Müslüman Kardeşler Gezici Gurubu

Müslüman Kardeşler bünyesinde ayrıca “Müslüman Kardeşler Gezici Grubu” oluşturuldu. Bu grubun vazifesi;
Gittikleri yerlerde İslâm davetini yaymak.
Müslüman Kardeşler şubelerini ziyaret etmek, onların çalışmalarında yol gösterici görevini ifa etmek.
Yeni şubelerin açılması için hazırlık yapmak.
Bu grubun çalışmaları ile halk Müslüman Kardeşler teşkilatını yakından tanıyor, anlattıklarını bizzat dinleme imkanına kavuşuyordu.

Eğitim Eğitim
Müslüman Kardeşlerin bütün faaliyetlerinin temelinde eğitim vardır.
Hasan el Benna der ki:
“Hakiki Müslüman bir fert olmak için, kendimizi yetiştireceğiz. Müslüman bir yuva kurmak için, ailelerimizi yetiştireceğiz. Memleketimizde Müslüman millet var olsun diye halkımızı yetiştireceğiz.
Biz de halkımızın arasında olacağız ve sarsılmaz adımlarla kendi çizdiğimiz gayeye değil, Allah’ın bizim için takdir ettiği hedefe ulaşacağız.”
“Kalkınmanın temeli eğitimdir.
Bir millet, önce haklarını bilmeli, sonra da o haklara kavuşmanın yollarını iyi öğrenmelidir. Eğitimini bu esasa dayanarak geliştirmelidir. Diğer bir ifadeyle bir millete, kalkınmasının programı, ilmi, nazari ve ruhi olarak öğretilmelidir.
Kalkınmanın yolunu millete öğretmeden önce onların sabırlı olmalarını, temkinli davranmalarını ve mücadeleden yılmamalarını sağlamalıyız. Çünkü normal usullerin dışına çıkan her milletin nasibi mahrumiyettir.”
“O halde kalkınmak isteyen bir millet, yaşadığı memleketi bir okul şeklinde hazırlamalıdır.
Okulun talebesi bütün halk olmakla beraber, hocaları da liderler ve yardımcıları olmalıdırlar. Okulda okutulan dersler ise haklar ve genel görevler, hedef ve vasıtalar olmalıdır.”
“Ahlak olmadan bir milletin kalkınması düşünülemez.
Bir millet cihad ve fedakarlık ruhu ile doymuş olarak, nefsinin şehvanî arzularına gem vurabilirse, başarıya ulaşması mümkün olur.”
“İslâm hükmünün ve nizamının yeryüzüne hakim olması için İslâmî bir eğitime ihtiyaç vardır. Bütün Müslümanların ve bütün dünya insanlarının İslâm’ın yüce düzenine ve rahmetine kavuşması için kültür ve eğitim seferberliğinin belirli bir program ve düzenli bir ölçü içinde yürütülmesi zaruridir.”

Uyulması Gerekli Esaslar
Hasan el Benna, insanın maddi ve manevi olarak gelişmesi için eğitim, zikir, dua, ibadet ve nefsi terbiye üzerinde hassasiyetle durur. Her gün düzenli olarak Kur’an-ı Kerim’in okunmasını ve manasının düşünülmesini ister.
Eğitim olmadan Allah’ın rızasına nasıl erişeceğimizi ve O’nun emirlerine göre nasıl hareket edeceğimizi bilemeyeceğimizi söyler.
“Eğitim olmadan cemiyet içinde fertlerin birbirlerine karşı, saygı, sevgi
ve güvenleri de olmaz” der.
Müslüman Kardeşlerin uyması gerekli olan esasları açıklar. Bu esaslara
herkesin uyması mutlu bir toplum olabilmek için temel şartlardır:

1.Sağlam bir itikada sahip olmak.

2.Kitap ve sünnete uygun olarak Allah’a itaat etmek.

3.Allah için sevmek ve İslâm birliğine sımsıkı sarılmak.

4.İslâm edebi ile terbiyelenmek.

5.Nefsi terbiye etmek, onu Allah’a yöneltmek, ahireti dünyaya tercih etmek.
6.Sisteme bağlı kalmak, ahdi yerine getirmek ve en mukaddes sistemin
“din” olduğuna inanmak.

7.Allah rızası için bütün halk tabakalarına İslâmî daveti yaymaya çalışmak.

8.Kainatta her şeyden önce Hakk’ı ve iyiliği sevmek.
Hasan el Benna, “itikadi meselelerde birlik esastır. İtikadi meselelerde ayrılık asla olmaz ve doğru değildir. Fıkhi meselelerde ayrılık normaldir” görüşündedir. Hasan el Benna Müslüman Kardeşler mensuplarını tespit ettiği esaslara göre eğitiyordu. Hasan el Benna’nın eğitiminden
geçen her insan örnek insan oluyordu.

