Esad bin Zürâre’nin Kimliği
Esad bin Zurâre Medine’li idi. Hazreç kabilesinin Neccar oğulları kolunun başkanı idi.
Şirkin ve zulmün dimağları ve vicdanları karattığı ve körelttiği o devirde vicdanlı ve temiz kalabilmiş kişilerden biri olarak bilinirdi. Çünkü putlara tapmazdı, hanifdi. Allah’ın bir olduğuna inanırdı.
Soy bilgisi (Ensab ilmi) ne sahipti. Soylar hakkında bilgisi ile meşhur Utbe bin Rabia ile yarışmak, kabilesine müttefik ve yardımcı aramak için arkadaşları ile Mekke’ye gitmek üzere yola çıkmıştı.
Bulduğum Daha Hayırlıdır
Zaman Peygamberimiz’in, peygamberliğinin on birinci senesi idi. İslâm’a davet Mekke müşriklerine tesir etmiyordu. Her davet, onların düşmanlığını daha da artırıyordu. Bu yüzden Peygamberimiz ve Müslümanlar işkencelere maruz kalıyorlardı.
Peygamberimiz, zaman zaman Mekke dışına çıkıyor:
“Belki söz duyar bir kulak, hakkı teslim eder bir kalb bulurum” düşüncesi ile çeşitli bölgelerden gelenlere İslâm davetini ulaştırmaya çalışıyordu. “Ben size Allah tarafından gönderilmiş bir Peygamberim. Allah yalnız kendisine ibadet etmenizi emrediyor, ona şirk koşmayınız” diyordu.
Fakat hiç biri Peygamberimiz’in davetini kabul etmiyordu.
“Haklı olsa kabilesi benimserdi” diyorlardı.
Peygamberimiz, bir gün yine Mekke dışına çıktı. “Akabe” denilen yerde altı kişiye rastladı:
“Siz kimlerdensiniz?” Buyurdu.
“Hazreç kabilesindeniz” dediler.
“Otursanız da biraz konuşsak” buyurdu.
“Olur” dediler.
Oturdular, Peygamberimiz, onlara İslâm’ı anlattı, Kur’an okudu, dine davet etti.
Daveti hemen kabul ettiler, Müslüman oldular.
İmanları ile tarihin seyrini değiştien, Mekke vadisinde kilitlenip kalmış İslâm davetine yeni ufuklar açan bu altı kişinin ilk iman edeni Esad bin Zurâre idi. Esad bin Zurâre iman ettikten sonra, Utbe ile “Soylar” konusunda bilgi yarışmasından vazgeçti.
“Ben buraya kabilem için bir yardımcı ve müttefik aramaya gelmiştim. Fakat bulduğum daha hayırlıdır” dedi
Medine’nin Dâru’l Erkamı
Medine’ye döndüler. Gönüllerinde iman, gözlerinde sevinç vardı. Halkı İslâm’a davet ediyorlardı. Önderleri Esad bin Zurâre idi.
Namazları o kıldırıyordu.
Aradan bir yıla yakın bir zaman geçmişti. Medine’nin ilk Müslümanları yine Mekke yolundaydı. Bu kez sayıları on iki idi. Kafilenin başında
Esad bin Zurâre vardı.
Maksatları, sevgili Peygamberlerini görmek, hasretlerini gidermek, dinlerinde yeni şeyler öğrenmekti.
Mekke’ye ulaştılar. Akabe’de gizlice Peygamberimiz’le buluştular, görüştüler.
Buluşma “Biatla” neticelendi.
“Birinci Akabe Biatı”nı meydana getirdiler.
Biatın şartları şöyleydi:
“Allah’ı bir bilecekler ve O’na eş koşmayacaklardı.
Zina yapmayacaklar, hırsızlık etmeyeceklerdi.
İftiradan sakınacaklar, çocuklarını öldürmeyeceklerdi.
