z. Ebubekir, kumandanlarla ayrı ayrı konuştu, onlara nasihat etti, gerekli talimatları verdi. Hz. Ebubekir’in kumandanlarla yaptığı özel konuşmalarda onlara söylediklerinden örnekler vermek istiyoruz:
Amr bin As’ı Ürdün ve Filistin taraflarına gidecek orduya kumandan tayin etmişti. ona şunları söyledi:
“Ey Amr! Gizli ve açık her hususta Allah’tan kork. O’ndan utan. Çünkü Allah, hem seni, hem de yaptıklarını görüyor.
Seni; senden daha kıdemliler, İslâm’a senden daha çok hizmet edip, senden daha iyi Müslümanların başına kumandan tayin ettiğimi biliyorsun. Ahiret için çalışıp, Allah’ın rızasını kazanmak isteyenlerden ol.
Yanındakilere bir baba gibi davran. İnsanların gizli taraflarını araştırma. Zahirle iktifa et. İşinde ciddi ol. Düşmanla karşılaştığın zaman yiğitliğini göster, korkma. Aşırı hareket edenleri men et, cezalandır.
Arkadaşlarına yapacağın nasihatler kısa ve veciz olsun. Sen doğru ol ki, beraberinde olanlar, sana bakarak doğru olsunlar.”
Hz. Ebubekir, Şam’a gönderdiği ordunun kumandanlarından Yezid bin
Ebu Sufyan’a da şöyle nasihat eder:
“Ben seni tecrübe etmek için memur ettim. Eğer iyi hareket edersen eski memuriyetinden daha büyük bir vazife veririm. Eğer uygun hareket etmezsen seni azlederim.
Allah korkusunu kalbinden çıkarma. Çünkü O, senin dışını nasıl görürse, iç yüzünü de öyle görür. Allah’a en yakın olan, O’na hayırlı işi ile en çok yaklaşandır.
Cahiliyyet devrindeki kibirlilikten ve zorbalıktan sakın. Çünkü Allah o sıfatta olanları sevmez.
Askerin yanına gidince onlarla güzel konuş. Onlara nasihat ederken, sözü uzatma. Çünkü söz uzun olursa biri ötekini unutturur.
Nefsinin ıslahına bak. Sen salih olursan, yanındakiler de sana yararlı olur. Beş vakit namazı belli vakitlerinde rüku’unu, secdesini tamamıyla yerine getirerek kıl.
Düşman elçileri yanına gelince, onlara ikram et. Onları yanında az tut. Ta ki ordunun ahvalini öğrenmeden gitsinler. Onlara düşüncelerini bildirme. Ordunun eksikliklerini gösterme. Hasılı sırlarını meydana koyma ki, işlerin karışmasın.
Bir işi başkaları ile danıştığın zaman, doğru söyle ki, danışma sonu doğru olsun.
Geceleri uyanık ol ki, arkadaşlarınla konuş ki, sana haberler gelsin, perdeler açılsın. Geceleri askerine nöbet beklet. Karakollarını da çoğalt, vakitli vakitsiz onları dolaş, işinin başında olmayanları adaletle terbiye et. Cezaya layık olanlara ceza vermekten korkma. Askerin halinden asla gafil olma. Orduya fesat girebilir. Fakat hallerini araştırırken onları küçük düşürme. Halkın sırlarını meydana çıkarma. Dış yüzlerine bakarak yetin.
Kibirli ve kendini beğenmiş olanlarla düşüp kalkma. Doğru, vefalı adamların meclisine git. Ganimet malına hıyanet etme, fakir düşürür. Çünkü o başkasının hakkıdır, yardımdan mahrum bırakır.
Yakında kendilerini ibadethanelere hapsetmiş kimseler, yani rahipler
göreceksin. Onlara dokunma, kendi hallerine bırak.”
“Ey Yezid! Orduda yakınların çok. Liyakatlerine bakmadan, onları idareci tayin etmen muhtemeldir. İşte ben en çok bu hususta endişe ediyorum.
Allah’ın Rasûlü:
“Müslümanların başına geçip de, haksız yere, birini kayırarak idareci tayin edenlere, Allah lanet eder. Onların tevbelerini ve fidyelerini kabul etmeyerek cehenneme sokar.
Bir kimse birisini kayırarak, kardeşinin malını ona verirse, Allah, ona da lanet eder veya himayesinden çıkarır” buyurur.
Allah insanları himayesine almak için iman etmeye davet ediyor. Kim, Allah’ın himayesinde iken, haksız yere, herhangi bir şeye zarar verirse Allah ona lanet eder veya himayesinden çıkarır.”
