SA’D BİN MUÂZ

Arkamda Bir Adam Var ki
Peygamberimiz Muhammed(s.a.v.)’in Medine’ye gönderdiği Mus’ab bin Umeyr, Esad bin Zürare’nin evinde Müslümanlara İslâm’ı anlatıyor, Kurân-ı Kerim’i öğretiyordu.
Mus’ab’ın çalışmaları müşriklerin dikkatlerini çekiyordu. Bu çalışmalar müşrikler tarafından hoş karşılanmıyordu.
Evs Kabilesi başkanı Sa’d bin Muâz, kabilenin ileri gelenlerinden Useyd bin Hudayr’a şöyle dedi:

“Bizim zayıflarımızı aldatmak için mahallemize gelen şu adamın yanına git, onu azarla, onu yaptığı işten men et. Esad bin Zürare akrabam olmasaydı, bu işi sana bırakmazdım. O teyzemin oğludur. Ona kızamam.”
Useyd bin Hudayr; mızrağını aldı, gitti. Mızrağını öfke ile Mus’ab binmeyr’in yanına dikti. Ona kızdı. Onu azarladı. Sonra onu dinledi ve Müslüman oldu.
Useyd bin Hudayr:
“Arkamda bir adam var ki o size inanırsa kavminden hiç kimse ondan ayrılamaz. Şimdi onu size göndereceğim” dedi.
Putlara Ne Oluyordu?
Useyd, Sa’d bin Muâz’ın yanına döndü. Sa’d ona “ne yaptın?” dedi.
Useyd: “Gittim, o adamla konuştum. Onda bir kötülük görmedim. Yalnız haber aldım ki, Haris oğulları Müslümanlığından dolayı Esad bin Zürare’yi öldürmeye kalkışmışlar” dedi.
Sa’d; “sende faydalı bir şey görmedim” dedi. Hemen kalktı, mızrağını aldı, yürüdü. Öfkeli idi. Esad bin Zürare’nin yanına vardı. Mus’ab da Esad’ın yanında idi. Onları sakin bir halde görünce, Useyd’e kızdı. Esad bin Zürare’ye de şöyle dedi:
“Ey Ebu Ümame! Yemin ederim ki; aramızda akrabalık olmasaydı, benden bu iyiliği göremezdin. Mahallemizde hoşlanmadığımız şeyleri yapamazdın.”
Mus’ab bin Umeyr:
“Otur, dinle. Hoşuna giderse kabul eder, hoşuna gitmezse söylemeyiz”dedi. Mus’ab’ın konuşurken sözü yumuşaktı. Tatlı idi. Cana tesir edici idi.
Sa’d bir şey demedi, kızmadı. “Doğru söylüyorsun” dedi. Mızrağını dikti, oturdu, dinledi.
Mus’ab, Sa’d’a İslâm’ı anlattı, Allah’ı tanıttı. Konuşmasının sonunda Kur’an okudu.
Mus’ab Kur’an okurken Sa’d kendisini Kur’an’ın havasına vermişti. O zamana kadar duymadığı şeyleri duyuyordu. Yerleri, gökleri, her şeyi yaratan Allah ise, putlara ne oluyordu? Bunu düşünüyordu.
Siz Müslüman Oluncaya Kadar
Esad bin Zürare diyor ki: “Sa’d, Kur’an dinlerken yüzündeki değişikliği görüyor, onda meydana gelen iman alametlerini seziyordum.”
Sa’d derin bir uykudan uyanıyormuş gibi kendine geldi. Tatlı hafif bir sesle:
“Siz Müslüman olmak ve bu dine girmek için ne yaptınız?” dedi.
“Yıkanır temizlenirsin, elbiseni de temizlersin. Sonra kelime-i şehâdet getirirsin. Daha sonra iki rekat namaz kılarsın” dediler.
Sa’d yıkandı, temiz elbiselerini giydi. Kelime-i şehâdet getirdi. Müslüman oldu. Sonra iki rekat namaz kıldı.
