Ahlakı Kural Tanımazlarla Mücadele

Mısır’da önce “aklî özgürlük” sonra “şahsî özgürlük” diye akımlar ortaya çıkar. Bunlar ahlakî kural tanımazlar, din ve iman kabul etmezler.
“Fikir Kurumu” diye bir dernek kurarlar. Bu dernekte din aleyhtarı konuşmalar yapılır. Bunların hedefi dinin etkisini azaltmak ve yok etmek, insanları dini bağlardan uzaklaştırmaktır.
Bunlar çalışmalarında Türkiye’yi de örnek olarak gösterirler. Çünkü
Türkiye’de inkılap olmuş, hilafet kaldırılmış ve asırlar boyu Müslümanların liderliğini sinesinde barındıran bir milletin dini devletten ayrılmıştır.
Mısır’daki “Fikir Kurumu” din aleyhtarlığı çalışma ve faaliyetlerine Türkiye’de dinin devletten ayrılmasını dayanarak yapıyordu.
Yeri gelmişken bir hatıramı da nakledeyim: 1986 yılında Almanya’nın Neuss kentinde imamlık yaparken Abdulvahhab adında cemaatimden Saraybosnalı bir kişi vardı. İyi bir Müslümandı. Yaşlı idi, kalp hastası idi. Öldü ise, Allah rahmet eylesin. “Ah Türkiye! Tito bize ne yaptı ise,
Türkiye’yi göstererek yaptı” der, örnekler verir ve ağlardı. . .

Sizin Gafletiniz
Hasan el Benna, yapılan din aleyhtarı yayın ve faaliyetlerden son derece rahatsızdı. Darululüm’da okumaya devam ederken bir taraftan her akşam kahvelerde konuşmalar yapıyor, diğer taraftan din adamlarını, Ezher ulemasını, şeyh efendileri, İslâmî yayın yapan yazarları, gazetecileri ziyaret ediyor, din aleyhtarı yayınları susturmak için çok kuvvetli bir çalışmanın yapılmasının yollarını arıyordu.
Konu âlimlerin ve şeyh efendilerin bir araya geldiği bir toplantıda konuşulur. Elimizden bir şey gelmez düşüncesi ileri sürülür. Hasan el Benna bu düşünce karşısında kendi tabiri ile heyecan fırtınasına tutulur, gözünün önüne korkunç şeyler gelir, yaşına başına bakmaz, büyük dinlemez şöyle konuşur:
“Meselenin bir zayıflıktan ileri geçmediğine, çalışmaktan ve sorumluluktan kaçmak anlamına geldiğine inanıyorum.
Neden korkuyorsunuz? Hükümetten mi yoksa Ezher’den mi? Kazancınız size yeter. Korkmayın, evinizde oturun. İslâm için çalışın. Halkla yüz yüze geldiğiniz zaman, onların gerçekten sizinle beraber olduğunu göreceksiniz. Çünkü bu millet Müslümandır. Ben bunu kahvelerde,
camilerde ve caddelerde bizzat müşahede ettim. Onların imanla dolup taştığını gözlerimle gördüm. Ne var ki onlar ihmal edilmiş, bir kuvvet olarak mülhitlerin, ibâhilerin, bunlara ait gazete ve dergilerin eline düşmüşler. Buna da sizin gafletiniz sebep olmuştur.
Eğer uyanır, onlara gerçekleri anlatırsanız, sizin yanınızda yer alacaklardır. Eğer bunu Allah için yapmıyorsanız, dünya için, yediğiniz ekmek için yapın hocam! Çünkü bu millet İslâm’dan uzaklaşırsa Ezher de yok olur. O zaman yiyecek ve harcayacak bir şey de bulamazsınız. İslâm’ın varlığını savunmuyorsanız, kendi varlığınızı savunun. Ahiret için çalışmıyorsanız, dünya için çalışın. Aksi halde hem dünyanız hem de ahiretiniz harap olacak.”
Ayağa Kalkmak Gerekir
Hasan el Benna’nın içten gelen bir coşku ile yaptığı konuşma hoş karşılanmaz. Ezheri, ilim adamlarını, toplantıda bulunan büyükleri kötülediği söylenir. Hasan el Benna ayıplanır. İçlerinden Ahmet Kamil, Hasan el Benna’yı ayıplama işine katılmaz, şöyle der:
“Hayır! Müsaade ederseniz bu genç doğru söylüyor. Artık ayağa kalkmanız gerekiyor. Daha ne zamana kadar oturacaksınız? Bu genç sadece İslâm’a yardım için bir araya gelmemizi istiyor. Eğer toplanmak istiyorsanız işte evim. Orada istediğinizi yapın. Şayet mal istiyorsanız, Müslümanlardan iyilikseverler tükenmiş değildir. Önder sizsiniz. Siz yürüyün bizleri arkanızda bulacaksınız. Ortaya attığınız deliller ise hiç geçerli değildir.”