Savaşlar
Rumlar ve İranlılar üzerine gönderilen askeri birlikler, bu devletlerin idaresi altında bulunan Hıristiyan ve Mecusî Araplarla savaşa başladılar. Savaş çok cephede devam ediyordu. Her kumandanın bulunduğu bölge bir savaş bölgesi idi. Savaşlar gündüz devam ediyor, akşam karanlığı basınca, savaşa ara veriliyordu. Çoğu zaman da savaş başlaması ile birlikte düşmanların yenilmesi ile sona eriyordu.
Su Üzerinde Yürüyen Mücâhidler
Savaşların seyrini ana hatları ile anlatmaya Bahreyn bölgesinden başlayalım:
Bahreyn bölgesinde mürted artıkları vardı. Bunlar Mecusî Araplarla ve İranlılarla işbirliği halinde idi. A’la kumandasındaki İslâm ordusu ile bunlar arasında başlayan savaş günlerce devam etti. Bir gece müşriklerin ve mürtedlerin sarhoş olduğu öğrenildi. İslâm ordusu ani bir gece baskını yaptı. Düşman ordusu bozuldu. Sağ kalanlar kayıklarla halici geçerek İran tarafına kaçtılar. Bu kaçakları takip eden İslâm ordusu denize geldi dayandı. Karşıya geçecek kayıkları da yoktu.
Kısas-ı Enbiya sahibi merhum Ahmed Cevdet Paşa’nın yazdığına göre,
İslâm ordusu kumandanı A’la bin Hadrami askerlerine şöyle seslendi:
“Ey gaziler! Allah size karada yardımını gösterdi, denizde de o büyük yardımı göreceksiniz. Haydi, düşman üzerine yürüyünüz ve denize atlayınız” dedi ve atını suya sürdü. Askerler de kimi at, kimi deve üzerinde olduğu halde suya atladılar ve hep bir ağızdan:
“Ey merhametlilerin merhametlisi! Ya Kerim, ya Halim, ya Ehad, ya Samed, ya Hay, ey ölüleri dirilten, ya Kayyum, senden başka ilah yoktur, ancak sensin, Ey Rabbimiz” diye yüksek sesle dua ederek o büyük halici kum üstünde yürür gibi geçtiler ve düşmana yetişip ilk hamlede galip geldiler.”
Merhum Ahmed Cevdet Paşa bu hadise üzerine şunları da yazar:
“Bütün bu büyük muzaffariyetler, hep halife Hz. Ebubekir’in isabetli tedbirleri neticesidir. Fakat A’la ve Halid gibi kumandanların kıymet ve değerleri de bu arada unutulmamalıdır.
Cenab-ı Hak, Habib-i Ekremi hürmetine o asırda böyle fevkalade zatlar yaratmış ve onlar vasıtası ile Hz. Muhammed’in şeriatını yükseltmiştir.”
İkrime bin Ebi Cehil kumandasındaki İslâm ordusu da Umman’da mürted artıkları ve İran ordusu ile şiddetli bir savaşa tutuştu. Çok sayıda düşman öldürüldü. Umman tarafları mürtedlerden temizlendi. İran tesiri ve hakimiyetinden kurtarıldı.
Bölgede İran’a bağlı Hirelilerden, Bizans’a bağlı Gassanilerden başka Arap kabileleri İslâm’a tabi oldular.
Allâh’ın Kılıcı: Halid Bin Velid
Halid bin Velid, on bin süvari ile Irak seferine çıktı. Müsenna bin Haris ve haliç bölgesindeki kumandanların da Halid bin Velid’e iltihakı ile asker sayısı on sekiz bine yükseldi.
Halid bin Velid’in üzerlerine geldiğini gören Irak’taki Arap kabileleri sulh istediler, cizye vererek İslâm devletine tabi oldular.
İran Sasani devleti kendilerine bağlı Arap kabilelerinin cizye verip İslâm devletine tabi olmalarını kabul etmedi. Büyük bir ordu hazırlayarak Halid bin Velid’in üzerine yürüdü. Her iki ordu “Kazima”da savaşa tutuştu. İran ordusu bozuldu. Kumandanı Hürmüz de öldürüldü. İran bir ordu daha gönderdi. Bu ordu da bozuldu. Otuz bin adedi öldürüldü. Birçokları da kaçarken suda boğuldu. Bölgedeki çiftçiler cizyeye bağlandı, dokunulmazlık kazandılar. Bir başka İran ordusu “Velece”de Halid bin Velid kumandasındaki İslâm ordusu tarafından mağlup edildi. Bölgedeki yerli halk cizyeye bağlandı.
Bölgedeki, Araplar, İranlılarla birleşti, büyük bir ordu hazırladılar. Hazırlanan kuvvetler bir araya geldi. “Leys” denilen yerde yemek yerlerken Halid bin Velid ani bir baskın yaptı. Müthiş bir savaş oldu. İran’dan takviye güçleri geldi. Fakat sonuç değişmedi. İranlılar ve onlarla işbirliği yapan Arap kabileleri yetmiş bin ölü verdi. Savaş sonrası düşmandan kalan yemeklerle Halid bin Velid ordusuna
bir ziyafet verdi.