Namazdan sonra Sa’d, mızrağını eline aldı. Yanında Useyd de vardı.
Kabilesini topladı. Onlara şöyle dedi:
“Ey Abdi Eşhel oğulları! Beni nasıl tanırsınız?”
“Sen bizim büyüğümüzsün. En ileri görüşlümüzsün. En güvenilir olanımızsın” dediler.
Sa’d bin Muâz yine konuştu. Bu kez konuşması kesindi:
“Siz Müslüman oluncaya kadar, sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haram olsun.”
İdarecilerin Vazifesi
O gün, akşama kadar Abdi Eşhel oğullarından kadın erkek Müslüman olmayan kalmadı.
O gün, Medine sokakları tekbir sesleri ile çın çın çınladı.
O gün, Medine Müslümanlarla doldu.
O gün, Müslümanlar Medine’de cemaat oldu, topluluk haline geldi.
O gün, evlerin köşelerinde konuşulan, yaşanılan Müslümanlık Medine’nin dini oldu.
Medine’de müşrikler vardı. Yahudiler vardı. Şimdi Müslümanlar da
vardı. Bir varlık olmuşlardı, kuvvet bulmuşlardı.
Sa’d bin Muâz’ın kabilesi Abdi Eşhel oğulları, Evs Kabilesi’nin en büyük kolu idi. Evs’e hakimdi. Bu sebeple Sa’d bin Muâz aynı zamanda Evs Kabilesi’nin de başkanı idi.
Mus’ab, Sa’d bin Muâz’ın evinde çalışmalarına devam ediyor, gece gündüz durmadan Müslümanlara dinini öğretiyordu.
Yeni Müslümanlar, bütün güçleriyle dinlerini öğreniyorlar, İslâm’ı yaymaya çalışıyorlardı. Tabiidir ki, başlarında Sa’d bin Muâz vardı. Belki de içlerinde en çok çalışandı. Bu konuda halkına örnek olandı. İslâm’ın yayılması ve hakimiyeti için koşandı.
Müslümanların başında bulunanlara uygun olanı ve yaraşanı da bu idi.
İdarecilerin vazifesi; idaresi altında olanları hak yolda, hak esaslarına uygun olarak idare etmektir.
İdareciler, haktan ayrılırsa, idare edilenler de haktan ayrılırlar. Çünkü örnekleri, başlarında bulunan idarecilerdir.
Haktan ayrılan idareciler, yalnız bu dünyada değil, ahıret âleminde de zararlı, haktan ayrılan idare edinenlerin veballerini yükleneceklerdir, hüsranda kalacaklardır.
Şimdi Müslümanlar, Medine’de söz sahibi idiler.
O Gün Medine Başka idi
Hazrec Kabilesi’ni de İslâm’ın nuru aydınlatmaya başladı. Onlar da bölük bölük Müslüman oluyorlardı. Medine her geçen gün biraz daha Müslümanlaşıyordu.
Mekke müşriklerinden kaçanlar, Medine’ye sığınıyor, barınak buluyorlardı.
Medine’de her şey Müslümanca şekilleniyor, değerini buluyordu. Ama Medine “O”nun yokluğunu hissediyor, “O”nu arzu ediyordu. Allah’ın Rasûlü Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve selemi istiyordu.
Neden O, aralarında bulunmasın, başlarında olmasındı?
Medine’nin tutkusu şimdi bu idi. Bu tutkuya kendini verenlerden biri de Sa’d bin Muâz’dı.
Bir heyet teşekkül ettirildi. İkisi kadın yetmiş beş kişi Mekke’ye gönderildi. Heyet Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’i Medine’ye davet edecekti. Allah’ın Rasûlü ile Akabe’de gizlice buluştular, görüştüler, davet ettiler. Allah’ın Rasûlü’nü, Medine’de mallarından, evlatlarından,
canlarından aziz tutacaklarına, koruyacaklarına söz verdiler. Anlaşma
“Biat”la tekid edildi. İkinci Akabe Biatı yapıldı.