Nimet İçinde Batmış Yatanlar
Toplantıda başka bir şeyh efendi ile görüşme kararı çıkar. Şeyh efendiyi ziyarete giderler. Tatlılar gelir, yemeye başlarlar. Hasan el Benna, konuyu tekrar hatırlatır. Bir önceki toplantıda bulunan şeyh efendi “Düşünürüz” der. Hasan el Benna:
“Sübhanellah! Efendim durumun düşünmeye tahammülü yoktur. Çalışmak lazımdır. Eğer benim bu eşyalara ihtiyacım olsaydı birkaç kuruş verir alır, evimde otururdum, sizi ziyaret etmem gerekmezdi. Muhterem efendim, İslâm’a bu şekilde çetin bir savaş açılmışken, onun koruyucuları ve Müslümanların liderleri vakitlerini nimet içerisine batmış olarak geçiriyorlar. Bu yaptıklarınıza karşı Allah’ın sizi sorguya çekmeyeceğini mi zannediyorsunuz? Eğer sizden başka İslâm’ın koruyucuları
ve liderleri varsa gösterin onlara gideyim. Belki onlarda, sizde bulamadığımı bulurum.”

Fetih Derneği
Toplantıda derin bir sessizlik olur. Hasan el Benna’nın konuşmasını kendisine hitaben yaptığı Şeyh Decevi’nin gözlerinden akan yaşlar sakalını ıslatıyordu. Mecliste bulunanlar da ağlıyordu.
Şeyh, derin bir üzüntü içindeydi. Hasan el Benna’nın “Bu yaptıklarınıza karşı Allah’ın sizi sorguya çekmeyeceğini mi zannediyorsunuz?” sözleri bir ok gibi varlığına saplanmıştı. Aman yâ Rabbi! Delikanlının söylediklerinde ne büyük ilahi bir ihtar vardı. Bu ihtar karşısında Şeyh
Decevi adeta eriyordu. Teessür içinde Hasan el Benna’ya sordu:
“Ne yapmamı istiyorsun sen?”
“Yapılacak iş çok basit efendim. Allah hiçbir nefse gücünün yetmediğini teklif etmez. Sadece sizden, ilim ve fazilet sahibi kişilerden İslâm için gayret duyanların isimlerini bana vermenizi istiyorum. Yapılacak işleri düşünmek, hiç olmazsa her şeyi mubah gören ve dinsizlik yapan gazetelere karşı haftalık dergi çıkarıp, onların menfi propagandalarına cevap vermek, gençlerin barınacağı bir cemiyet kurmak, vaaz ve irşat vazifesini ifa etmek için şarttır.”
Şeyh “Çok güzel, derhal sofrayı kaldırın, kağıt kalem getirin” der. İsimler tespit edilir. Yeni toplantılar yapılır. Haftalık, güçlü “Fetih” isimli bir dergi çıkarılır.
Dergi İslâm davetinin gür sesi olur, büyük hizmetler yapar. Müslüman gençliğin karargahı haline gelir. Dinsizlerin de korkulu bir rüyası olur.
Dergi etrafında toplanan gençler, “Müslüman Gençler Cemiyeti” ni kurarlar. Hasan el Benna’nın bir arzusu daha tahakkuk eder.