Muhtaç Olunan İnsan
İskenderiye Eğitim Enstitüsü direktörü Dr. Salih Abdülaziz kendisi
Müslüman Kardeşler teşkilatından olmadığı halde “Mısır’ın muhtaç olduğu insan Hasan el Benna’nın yetiştirdiği insandır” diyordu.
Dr. SalihAbdülaziz şöyle diyor:
“Bilmiyorum, Hasan el Benna adamlarını ve çevresindeki gençleri nasıl yetiştirdi? Kardeşlerden birini ele alalım. Bakıyorum, bir genç derslerinde, araştırmalarında herkesten üstün, kendini bütün bütün ilme vermiş gibi. Aynı genç seccadesine kapanmış bir abiddir. İbadetten başka bir şey düşünmeyen, dünyadan kopmuş bir kişidir adeta.
Hem de birinci derecede bir sporcudur. Sanki sporcu olarak yaratılmıştır, arakasında bir kulüpten başka bir şey olmayan herhangi bir sporcu. Aynı genç yiğit, üstün bir asker olarak çıkar karşımıza, tıpkı Filistin’de olduğu gibi. Ya da sosyal hizmet düşkünü bir kişi olarak gösterir kendini. Sosyal hizmetlerin en yeni, en modern örneklerini sunan bir kişidir.
Bu genç aynı zamanda bütün işlerinde tam bir düzen ve disiplin sahibidir. Ekonomik faaliyetlerinde de parlak başarılar gösterir. Ülkesini ve milletini dünya politikaları karşısında en iyi şekilde savunan bir muhafazakardır
İşte Müslüman Kardeşlerden bir genç bu üstün özellikleri ile çıkar karşıma ve ben hayranlıkla seyrederim kendisini.”
Ben bütün bu özellikleri kendinde toplayan bir adam istiyorum.
“Müslüman Kardeşler” adını verdiğimiz kişilerin dışında böyle bir insanı bulmamız da mümkün değildir. Bu özellikler bütünü ile ancak onlarda bulunabilir.
Dilerseniz kardeşlerin eğitim konusundaki metodunu araştırın, eğer onlardan geriye kalan herhangi birine rastlarsanız eğitim politikasının metodunu sorun. Hasan el Benna onları nasıl yetiştirmiştir, sorun, öğrenin. Hiç şüphesiz o, izlediği eğitim politikası yüzünden öldürüldü.
Çünkü onun eğitim anlayışı İslâm tarihinin akışını değiştirecekti.”

Masraflar Kendilerindendi
Hasan el Benna, İsmailiyye civarında Müslüman Kardeşlerin yeni yeni şubelerini açıyor, her şubenin açıldığı yerde eğitilmiş, şuurlanmış bir cemaat teşekkül ediyordu. Bu cemaatler bölgelerinde İslâmî daveti yayıyorlar, hem de yeni yeni hayırlı işler yapıyorlardı. Bu şube açılışlarında Hasan el Benna’nın yaptığı konuşmalardan bir paragrafı veriyoruz:
“İslâm’ın hedefleri ve hükümleri yücedir.
Bugünün toplumu fesat, şer ve kötülük içinde kıvranmaktadır. Bunların hepsi İslâm’ın hükümlerini terk etmemizden doğmuştur. Bu durumu düzeltmek için davet etmemiz farzdır. Aksi halde “İyiliği emir, kötülüğü nehy” prensibini yerine getirmediğimizden dolayı günahkar oluruz.
Ferdi çalışmalar yeterli değildir. Mutlaka bu düşünceyi destekleyecek bir kamuoyu ve her yerde teşekkül edecek büyük bir cemaate ihtiyacımız vardır.”
Müslüman Kardeşler davetin ve yapılan işlerin masraflarını kendileri karşılıyordu. Para konusunda önemle üzerinde durdukları esas şu idi:
“Davete inanıp onun yolunda her türlü fedakarlığa hazır olmayanlardan yardım almazlardı.”
Kendi aralarında da aidat mecburi değildi, gönüllü idi. Davet kalplerine yerleşmiş kardeşler dava yolunda nefsini ve malını feda etmekten çekinmezlerdi. Hizmet için gerekli olan para kendi aralarında hemen temin edilirdi.

Hukümetin Yardım Teklifi Red Ediliyor
Müslüman Kardeşlerin Kahire Şubesi öğrenciler tarafından kurulmuştu. Geliri giderini karşılamıyordu. İsmailiyye şubesi yardım ediyordu.
Durumdan haberdar olan Sıtkı Paşa Hükümeti “Müslüman Kardeşler” e yardım teklifinde bulundu. Şube yetkilileri hükümetin yardım teklifini derhal reddetti. Red gereçleri de şöyle idi:
“Bu eller kırılsın da, hakkı olmayan mallara uzanarak daveti başkalarının arzu ve maksatlarına alet etmesin. Eğer biz sizin şu andaki durumunuzun İslâm’ın lehine olduğu kanaatine varsaydık, para almak şöyle dursun, yolunda canımızla, malımızla savaşırdık.” Bu sözler hükümet başkanına söyleniyor, hükümetin propagandasına alet olma kesin olarak reddediliyordu.