“Hire” İran’a bağlı bir bölge idi. Halkı Arap idi. Halid bin Velid Hire’nin üzerine yürüdü. Karşısına çıkan güçleri yendi. Hireliler kalelerine kapandılar. Halid bin Velid kaleyi muhasara etti. Muhasara günlerce sürdü. Kaledekiler eman dilediler, kendilerine eman verildi. Cizye vererek İslâm devletine bağlı kalacaklarına söz verdiler.
Halid bin Velid Hire’yi aldıktan sonra “Anbar”a yöneldi. Anbar İran’ın zahire ve yiyecek deposu idi. Anbar kalesi son derece sağlam bir kale idi. Etrafı da derin hendeklerle çevrili idi. Halid bin Velid zayıf develeri kestirdi. Hendeğe doldurdu. Üzerinden asker yürüttü. İslâm ordusuna karşı çıkamayacağını anlayan İranlılar canlarına dokunulmamak şartı ile teslim oldular. Halid bin Velid bütün bu savaşları on sekiz bin askeri ile yaptı.
Onların amacı Allah’ın ismini yüceltmek, dinini yaymak ve Müslümanları korumaktır. Allah ihlasla savaşmaları sebebiyle onlara yardım ediyordu. Bütün bu zaferleri başka türlü açıklamanın imkanı yoktur. Çünkü düşman kendilerinden kat be kat daha çoktu. Askeri teçhizat ve
silah bakımından da çok kuvvetli idi.
Şam tarafındaki Arapların anlaşmalarını bozmaları üzerine, o bölgedeki kumandan İyaz bin Ganem’in daveti üzerine Halid bin Velid o tarafa yöneldi. Karşısına çıkan güçleri yene yene bölgeye ulaştı, İyaz bin Ganem ile buluştu. Düşmanlar bozguna uğratıldı. “Dümet-ül Endel” İslâm hakimiyetine girdi.
Halid bin Velid’in Şam tarafına yönelmesinden faydalanmak isteyen
İranlılar, el-Cezire Arapları ile birleşip Hire’ye tekrar hakim olmak için harekete geçti. Durumu haber alan Halid bin Velid süratle Hire’ye döndü. Birleşmelerine fırsat vermeden topluluklarını bozguna uğrattı.
Ramazan dolayısı ile “Kiraz”da Halid bin Velid ve ordusu istirahata çekildi. Bunu fırsat bilen bölgedeki İranlılarla Rumlar birbirlerine düşman olmalarına rağmen Müslümanlara karşı birleştiler. Düşmanların
hazırlıklarını haber alan Halid bin Velid birleşik düşmana karşı çıktı.
Büyük bir savaş oldu. Rivayet edilir ki, bu savaşta düşmanlar yüz bin civarında ölü verdiler. Halid bin Velid ismi düşmanlar üzerinde öldürücü bir etki ediyordu. Moralleri bozuluyor, savaşma azimleri kırılıyordu. Bu da mağlubiyetlerini sağlıyordu. Gerçekten düşmanlara karşı Halid bin Velid Allah’ın bir kılıcı idi. Kainatın serveri Muhammed Mustafa sallallah-ü aleyhi ve selemin Halid bin Velid hakkında buyurduğu (Seyfullah) Allah’ın kılıcı sözü tahakkuk ediyordu.
Rumlarla Yapılan Savaşlar
Şam cephesinde Rumlarla savaş devam ediyordu. Amr bin As, Filistin Ürdün tarafında, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Halid bin Said, Şam tarafında Rumlarla ve onların işbirlikçisi Araplarla savaşıyorlar. Şurahbil bin Hasene, İkrime bin Ebu Cehil gibi kumandanlar da onlara yardım ediyordu. Bütün kumandanlar savaşlar hakkında düzenli olarak Medine’ye, halife Hz. Ebubekir’e bilgi veriyorlar, gerekli talimatları alıyorlardı. Zaman zaman da kendilerine takviye kuvvetleri gönderiliyordu. Şam bölgesindeki Müslüman kuvvetleri Rumların hâkimiyeti altında bulunan Hıristiyanlaştırılmış Arap kabileleri ve onların hâkimi olan Rumlarla savaşlar yaptılar. Bir kısım kabileleri cizyeye bağladılar, hâkimiyetleri altına aldılar.
