ANADOLU’M
Yükseğinde namlı namlı kar olur,
Engininde elma, turunç, nar olur,
Düğünü, bayramı bir âlem olur;
Yiğidi, coşturan yer Anadolu’m.
Sığırtmaçlar dağda, belde dolaşır,
Gül dalında, çok bülbüller ağlaşır,
Ozanları, kalemiyle söyleşir;
Telleri, kırdıran yer Anadolu’m.
Bir yanında dadaşı var, bar çeker,
Karadeniz uşağı, horon teper,
Anadolu yiğidi, halay çeker;
Efe, yörük, seğmendir Anadolu’m.
Kekik kokar, keklik öter dağında,
Meyve biter, gül açılır bağında,
Yiğit türer, şehit yatar bağrında;
Destanlaşan ulu yer Anadolu’m.
135
İNİLER
Efsaneler gizli Toroslar’ında;
Kimler geldi, kimler geçti kim bilir?
Kâh bir mağra, kâh bir höyük, bir ağıl;
Gezildikçe yüce dağlar iniler
Bir âh sesi yıkar, yüce dağları,
Bahar olur, güller bürür bağları
Dadaloğlu’ları, Karac’oğlan’ı;
Anıldıkça, Çukurova iniler!..
Aydın il’i, Zeybek il’i, şan il’i,
Tarihlere destan; güzel İzmir’i,
Erciyes’i, Alidağ’ı, Tekir’i;
Anıldıkça; benli kırat iniler!..
Karadeniz, çalkalanır sallanır,
Kızılırmak; hem, Bafra’ya yollanır,
Şirin’leşen; Yeşilırmak dillenir;
Amasya dendi mi Ferhat iniler!..
Ardahansız gönül, vatanı neyler,
Fırat, bizde doğar; eller’e gider,
Bingöl dağlarında, bir kaval öter;
Erzurum dendi mi; Emrah iniler!..
Trakyası var ki Garb’a kal’adır,
Çanakkale; bin düşmana beladır.
Akşehir; Nasreddin; Burs’Evliyadır;
İstanbul dendi mi; tarih iniler!..
Erenler yatağı; Kayseri, Konya,
Türk bir arslandır ki biliyor dünya;
O müthiş pençeyi yediler, dün ya;
Anadolu dense; âlem iniler!..
136
BAYRAĞIM
Ecdadımın, temiz kanı renk verdi,
Ayı ile yıldızını; gök verdi!..
Nazlı nazlı dalgalanır göklerde;
Yurdumun üstüne kol, kanat gerdi!..
Gelinimin, yüzüne örtülen al!..
Şehidimin, üstüne örtülen şal!..
Kalelerden; kale beğen, burç beğen;
Dikelim, orada; ebediyyen kal!..
27.02.2009
137
BAŞKADIR ANADOLUM
Tarlası, taşı başka,
Ağacı, kuşu başka,
Gölde, kamışı başka;
Başkadır Anadolu’m.
Deresi, çayı başka,
Yalısı, koyu başka,
Obası, köyü başka;
Başkadır Anadolu’m.
Sapı, samanı başka,
Çayır, çimeni başka,
Özlemi var, her başta;
Başkadır Anadolu’m.
Havası, suyu başka,
Başkadır, yazda kışta,
Yiğidi var, her yaşta;
Başkadır Anadolu’m.
138
VATANIM
Memleket bağında, yurt toprağında,
Gezerken alnım ak, gönlüm coşkundur.
Sevdiklerim kucağında yaşarken;
Bu yurdu korumak, benim borcumdur.
Bir başka koku var, vatan gülünde,
Bir başka nâğme var, yurt bülbülünde,
Başka rüzgâr esmez, benim ilimde;
Toros’dan, Hira’dan, Altay’dan eser.
Şühedânın kanlarıyla sulanan;
Yurdumu, nâmerd’e çiğnetemem ben.
Bir canım var! Yurt uğruna adadım;
Beşikte yetim var ağlatamam ben.