İşçiler Eğitiliyor
Müslüman Kardeşler işçiler arasında yoğun olarak çalışıyorlardı. İşçiler büyük çoğunlukla yabancı şirketlerde, kanal idaresinde ve İngiliz askeri üslerinde çalışıyordu. İşçiler çalıştıkları yerlerde esir ve köle muamelesi görüyorlardı. İşçiler ve ailelerinde yabancılar karşısında aşağılık duygusu vardı. Yabancılara imrenme ve onlar gibi yaşama özentisi yaygındı. Memleketin hakimi yabancılardı. Belediye hizmetlerini bile yabancılar idare ediyordu.
Müslüman Kardeşler önce çalışma yerlerinde işçiler için birer mescit açtırdı. Bu mescitlerde işçileri eğitti. Kalplerindeki korku, zaaf ve aşağılık duygusu gitti. Yerine Müslüman olmanın şerefi yerleşti. Yabancılar karşısında başları dikti. Onlara imandan mahrum oldukları için acıyarak bakıyorlardı. Kadın ve kızlarını yabancıların evlerine çalışmaya göndermiyorlardı. Kendileri işlerini ciddiyetle yapıyorlar, kötü söz söylemiyorlar, kötü sözü de dinlemiyorlardı. Yancıların aşağılamalarına da müsaade etmiyorlardı. Kendilerinin olmayan şeylere tenezzül etmiyorlar, haklarına da sahip çıkıyorlardı.
Yabancılar, işçilerdeki değişikliğin farkında idiler, çalışmalarından memnun idiler. Köle muamelesi yapmalarına karşı çıkışlarına ve haklarını sahiplenmelerine tahammül edemiyorlardı.
İşçilerdeki değişikliği araştırdılar. Sebebini buldular. İşçilerdeki değişikliği sağlayan “Müslüman Kardeşler” di.
Amansız Düşmanlar
Üst idarecilerine, hükümetlerine, Mısır’ın o zamanki kukla hükümetine Müslüman Kardeşleri jurnal ettiler. Mısırdaki sömürge idaresi, yabancı şirketler ve bunların emellerine hizmet edenler “Müslüman Kardeşler” in amansız düşmanı oldular. İleride Müslüman Kardeşler ve bunlar arasında büyük bir mücadele başlayacaktır.
Hasan el Benna, 1932 yılında evlenir. Aynı yıl vazifesi Kahire’ye alınır. Müslüman Kardeşlerin genel merkezi de İsmailiyye’den Kahire’ye nakledilir. Hasan el Benna’nın oturduğu evin alt katı “Müslüman Kardeşler” in genel merkezi olur.

Dünya Çapında Çalışmalar
Müslüman Kardeşlerin merkezinin Kahire’ye alınması ile çalışmalar
Mısır çapında, Arap alemi çapında hatta İslâm dünyası çapında yapılır.
“Müslüman Kardeşler Gazetesi” yayınlanır. Haftalık “Nezir” dergisi yayına başlar. Derginin başyazısını Hasan el Benna yazıyordu. Müslüman Kardeşlerin görüşünü bütün dünyaya duyuruyordu.
Hasan el Benna “Nezir” dergisindeki ilk başmakalesinde şöyle yazıyordu:
“. . . Müslüman Kardeşler, İslâm’ın dışında bir renk,
Aziz ve hakim olan Allah’ın boyasından başka bir boya,
Rasûlullah’ın liderliğinden başka bir liderlik,
Hiçbir tarafından batılın yaklaşmadığı Allah’ın kitabından başka bir kitap tanımayacaktır.
İslâm; ibadet, liderlik, din, devlet, ruh ve ameldir. İslâm; namaz ve cihad, taat ve hüküm, Kur’an ve kılıçtır. İslâm’da bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir.” Bu davet yeni filizlenirken, Mısır, az veya çok, hiçbir şeye sahip değildi.
Bütün işler zorbaların ve emperyalistlerin elindeydi. Halk ise hürriyetine kavuşmak için çalışıyordu. Bunun yanında parti çekişmeleri, siyasi ve şahsi çıkarlar peşinde koşmalar alabildiğine sürüp gidiyordu.
Hasan el Benna, Müslüman Kardeşlerin çalışmalarını şöyle açıklar:
“. . . Çalışma alanı olarak kardeşlerimiz, milletin eğitimi ve uyanması,
nefsin tezkiyesi, ruhun temizlenmesi, Hak, cihad ve fazilet prensiplerinin halk arasında yayılmasını seçtiler. İnanıyorum ki, bu konularda başarılı oldular. Allah’ıma hamd-ü senalar olsun!
Bugün her yerde Müslüman Kardeşlerin merkezi, her dilde davetinin övgüsü vardır. Doğru yola davet ve hayra önderlik eden, İslâmî düşünce için çalışan üç yüz şubesi vardır.
Bugün Mısır’da, kuvvetlinin boyun eğeceği, zayıfın gurur duyacağı, meyvesinden herkesin faydalanacağı güçlü İslâmî bir şuur doğmuştur. Bizi doğru yola sevk eden Allah’a hamd olsun.”
Yedi Maddelik Beyanneme: İnancımız
Müslüman kardeşler yedi maddelik bir beyanname yayınlar.
Müslüman Kardeşlere üye olan herkes bu beyannameyi okur ve bu beyanname esaslarına göre yaşayacaklarına söz verirler. “Akidemiz” adı altında yayınlanan bu beyanname şöyledir:

