YAR – AĞYAR
Çok sever gözüken var;
Amma, seven çok yoktur.
Gerçi yâr, çoktur amma,
Ağyâr ise pek çoktur…
161
GÜN BU GÜNDÜR
Yiyin, için dostlar giyin, kuşanın.
Gün, bu günkü gündür; başka gün bilmem.
Tutun hesapları, gaflete dalman,
Gün, bu günkü gündür; başka gün bilmem.
Gün, bu günkü gündür, yarını yoktur.
“Daha vakit kuşluk.. Zamanım çoktur”
Deme! “bu son gündür” dahası yoktur
Gün bu günkü gündür; başka gün bilmem
Gün, bu günkü gündür; saat, bu saat.
Bu satte olur; her türlü tâat…
Geliş gayemizdir; Rabb’a itaat.
Gün, bu günkü gündür; başka gün bilmem.
162
DÜNYA-1
Oyalar, aldatır dünya;
Baş yastığa salar bir gün.
Ölüm haktır, dünya fâni;
Ecel, bizi alır bir gün.
Emr-i Hak vâki olunca,
Dostlar, duyup derilince,
Su salâsı verilince;
Son yolculuk, olur bir gün.
Toplanır; duyan yâranlar,
-Nasipse- kefen sararlar.
Bizimle kabre varırlar;
Hepsi, döner de gelirler…
Amel; yoldaş olur, o gün.
163
DÜNYA-2
Dünya denen metağa;
Gayet, düşkünleriz biz.
Ağlanacak hallere;
Gülen, şaşkınlarız biz.
164
DÜNYA-3
Neler, neler gördü bu yaşlı dünya;
Namertleri gördü, mertleri gördü.
Nice yüzyılları, aştı da geldi;
Devaları gördü, dertleri gördü.
Yüze gülüp arkadan vuranları,
Savaş alanından, kaytaranları,
Savaşarak hedefe varanları;
Şahadet şerbetin içenler gördü.
Yiğitlerin, altlarını oyanı,
Dönen tekerleğe takoz koyanı,
Kendini, kraldan kral sayanı;
Akibeti sefil olanlar gördü.
*****
Nice Sultanların; tahttan inişin,
Attan inip eşeklere binişin,
Eşeği de koyup yaya gidişin!
Baş iken ayağa düşenler gördü.
165
KÂH
Sevdiğim, bir görsen sensizliğimi,
Görsem, acep nasıl? Bensizliğini.
Aramızı bağlar, hasret düğümü;
Kâh ikimiz, bu düğümü çözeriz.
Kâh gezerim, Mecnun gibi çöllerde,
Kâh yüzerim, ördek gibi göllerde,
Kâh düşer, ararım seni yollarda;
Kâh destan olurum, ben de dillerde.
Kâh rüzgâr olurum, eser inlerim,
Kâh kulak kabartır, sesin dinlerim,
Kâh coşkun sel olur, çağlar giderim,
Kâh durulur; enginlere akarım.
Kâh oturur dertli, dertli yazarım,
Kâh kalkarım dağı, taşı gezerim,
Kâh bakışlarında, kalır nazarım;
Kâh usanır tatlı candan bezerim.
Kâh yaya yürürüm, kâh atlanırım,
Kâh neşelenirim, kâh dertlenirim,
Kâh olur ki her derde katlanırım;
Kâh ilgisiz bakıştan dertlenirim.
07.09.1966
166
BAHAR GELİNCE
Ilgıt ılgıt eser yeller,
Açar lâle sümbül, güller,
Çimenlerir çamur yollar;
Bahar gelince gelince.
Seller akar, düzü bulur,
Siyah sürme, gözü bulur,
Bu garip gönlüm, del’olur;
Bahar gelince gelince.
Rüzgârlardan hız alırım,
Çıkar dolaşır gelirim,
Ben, başka biri olurum;
Bahar gelince gelince.
06.06.1984
167
BENİM OL Kİ
Pınarımdan sızıntı,
Dallarımdan cıvıltı,
Gönlümdeki bu sevgi;
Benim ol ki bitmesin.
Bizlere gelen yollar,
Bizi söyleyen diller,
Bize uzanan eller ;
Benim ol ki kırılsın.
Bizi ayıran dağlar,
Bizsiz ıssız, bu bağlar,
Bizsiz akmayan sular;
Benim ol ki çağlasın.