Allah’a ve Rasûlüne itaat edeceklerdi.”
Birinci Akabe Biatı ile Mekke dışında “İslâm cemaati” oluştu.
Mübarek “Ensar topluluğu” meydana geldi.
Allah’ın ismini yüceltmek, dinini yaymak meşalesi daha da yükseltildi.
On iki kişiden Zekvan bin Kays Mekke’de Peygamberimiz’in yanında kaldı, diğerleri Medine’ye döndüler.
Mekke’nin ilk Müslümanlarından Mus’ab bin Umeyr Medine’ye gönderildi. Vazifesi din konusunda Medine’lilere hocalık yapmak, halkı İslâm’a davette onlara önderlik etmekti.
Mus’ab bin Umeyr, Medine’de Esad bin Zurâre’nin evinde kalıyordu.
Esad bin Zurare’nin evi Medine’nin “Dâru’l Erkam”ı olmuştu.
Allah’ın Rasûlü’nü Daha Ne Kadar Mekke Dağlarında Yalnız Bırakacağız?
İslâm’ın nuru, Esad bin Zurâre’nin evinden Medine evlerine yayılıyordu.
Medine’de İslâm yayılırken, Mekke müşriklerinin azgınlığına benzer hareketler görülmüyordu. Fakat İslâm’dan rahatsız olanlar da vardı.
Bunlardan biri de Evs kabilesinin başkanı Sa’d bin Muâz dı. Sa’d, Esad bin Zurâre’nin teyzesinin oğlu idi.
Sa’d bin Muaz, İslâm’ın yayılmasını önlemek istedi. Esad bin Zurâre’ye şöyle dedi:
“Aramızda akrabalık olmasaydı, bu işleri yapamazdın.”
Esad bin Zurâre şöyle dedi:
“Ey teyze oğlu! Dinle. Kötü bir söz duyarsan kabul etme. Fakat iyi bir söz duyarsan kabul et.
Sa’d bin Muâz dinledi.
Mus’ab bin Umeyr İslâm’ı anlattı. Kurân okudu. Sa’d dinledi, Müslüman oldu. Kabilesini de Müslüman yaptı.
İslâm Medine’nin dini oldu. Mekke’li Müslümanlar da Medine’ye hicret etmeye başladı.
Medine’li Müslümanlar birbirine şöyle diyordu:
“Allah’ın Rasûlü’nü daha ne kadar Mekke dağlarında yalnız bırakacağız. ?”
İlk Biat
Peygamberliğin on üçüncü senesinde Medine’den yetmiş beş kişi Kabe’yi ziyaret için Mekke’ye gitti. Asıl maksatları, Allah’ın Rasûlü’nü Medine’ye davetti.
Gece yarısından sonra gizlice “Akabe” de buluştular, görüştüler ve konuştular.
Allah’ın Rasûlü’nü Medine’ye davet ettiler.
Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Sevinçli ve kederli olduğunuz zamanlarda din işlerinde kusur etmeyeceğinize, iyiliği emir, kötülükten sakınacağınıza, hakkın yerine getirilmesi hususunda kimseden çekinmeyeceğinize, yanınıza geldiğimde beni kendiniz, çoluk çocuğunuz gibi koruyacağınıza söz verir misiniz?”
Allah’ın Rasûlü kendilerinden söz istiyordu.
Mal, evlat ve can pahasına da olsa yerine getirmek mecburiyetinde oldukları işleri yapacaklarına dair söz istiyordu.
Kafilenin başkanı Medine’nin ilk Müslümanı Esad bin Zurâre söz aldı ve şöyle dedi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Önce dinimizi terk ederek, İslâm’ı kabul etmemizi emrettin. Bu büyük bir emirdi. Kabul ettik. Akraba ve dostlarımızla alakamızı kesmemizi emrettin. Bu da gayet zor olduğu halde onu da samimiyetle kabul ettik.
Biz içimizden kimsenin reislik düşüncesinde olmadığı bir kabileyiz.
