Kadisiye Savaşı (636 yılı)

slâm ordusu 34 bin kişi, Sasani ordusu 120 bin kişi idi. Savaşın ikinci günü İslâm ordusuna on bin kişilik bir yardım geldi. 44 bin oldu. Sad’ bin Ebi Vakkas, kumandanlarını topladı. Savaş hazırlıkları tekrar görüşüldü. Cihat âyetlerinin askere okunması karalaştırıldı. Cihat âyetlerini dinleyen askerlerin gönlü açıldı. Şehitlik ve gazilik ruhu coşkusu benliklerini sardı. Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri savaş emrini askerlere şöyle duyurdu: “Öğle namazına kadar yerlerinizde sebat edeceksiniz. Namazdan sonra ben tekbir getireceğim. Siz de tekbir getiriniz ve hazırlanınız. İkinci tekbir ile siz de tekbir getirerek silahlanınız. Üçüncü tekbirimi duyduktan sonra atlılar tekbir getirerek hareket etsinler. Benim dördüncü tekbirimle hepiniz tekbir getirerek hareket ediniz ve düşmanı karşılayınız. Üçüncü tekbirle atlılar hücuma geçti. Dördüncü tekbirle Müslüman ordusu ok gibi yerinden fırladı. İranlılar da filleri ile bütün güçleri ile harekete geçti. İslâm Tarihinin en mühim savaşlarında biri olan “Kadisiye Savaşı” başladı.
Birinci gün: Atlı hücumlarını İranlıların filleri karşıladı ve atlar fillerden ürktü ve geriledi. Sa’d bin Ebi Vakkas, Asım bin Amr’i filleri engellemekle görevlendirdi. Asım ve askerleri fillerin hortumlarını
kestiler, filler köpek gibi uluyarak geri dönüp kaçtılar ve kaçarken de İranlı askerleri ezdiler. Savaş akşama kadar devam etti. Ondan sonra iki taraf da geri çekildi.

İkinci gün: Sabahleyin şehitleri gömdüler, yaralıları tedavi ettiler. Öğleden sonra Ka’ka kumandasında askeri bir birlik İslâm ordusuna yardıma geldi. Savaş yeniden başladı, gece yarısına kadar devam etti.
Üçüncü gün: En şiddetli savaş üçüncü gün oldu. Bütün gün ve bütün gece aralıksız devam etti.

Dördüncü gün: Savaş dördüncü günde bütün şiddeti ile devam etti. Hilal bin Alkame adlı bir mücahid çadırına daldı. Rüstemi öldürdü. Dırar bin Hattab adlı bir mcahid de Sasanilerin en büyük sancağını ele geçirdi. Sasani ordusu çil yavrusu gibi dağıldı. Kadisiye savaşını Müslümanlar kazandı.

Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri Ka’ka ile Şerahbil bin Es Sarht’i düşmanı takiple görevlendirdi. Takiple Sasani ordusu tamamen bozuldu ve en büyük kumandanlarından Calınus da öldürüldü. Şehitler gömüldü, yaralılar tedavi edildi. Sa’d bin Ebi Vakkas, Fetih ve zaferi Hilafet makamına arz etti. Kadisiye öğleden evvel feth olunmuş idi. Herkes yerinde döndüğü zaman müezzinin şehit olduğu anlaşıldı. Bir çok kimseler ezanı ben okuyacağım dedi. Hadise, Sa’d bin Ebi Vakkas’ın huzuruna arz edildi. O da kura ile birini müezzin tayın edip nizaı bertaraf etti. İki yıl Kadisiye’de kaldı. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Halife Hz. Ömer’in emri ile Sasani başkenti Medayin’i fethetmek üzere hicretin on beşinci yılı şubat ayında hareket etti. Fetih yürüyüşünde Medayin yolu üzerinde olan yerleşim yerleri fethedildi. Sasani kuvvetleri teslim olmak mecburiyetinde kaldı. Medayin önünde en
güçlü askeri mevkii Behreşiir vardı. İslâm ordusu Behreşiir’e dayandı. Behreşiirde Kisra’nın sarayı görülüyordu. Dırar bin Hattab “Allah, Allah, işte Kisra’nın sarayı, İşte Allah’ın vaat ettiği yer” dedi, tekbir getirdi. Bütün ordu tekbir getirdi. Tekbir sedaları her tarafı inletti. Behreşiir muhasara edildi. Muhasara iki ay sürdü. Şehir halkı muhasaradan kurtulamayacaklarını anlayınca Dicle üzerinden gemilerle şehri terk ettiler. Hicretin 16 yılının Safer ayında Behreşiir şehri İslâm ordusunun eline geçti.
Behreşiir ile Medayin arasında Dicle Irmağı vardı. Medayin’i fethetmek için Dicle Irmağını geçmek gerekirdi. Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, ordusuna şu konuşmayı yaptı: “Düşmanımız bu Irmak
ile sizden kendini korumuş bulunuyor. Bu Irmağı geçeceğiz. Gerimizde korkacak bir şey yoktur. Ben bugün bu Irmağı geçmeye karar verdim.”
Irmağı nasıl geçtiler? Anlatmadan önce konu ile ilgili
iki hadiseyi anlatalım.
Hucr bin Adîy (ra) şöyle anlatıyor: Kadisiye savaşında askerlere: Düşmanlarınızla karşı karşıya gelmenize mani olan şu nehri-Dicleyi geçmekten siz yıldıran nedir? “Herkes Allah’ın takdir ettiği ecele uygun olarak Allah’ın izniyle ölür”(Âl-i İmrân Sûresi: 3/145) buyurulmaktadır.

Sonra da Sa’d bin Ebi Vakkas atını nehre sürdü. Bunu gören Müslümanlar peşinden nehre daldılar. Bu olay karşısında düşmanlar: “Vay canına bunlar insan değil, ifrit!” diyerek, selameti kaçmakta
buldular. Başka bir olayı da Sehm bin Mincab şöyle anlatır: Alâ bin Hadramî (ra) ile bir savaşa katılmıştık. Darine kadar geldik Düşmanla aramızda deniz vardı. Alâ bin Hadramî: “Ya Âlîm, ya Halîm, ya Aliyy, ya Azîm! Bizler senin kullarınız ve selin yolunda düşmanlarla çarpışıyoruz. Allah’ım! Bize onların yanına varmamızı sağlayacak bir yol göster!” diye dua etti. Sonra atlarımızı denize sürmemizi emretti. Biz de denize daldık. Öyle ki su atlarımızın eyerlerine bile çıkmıyordu. Nihâyet karaya çıkıp düşmanla karşı karşıya geldik. Kisra’nın kumandanlarından İbn-i Mükabir bizim böyle denize dalıp geçtiğimizi görünce: “Hayır! Onlarla çarpışmayız!” diyerek gemisine binip İran’a kaçtı.
Sa’d bin Ebi Vakkas, Asım bin Amr’a emretti. Asım ve mücahitleri atlarını Dicleye sürdü. Karşı sahilde bulunan Sasani kuvvetleri karşı koydular. Fakat sahile çıkmalarına engel olamadılar. Asım gerekli
emniyet tedbirlerini aldı. Bütün ordu Dicle’yi geçti. Medayın şahrini muhasaraya başladı. Kisra şehirden kaçmıştı. Halk da büyük oranda şehri terk etmişti.. İslâm ordusu Medayin’e girdiği zaman sarayın muhafızları ile karşılaştı. Onlar da hemen teslim oldular. Sa’d bin Ebi Vakkas, Medayin’in fetih haberini Halife Hz. Ömer’ ulaştırdı. Ganimetleri topladıktan sonra bunların beşte birini Medine’ye gönderdi. Ganimetler arasında Kisra’nın kılıcı, miğferi ve mücevherleri de vardı. Ganimetleri gören Halife Hz. Ömer: “Bunları ele geçirdikten sonra buraya gönderen insanlar muhakkak ki emniyetli insanlardır” demiş. Hz. Ali de, Hz. Ömer’e: Sen afif olduğun için tebean da afiftir”cevabını vermiştir. Afif: iffetli, namuslu, temiz demektir. Medayın alındıktan sonra kaçan Sasani hükümdarı ve ona bağlı ordu birlikleri takip edildi, karşı çıkanlar yenilgiye uğratıldı, barış isteyip teslim olan bölgelerle anlaşmalar yapıldı, kendileri cizyeye bağlandı.
Celula Savaşı
Sasani kumandanları, askerleri Medayinden kaçtıktan sonra Celulada bir araya geldiler. “Bir kere dağılırsak, bir daha toplanamayız.Burada toplu halde durup Araplara karşı koyalım” dediler. Şehrin
etrafına hendekler kazdılar. Sa’d bin Ebi Vakkas, Halife Hz. Ömer’in emri ile Haşim ve Ka’ka kumandasında on iki bin askeri Celula’yı fethe gönderdi. Celula kuşatma altına alındı. Kuşatma doksan gün sürdü. Sasani güçleri şiddetli çıkışlar yapıp kuşatmayı yok etmek istedilerse de başarılı olamadılar. Her çıkışa kalkan Sasani kuvvetleri mağlup edildi. Celula fethedildi.