Heyet, sevinçle Medine’ye döndüler. Çünkü muratlarına ermişler, Allah’ın Rasûlü’nü Medine’ye davet etmişlerdi. Davet de kabul edilmişti. Zaman ne zamandı? Allah bilirdi.
Allah’tan emir geldi. O da Medine’ye hicret edecekti. Hicret etti.
Medine’de coşku ile, sevinçle karşılandı.
O gün, Medine başka idi.
O gün, Medine rahmette idi. Çünkü âlemlere rahmet olarak gönderilen
Muhammed (s.a.v.) kendi içindeydi.
O gün, Medine’nin eski adı “Yesrip” in adı değişiyor “Peygamber şehri” diye anılıyor, Medine oluyordu.
Muhammed (s.a.v.)’in önderliğinde Medine’de örnek bir cemaat meydana geldi. İlk İslâm devleti bu cemaatin omuzları üstünde yükseldi.
Din kardeşini kendinden ileride bilmek, ona saygı, ona hizmet etmek en belirgin özellikti.
Muhammed(s.a.v.), Mekke’den hicret eden mühacirlerle, Medine’li Ensarı birbirine kardeş yaptı. Sa’d bin Muâz’ın kardeşi de Ebu Ubeyde bin Cerrah’dı.
Ebu Ubeyde ilk Müslümanlardandı. Habeşistan’a hicret edenlerdendi.
Habeşistan’dan gelmişti. Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın bir başka özelliği daha vardı.
“Cennetle müjdelenmiş on kişi” den biriydi. Fetihler devrinde İslâm’ın büyük kumandanlarından biri olacaktı. Muhammed(s.a.v.), Sa’d bin Muâz’ı böyle bir zatla kardeş yapmıştı.

Sa’d Bin Muâz’ın Özellikleri
Sa’d bin Muâz: Uzun boylu, iri kemikli idi. Cömertti, yoksulu gözetir, kimsesizi himaye ederdi.
Sa’d bin Muâz: Medine halkının en itibarlı idarecilerinden biriydi. Sevilirdi, sayılırdı.
Babası daha önce ölmüştü. Annesi ise sağdı. Kabilesi ile Müslüman olmuştu. Sa’d bin Muâz’ın iki oğlu vardı. Birinin adı Amr, diğerinin adı Abdullah’dı. Amr Uhud Savaşı’nda şehid olacak, Abdullah ise
Hüdeybiye’de “Biatı Ridvana” erecekti.
Sa’d bin Muâz ibadete düşkündü. Çok namaz kılardı. İyilik severdi. İyilikte önde gidenlerdendi.
Sa’d bin Muâz bir idareci olarak halkın yaşayışına çok dikkat eder Müslümanca yaşamaları için ne gerekirse onu yapardı.
Ensar’ın Ebubekir’i
Sa’d bin Muâz, Peygamberimiz’in yanından ayrılmaz, o evine girmeden kendi evine gitmezdi. Sa’d bin Muâz’ın Peygamberimiz yanında mevkii çok yüksekti.
Sa’d bin Muâz’a “Ensar’ın Ebubekir’i” denilirdi. Gerçekten bu mevkie pek layıktı.
Mekke müşrikleri, Peygamberimiz’in ve Müslümanlar’ın Medine’de kurdukları devletten endişe ettiler. Medine’de kuvvetlenmeden yok etmek için çeşitli yolları düşündüler. Bu yollardan birisi de büyük bir ticaret kervanı çıkarmaktı. Bu kervanı çıkardılar. Kervan ticareti ile silah alınacak, ordu donatılacak, Müslümanlarla savaşılacaktı.
Peygamberimiz ashabı ile, Mekke müşriklerinin çalışmalarını önlemek için kervanı takibe çıktı. Kervanın nerede olduğu araştırılıyordu. Mekke’den bir haber geldi. Mekke müşrikleri büyük bir ordu ile yola çıkmıştı. Maksatları kervanı korumak, Müslümanlarla savaşmaktı.