Gel bana bitsin dertler,
Kahrolsunlar nâmertler,
Bizsiz kuruyan otlar;
Benim ol ki yeşersin.
Katı kalpler hislensin,
Yar bağrıma yaslansın;
Öğüt almayan gönül;
Benim ol ki; uslansın.
11.08.1966
168
SOR BENİ BENİ
Gayrı gidiyorum gurbet illere,
Gurbet illerinde gör beni, beni,
Sevdiğim, üstünde uçan kuşlardan;
Her seher vaktinde sor beni, beni.
Eğlenmem, giderim ben bu illerden,
Gider, kurtulurum gayrı dillerden,
Sevdiğim, göğsünü döven yellerden;
Her sabah, her akşam sor beni, beni.
Kimse dolaşmasın senin peşinde,
Yansın yüreciğin aşk ateşinde,
Gündüz hayalinde gece düşünde;
Artık, rüyalarda gör beni, beni.
Gitmek kolay ama gelmesi zordur,
Gurbet derler; hasrete giden yoldur,
Âşıkın sinesi bir ıssız çöldür;
Ara da, gönlünde bul beni, beni.
Gurbet acısıyla, belki ölürüm,
Belki, aşkın deryasını bulurum,
Bir gün hasretinle, döner gelirim;
Yeter ki cânânım, sev beni, beni.
15.09.1966
169
YALAN DÜNYA
Sarıldım, sağlam ip diye;
Yalan dünya, boşumuşsun.
Ömrüm alıp uçtun gittin;
Vefasız bir, kuşumuşsun…
Canıma, canan olmadın,
Derdime, derman olmadın,
Ömrüme, ferman olmadın;
Yalan dünya, boşumuşsun…
25.11.2006
170
NE SALINIRSIN
Yürü bre dilber, ne salınırsın?
Sözüm sana değil, ne alınırsın?
Şu engin dağları sen mi yarattın?
Nene böbürlenir, ne kılınırsın?
O simsiyah saçlar, bir gün ak olur,
Devran döner, güzelliğin yok olur,
Yıllar geçer, beyaz tenin hâk olur;
Bencileyin gençlik sana da kalmaz;
Bunlar, yalan mıdır? Ne alınırsın!..
171
SEND’OLASIN BENİM GİBİ
Beni, bu hale koyan yar,
Send’olasın, benim gibi.
Bana, vefasız diyen yar;
Send’olasın, benim gibi.
Tuttuğun eline gelsin!
Gülün, tomurcukken solsun,
İşin, gücün figân olsun;
Send’olasın, benim gibi.
Dumanın, bitmesin baştan,
Yazın, beter olsun kıştan,
Bağrın olsun, kara taştan;
Send’olasın, benim gibi.
Gül yerine, diken bitsin,
Kuş yerine, baykuş ötsün,
Feryadın, âlemi tutsun;
Send’olasın, benim gibi.
10.12.1975
172
KULLARI İÇİN
Mevla’m, neler yaratmış; hepsi, kulları için;
İnsan, duygulanıyor; baktıkça için için!..
173
POYRAZ
Her sabah, her akşam gelir geçersin;
Dostlardan, bir haber yok mudur poyraz?
Gönlümdeki, yâreleri deşersin;
Bir selam, bir kelam yok mudur poyraz?
Sen poyraz yelisin, esersin hazin,
Senin de mi, düzen tutmuyor sazın,
Ne baharım bahar, ne yazdır yazım;
Bir selam, bir kelam yok mudur poyraz?
Gurbet elde gayrı geçmiyor günler,
Unutulmaz hâtıralarda dünler…
Güz geldi de başladı mı düğünler;
Bir selam, bir kelam yok mudur poyraz?
11.11.1966
174
BU GÖNÜL
Bu gönül engine akar, çağlayarak,
Bu gönül ciğer yakar, ağlayarak,
Bu gönül ferman okur, söyleyerek;
Yaralı haliyle, ağlar bu gönül;
Hayal deryasıdır, çağlar bu gönül.
Bu gönlün yolları diktir, yokuştur,
Her yolcu geçemez; karlı bir kıştır,
Kâh eğlenir kalır, kâh uçan kuştur;
Gizli bir hevese, çağlar bu gönül;
Fıkrat otağını, dağlar bu gönül.