Celula savaşının kaybedildiği haberini alan Sasani hükümdarı bulunduğu Hulvanı terk ederek Rey tarafına kaçtı. Hulvan da fethedildi. Celulada, Hulvan’da elde edilen ganimetlerin beşte biri Medine’ye gönderildi, gerisi askere paylaştırıldı. Sa’d bin Ebi Vakkas, Medayin’in havasının askeri zayıflattığını, hasta ettiğini Halife Hz. Ömer’e bildirdi. O da havası uygun bir yer bulunmasını emretti. Selman-i Farisi ile Huzeyfe havası uygun yeni bir yerleşim yerinin bulunması için görevlendirildi. Onların bulduğu yere Hicretin on yedinci yılında Sa’d bin Ebi Vakkas idaresinde “Kufe” şehri kuruldu ve bölgenin idare merkezi oldu. Sa’d bin Ebi Vakkas, Hz. Ömer ve Hz. Osman dönemlerinde Kufe valiliği yaptı. Kufe valisi olması dolayısı ile fiili olarak kumandanlık görevi savaşta sona erdi, fakat İran savaşları devam etti.
Nihavend Savaşı
Sasani devletinin belini kıran Kadisiye savaşı ise, Sasani devletini sona erdiren de Nihavend savaşıdır. Sasani ordusu İran’ın içlerine doğru dağınık halde çekiliyor, İslâm ordusu yakaladığı yerde onları
mağlup ediyor, teslim olan halkı cizyeye bağlıyordu. Sasani hükümdarı Yezducer’din son gayretleri ile Sasani kuvvetleri Nihavend’de toplandı, sayıları 150 bindi. Müslüman ordusu ise 30 bindi. İslâm
ordusunun komutanı Numan bin Mukarrin’di. Savaş, Numan bin Mukarrin’in tekbiri ile 642 yılında başladı. Savaş karşılıklı hücumlarla ertesi günü akşamına kadar sürdü.

Sasaniler hendeklerine çekildiler, savunma savaşı yapmaya başladılar. İslâm ordusu savaşın bu şekilde devam etmesinden sıkılmaya başladı. Numan, kumandanları ve ordu ileri gelenlerini topladı. Toplantıda Sasani kuvvetlerini hendekten çıkarmanın gerekli olduğuna karar verdiler. Savaş başladığı zaman suratla düşman içine hücum eden bir süvari birliği, plan gereği aniden geri dönüp kaçmaya başladı. Bunu bozgun zanneden Sasaniler bütünü ile hendeklerden çıktılar hücuma geçtiler. İslâm ordusunun pusuda beklediği yere gelince Numan bin Mukarrin atına bindi askeri dolaştı. “Ben üç tekbir alacağım. Üçüncüsünde düşmana hücum edeceğim. Siz de hücum ediniz.
Eğer ben ölürsem kumandan Huzeyfe bin Yaman’dır” dedi. Şöyle dua etti: “Ya Rabbi, senden dilerim ki, bugün İslâm’ı aziz edecek fetihler ihsan eyle, beni memnun et ve ruhumu ancak şehid olarak al.”