22.12.1966
139
İSTANBUL
Tarih, sende dipdiri ve hâlâ canlanıyor;
Geçmişin o bitmeyen öyküsü dinleniyor!..
Ey İstanbul! Erenler, Evliyâlar yatağı;
Üç kıt’aya hükmeden Padişahlar otağı!..
Suyunda Barbaros var, burçlarında Fatih var;
Tüm çağları derceden; upuzun bir tarih var!..
Ey İstanbul Sahabe, Ulemânın yatağı;
Peygamber’in övdüğü, sultanların otağı!..
Sürüp giden zincir’e bir halkacık ekledim;
Burcunda()süngü takıp ben de nöbet bekledim!..
Ey İstanbul yiğitler, kahramanlar yatağı;
Nice devletler kuran Türklüğün, karar bağı!..
(*) Selimiye kışlası
08.12.1974/Selimiye/İst.
140
BOLU
Bir pınar ki akar inceden ince,
Çamlı belleri var; yüceden yüce,
“Cennetten bir köşe” dersin, görünce;
Ormanları, çam kokuyor Bolu’nun!..
Ne ucu bellidir, ne de bucağı,
İçine girince; ana kucağı.
Çıkmak istemezsin; baba ocağı;
Misafirhanedir, dağı Bolu’nun!..
Ağaçtan oluşmuş; dağlar ve beller,
Dallar arasından, esiyor yeller,
Alıp götürüyor, şu cılga yollar;
Her tarafı, mesîredir Bolu’nun!..
Gizli sırrın, çözemezsin dışından,
Öyle sık ki gök görünmez karşından,
Baktığında, şapkan düşer başından;
Güneşi, tepeden vurur Bolu’nun!..
Hep duman tütüyor; Çamlıbellerde,
Bin bir çeşit kuş ötüyor; dallarda.
Nilüferler açmış güzel Abant’ta;
Her bir yanı, misk kokuyor Bolu’nun!..
141
ANADOLU ÇOCUĞU
Gönüldedir baştadır; Anadolu çocuğu,
Cenge giden yaştadır; Anadolu çocuğu!..
Topraktan-çamurdandır, tunçtandır, demirdendir
Er olan hamurdandır; Anadolu çocuğu!..
Sular gibi kabarır, tuttuğunu koparır,
Hedefe çabuk varır; Anadolu çocuğu!..
Yollar gibi tozludur, yeller gibi hızlıdır,
Merttir, doğru sözlüdür; Anadolu çocuğu!..
Buğdayı eker-biçer, çam oluktan su içer,
Yurt için, serden geçer; Anadolu çocuğu!..
Saftır; hilesi yoktur; yurda hizmeti çoktur,
Düşmana, batan oktur; Anadolu çocuğu!..
Her şeyin harcındadır; kal’alar burcundadır!
Nöbette, hırçıncadır; Anadolu çocuğu!..
Bazen bülbüldür bağda, bazen kekliktir dağda,
Yiğit olur, her çağda; Anadolu Çocuğu!..
Yüreği îmanlıdır, göğsü şeref-şanlıdır.
Hem, dili Kur’an’lıdır; Anadolu çocuğu!..
142
GÜL ANADOLU’M
Anadolu’m, niye böyle sislisin?
Yârindenm’ayrıldın; kara yaslısın?
Enginiyle, yükseğiyle süslüsün.
O eski haline, gel! Anadolu’m;
Yakışmıyor sana; gül Anadolu’m!..
Pınardan su, bağdan gülünm’eksildi?
Kıvrım kıvrım giden yolunm’eskidi?
Türlü türlü meyven, dalınm’eksildi?
Akan gözyaşını, sil! Anadolu’m;
Yakışmıyor sana; gül Anadolu’m!..
Dağlarında koyun, kuzu meleşsin,
Ovalarda, ağ buğdaylar yetişsin,
Dalların, rengârenk çiçekler açsın,
Peteklerin, dolsun bal! Anadolu’m;
Yakışmıyor sana; gül Anadolu’m!..