Rum ordusu Şam bölgesine çekildi. Tutunamadı, Şam kalesine sığındı. Karşı bir atak yaptı. Kumandan Halid bin Said’in oğlu, Said’i şehit etti. Düşmanın bu atağına İkrime bin Ebu Cehil karşı koydu, savaş halindeki İslâm ordusunu büyük bir badiren kurtardı. Şam kalesine sığınan Rum ordusu ile yapılan bir savaşta da kumandan Halid bin Said de şehit oldu. Halid bin Said ilk Müslümanlardandı. Habeşistan’a hicret edenlerdendi. Baba oğul, Allah yolunda şehit oldular.
Büyük Savaş: Yermuk
Bizans Rum imparatoru Herakliyüs Müslümanların günden güne kuvvetlendiklerini haber alıyordu. Arap Irak’ını fethettikten sonra Şam’a yöneldiklerini gördü, telaşlandı. Suriye’ye geldi. Rumlardan ve Hıristiyan Araplardan büyük ordular kurdu. Her Müslüman kumandanın karşısına bir ordu çıkardı. Kendisi de Humus’ta kaldı.
Müslüman ordu kumandanları durum karşısında Yermuk’ta bir araya geldiler, durumu görüştüler. Halifeden yardım istemeye karar verdiler. Rumlar, Müslümanların Yermuk’te bir araya geldiğini görünce onlar da ordularını Yermuk’ta toplamaya başladılar.
Hz. Ebubekir, Halid bin Velid’e derhal Şam bölgesinde bulunan orduya katılmasını emretti. Halid bin Velid de bir miktar askerle, yerine Müsenna’yı bırakarak kestirme yollardan Şam bölgesine hareket etti.
Karşısına çıkan kabilelerle savaştı, Onları yendi, geçti, bir kısım kabilelerle de cizye karşılığı antlaşma yaptı. Vaktinde Yermuk’e ulaştı, müslüman kumandanlarla buluştu.
Düşman çok kuvvetli idi. Sayısı 200 binin üzerinde bulunuyordu. Müslüman ordusu ise 35–40 bin askerden meydana geliyordu. Düşmanla nasıl savaşılacaktı? Bazı kumandanlar, eskiden olduğu gibi her kumandan kendi askeri ile, kendi planı ile savaşmasını istedi. Halid bin Velid her kumandanın kendi askeri ve kendi planı ile savaşmasına karşı çıkt, bir kumanda altında savaşılmasını istedi. Şu konuşmayı yaptı:
Halid Bin Velid’in Konuşması
“Bugün Allah’ın sayılı günlerinden biridir. Bugün öğünmenin, dik başlılığın sırası değildir.
Savaşı Allah rızası için yapın. Bu öyle bir gündür ki, onun bir sonu vardır. Nizamla ve düzgünce savaşan bir orduya karşı böyle dağınık karşı koymak doğru olmaz. Sizin arkanızdaki zat bu hali bilse men ederdi.
Sizi idare edenin demesi üzerine “Fikrin nedir söyle” dedikleri zaman
konuşmasına şöyle devam etti. Hz. Ebubekir sizi, birbirinize karşı iyilikle ve yumuşak muamele ile davranmanızı düşünerek göndermiştir.
Allah hakkı için, biliyorum ki, dünya işi sizin aranıza ayrılık düşürmüş. İçinizden biri kumandanlığa seçilse, ne Allah yanında, ne de Allah’ın Rasûlü’nün halifesi yanında size bir eksiklik vermez.
Şu karşınızdaki düşmana bakınız. Nasıl hazırlanmışlar. Öyle bir günde bulunuyoruz ki, elbet onun da bir sonu vardır. Eğer biz bugün onları hendeklerine püskürtürsek zafer bizim olur. Eğer onlar bizi bozarsa artık bizim için kurtuluş yoktur.
Şimdi geliniz. Başkumandanlık elden ele geçsin. Biriniz bugün, diğeriniz yarın, daha öbür gün bir başkası kumandan olsun. Ancak o sûretle herkes sırayla kumandan olur.”
Halid bin Velid’i savaşın ilk günü için başkumandan seçtiler. Halid bin Velid düşman karşısında orduya o zamana kadar Araplarda görülmeyen bir düzen verdi. Ordu orta, sağ, sol, öncü, yancı olmak üzere ayrıldı. Hepsine ayrı ayrı kumandanlar tayin edildi. Ortada Ebu Ubeyde bin Cerrah, sağda Amr bin As, Şurahbil bin Hasene, solda Yezid bin Ebu Sufyan, Kakai, öncüde Kaba bin Eşyem kumandanlık yapacaktı. Abdullah bin Mesud ihtiyat kuvvetlerinin başında idi. Bütün ordunun kumandanı Halid bin Velid idi.