Numan, üç tekbir aldı. Bütün asker, öyle bir hücum ettiler ki, bu hücum tarihin en hızlı hücumlarından biri olarak anlatılır. Savaş gece yarısına kadar devam etti. Düşman ordusu bozuldu. Kan sel gibi akmaya başladı. Numan bin Mukarrin bir ok İsabeti ile şehit oldu. Duası yerini buldu. Meydan savaşında şehit olan ilk kumandan Numan bin Mukarrin’dir. Halife Hz. Ömer Numan’ın şehit olduğu haberini aldığı zaman çok üzüldü. Allah ondan razı olsun. Savaş meydanında otuz bin ölü bırakan düşman kaçarken de yüz bin ölü verdi. Kaçanlar da birbirine düştü. Hükümdar Yezducerd kendi adamlarından da kaçmaya başladı. Bir değirmene sığındı. Yezducerd’in değirmenci
tarafından 651 yılında öldürülmesiyle Sasani devleti sona erdi, İran fethi tamamlandı.

Sa’d bin Ebi Vakkas, orta boylu, güçlü, büyük kafalı, sert elli, çok sevimli bir insandı. Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri en adil insanlardan biri idi. Kumandanlığında ve valiliğinde hakkında yapılan
şikâyetlerin birer iftira olduğu tahkikatlarla tespit ve tescil edildi. Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri sözünün doğruluğu ile meşhurdu. Bu doğruluk bilhassa hadis rivâyetlerinde son derece dikkate alınmıştır. Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, Peygamberimiz (sav)’in mest üzerine meshettiğini rivâyet etmişti. Bunu duyan Abdullah bir Ömer babasına bunun doğru olup olmadığını sordu, Hazreti Ömer’den şu cevabı aldı. “Oğlum! Sa’d, Peygamberden bir hadis rivâyet etti mi, artık o
meseleyi bir başkasından sorma.”


Sa’d bin Ebi Vakkas’ın rivâyet ettiği hadislere muhaddisler son derece itibar ederler. Hz. Osman’ın öldürülmesi ve sonraki fitne hadiselerine karışmamış, evinde inzivaya çekilmiştir. Sa’d bin Ebi Vakkas, taraftarlarının halife ol, yüz bin kılıç sahibi var ki hepsi de seni Hilafet için en liyakatli adam tanıyorlar, haydi kalk” demişler. Bunlara şu cevabı vermiştir: “Bu sizin yüz bin kılıcınızdan daha kuvvetli tek bir kılıç, mü’mine çekilince onu kesmeyen, kâfire karşı sıyrılınca onu kesen kılıçtır.”

Hz. Hasan’ın Muviye ile anlaşmasından sonra, Sa’d bin ebi Vakkas, karşılaşınca ona Eyyühelmelik=Ey hükümdar demiş, Muaviye de “Bana Emirül mü’minin: Mü’minlerin emiri desen ne olur?” demiş.
Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri, Yemin ederim ki, ben bu işi senin tuttuğun yol ile üzerime almam “cevabını vermiştir.