Sularında, nağme olsun akışlar,
Gözlerinde, hep naz olsun bakışlar,
Hep, düz olsun, sendeki tüm yokuşlar,
Kastın, gönlümüzse al! Anadolu’m;
Yakışmıyor sana; gül Anadolu’m!..
143
RESİM HECE TAŞLARI
HECE TAŞLARI
Susar, söylemezler; sorana bir şey.
Neler neler bilir; hece taşları…
Nice sırlar bilir; saklar, dururlar;
Hepsinin başında hece taşları.
Her birisi, yer ile yeksan olmuş,
Çoğunun mezarı, belirsiz olmuş.
Kimi toprak olmuş; kimi dün ölmüş;
Hepsinin başında, hece taşları.
Babamız, babası.. Onun babası,
Göçüp gitmiş; harap olmuş obası.
İsimleri, bilinmeyen, nicesi;
Hepsinin başında; hece taşları.
Dışardan, sessizdir; garipler yurdu,
Hepsinin, içinde gizlidir; derdi…
Uzaktan bakınca; koca bir ordu;
Hepsinin başında; hece taşları.
144
RESİM SİNAN
SİNAN’I GÖRÜYORUM
Ecdâtla, övünürüz,
Görmedik; dövünürüz.
Görmeye ne hacet ki
Eserinde görürüz!..
*****
Dala bak, kuşlara bak,
Camide taşlara bak,
Ecdadı görmek için;
Yaptığı işlere bak!..
*****
Eseriyle yaşıyor,
Ufukları aşıyor,
Ölmemiş; dipdiri o;
Asırlara koşuyor!..
*****
Ne muhteşem işlemiş,
Resmini eserine…
Eserine baktıkça;
SİNAN’ı görüyorum!..
08.08.2008
145
RESİM MEHMETCİK
MEHMETÇİK
Vatanın bekçisi; ‘er oğlu er’sin!..
Göğsünü, düşmana siper edersin.
Seğmen gider gibi cenge gidersin;
Sana yâr olmayan; talih utansın!..
Seni methetmeyen; tarih utansın!..
12.12.1975/Selimiye İst.
146
TERHİS
Vatan borcu bitti, döndüm vatana,
Hakka şükür kavuşturdu atama.
Babam, uğurlarken asker’e bizi;
Hak, “dönüşte yerindirmesin” dedi.
Babamın dileği, boşa gitmedi;
Şükür, Hak dönüşte; mahcup etmedi.
Nasîb etti bu günleri de gördük;
Tezkeremiz alıp sılaya döndük.
03.02.1976/Vengicek
147
MAKBER
(Karacaahmet’te)
Her taşında başka başka tarih var;
Hepsi bu dünyaya, gelmiş de, geçmiş,
Nice Velî, câhil, fâzıl, ârif var;
Hepsi de dünyaya, konmuş da, göçmüş!..
Kimi, terk eylemiş yaran, yoldaşı,
Kimisi bırakmış, üç günlük eşi,
Kiminin, doğmadan batmış güneşi;
Bir kere, gözünü açmış da, göçmüş.
Kimine bakarsın, sarık başında!
Kimine bakarsın on dört yaşında!
Kimisinin, gül kokuyor taşında!..
Telli duvağını, takmadan göçmüş!..
Kiminin mezarı, yerle bir olmuş,
Kiminin kabrine, topraklar dolmuş,
Kimine bakarsın daha, dün ölmüş;
Şu yalan dünyaya, doymadan göçmüş!..
Kimine bakarsın, sanki pîr olmuş,
Kiminin çiçeği, burnunda solmuş.
Kiminin, murâdı, içinde kalmış;
Vuslatın çağına ermeden göçmüş!..
Solmaz, durdu, düşündü bu mekânda;
Ebedi kalınmaz bu köhne handa!..
Yoldaş eyle; îmanla ve Kur’ânla!..