Bir an olur, dalgalar gibi coşar,
Bir an olur, bendini çiğner aşar,
Eser, yağar, diner bir güneş açar;
Gönülden fışkırır, gönül’e çağlar;
Eşinden ayrılan; âh çeker ağlar!..
175
KÖR NEFİS
Varın-yoğun hiç bilmez,
Çektiğin yere gelmez,
Kimse açlıktan ölmez;
Kör nefis, körlenecek.
Bir şeycikler girecek,
Bu boğazdan içeri;
Ya yavan, yahut yağlı;
Kör nefis, körlenecek.
Koşup, didineceksin,
Bulup, yedireceksin;
Helal-haram aramaz;
Kör nefis, körlenecek.
Verdikçe o; kudurur;
Sana, hep karşı durur.
Nefsi açlık durdurur!
Kör nefis, körlenecek.
Helal ise hesaptır,
Haram ise azaptır.
Az olsun helâl olsun;
Kör nefis, körlenecek.
10.02.2009
176
GÖNLÜMÜN SULTANI
Yıllar ve asırlar değişse bile;
Bil, sen eski sen’sin, ben eski ben’im.
Gönül defterimden, silemem aslâ;
Gönlümün sultanı, daima sensin!
06.06.2008 40.yıl
177
GÖNÜL SANA MEKÂN BULDURAMADIM
Neden efkârlanır, coşar yanarsın,
Susmak bilmez yâr, yâr diye inlersin,
Döner, döner yâr üstüne dönersin;
Gönül, sana mekân bulduramadım.
Esersin, yağarsın niye dinmezsin,
Niye, yücelerden düze inmezsin,
Yardan başka, hiçbir dala konmazsın;
Gönül, sana mekân bulduramadım.
Bazen duygulanır da yazarsın..
Kaleminle mezarını kazarsın!..
Usanır da, tatlı candan bezersin;
Gönül, sana mekân bulduramadım.
178
GAFLETTEN UYAN
Bu fani dünyaya mademki geldin;
Gidecekmiş gibi dur da, oyalan.
Dünyayı da, ukbayı da, eşit tut ;
Gaflet uykusundan, gitmeden uyan!
Nefsine aldanıp dünyaya dalma,
Oğlum, kızım deyip takılıp kalma.
Biri, öbüründen üstündür sanma;
Gaflet uykusundan gitmeden uyan!
Gide gide elbet, yollar bitecek;
Herkes ekip biçip hasat edecek.
Bu fani dünyaya gelen, gidecek;
Gaflet uykusundan gitmeden uyan!
Gece gündüz çalış da, gayret eyle;
Dünyalığın, helalinden derceyle..
Âhiret azığın da, ihmal etme;
Mal, mirasçılara kalmadan uyan!
Herkes, kendi sürüsünü güdecek.
Ömür sermayesi, bir gün bitecek.
Kul, kazandığıyla kalkıp gidecek;
Eller, salacandan tutmadan, uyan!
179
KÖMÜR GÖZLÜM
Kısmet kalkar, bu illerden gidersem;
Sen, benim ilimde, kal kömür gözlüm.
Yâd ellerden, kem haberim alırsan;
Başını, taşlara çal kömür gözlüm.
Benim ile gurbet ile varırsan,
Kara bağrın, kara taşa vurursan,
Çektiğim hayata, razı olursan;
Gurbet, bize mekân, gel kömür gözlüm.
Aşar aşar gideriz, yücelerden,
Hem gündüzden, hemi de gecelerden,
Gider kurtuluruz; biz de, dillerden;
Eğer görünürse, yol kömür gözlüm.
Âşık isen; sevgiline meyl eyle,
Canân isen; cân’a doğru gel şöyle.
Eğer gider isen; gel kerem eyle;
Gurbet ilde essin, yel kömür gözlüm.
180
GÖNÜL
Senin için koştum; güldüm, ağladım.
Yine senin derdin, bitmiyor gönül.
Tepesi dumanlı, yüce dağ gibi;
Dumanın, başından gitmiyor gönül…
Kendi halindesin, divane misin?
Esen yel mi, dönen pervane misin?
Yoksa terk edilmiş virane misin?
Bu haline, akıl ermiyor gönül…
Gönül tez dolarsın, tez eksilirsin;
Topraktan yapılmış bir testi misin?
Yaz mısın, kış mısın, bir mevsim misin?