1.İnanıyorum ki, bütün işler Allah’ın kudretindedir.
Efendimiz Muhammed (s.a.v.) bütün insanlara gönderilmiş son Peygamberdir.
Kıyamet günü haktır.
Kur’an Allah’ın kitabıdır.
İslâm dünya ve ahireti içine alan genel bir kanundur.
Her gün Kur’an’dan bir cüz okumayı kendime vazife kılacağıma,
sünnet-i şerifeye sımsıkı sarılacağıma, Rasûlullah’ın sîretini ve sahabenin hayatını okuyacağıma söz veriyorum.

2.Doğruluk, fazilet ve ilmin İslâm’ın rükünlerinden olduğuna inanıyorum.
Doğru olacağıma, ibadetleri yerine getireceğime, kötülüklerden uzak olacağıma, faziletli olmaya çalışacağıma, güzel ahlak ile süsleneceğime, kötü ahlaktan kaçınacağıma, tartışma yerine hoşgörü ve sevgiyi tercih edeceğime, zaruret olmadan mahkemeye başvurmayacağıma, Müslüman olmakla öğüneceğime, halk tabakaları arasında faydalı ilimleri yayacağıma söz veriyorum.

3.Müslümanın çalışıp kazanmakla görevli olduğuna, kazandığı maldan yoksul ve fakirin belirli bir hakkının bulunduğuna inanıyorum.
Hayatımı kazanmak için çalışacağıma, istikbal için iktisat yapacağıma, malımın zekatını vereceğime, kazancımın bir kısmını hayır işlerinde harcayacağıma, faydalı olan her türlü iktisadi yatırıma destek olacağıma, kendi milletimin ve vatanımın ürettiklerini tercih edeceğime, hiçbir surette faizle muamele etmeyeceğime, gücümü zorlayarak lükse heves etmeyeceğime söz veriyorum.

4.Müslümanın, ailesinden sorumlu olduğuna, onun sıhhatini, inancını ve ahlakını korumakla görevli olduğuna inanıyorum.
Bütün gücümle bunları yapacağıma, aile fertleri arasında İslâmî prensipleri yayacağıma, akidesini ve ahlakını koruyamayacak okullara çocuklarımı göndermeyeceğime, İslâm’a düşman olan gazete, dergi, yayın, kitap, kuruluş, parti ve kulüplerle hiçbir surette ilişki kurmayacağıma söz veriyorum.

5.İslâm ümmetini uyarmak, İslâmî hukukun tekrar uygulanması için çalışmak suretiyle onun şerefini ihya etmek, İslâm bayrağını bütün beşeriyetin üzerinde dalgalandırmak ve İslâm prensiplerini bütün dünyaya öğretmenin her Müslümanın görevi olduğuna inanıyorum.
Yaşadığım müddetçe bu yolda çalışacağıma ve bütün varlığımı feda edeceğime söz veriyorum.

6.Bütün Müslümanların İslâmî akide ile birbirine bağlı tek bir ümmet olduğuna ve İslâm’ın insanlara iyilik yapmayı emrettiğine inanıyorum.
Müslümanların arasındaki ihtilaf ve soğukluğun kaldırılması için çalışacağıma söz veriyorum.

7.Müslümanların gerilemesinin dinden uzaklaşmalarından kaynaklandığına, ıslahın ana unsurunun İslâm prensip ve hükümlerine dönmede olduğuna, Müslümanların çalıştıkları anda bunu gerçekleştireceklerine ve Müslüman Kardeşlerin düşüncesinde bu gayeye ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyorum.
Bu düşüncenin prensiplerine uyacağıma, bu yolda çalışanlara samimiyetle yardım edeceğime, bu uğurda bir asker gibi hizmet edip her an ölüme hazır olacağıma söz veriyorum.

Scroll to Top