Duası Makbuldu
Kays bin Ebu Hazım şöyle anlatıyor: “Medine’de idim. Çarşıda dolaşırken; Ahcaruzzeyt mevkiine geldim. Baktım, halk bir atlının etrafını sarmış, onu dinliyordu. Ben de dinlemeye başladım. Adam, çevresinde toplanan halkın gözü önünde Ali b. Ebi Talib’e küfrediyordu. Birdenbire ortaya çıkan Sa’d b. Ebi Vakkas, halkın karşısında durarak: “Ne oluyor?”diye sordu. Onlar: “Bir adam Ali b. Ebi Talib’e
küfrediyor”
diye cevap verince, Sa’d topluluğu yararak, adamın karşısına dikildi ve ona: “Bre adam, ne diye Ali b. Ebi Talib’e küfrediyorsun?! O ilk Müslüman değil miydi? Peygamber (sav) ile birlikte ilk
defa namazı o kılmadı mı? İnsanların en çok ibâdet edeni o değilmiydi? Halkın en bilgini o değildi de kimdi? Peygamber (sav) kızını onunla evlendirmedi mi? Savaşlarda Rasûlullah’ın sancağını taşıyan o değil miydi?”dedikten sonra, kıbleye yönelerek ellerini kaldırdı ve:
“Allah’ım, bu adam senin dostlarından birisini kötülüyor, kudretini gösterinceye dek, bu topluluğu buradan ayırma!”diye dua etti. Vallahi, biz oradan ayrılmamıştık ki, birdenbire huysuzlaşan hayvanı adamı kaldırıp taşlar üzerine fırlatıp attı. Adam ise beyni parçalanarak, oracıkta can verdi. “Dualarının kabulüne ne zaman nail oldun”? diye sorulmuş, Sa’d bin Ebi Vakkas: Bedir günü nail oldum. Peygamber (sav): “Yâ Rab! Sad’ın duasını müstecap kıl” buyurdular diye cevap vermiştir. Sa’d bin Ebi Vakasın duasının kabul olduğunu bilenler onu üzmekten son derece çekinirlerdi.

Ölümü
Sa’d bin Ebi Vakkas, son günlerini hurmalıkları ve pınarları ile meşhur olan Akik vadisindeki evinde geçirdi. Hicretin 55’nci yılında bu dünyadan ayrıldı, Hakkın rahmetine kavuştu. Bedir savaşında giydiği elbisesi ile kefenlendi. Çünkü bu elbise ile kefenlenmesini vasiyet etmiş, şöyle demişti: “Bu cübbe ile müşriklerle karşılaştım. Onu bu gün için saklıyordum.” Cenazesi Medine’ye getirildi. Cenaze namazını Medine valisi Mervan kıldırdı. Cenaze namazı kılanlar arasında Hz. Âişe ve diğer ezvac-ı mutahharat da vardı.” Baki” kabristanına defnedildi. Aşere-i mübeşşereden en son vefat eden zat, Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleridir. Allah ondan razı olsun.

Kaynakça
1-Asrı Saadet, Peygamberimiz ve Ashabı, Şamil Yayınevi, 1985, İst.
2-Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, Diyanet Yayını, Ank.
3-İslâm Ansiklopedisi, Diyanet Vakfı Yayını İst.
4-Hadislerle Müslümanlık, Divan Yayını İst.
5-Tahsin Emiroğlu, Esbâb-ı Nüzûl, Konya
6-Yılmaz Öztuna, İslâm Devletleri
7-Mevdudî Tefhimu’l Kur’ân Yeni Şafak Yayını, İst.
8-Mehmed Vehbi, Hülâsat’ül Beyan, üç dal Yayını, İst.
9-Keşfü’l Hafâ 2/365, No: 3076 Beyrut.
10-M. Hamdi Yazır Hak Dini Kur’ân Dili, Zaman Yayını, İst.
11-Kur’ân Yolu. 4/257, Diyanet Yayını Ank.
12-Ahmed Davudoğlu Müslim Tercümesi, Sönmez Yayını, İst.
13-Hüseyin K. Ece, İslâm’ın Temel Kavramları, 180, Beyan Yayını, İst.
14-Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, Milli Gazete Yayını, İst.
15-Ahmed Hamdi Akseki, İslâm Dini, Diyanet Yayını, Ank.
16-Yusuf Kerîmoğlu, Emanet ve Ehliyet, Mîsak Yayını Ank.
17-Asrı Saadet, Ashab, Eşref Edib Yayını, İst.
18-Ahmed Cevdet, Kısası Enbiya, Milli Eğitim Bakanlığı Yayını, 1972, İst. Ankara

Scroll to Top