Acı Haber
Savaş düşman hücumu ile başlamıştı, ama Medineden bir haber geldi. Hz. Ebubekir hasta imiş. Haber böyle duyuruldu. Aslında Hz. Ebubekir vefat etmiş, Hz. Ömer halife olmuş, Halid bin Velid’i başkumandanlıktan azletmiş, yerine Ebu Ubeyde bin Cerrah’ı tayin etmişti. Ebu Ubeyde bin Cerrah haberi askerden gizledi. Halid bin Velid başkumandanlığa devam etti. Savaşın gidişatını geniş olarak Hz. Ömer’in hayatını yazarken anlatacağız. Burada savaşa kısaca temas edelim ve savaşın neticesini bildirelim: .
Düşman durmadan hücum etti. Müslüman ordusu düşmanın hücumlarını püskürtmek durumunda kaldı. Karşı hücuma geçemedi. Halid bin Velid gün sonuna doğru düşmanın yorulduğunu anladı. Düşmanın kalbine çok şiddetli bir şekilde hücum etti ve bu hücum düşmanın işini bitirdi. Kaçan düşman süvarileri piyadelerini ezdi, geçti. İslâm ordusu kaçan düşmanı takip etti. Arap atlarının önünden çoğu kaçıp kurtulamadı. Günün sonunda zafer İslâm ordusunun oldu. Yüz bine yakın düşman öldürüldü. İslâm ordusunun şehidi ise üç bin civarında idi.
Yermuk Savaşı neticesi itibarı ile İslâm tarihinin en büyük savaşlarından biridir. Bu savaş sonunda Bizans Suriye, Filistin ve Mısır’ı kaybetti. Bu topraklar İslâm toprağı oldu.
Kulların İşlerini Onların En Hayırlısına Verdim
Hz. Ebubekir, hicretin 13. senesi Camaziyelahir ayında hastalandı. Onbeş gün namaza çıkamadı. İmameti Hz. Ömer’e verdi. Ashabın ileri gelenlerini topladı. Onlara şöyle dedi:
“… Allah, sizin bana biat ederek yaptığınız yeminlerinizi çözdü. Benim sizinle olan bağımı kopardı. İşlerinizi size iade etti. Sevdiğiniz birini kendinize halife seçiniz. Çünkü siz eğer ben hayatta iken birini seçerseniz benden sonra ihtilafa düşmemek bakımından iyi bir iş yapmış olursunuz.” Ashabın ileri gelenleri arasında belli bir karar oluşmadı. Hz.
Ebubekir’e geldiler:
“Ey Rasûlullah’ın halifesi! Rey senindir” dediler.
O da mühlet istedi. Abdurrahman ibni Avf’ı çağırdı
“Bana Ömer hakkındaki fikrini söyle” dedi.
“Bunu benden daha iyi biliyorsun” cevabını verdi.
Hz. Ebubekir: “Buna rağmen sen de düşündüğünü söyle.”
Abdurrahman: “Halifeliğe layık olanların en faziletlisidir” dedi.
Hz. Osman’a sordu, Hz. Osman:
“Onu hepimizden iyi bilirsin” cevabını verdi.
Hz. Ebubekir buna rağmen: “Fikrini söyle ey Osman” dedi
Hz. Osman: “Allah’ım! Ben onun, dışı kadar içinin de temiz olduğunu biliyorum. İçimizde ona benzer biri daha yok.
Birçok muhacir ve ensar’a sordu hepsi aynı cevabı verdi. Hz. Ömer’in lehinde konuştular. Sadece Hz. Talha:
“Cenab-ı Hak sana Ömer’i niçin seçtin diye sorarsa ne cevap vereceksin? Onun bize gösterdiği şiddeti görmüyor musun?” dedi.
Hz. Ebubekir yatağında yatıyordu. “beni oturtun” dedi. Oturttular ve
Talha’ya şu cevabı verdi:
“Siz, Zat-ı Kibriya’nın adına dayanarak beni korkutmak mı istiyorsunuz? Sizin işinizde zerre kadar zulmetmiş olanlar haybe ve hüsrana duçar olsun.
Ben Rabbime mülaki olduğum zaman vereceğim cevap şudur:
Ey Allah’ım! Kullarının işlerini onların en hayırlısına tevdi ettim. Sen bu sözlerimi seninle beraber olanların hepsine anlat.”
Hz. Ali , Hz. Ömer hakkındaki görüşünü şöyle açıkladı:
“Ömer senin zannettiğin ve düşündüğün gibidir. O’nu yerine aday getirirsen ona tabi olur, ondan emir alırız. İrade ettiğini yapmakta devam et. Herkese muhatap olma. Allah’ın izni ile o senin umduğun gibi çıkarsa, zaten sen O’nu bekliyordun. Zannettiğin gibi çıkmazsa sen ancak iyiliği istedin.”
Hz. Ebubekir, Hz. Osman’ı çağırttı, kararını ona şöyle yazdırdı:
“… Ben size, Ömer bin Hattab’ı halife olarak seçtim. Onu dinleyin, ona itaat edin. Ben bununla Allah’a, Rasûlüne, dinine ve kendime ve size karşı bir kusur işlemedim.