Nerdedir baharın? Gelmiyor gönül…
Sular köprüsüzdür, dur! Geçemezsin,
Ben kocarım, amma sen kocamazsın,
Sekmeden uçarsın; kırar, dökersin;
Senin, hoyratlığın bitmiyor gönül…
13.06.1965
181
ŞÂİR OLSAM
Şair olsam, sana şiir yazardım;
Mezarını, bu gönlüme kazardım…
Tespih olsan; aşk ipine, dizerdim;
Her sabah, her akşam çekerdim seni.
Harâm(i) olsan, yollarına çıkardım.
Mağrur olsan; kal’aların yıkardım..
Saat olsan, yar, koluma takardım;
Her dem döner, döner bakardım sana.
Sevdiğim, sen bana dalsın, budaksın.
Senin pınarların, gönlüme aksın…
Düşersem, elimden sen tutacaksın;
Yıkarsan, bil yine; sen yıkacaksın.
10.05.1968
182
SENİN HALİN NİCEDİR?
Sineni, taşlara vurdun da vurdun,
Olur, olmazlara, zihnini yordun,
Nice zorluklara, göğsünü gerdin;
Deli gönül, senin halin nicedir?
Bazen duman olup, yükseğe çıktın.
Bazen, sular gibi engine aktın…
Bazen, köpürüp de bendini yıktın;
Deli gönül, senin halin nicedir?
Bazen pınar oldun, buz gibi aktın,
Bazen bir kor olup, değdiğin yaktın,
Bazen tatlı candan, usandın, bıktın;
Necati’m, ahvâlin; bir bilmecedir!..
GEL
Düşündüğün, söylediğin dil belle,
Çiğneyip, geçtiğin tozlu yol belle,
Bahçende açılan, gonca gül belle;
Gel de nazik ellerinle der beni…
Şahin gibi, yükseklerde tünerim;
Bülbül gibi, gül dalına konarım;
Döner, döner; yâr üstüne dönerim;
Gel de; gamzen oklarıyla, vur beni…
11.02.2009
184
BİR GÜN GELİR KAVUŞURUZ
Yıllar, kar gibi erir de,
Güller, bağları bürür de,
Mevlâ’m, münasip görür de;
Bir gün gelir, kavuşuruz.
Bahar selleri, çağlar da,
Bülbüller, şakır bağlarda,
Biz de gelecek çağlarda;
Bir gün gelir, kavuşuruz.
Aşk dağına, yaslanırız,
Gönlümüze, sesleniriz,
Eser, yağar; uslanırız;
Bir gün gelir kavuşuruz.
Yar, bağrıma yaslanırsa;
Deli gönül, uslanırsa;
Ecel “gel” der, seslenirse;
Belki, o gün; ayrılırız…
25.07.1966
185
CANAN
Bağların şenlense, güllerin açsa,
Bu garip gönlüme rayihâ saçsa,
Fakir, bir tomurcuk koparıp, kaçsa;
Gamzen oku ile vurur mu idin?
Baharlarda coşan, selin olsaydım,
Seherlerde esen yelin olsaydım,
Bahçende açılan gülün olsaydım;
Beni de, göğsüne takar mı idin?
Dolana dolana iline varsam,
Arayı arayı izini bulsam,
Yâr, ismini; uzaklardan çağırsam;
Kimdir! Diye, döner bakar mı idin?
Siyah ebrûlerin, koklayıp yansam,
Senin aşkın ile püryana dönsem,
Sevdiğim deyip de; kapına gelsem;
Sen, seni seveni; sever mi idin?
186
KARA SEVDA
Sevda yollarına düşen yolcuya,
Ne azık, ne akıl, ne devran gerek.
Yollarını kesip, durdurmak için;
Dünya malı yetmez; bir cânan gerek.
Sensiz, cevherlerin değeri yoktur;
Bütün mücevherler; sana takılır.
Sensiz, hayatın da, değeri yoktur;
Yar, sensiz üstüme, cihan yıkılır.
Bu canı satarım! Alırsan eğer;
Teller başka çalar, âlem değişir…
Nazlı yârim, benim olursan eğer;
Gönülden içeriz; sular değişir…
187
GÜLÜM OLSA İDİN
Gülüm olsa idin; her gün, koklardım;
Gezdirirdim seni, gezdiğim yerde…
Bülbül olur dallarına konardım;
Temâşâ ederdim, seni seherde…
188
SABIR TAŞI
Yazı yazar ise; kader,
Onu karartırsa; keder,
Yiğit düşerse gurbete;
Hayatı olur, derbeder.