Denize Dalmamızı Emretsen
Peygamberimiz, durumu ashabı ile görüştü. Onların düşüncelerini öğrenmek istedi:
“Ne dersiniz? Kervanın peşine mi düşmek istersiniz? Yoksa Kureyş ordusunun karşısına mı çıkmayı arzu edersiniz? Bu iki yoldan birini Allah bana vaat etti” buyurdu.
“Biz kervan niyeti ile çıktık. Eğer büyük bir ordu ile savaşacağımızı bilseydik, daha hazırlıklı gelirdik” diyenler oldu. Hazreti Ebubekir, Ömer, Mikdad gibi orduya karşı gidilmesini isteyenler de oldu. Bunlar mühacirlerdendi.
Ensar’ın fikri ne idi? Onlar, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’i Medine’ye davet etmişler, canları pahasına koruyacaklarına söz vermişlerdi. Sözleri Medine içindi. Şimdi Medine’nin dışında bulunuyorlardı. Ensar nasıl davranacaktı? Medine dışında da Muhammed (s.a.v.)’i koruyacaklar, ona itaat edecekler miydi?
Peygamberimiz: “Siz de bir fikir veriniz” buyurdu.
Sa’d bin Muâz ayağa kalktı: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizleri mi kasdediyorsun?” dedi.
Peygamberimiz: “Evet” buyurdu.
Sa’d bin Muâz, yine söz aldı, konuştu. Konuşmasında şöyle dedi:
“Biz sana inandık. Seni tasdık ettik. Getirdiğin şeylerin hak olduğunu kabul ettik.
Her hususta seni dinleyeceğimize, sana itaat edeceğimize söz verdik.
Nasıl istersen, öyle yap. Biz seninle beraberiz.
Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bizim seninle beraber denize dalmamızı emretsen, derhal dalarız.
Bizden hiç kimse geri kalmaz.
Biz düşmana karşı çıkmaktan çekinmeyiz. Savaştan geri dönmeyiz.
Biz sabreden doğru kimseleriz.
Umarım ki, Allah sana bizden memnun olacağın işleri bize gösterir.
Allah’ın lütfu ile, yürü yâ Rasulallah.”

Ey Allah’ın Rasûlü
Peygamberimiz(s.a.v.) Sa’d bin Muâz’ın konuşmasından son derece memnun oldu. Konuşma özlü idi. İhlas ve samiyet dolu idi. Güçlü bir imanın, coşkun bir ruhun eseri idi. Allah’a ve Rasûlü’ne bağlılığın bir ifadesi idi.
Peygamberimiz(s.a.v.), Sa’d bin Muâz’ın konuşmasından sonra; “Haydi yürüyün. Allah bana bu iki taifeden birini vaad etti. Vallahi şimdi ben sanki, Kureyş’in savaş meydanında düşecekleri yerleri görüyorum” buyurdu.
Bedir’e varıldı. Ordugah kuruldu. Evs’in sancağını Sa’d bin Muâz taşıyordu.
Sa’d bin Muâz, Peygamberimiz’in yanına geldi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! Biz sana bir gölgelik yapmayalım mı?” dedi.
Biz senin yanında bir binit hazırlar sonra düşmanımızla karşılaşırız
Allah bize kuvvet verir, düşmanımıza galip kılarsa, bizim istediğimizde budur.
Eğer aksi olursa sen binitine biner, geride bıraktıklarımıza kavuşursun.
Biz sana geride kalanlardan daha sevgili değiliz.
Onlar senin savaşacağını bilselerdi, senden asla geri kalmazlardı.
Allah seni onlarla korur. Onlar senin emirlerini dinlerler. Onlar seninle mücahede ederler.”
Peygamberimiz(s.a.v.), Sa’d bin Muâz’ın bu sözlerinden de son derece memnun oldu, hayır dua etti.
Gölgelik yapıldı. Peygamberimiz(s.a.v.) Hz. Ebubekir’le gölgeliğe girdi.
Sa’d bin Muâz kılıcını alıp Ensardan birkaç kişi ile beraber o gölgeliğin kapısında nöbet tutmaya başladı.

Scroll to Top