Eğer sabreder ve adalet ederse beni tasdik etmiş olur. Şayet zulmeder ve mesleğini değiştirirse ben gaybı bilmediğim için mazurum.
Ben ancak hayır murat ettim. Herkes amelinin cezasını bulur. Zulmedenler ne hale geleceklerini bilir. Hepinizin üzerine Allah’ın selamı ve rahmeti olsun.”
Kararını mühürledi.
Evinin penceresinden başını çıkardı. Dışarıda toplanmış olan halka: “Size bir halife seçtim, razı mısınız?” diye sordu. “Razıyız” dediler.
Hz. Ali: “Ömer’den başkasına razı değiliz” dedi.
Hz. Ebubekir: “O’dur” cevabını verdi.
Hz. Ebubekir Hakk’a yöneldi, şöyle dedi:
“Allah’ım! Ben bu davranışımla bu milletin iyiliğini istedim. Onların ihtilafa düşmelerinden korktum. Onların halini benden daha iyi bilirsin. Onların hayrı için bu düşüncemi açıkladım. Onların en hayırlılarını, en kuvvetlilerini, kendilerini doğru yola getirmeye en çok düşkün olanlarını halife seçtim. Artık ömrümün son anlarını yaşıyorum” dedi. Şöyle dua eyledi:
Duası
“ Onu bana hayrul halef yap.
Bunlar, senin kullarındır. Bunların kaderleri senin ellerindedir.
Halifelerini onların hayrına çalıştır.
O’nu, âlemlere rahmet olan, temiz insanlara yol gösteren Peygamber’in
izinden giden olgun halifelerden kıl.
Halkını da kendisine yardımcı et.”
Hz. Ebubekir’in duası ne güzel bir dua idi. Bu dua makbul oldu.
Hz. Ömer, hayrul halef bir halife oldu. Ümmet-i Muhammed’e hizmet etti.
Son Sözü
Hz. Ebubekir, hicretin 13. senesi Camaziyelahır ayının 22. günü akşam
ile yatsı arası 63 yaşında iken Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Son sözü:
“Ey Rabbim! Müslüman olduğum halde ruhumu al ve beni salih kullarının arasına ulaştır” oldu
Peygamberlerden sonra kâinatın en faziletli insanı bu dünyadan ayrıldı.
Ravza-i Mutahhara’ya, Peygamberimiz’in yanına defnedildi.
Hakkında Söylenenlerden
Hz. Abdullah İbn-i Abbas
“Allah’a yemin ederim ki; Kur’an okurdu. Batıla meyletmekten uzaktı. Kötülüğü terk ederdi. İnsanları hoşa gitmeyen şeylerden sakındırırdı. Dinini bilirdi. Allahtan korkardı. Gece ibadet ederdi, gündüz oruç tutardı. Dünyasından emindi. Halka adaletinde kararlı idi. İyiyi emreder ve ona koşardı . Her hale şükrederdi.
Vallâhi, sabah akşam Allâh’ı zikrederdi. Umumun menfaati için kendisini feda ederdi.
Takva, kanaat, züht, iffet, iyilik, ihtiyat, aza kanaatte, arkadaşlarından üstündü, hatta eşsizdi.
Allah, kıyamete kadar hainlerin sevmediği kimseyi onun yerine tayin etti.”
Hz. Âişe
Hz. Aişe, babası Hz. Ebubekir hakkında şunları söyledi:
“O, gençliğinde Kureyş’in kahraman genci, ihtiyarlığında ilticagâhı, Kureyş’in müşkillerini halledici, fakirlerini doyurucu, rıfk ile milletini toplayıp birleştirici, dağınıkları giderici idi.
Kureyşlilerin kalpleri sonradan ona açıldı. O her şeyini Allah yolunda harcadı. Onun Allah’a olan bağlılığı ve sözündeki sadakati devamlı idi.”
Hz. Ali
Hz. Ali, ölümü üzerine Hz. Ebubekir hakkında şunları söyledi:
“Sen fırtınaların ve şiddetli kasırgaların kımıldatamadığı bir dağ idin.
Rasûlullah’ın dediği gibi, sen bedeninde zayıf, Allah’ın dininde kuvvetli, gönlünde mütevazı, Allah katında ve yeryüzünde makamı yüce, müminlerin nazarında büyük idin.
Sende hiç kimsenin kini, hiç kimsenin değersiz bulduğu bir taraf yoktu. Senin katında kuvvetli, ondan hak alıncaya kadar zayıf, zayıf da hakkı alıncaya kadar kuvvetli idi.
Allah senin sevabından bizi mahrum etmesin. Senden sonra bizi saptırmasın.”