İyi Bir İnsan
Hasan el Benna 1927 yılında Darululüm’den mezun olur, Nil deltasında bulunan “İsmailiyye” şehrine öğretmen olarak tayin edilir. Arkadaşları istasyondan Hasan el Benna’yı uğurlarlar. Uğurlayanlar arasında bulunan Muhammed Şernûbî şöyle der:
“İyi bir insan her gittiği yerde güzel eserler bırakır. Umarız ki, dostumuz da kendisi için yeni olan bu memlekette iyi bir eser bıraksın.”
Hasan el Benna iyilerdendi. Trenle İsmailiyye’ye giderken İslâmî davet için nasıl bir yol takip edeceğini düşünüyordu. Hasan el Benna’nın her alanda önderi kainatın serveri Muhammed aleyhis-sâlat-ü vesselamdı, örnekleri de sahabe-i güzindi.
Hasan el Benna bir arkadaşı ile İsmailiyye’de ev kiralar, okula gider, vazifesine başlar.

Guruplar
İsmailiyye, sakin ve tabiat güzelliği olan bir şehirdir. Şehrin batısında
büyük bir İngiliz askeri üssü vardır. Doğusunda ise, Süveyş kanal şirketinin merkezi vardır. Şehirde yabancı şirketlerin işlettiği iş yerleri ve
işletmeleri bulunmaktadır. Halkın büyük çoğunluğu işçidir. Yabancı
şirketlerde çalışmaktadırlar. Şehirde Avrupalılaşma vardır. İslâmî şuur
da hayatiyetini korumaktadır. Müslümanlar arasında gruplaşmalar vardır. Her grup kendini haklı görmektedir. Camilerde de belirli gruplar
hakimdir
Hasan el Benna, gruplardan uzak durmaya ve gruplara saygılı olmaya karar verir. İslâmî davete kahvelerden başlar. Üç kahvehane seçer. Her
kahvede haftada iki kere konuşur. Kısa konuşur. Son derece yumuşak bir üslup kullanır. Konuşmasını hikaye ve misallerle örnekleştirir. Konuşmalarına ilgi artarak devam eder. Konuşmalarının sonunda soruyağmuruna tutulur. Sorulara cevap vermek, daha etraflıca konuşmak
için tamire muhtaç bir yer tutarlar. Konu ile ilgili Hasan el Benna şöyle der:
“Allah’ım bu millet ne kadar iyi kalplidir. Şaibesiz ve samimi bir davetçi bulduğu zaman hayra koşması ne büyük bir hadisedir. Aralarında mimarlarında bulunduğu bu kardeşlerim, evi tamir etmek, araç ve gereçlerini tamamlamak ve burayı istedikleri duruma getirmek için adeta yarıştılar. İki gece içinde görevlerini mükemmel bir şekilde yerine getirdiler ve ilk toplantımızı bu evde yaptık.”

Önce Sağlam İnanç
Hasan el Benna etrafında toplanan insanlar kahve halkındandır. Çoğu namaz kılmasını dahi bilmiyordu. Hasan el Benna onlara tatlı bir üslupla abdestin nasıl alınacağını, namazın nasıl kılınacağını tatbiki olarak göstererek öğretti. İnanç esaslarını ayet ve hadisler okuyarak,
Peygamber’in ve sahabenin hayatından örnekler vererek anlattı. Konu ile ilgili Hasan el Benna merhum şöyle der:
“Sağlam bir akideyi bina etmeden, bozuk akideyi yıkmaya çalışmazdım. Çünkü yaptıktan sonra yıkmak kolay, aksi ise çok zordur. Oysa bu hassas nokta bir çok ıslahçı ve vaizin dikkatinden kaçmıştır.” Hasan el Benna’nın etrafında meydana gelen cemaat, onun telkin ve teşvikleri ile okuyor, onu dinliyor, anlattıklarını severek yapıyorlardı. Gruplardan Hasan el Benna’yı dinleyenler ve onun çalışmalarına katılanlar ise geldikleri grupların ihtilaflı meselelerini de beraberinde getiriyordu. Hasan el Benna bunlara şunları telkin ediyordu:
“Allah bizim sevgi ve birliğimizden razı olur. Hep beraber çalışıp dinin esaslarını öğrenelim. Onun fazilet ve ahlakı ile amel edelim. Farz ve sünnetleri eda edip nefisler safileşinceye kadar zorlamaları ve meselenin teferruatına inmeyi terk edelim.
Hepimizin gayesi Hakk’ı tanımak olsun. Herkes kendi görüşünde ısrar etmesin. İşte o zaman bütün meseleleri ihlas, birlik, güven ve sevgi hudutları içinde mütalâa etme imkanına kavuşuruz. Bu görüşümün kabul edilip aramızda bir anlaşma olmasını rica ediyorum.”

