkan seçildim.
Dürüst hareket edersem bana yardım ediniz.
Hatalı hareket edersem düzeltiniz.
Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ettiğim zaman bana itaat ediniz.
Âsi olduğum zaman bana itaat etmeyiniz.
Bu konuşma, idarecilere itaatin sınırlarını kesin olarak belirleyen bir
konuşmadır
Bu konuşma, idarecilerle halkın arasındaki sıkı işbirliğini belirten bir konuşmadır.
Bu konuşmaya göre; idareci idare eder. Halk da idareciyi kontrol eder, yanlışını düzeltir. İdareci yanlışında ısrar ederse itaat yükümlülüğü kalkar…
Demokrasi havarileri, Hz. Ebubekir’in bu konuşmasını dinleselerdi, ne iyi olurdu.
Müslümanları idare edenler, Hz. Ebubekir’in belirttiği esaslara uygun idareci olsalardı, Müslümanlar hem kötü idare edilmekten kurtulurlardı, hem de dünyaya iyi bir idare örneği gösterirlerdi.
İdareci Allah’a itaat ediyorsa ona itaat edilir.
İdareci Allah’a itaat etmiyorsa ona uyulmaz, itaat edilmez.
Peygamberimiz (sav) de: “Allah’a isyanda mahlûka itaat yoktur” buyurmuştur
Peygamberimiz (sav)’i Hz. Ali yıkadı. Fazl bin Abbas, Üsame bin Zeyd Hz’leri yardım ettiler. Peygamberimiz nereye defin olacaktı? Hazreti Ebubekir:
“Peygamberler öldükleri yere defnolunurlar” dedi.
Hz. Aişe’nin odasına mezar kazıldı. Oraya defnolundu. Salat, selâm salat, selâm O’na…
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed
Sekiz Bin Dirhem
Hazreti Ebubekir halifeliğe bilfiil başlayınca pazara gitti.
Hz. Ömer onunla karşılaşınca:
“Nereye gidiyorsun?” diye sordu.
“Pazara” dedi.
Hz. Ömer: “Artık halife oldun. Ticaretle uğraşamazsın” dedi.
Hazreti Ebubekir: “Allah Allah, bu vazife, beni ailemin geçimini temin
etmekten de mi alıkoyuyor?” diye sordu.
Hz. Ömer: “Sana maaş bağlarız” dedi.
Hazreti Ebubekir: “Ne diyorsun Ömer! Beytülmal’den harcadığımı karşılayamamaktan korkarım” dedi.
Ashabın ittifakı ile yazlık kışlık olmak üzere senede iki kat elbise, senede iki bin dirhem gümüş, günde yarım koyun Hazreti Ebubekir’e verilmesine karar verildi. Daha sonra miktar iki bin beş yüz dirheme çıkarıldı.
Hazreti Ebubekir, halifeliği müddetince Beytülmal’den sekiz bin dirhem aldı. Ben öldüğüm zaman malımdan sekiz bin dirhem alın, Beytülmal’e koyun diye vasiyet etti. Hazreti Ebubekir vefat edince sekiz bin dirhem malından alındı. Beytülmal’e iade edildi.
Babamın Başına Gelenler
Hz. Peygamber vefat etmiş, Rabbi’ne kavuşmuştu. Hazreti Ebubekir halife olmuştu. Peygamber’den ayrılışın hüznü bütün müslümanlar üzerindeydi. Düşmanlar ise ayaktaydı. Fesat çıkarmakla meşguldü. Küçüklü büyüklü birçok kabile İslâm’dan dönmüşler, mürted olmuşlardı. Büyük bir nifak ortaya çıkmıştı. Müslüman olmakla beraber namaz kılarız, zekat vermeyiz diyen kabileler de vardı. Müslümanlar azınlıkta, dinden dönen mürtedler çoğunlukta idi. Yahudi kabileler ve Hıristiyan Arap kabileleri de fırsat kolluyordu.
Aişe (r.a.) o günleri şöyle anlatır:
“Allah’ın Rasûlü (s. a. v) vefat edince, Arapların çoğu İslâm dininden döndüler. Nifak kol gezmeye başladı. Allah’a yemin ederim babamın başına gelenler dağların başına gelseydi onları bile sarsardı. Muham med (s. a. v. )’in ashabı da, yağmurlu bir gecede vahşi hayvanları çok olan bir bölgede otlayan koyunlar gibi korku ve dehşet içinde idiler.
Allah’a yemin olsun babam, müslümanların ihtilafa düştükleri her hususun, her noktanın halli için bütün gücü ile çalışmış ve sonunda bunu başarmıştır.”