Biz hoşnutluğumuz ve vicdanımızın arzusu ile kavmi tarafından terk edilmiş, amcalarının husumetini kazanmış bir zatı kendimize reis yaptık. Ona bağlılığı gerekli gördük. Allah’ın lütfu ve yardımı olmasaydı, bir kişi bu kadar büyük başarılara ulaşamazdı. Bu durumu kalbimizle tasdik ettik. Hepimiz bu hususta beraberiz. Bunun için seninle beraberiz. Sana biat etmeye geldik.
Allah’ın kudretinin bizim gücümüzün üstünde olduğunu biliriz.
Sana söz veririz ki;
Nefsimiz, mübarek nefsinizin muhafızı, bedenimiz, mübarek bedeninizin siperi olacaktır.
Çocuklarımızı nasıl muhafaza edersek, seni daha çok koruruz.
Bu ahdimizi bozarsak, Allah’ın ahdini bozmuş olalım.
Biz sözümüzde sadıkız. Yardım Allah’tandır”
Bize Ne Var?
Esad bin Zurâre; içten gelen, imanın, bağlılığın en güzel ifadesi olan bu konuşmayı yaptıktan sonra Allah’ın Rasûlü’ne bir soru soruyor. Soru şöyledir:
“Biz vazifemizi yaparsak bize ne var?”
Peygamberimiz: “Cennet var” buyurdu.
“Bol kazançlı bir alış veriştir. Biz bundan ne cayarız, ne de cayılmasını isteriz. Öyleyse ver elini” dediler.
Peygamberimiz mübarek ellerini uzattı. Birbirleri ile yarışırcasına
Peygamberimiz’e biat ettiler.
Peygamberimiz’i mallarından, canlarından ve çocuklarından daha iyi koruyacaklarına söz verdiler.
Peygamberimiz’le Medine’li Müslümanlar arasında olan ve tarihin seyrini değiştiren bu anlaşmaya “İkinci Akabe Biatı” dendi.
Bir gece karanlığında gizlice yapıldı. Ama karanlıkta yapılan bu anlaşma ile İslâm’ın nuru âlemi aydınlattı. Mekke’ye sıkışmış kalmış İslâm gün aydınlığına çıktı.
Peygamberimiz, biat edenler arasından on iki kişiyi temsilci olarak seçti. Bunlar kabilelerini Peygamberimiz adına idare edecekler, kabileleri içinde Peygamberimiz’in temsilcisi olacaklardı.
Peygamberimiz Medine’ye hicret etti. Medine’de yapılan ilk işlerden biri de “Mescid” inşâ etmekti.
Peygamberimiz, Medine’ye teşriflerinde devesinin çöktüğü arsa üzerinde mescid inşâ etmek istedi. Arsa Esad bin Zurâre’nin himaye ve terbiye ettiği Sehl ve Süheyl adında iki yetime aitti. Esad bin Zurâre bu arsa üzerinde vakit ve Cuma namazları kıldırırdı.
Peygamberimiz, arsayı yetimlerden satın almak istedi. Yetimler:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz arsayı para ile satmayız. Allah için bağışlarız”
dediler. Esad bin Zurâre de yetimlerin görüşünde idi.
Peygamberimiz, bağışı kabul etmedi. Yetimler satışa razı edildi. Bedelini de Hz. Ebubekir ödedi.
Medine’nin İlk Müslümanı
Mescid inşâ ediliyordu. Başta Peygamberimiz olmak üzere bütün ashab şevkle çalışıyordu.
Tarihin hiçbir devrinde görülmemiş bir bağlılık ve muhabbet içinde yaşıyorlardı.
Allah’ın yardımı ve hidayeti ile Medine’de bu hayatın yaşanmasına sebep olan Esad bin Zurâre bedenen bu hayatı yaşıyamıyordu. Çünkü hasta idi. Hastalığı gün geçtikçe ilerliyordu.