Müslüman Kardeşler Hareketi Doğuyor
Hasan el Benna’nın görüşü kabul edilir. İhtilafların bir tarafa bırakılmasına, İslâm’a hizmet konusunda bütün güçleri ile çalışmaya ve yardımlaşmaya karar verilir. Bundan sonra ihtilaflı konular konuşulmaz.
Hasan el Benna, kısa zamanda bütün İsmailiyye’de bilinir ve tanınır. Küçümsenmeyecek şuurlu ve çalışkan bir cemaate sahip olur. Bu cemaat içinden altı kişi Hasan el Benna’ya gelirler, tarihin en büyük İslâmî hareketlerinden biri olan “Müslüman Kardeşler Cemaati”nin meydana
gelmesine sebep olurlar.
Zilkade 1347, Mayıs 1928, Hafız Abdulhamid, Ahmed El-Huseyrî, Fuad İbrahim, Abdurrahman Hasebullah ve İsmail İz, Hasan el Benna’nın evine gelirler. Hasan el Benna’ya şöyle derler:
“Sizi dinledik. Dinlediğimizi anladık, etkilendik. Şimdi İslâm’ın şerefi ve Müslümanların iyiliği için ameli olarak ne yapmamız gerekiyor, bilmiyoruz. Zillet içinde ve hür olmayan bir hayat bizi usandırdı. Görüyorsun ki, bu memlekette Müslümanların itibarı kalmamıştır. Yabancılara uymaktan başka bir özellikleri yoktur.
Bizim damarlarımızda dolaşan sımsıcak temiz kanımızdan, imanla parlayan ruhumuzdan ve çocuklarımıza harcadığımız az bir paradan başka bir şeyimiz yoktur.
Biz ameli çalışma yolunu, din, millet ve vatana hizmet etme metodunu senin kadar bilmiyoruz. Yapacağımız tek şey bütün varlığımızı sana takdim edip Allah’ın huzurunda sorumluluktan kurtulmaktır. O zaman bizden ve yapmamız gereken hizmetten sen sorumlu olacaksın.
Dini ihya etmek ve gerekirse bu yolda seve seve canını vermekte, Allah’a
samimi olarak söz veren ve bunu yaparken de, sadece onun rızasını isteyen bir topluluğa, sayısı ne kadar az ve zayıf olsa da yardım etmen
gerekir.”
Hasan el Benna konuşmadan sevinç duyar ve heyecanlanır. Yıllardır arzu ettiği ve insanları bir araya toplamaya çalıştığı gayesi bu idi. Şöyle cevap verir:
“Allah sizi mükafatlandırsın ve bu iyi niyetinizi mübarek kılsın.
Allah hepimizi kendi rızası ve insanların faydası için salih amel işlemeye muvaffak eylesin
Çalışma bizden, başarı Allah’tan. İslâm davetini yayalım, vatan ve millet için birer asker olacağımıza Allah’a biat edelim.”
Biatlaşırlar. İslâm için çalışacaklarına, İslâm yolunda savaşacaklarına yemin ederler. İçlerinden biri:
“Bu topluluğa ne ad verelim? Bir cemiyet mi? Kulüp mü, tarikat mı, sendika mı? Resmi bir hüviyet almamız için bu şarttır.”
Hasan el Benna şöyle cevap verir:
“Bunlardan hiçbiri bize ait ad olamaz. Şekilciği ve resmiyeti bırakalım. İlk toplantımızın esasını, fikir, maneviyat ve faaliyet teşkil etsin. Biz İslâm’da hizmet hususunda kardeşiz. O halde, biz “Müslüman Kardeşleriz”
İsim kendiliğinden ortaya çıkar. “Müslüman Kardeşler” Mayıs 1928’de altı kişi tarafından Hasan el Benna’nın evinde kurulur.