Haydi, Allah Adı ile Yürü
Peygamber zamanında Rumlara karşı bir ordu hazırlanmış, kumandanlığına da, Mute savaşında şehit düşmüş kumandan Zeyd bin Harise’nin oğlu Usame tayin edilmişti. Başta Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer olmak üzere ilk muhacirlerin tamamı da Hz. Peygamber’in isteği ile orduya katılmıştı.
Hz. Peygamber ordu kumandanı Usame’ye: “Haydi Allah’ın adı ile yürü” emrini vermişti. Ordu hareket etmek üzere iken Allah’ın Rasûlü’nün hastalığının ağırlaştığı haberi geldi. Ordu yürüyüşünü durdurdu. Peygamber (s. a. v) hastalığı esnasında da: “Usame mutlaka savaşa çıksın” buyurmuştu.
Usame savaşa çıkamadı. Çünkü Emr-i Hak vaki oldu. Kâinatın serveri Muhammed Mustafa (s. a. v) Rabbi’ne kavuştu. Usame ordu sancağını getirdi, Allah’ın Rasûlü’nün kapısına dikti.
Hz. Ebubekir halife olunca, Hz. Peygamber zamanında orduya katılanların tamamının orduya katılmasını istedi. Müslümanlar ordu karargâhında toplandılar. Hz. Ebubekir Usame’ye:
“Allah’ın Rasûlü’nün sana gitmeni emretmiş olduğu tarafa yürü” dedi.
Usame ordusunun sefere çıkmasından halk endişe içinde kaldı. Halkı temsilen Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ebu Ubeyde, Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas, Hz. Said bin Zeyd Hz. Ebubekir’i ziyaret ettiler, şunları söylediler:
“Ey Allah’ın Rasûlü’nün halifesi! Bütün halk seni tenkit ediyor. Bu büyük orduyu bölmek Sûretiyle hiçbir başarı elde edemezsin.
Gel, bütün orduyu dinden dönenlere karşı hazırla da onları sustursun, onların isyanlarını bastırsın.
Aksi halde ordu gittikten sonra kadın ve çocukların kaldığı Medine’ye, mürtedlerin baskın yapmayacaklarından emin olamayız.
İslâm kendine gelinceye, mürtedler çıktıkları dine tekrar dönünceye ve kılıç altında yok edilinceye kadar Rumlarla savaşı tehir etsen iyi olur.
Usame’yi bu meseleleri hallettikten sonra savaşa gönderirsin. Böylece Rumların bize saldırmasından da emin oluruz.”
Hz. Ebubekir: “Başka bir şey söylemek isteyen var mı?” diye sordu.
“Hayır, yok. Bütün söyleyeceklerimiz dinlediklerinden ibaret” cevabını aldı.
Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:
“Kudret ve idaresi ile yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, kaplanların gelip beni, Medine’de parçalayıp yiyeceklerini bilsem yine de Usame’yi göndereceğim.
Kendisine gökten vahiy gelen Rasûlullah: “Usame ordusunu mutlaka gönderiniz” diye ısrar ederken, nasıl olur da o ordunun sefere gitmesi önlenebilir?” Ömer’i bizim yanımızda bırakması için Usame ile konuşacağım. Belki Ömer burada bize lazım olur. Allah’a yemin ederim Usame’nin, Ömer’i bizim yanımızda bırakıp bırakmayacağını bilemiyorum. Yine Allah’a yemin ederim ki, eğer Ömer’i burada bırakmayı kabul etmezse onu katiyen zorlamayacağım.”
Ruhumu Allah’a Teslim Edinceye Kadar
Ashab, Hz. Ebubekir’in Usame ordusunu göndermede kararlı olduğunu gördü. Bir şey diyemediler.
Hz. Ebubekir Usame’nin evine gitti, Hz. Ömer’i Medine’de bırakmasını istedi. Usame de Hz. Ömer’in Medine’de kalmasına izin verdi. Hz. Ebubekir: “Ömer’in kalmasına gönül rızasıyla mı izin veriyorsun?” diye sordu. Usame de: “Evet, gönül rızasıyla” diye cevap verdi.
Hz. Ebubekir’in Usame ordusu hakkındaki son kararını münadiler halka şöyle duyurdu:
“Kararım şudur ki, Rasûlullah (s. a. v)’ın hayatında Usame ile birlikte savaşa gitmek üzere ayrılanların hiçbiri savaşa gitmemezlik etmeyecektir. Usame ordusu ile birlikte savaşa çıkmayanları yaya olarak ordunun arkasından göndereceğimi ve mutlaka orduya katacağımı duyururum.”
Hz. Ebubekir’in bu duyurusu üzerine herkes orduya katıldı. Toplanan askerlerin sayısı üç bindi. Ordu hareket etti. Hz. Ebubekir bir saat onlarla birlikte yürüdü.