Peygamberimiz, Esad bin Zurâre’yi sıksık ziyaret eder, ona dua ederdi. Esad bin Zurâre, derin bir sükün içinde sevgili Peygamberi’nin gül yüzünü seyrederdi.
Hastalık daha da ilerledi. Medine’nin ilk Müslümanı Esad bin Zurâre, Peygamberimiz’in cemâline baka baka ruhunu Allah’a teslim etti.
Medine’den cennete kavuşan ilk Müslüman oldu.
Cennetü’l Bâkinin İlk Sakini
Esad bin Zurâre’nin ölümü Peygamberimiz’i son derece müteessir etti.Yıkadı, kefenledi, cenaze namazını kıldırdı, defneyledi. Defnedildiği
yere “Cennetül bâki” dendi.
Mühacir-Ensar sahabe, Salih kullar ömürleri tamamlanınca, “Cennetü’l
bâki” de, Esad bin Zurâre’ye komşu oldular.
Peygamberimiz, Esad bin Zurâre’nin yetim kızları Fariğa, Habibe ve Kebşe’yi himayesine aldı. Fariğa’nın düğününü Hz. Âişe yaptı. Düğününde şenlik eyledi.
Peygamberimiz, Esad bin Zurâre’den boşalan Neccar oğulları başkanlığına kimseyi tayın etmedi. Bu vazifeyi üzerine aldı. Neccar oğulları da bunu kendileri için bir şeref bildiler.
Medine’nin İlk İmamı
Abdurrahman bin Kaab şöyle anlatıyor:
Babam Kaab’ın gözleri az görmeye başladı. O yola çıktıktan sonra ben onun elinden tutar istediği yere götürürdüm. Babamı Cuma namazına götürdükçe babam ezan sesini duyar duymaz, Esad bin Zurâre’yi hatırlar, ona mağfiret dilerdi. Bir gün sordum:
“Baba dedim. Cuma ezanını duydukça daima Esad bin Zurâre’yi hatırlıyor, ona mağfiret diliyorsun, ona dua ediyorsun, bunun sebebi nedir?”
Babam şu cevabı verdi:
“Oğlum! Peygamber’in Medine’ye gelişinden önce bize ilk Cuma namazını kıldıran o idi.”
Medine’de okunan her ezanda, kılınan her namazda, yapılan her ibadet ve iyi işte Esad bin Zurâre’nin seva hissesi vardır. Çünkü Medine’nin kapılarını İslâm’a açan o idi. Onunla birlikte Müslüman olanlar da sevaptan hisse alanlardı.
İyilikte, kötülükte insanlara öncülük edenler, örnek olanlar kendilerini izleyenlerin sevabına veya günahına ortak olurlar. İnsan bütün gücü ile iyiliğe çalışmalı, iyi olmalı, iyiye örnek ve önder olmalı, kendisini hayırla yad ettirecek eserler bırakmalıdır.
Esad bin Zurâre, Medine’de İslâmı kabulde ve yaymada öncülük etmişti. İyilikte, iyi olmada, Hak’ka bağlılıkta örnek ve önder olmuştu.
Allah ondan razı olsun.
Bizleri de Esad bin Zurâre ve önderi, önderimiz Muhammed(s.a.v.)’i hakkı ile takip edenlerden eylesin. (Âmîn)
- KAYNAKLAR
1.El-Isabe - 2.Muhammed Esad, İslâm Tarihi, Marifet yayını, 1983, İst.
- 3.Yusuf Kandehlevi, Hadislerle Müslümanlık, Divan yayını, 1973, İst.
- 4.Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı, yayını, Ank.
- 5.M. Rıza, Muhammedün Rasûlüllah, 1975, Beyrut
- 6.Asrı Saadet-Ashab-ı 964, İst.
- 7.Abdurrahman Harun, Tehzibu İbni Hişam, 1977, Beyrut