Olgunlaştırma Okulu
Müslüman Kardeşler için bir merkez kiralarlar. Merkezde bir okul açarlar. Okulun adına “Olgunlaştırma Okulu” derler. Bu okulda Müslüman Kardeşlere üye olan herkes eğitimden geçirilir. Okulun eğitim programı şöyledir:
“Kur’an-ı Kerim’i yüzünden okumak. Tecvit öğrenmek.
Bazı sureleri ezberlemek, ayet ve hadisleri münasip bir şekilde tefsir etmek.
Hadis ezberlemek ve açıklamak.
Akide ve ibadetlerdeki yanlışları düzeltmek. İslâm şeriatının sınırlarını ve genel adabını öğrenmek.
Peygamberimiz’in (s.a.v.) ve selefi salihinin hayatlarını okumak.
İslâm tarihini, ilmi, ruhi yönlerini hedef alarak şekilde incelemek.
Hitabet, davet kabiliyeti olanları, nazım ve nesir ezberleterek ilmî yönden eğitmek.
Ameli yönden de önce kendi muhitinde, sonra da genel ders ve konferanslar vermeye hazırlamak.”
İlk sene bu programla yetmiş Müslüman Kardeşler üyesi eğitilir. Eğitimin faydası bütün üyeler üzerinde görülür. Bilgi, edeb ve Müslümanca yaşayış Müslüman Kardeşlerin “alâmet-i farikası” haline gelir.
Şahsi yaşayışlarında, insanlarla münasebetlerinde, İslâmî kurallara bağlılık, doğru sözlülük, iyi hal, kardeşâne davranma, Müslüman Kardeşlerin temel umdeleri idi.

Müslüman Kardeşlerin Özellikleri
Her işlerinde ve davranışlarında Allah’ın rızasını gözetirler.
Fedakarlık yapmak icap ettiği zaman, önce kendileri yaparlar.
Zorluklar karşısında yılmazlar, sabretmenin sonsuz mükafatını isterler.
Yaptıklarını gizlerler, gösterişten sakınırlar.
Çalışmalarında gizliliğe dikkat ederler.
Mükafatı insanlardan değil, Allah’tan beklerler.
“Müslüman Kardeşler” davet, eğitim ve sosyal çalışmalarını artırdılar.
Okul ve cami inşaatına başladılar ve inşaatlarını kısa zamanda tamamlayarak hizmete açtılar.
Hizmet alanlarını genişlettiler. İsmailiyye dışında da Müslüman Kardeşlerin yeni yeni şubelerini açtılar. Müslüman Kardeşlerin bulunduğu
yerlerde canlı İslâmî bir yaşayış başladı.

Bu İnsanlara Ne Yaptınız?
Bu İslâmî yaşayış ve faaliyet yıkıcı ve haset ehlinin düşmanlıklarını üzerlerine çekti. Mahalli dedikodular çıkardılar, en üst makamlara kadar Hasan el Benna’yı şikayet ettiler. Hakkında tahkikat açıldı. Tahkikat yapan raporuna şunları yazdı:
“İnsanlar bunlar sayesinde doğruluk timsali olmuşlar. Hükümete memleketin her tarafına bunların şubelerinin açılmasına yardım etmesini teklif ediyorum.
Eğer bu yapılırsa, memleketin ıslahı ve emniyeti için büyük bir hizmet yapılmış olur.”
İrşat müfettişlerinden Abdu Rabbu Miftah da Hasan el Benna’ya sorar:
– Bu insanlara ne yaptınız?
– Nasıl bu kardeşleri bir araya getirip sevgi ve ülfete dayanan maneviyatı onların kalbinde oluşturdunuz?
Hasan el Benna’nın cevabı şöyledir:
– Biz hiçbir şey yapmadık. Bu cemaat bizim sayemizde böyle olmamıştır. “Bütün yeryüzündekileri harcasan yine kalplerini birleştiremezsin. Ancak Allah onları bir araya getirir” (Enfal S. ayet: 63) ayetinin tecellisidir.