İnsanların En Cömerdi
Yazımızı Peygamberimiz (sav)’in Hz. Ebubekir (r.a.) hakkındaki şu hadis-i şerifi ile bağlayalım:
“Şüphesiz ki, bana malı ve sohbeti hususunda insanların en cömerdi Ebubekir’dir.” (Müslim, Hadis no: 2382)
Radıyallahu anhü
ALLAH ONDAN RAZI OLSUN
(Âmîn)
Hikmet ve Mana Dolu Sözleri
Hz. Ebubekir, az ve öz konuşurdu. Sözlerinde gerçeklik, fesahat ve belagat vardı. Şair, hatip ve ediplerin sözlerini dikkatlice dinlerdi. Atasözlerini çok iyi bilirdi. Kültürlü bir insandı. Kültürlü olmasının kaynağı seyahat, ticaret, sağlam bir muhakeme, neseb ilmini, tarih ve geçmişlerin haberlerini iyi bilmesi, selim bir tabiat ve doğru bir düşünceye sahip olmasıdır:
“ Ben de insanım, doğru da yapabilirim, hata da edebilirim. Doğru icraatta bulunduğum zaman Allah’a hamd ediniz. Hata ettiğim zaman da hatamı düzeltiniz.”
*
“Mucizeleri ebedi olan Allah’ın kitabı sizdedir. Onun nuru sönmez.
Onun için emirlerini tasdik edin ve onunla amel edin. Karanlık günler için ondaki nurdan faydalanın. Zira Allah sizi kulluk için yarattı. Yanınıza tescil için melekler verdi.”
*
“Ey Allah’ın kulları! Biliniz ki, sizler ne zaman geleceğini bilmediğiniz bir ecelin peşinden gece gündüz dolaşmaktasınız. Eğer ömrünüzü Allah rızası için amel yaparken bitirmeye gücünüz yeterse, yapınız. Allah’ın yardımı olmadan da asla bunu yapmaya muktedir olamazsınız.”
*
“Ömrünüz sona ermeden veya fena bir amel işlemeye başlamadan önce Allah için amel işlemekte yarış ediniz. Çünkü bazı kavimler hayatlarında kendilerini bırakıp da başkaları için iş yaptılar ve kendilerini unuttular. Onlara benzemekten sizi men ederim.”
*
“Allah rızası için söylenmeyen hiçbir sözde hayır yoktur.”
*
“Allah yolunda harcanmayan hiçbir malda da hayır yoktur.”
*
“Bilgiçlik taslayarak gururlananlarda hayır olmadığı gibi, Allah için yaptıklarında, insanların kınamasından korkanlarda da hayır yoktur.”
*
“Biliniz ki, sizler Allah’a karşı samimi olduğunuz müddetçe Rabbinize itaat etmiş ve hakkınızı korumuş olursunuz. Öyleyse içinde bulunduğunuz günlerdeki vazifelerinizi yapınız.
Boş zamanlarınızda nafile ibadetleri ihmal etmeyiniz. Fakirlik ve ihtiyaç anınızda da vazifelerinizi aynen ifa ediniz.
*
Ey Allah’ın kulları! Düşününüz! Sizden öncekiler dün nerede idiler, bugün neredeler?
Ülkeler idare eden ve imar eden hükümdarlar hani neredeler?
Muhakkak ki, kendileri de, hatıraları da unutuldu. Bugün onlar hiç yaşamamış gibidirler.
İşte yaptıkları zulümlerden dolayı boş ve viran kalan evleri! Onlar ise kabrin karanlığı içindeler. Onların hiç birinden bir şey hissediyor veya onlardan en ufak bir ses duyuyor musunuz? Hani arkadaşlarından ve kardeşlerinden tanıdıkların?
Muhakkak ki, önceden hazırladıklarına kavuştular ya bedbaht ya da mesutturlar.
*
Allah ile kullarından hiç biri arasında bir akrabalık yok ki, bu yüzden ona bir hayır versin veya ondan bir kötülüğü kaldırsın. Bu sadece Allah’a itaat etmek ve emirlerine uymakla olur.”
*
“Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eden doğru yolu bulmuş olur. Onlara âsi olan ise apaçık bir şekilde
sapıtmış olur.
*
Size Allah’tan korkmanızı ve Allah’ın size doğru yolu göstermek için indirdiği kitabına sarılmanızı tavsiye ederim.
*
Kim, iyiliği emredip kötülüğe engel olan âmirine itaat ederse, o felaha ermiş ve üzerine düşeni ifa etmiş olur.
*
Nefsinize uymaktan sakının.
Arzu, tamah ve öfkesini yenen felaha ermiştir.
Sakın böbürlenmeyin. Topraktan yaratılıp tekrar toprağa dönecek olan yaratıkların böbürlenmesi doğru mudur? Sonra cesetlerini kurt yer.