Kalır ise yar, sılada,
Olursa dağlar, arada.
Depreştikçe, bu yara da;
Deli gönlü virân eder.
Dost yüzünü görmeyince,
Hallerini sormayınca,
Güllerini dermeyince;
Gonca güller, solar gider.
Geçmek için bu çağları,
Aşmak için o dağları,
Görmek için nazlı yarı;
Sabır taşı; erir gider…
22.02.1975
189
NÎMET
Anam, atam, öğretmenim;
Bunlar, en büyük nîmetim.
Ana, dünyaya getirir;
Tüm zorlukları çekerek.
Baba, ömrünü bitirir;
Helal lokma getirerek.
Çocuk daima çocuktur;
Hayatının, her çağında.
Türlü, türlü güller açar;
Güldüğü an, yanağında.
Başı, okşanmalı onun,
Gönlü, alınmalı onun;
Çünkü, sevgisiz büyüyen;
Çocuk; hırçınca yetişir…
. . . . .
Henüz daha bir fidanken;
Öğretmen, girer devreye.
Bu fidanı, dikmek için;
Gönlünde, bir yer ayırır:
Zarar, görmemesi için;
Nazar, değmemesi için
Gözünün önüne diker;
Baktığında, görmek için.
Her sabah suyla birlikte;
Sevgisini vermek için…
Aile, terbiye eder,
Öğretmeni, takip eder…
Ona bilgisini verir;
Onu eğitir; öğretir…
Adam gibi adam olur…
Toplum; o adamdan olur…
. . . . .
Yâr, sonra girer devreye;
Yeni bir yuva kurulur…
Yine, hayat devam eder;
O da, ayrı bir hal olur…
Dünkü o, okullu çocuk;
Bu gün; ana-baba olur
Bir tarafta ana, ata;
Diğer yanda çoluk,çocuk.
Hepsinin de yeri ayrı;
Asla olmaz ayrı-gayrı…
Harcı, sevgiyle yoğrulan;
Yuvalar, asla yıkılmaz…
Sevgi ile bakan gözden;
Bir ömür boyu, bıkılmaz.
Mutl’olur, böyle yuvalar;
Hoş olur, burda havalar.
Aileler mutlu ise;
Huzurlu olur, toplumlar.
. . . . .
Sürülmeyen tarlalarda;
Ayrık otları; gelişir…
Sevgiden yoksun yuvaya;
“Dır – dır” illeti bulaşır…
Sevgiyle bakmazsa gözler;
Diken olur, tatlı sözler…
“Bizim” kavramları biter;
“Benimdi-senindi” başlar.
Hatayı, kendisi yapar;
Kusuru, karşıda arar…
Kendi büyük hataların,
Göstermez; üstünü kapar.
Karşı yaptıysa hatayı;
Pireyi de deve yapar.
. . . . .
İş, bu kerteye gelince;
Görev, büyüklere düşer:
Bu durumdaki eşlerin;
Arasını, bulmak gerek.
Batan sivri noktaları;
Lazım gelir, törpülemek
Yuvanın, devamı için;
“Duyduğunu, duymazlıktan;
Bazen, görüp görmezlikten;
Gelmeniz gerekir”! Demek.
Her şeyi hata saymayıp;
“Mühim değil” diyebilmek.
Bazı olumsuzlukları;
Hoş görmeyi bilebilmek.
. . . . .
Kendi hâline konulmaz;
Gençler, ziyaret edilir…
Sarsılmış ise itimat;
Yeniden, te’sis edilir.
Bulduğunu, nîmet sayar;
Mevcut haline şükreder.
“Olmazsa olmaz”ı ömrün
“Tuzu-biberi” dir bunlar
Sevgi, saygı ve mutluluk;
Ömür boyu, sürer gider
Dağlarda da, yollarda da;
İnişler-çıkışlar olur…
Solmaz’ın da hayatında;
İnişler- çıkışlar oldu:
Hak’kın lütfu keremiyle;
Ömür, buralara geldi. (6.6.2018 : 50’nci yıl)
194
MAZİDE KALDI
Acısı, tatlısı mazide kaldı;
Yandı bağrım, kül oldu; sızlamıyor,
“Keşke”ler, “acep”ler çıktı aradan;
Benim oldu, yollarım gözlemiyor…
İki cihan saadeti ver, Rabbim!