Hayret Verici Bir Okul
Üst makamlarda tahkikatı idare edenlerden biri “Müslüman Kardeşleri”i
merak eder, İsmailiyye’ye gelir. Müslüman Kardeşlerin olgunlaşma okulunu ziyaret eder. Hasan el Benna ile görüşür. Yaptıkları okuma merasimine katılır, konuşmaları dinler: “Ömrümde gördüğüm en garip okuldur. Bu okul ve bu cemaatin başkanı hakkında sadece şunu söyleyebilirim. Hayret verici bir okul ve müthiş bir adam. Eğer kabul ederseniz bugünden itibaren Müslüman Kardeşlerin bir üyesi olmak istiyorum. Allah bana ömür verirse, bütün gücümle bu davetin yanında olacağım” der. Üye olur. Ömrü vefa etmez kısa bir zaman sonra ölür.
Ali El-Geylanî adındaki bu müfettişi Hasan el Benna rahmetle anardı.
“Müslüman Kardeşler” halk için bir okul açtılar, açtıkları okulun adına “Hira İslâm Okulu” adını verdiler. Çünkü insanlığı delaletten kurtarmak için inen Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz’e ilk defa “Hira” da
inmişti.
Kız öğrenciler için de “Mümin Anneler Okulu” nu açtılar. Mümin Anneler Okulu’nun gayesi, kız öğrencileri bilgili, şuurlu anneler olarak yetiştirmektir. Okulda, İslâm’ın emir ve yasakları, ahlaki umdeler, inanç esasları öğretildiği gibi, çağın ihtiyacını karşılayacak ameli ve nazarı bilgiler de veriliyordu.
Ayrıca Müslüman hanımlardan meydana gelen “Müslüman Hanım Kardeşler” grubu kuruldu. Bu grubun vazifesi hanımlar arasında İslâm davetini yaymaktır. Kadınlar arasında yaygın olan hurafelerin zararlarını anlatmak, İslâm adabına uygun bir yaşayışı sağlamaktır.
Müslüman Hanım Kardeşler grubu haftada bir defa toplanırlar, geçen haftaki çalışmaları kaydederler, değerlendirirler, gelecek haftanın programını hazırlarlardı.

Biz Islah Olursak
Müslüman Hanım Kardeşler grubu başkanı Lebibe Ahmed yayınladığı
beyannamede şöyle diyor:
“Kızlarım ve kardeşlerim! Gördüğünüz gibi milletimiz ahlaki çöküntü ve sosyal bozuklukların içerisine sürüklenmiş, çöküntü ve bozukluklar hayatımızın her yönünü etkilemiştir. Evde, caddede, fabrikada, ticarethanede, bütün çevre ve ortamda kendisini göstermektedir. Eğer böyle devam ederse, sonumuzun çok kötü olacağından şüphe etmemeliyiz
Bir milletin ıslahı, aile, ailenin ıslahı da genç kızların ıslahı ile mümkündür. Çünkü kadın, dünyanın öğretmenidir. Kadın sağ eliyle beşik sallarken sol eli ile de dünyayı sarsmaktadır.
Müslüman kızlarımız, görevlerinin en kutsi vazifelerinden biri olduğunu, milletlerin hayatında derin bir etkiye sahip olduklarını ve ıslaha yöneldikleri zaman ıslah etmeye güçlerinin yeteceğini bilmelidirler.
Biz kendimizi ıslah etmek istiyoruz. Zannederim öğrenip amel ettiğimiz takdirde arz ettiğimiz ıslah edici hükümler İslâm’da vardır.
O halde, kardeşlerim, İslâm’ı anlamak ve prensiplerini ailelerimiz arasında yaymak için kendimizi ıslah etmemiz lazımdır. Biz ıslah olursak ailelerimiz de ıslah olur.”
Müslüman Hanım Kardeşler ıslah oldular, başkalarını da ıslah ettiler.
Hanımlar arasında da büyük bir şuurlanma ve İslâmî çalışma başladı.

Scroll to Top