Bugün sağ olan yarın ölü değil midir? Onun için ibadetlerinizi gününde ve saatinde yapınız.
*
Mazlumun âhından sakınınız.
Gururlanarak dünyaya aldanmayın.
Sabırlı olunuz. Çünkü her şey sabırla elde edilir.
Uyanık olunuz. Zira uyanıklık faydalıdır.
Amel ediniz, ameller kabul edilir.
Allah’ın yapıldığında ceza vereceğini bildirdiği şeylerden sakınınız.
Allah’ın vaat ettiği rahmetine kavuşmaya gayret ediniz.
Anlayın ki anlaşılasınız. Korunmaya çalışın ki korunasınız.”
“Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. İtaat etmek ve emirlerine uymaktan başka, Allah’ın hiçbir kula yakınlığı yoktur ki ona hayır versin ve ya onu cezalandırmaktan vazgeçsin.
*
Allah’a yemin ederim ki, eğer haramlardan sakınır ve iyilik yaparsanız hemen hemen hiç sıkıntıya düşmezsiniz *
“Allah’tan sıhhat ve afiyet isteyiniz. hiç kimseye imandan sonra afiyetten daha hayırlı bir şey verilmedi.”
Vecizeleri
Hz. Ebubekir’in (r.a.) kısa, özlü, mana dolu sözleri vardır ki bunlara darb-ı mesel “vecize” demek mümkündür. Bunlardan bir kaçını örnek olarak verelim:
“Haramla beslenen bir beden cennete girmeye layık değildir.”
“Kim kendi nefsine kusurundan dolayı kızarsa, Allah o kimseyi gazabından emin kılar.”
“İstişarede doğru söyle ki, görüşün doğru olsun.”
“Mal hasislerde, silah korkaklarda, görüş zaiflerde olursa işler bozulur.”
“Ne söylediğini ve ne zaman da söylediğini düşün.”
“Hiçbir bela yoktur ki, ondan daha beteri olmasın.”
“Halka iyilik etmek, bela ve afetlerden insanı korur.”
“Doğruluk emanettir, yalan ise hıyanettir.”
“Hile kimde bulunursa zararı yine kendine dokunur.”
Duaları
Hz. Ebubekir’in yaptığı içli duaları vardır. Bu dualardan da bir iki örnek vermek istiyoruz:
“Allah’ım! Sonumu hayırlı et. Amellerimin sonunu da hayırlı et. En hayırlı günüm sana kavuştuğum gün olsun.”
“Allah’ım! Sonu benim için hayırlı olan amel isterim. Allah’ım! Bana senin rızanı ve Naîm cennetlerindeki, en yüksek dereceleri mükâfat olarak ver.”
“Allah’ım! Senden her şeyde nimetini tamamlamanı isterim. Senin rızanı kazanıncaya kadar ve kazandıktan sonra da Sana verdiğin nimetlerden dolayı şükretmeyi isterim.”
“Allah’ım! Bana iman, gerçek bilgi, sıhhat ve hayırlı nimet ihsan et.”
Hz. Ebubekir (r.a.) efendimizin dualarına âmin diyelim. Allah’tan Hz.
Ebubekir’in duası ile isteyelim:
“En hayırlı günümüz sana kavuştuğumuz gün olsun!
- KAYNAKLAR
1.Kur’an’ı Kerim. - 2.Buhari
- 3.Tehzib-ü Siyret-i İbni Hişam, 1977, Kuveyt.
- 4.Siyret-i İbni İshak, 1981, Konya.
- 5.Kısas-ı Enbiya, Ahmed Cevdet, Milli Eğitim Bakanlığı yayını, 1972, cild: 1-2 İstanbul.
- 6.Hadislerle Müslümanlık, tercüme eden Ahmet M. Büyükçınar, 1974, İstanbul
- 7.Siret Ansiklopedisi, Afzalur Rahman, 1996, Yeni Şafak yayını İstanbul.
- 8.Hulefa-i Raşidin, M. Sami, 1984, İstanbul.
- 9.Dört Büyük Halife, Ş. Ahmed Efendi, 1998, İstanbul.
- 10.Tarihte Garip Olaylar, Max Kemmerich, Varlık yayını, 1968, İstanbul.
- 11.Peygamberimiz ve Ashabı, Ahmed El-Kadınhani, Erkam yayını, 1985, İstanbul.
- 12.Hatemül Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, A. H. Berki, O. Keskioğlu, Diyanet yayını, Ankara.
- 13.İslâm Tarihi, M. Esad, Marifet yayını, 1983, İstanbul.
- 14Hz. Ebubekir Şahsiyet ve Dehası, Abbas Mahmud Akkad, Ali Özek, 1968, İstanbul.
- 15Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, Osman Nuri Topbaş, Altınoluk yayını, 1999,
İstanbul.