Usame at üzerinde, Hz. Ebubekir ise yaya yürüyordu. Abdurrahman bin Avf, Hz. Ebubekir’in hayvanını yedeğinde götürüyordu.
Usame:
“Ey Allah’ın Rasûlü’nün halifesi! Ya sen de hayvanına bin, ve yahut ben ineyim” dedi. Hz. Ebubekir:
“Allah’a yemin ederim ki, sen inmeyeceksin, ben de binmeyeceğim. Allah yolunda bir saat olsun ayaklarımı tozlatsam ne çıkar. Hiç şüphesiz ki, gazilere, attıkları her adım başına yedi yüz sevap yazılır, derecesi yedi yüz defa yükseltilir, yedi yüz günahı affedilir. Bu savaş bitinceye kadar bu şekilde devam eder” dedi.
Yeni halife orduyu şu sözleri ile uğurladı:
“Dinini, namusunu ve amellerinin mükâfatını Allah’a emanet ederim. Rasûlullah (s. a. v) de sana bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Rasûlullah’ın emirlerini yerine getir. Bu savaşa çıkmanı sana ben emrediyor değilim. Seni savaşa çıkmaktan men de edemem. Ben sadece Rasûlullah (s. a.v)’ın emretmiş olduğu vazifeyi ifa etmeye çalışıyorum.”
Usame ordusu Rumlarla savaşmak üzere yola çıktı. İslâm’dan dönmek üzere olan kabilelere uğradıkça onlar: “Müslümanlar kuvvetli olmasalardı, onlardan böyle bir ordu çıkmazdı, şimdi bırakalım da Rumlarla savaşsınlar” diyorlardı.
Usame ordusu hedefine ulaştı, Rumlarla savaştı. Onları hezimete uğrattı. Sağ salim geri döndü. Ordunun zafer kazanması, dinden dönmek isteyenleri düşüncelerinden vazgeçmek mecburiyetinde bıraktı. Zaman içinde sağlam Müslüman oldular.
Dişi Bir Keçiyi Bile
Hz. Ebubekir, Usame ordusunu uğurlarken bazı bedeviler Medine’yi bastılar, çocukları kaçırdılar.
Bedevilerin Medine’yi basmaları işin vahametini göstermekteydi.
Hz. Ebubekir Halid bin Velid kumandasında yeni bir askeri birlik oluşturdu “Mürtedler, İslâm’ı ve zekât vermeyi kabul edinceye kadar onlarla savaş.”
“Her gözetleme yerinde onları bekleyin, onları yakalayıp hapsedin. Eğer tevbe eder, namaz kılar, zekat verirlerse yollarını serbest bırakın.”
Biz kelime-i tevhidi söyleyen, namaz kılan, zekat veren insanlarla savaşmaktan men olunduk. Namazla zekâtın arasını ayırırlarsa buna izin veremeyiz.”
Hz. Ebubekir’in mürtedler üzerine gönderdiği Halid bin Velid’e verdiği talimatlar bunlardı.
“Müslümanız, namaz kılarız, zekât vermeyiz” diyen kabileler de vardı.
Bunlar zekatı kabul etmiyorlardı. Hz. Ebubekir bunları da mürtedler arasında saydı. Halid bin Velid’i bunlar üzerine de göndermişti.
“Müslümanız, namaz kılarız, zekat vermeyiz” diyenlerin üzerine ordu gönderilecek miydi? Bu konuda sahabe arasında tereddüt vardı. Sahabenin bu tereddüdünü Hz. Ömer, Allah’ın Rasûlü’nün halifesineşöyle arz etti:
“Allah’ın Rasûlü: “Ben Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar insanlarla harb etmekle memurum. O’nu diyen malını ve canını kurtarır. Ancak onun Allah ile hesabı başkadır” buyurur.
“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Rasûlullah” diyenlerin üzerine nasıl kılıç çekeriz.”
Hz. Ebubekir’in verdiği cevap kesindi:
“Bunlar Rasûlullah’a verdikleri dişi bir keçiyi bile vermekten kaçınırlarsa onlarla savaşırım.”
“Vallahi! Eğer onlar Peygamber’e ödediklerinden devenin ayağına bağlanacak bir urgan parçasını ödemeyi reddetseler, bundan dolayı onlara savaş açarım.”
“Namaz ile zekatı birbirinden ayıranlarla vallahi savaşırım. Çünkü zekat malın hakkıdır.” “Allah’a yemin ederim ki, Rasûlullah’a verip de bana vermekten kaçındıkları bir yular bile olsa ve beraberinde ağaçlar, taşlar, bütün cinler ve insanlar olduğu halde bana karşı koysalar, ruhumu Allah’a teslim edinceye kadar bu yuları almak için onlarla savaşacağım.
Allah, namazla zekât arasında bir fark gözetmemiş, bilakis onları bir arada emretmiştir.”