Gönlüm, senden başka şey özlemiyor.
30.06.1968
195
TOPRAK
Toprağa, sakın ha sakın küsmeyin,
Toprakla konuşun sakın susmayın,
Feryadına kulak asın, geçmeyin;
Pınarımız, akan suyumuz toprak.
Biz onda yeşerir onda solarız,
Eker biçer ondan verim alırız,
Dolanır dolanır ona geliriz;
Geçip gittiğimiz yolumuz toprak.
Kanımız topraktır, canımız toprak,
Hemi meşgalemiz, anımız toprak,
Gecemiz topraktır, günümüz toprak;
Sonunda varacak yerimiz toprak!..
EY İNSANOĞLU!
(Mezar taşıma)
Dün, bizler de yaşıyorduk; siz gibi.
Yarın, siz de olursunuz; biz gibi.
Aşıyorken, yokuşları düz gibi;
Rabbinin sözünü, duy, insanoğlu!
Fırsat elde iken ömür bitmeden,
Taşı, gediğine koy, insanoğlu!
Kullukta, ön safta ol; insanoğlu!..
10.10.2010
196
BETÜL
Karlı bir kış günüydü
Bilecik’ten çıkmıştık.
Tipiyle,fırtınayla;
Eskişehre ulaştık.
küçük Betül dünyaya,
İki Mart günü geldi.
Yıl, iki bin on iki
Günlerden Cuma idi.
Saat dokuz otuzda
Sezeryan ile doğdu.
Giydirilip süslendi;
İlk, Dede’ye sunuldu.
Hayırlı,uzun ömür
İhsan etsin Betül’e.
Daim esenlik versin;
Rabbim; mea âile!..
3.3.2012/ESKİŞEHİR
Necati SOLMAZ
Necati SOLMAZ
Karaosmanoğullarından Ahmet oğlu, Vahdi’nin oğludur. Annesinin adı Merzuka’dır.
03.03.1945 tarihinde Vengicekte doğmuştur. Köy şartlarına göre orta halli çiftçilikle geçinen bir ailenin beşinci ve son çocuğudur.
Köyde öğretmen olmadığı için on iki yaşına kadar okuyamadı. 12 yaşında İlk Okula başladı. İlk Okul diplomasını aldıktan sonra bir sene Kayseride Taşçıoğlu Hafız Okuluna devam etti. Sonra İmam-Hatip Okuluna kaydoldu. 1971 yılında İmam-Hatip Okulundan mezun oldu.
30.9.1971 tarihinde Sarıoğlan Müftülük Memuru olarak ilk göreve başladı.1972 yılında Erzincan Müftülük Memurluğuna naklen atandı. Lise fark dersleri imtihanına girerek 1974 yılında Erzincan Lisesi’nden mezuniyet belgesini aldı.
Üniversite imtihanına girdi Gazi Üniversitesi İngilizce bölümünü kazandı. 29 yaşında bulunduğundan üniversiteye kayıt için gerekli tecil belgesini alamadığından üniversiteye giremedi ve askere gitti. 1976 da vatani vazifemizi tamamladıktan sonra memuriyete döndü ve Kayseri Müftülük Memurluğuna atandı. Yeniden Üniversite imtihanlarını kazanarak Kayseri Yüksek İslam Enstitüsünde yüksek öğretime başladı. Eğitimle memuriyetini de devam ettirdi. Yüksek İslam Enstitüsünden mezun olunca 1983 yılında Burdur/Gölhisar İmam-Hatip Lisesi Meslek Dersleri öğretmenliğine naklen atamdı.
Daha sonraları Kayseri Şeker Lisesi ve Arif Molu Anadolu Teknik Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı yaptı.
Başarılı geçen 33 yıllık memuriyet hayatından sonra 2004 yılında emekli oldu.
İnşaatcılık ve halıcılıkla meşgul olan Necati Solmaz şiir yazar, bakır üzerine hat yazmasını bilir ve bahçe işleriyle meşgul olmayı sever. Cemiyetçilik çalışmalarına katıldı. Köy derneği yönetiminde görev aldı ve dernek başkanlığı yaptı.
Yayına hazır şiirleri vardır.
Necati Solmaz evli ve üç çocuk babasıdır.