Niceleri gelmş,konmuş da göçmüş!..
148
ERENLER YATAĞI
Açılır bağında, rengârenk güller,
Kumrular, dem çeker, öter bülbüller,
Âşıklar vurdukça, inler o teller;
Erenlerin, yatağıdır bu iller.
Sevdiler mi, ölesiye severler.
Canların, canana kurbân ederler,
Cenkte doğar, at üstünde ölürler;
Kahramanlar, otağıdır bu iller.
Sende doğar güneş, eser hep yeller,
Hakikat yoluna, akar nesiller,
Cenk dendi mi; şâha kalkar giderler;
Şühedânın, dergâhıdır bu iller.
Bir çağı kapatıp, yeniçağ açan,
Medeniyet yoluna, ışık saçan,
Şairleri kalemiyle savaşan!
Akiflerin yatağıdır bu iller!..
09.09.1969
149
ONLAR – SİZ
(Şu kızlar)
Tevekkeli değil, yüce Yaratan;
Kurtlara, kuzuyu korutturuyor…
Destursuz dolaşan bak şu güruhu;
Vatan, Bayrak! Diye yürüttürüyor…
Kağnıya koşulan, Nene Hatun’a,
Sizler neyinizle benziyorsunuz!?
Onlar çarık takar, fistan giyerdi;
Sizler; “yarı çıplak” geziyorsunuz!
19.11.2010
150
VAH YURDUMA
Buruk bir rüzgâr eser ovasında, bağında,
Kuşlar cıvıldaşmıyor dalında, budağında.
Bu yurdun âşıkları, erenleri nerdedir?
Mevlana, Yunus’ları; dönülmeyen yerdedir.
Gayrı bülbül ötmüyor, boş kalmış gül dalları,
Seyyahım yoktur diye yas tutuyor yolları.
Beller yaylalar bomboş, kaval sesi gelmiyor,
Kalemler susmuş artık; feryâd eden olmuyor.
Düşeni, kalemiyle ozanlar kaldırırdı,
Yiğidi cenge yollar; dertliyi güldürürdü…
Nerde, Erciyes senin, mutlu günün gelmiyor,
Asırlar var başından, dumanın eksilmiyor.
Dağında esen rüzgâr, artık koku saçmıyor,
Bağında gonca güller, seherlerde açmıyor.
Allah, Allah diyerek coşan nesil nerdedir?
Hep akından akına koşan nesil nerdedir?
Gel sen söyle Akdeniz; Barbaros kimdi? Anlat!
Sen, selam durmadın mı; Dalgalarınla kat kat.
Er meydanları bomboş; kalmadı ki Köroğlu!
Herkes, bir Bolu beyi; şimdi, her taraf Bolu…
Şimdi insan’a değer, madde’yle veriliyor.
Maddiyatı olmayan; yazık! Hor görülüyor.
Bu gün, namert olanlar; heyhat! Görüyor rağbet;
Çok kapıyı açıyor; şu “para” denen lânet!..
Analar yavrulara, niçin, ninni çalmıyor!
Anne, kendi çocuğun kucağına almıyor!
Maneviyatı sorma, o, sıfır ayardadır.
Hane bizimdir amma, anahtar ağyârdadır.
Gerçi bu gün böyle ya; ümit vâr ol! Geçecek;
Tomurcuklar fışkırdı; yakında, gül açacak…
11.11.1971
152
TARİH
Tarih bu; her şeyi yazar,
Her şeylere olur mezar!..
Yiğitleri “metheder” de;
Korkakları “nâmert” yazar!..
153
KIBRIS’A ÇIKIŞ
Yıl; dokuz yüz yetmiş dört. Temmuz’un, yirmisiydi.
Yine Mehmetçik, o gün; kanlı çizmeyi giydi…
Göklerden yağıyordu; sudan, fışkırıyordu:
O gün, kahraman ordu; Kıbrıs’a çıkıyordu…
Jetler, uçarken gökte; ada sarsılıyordu;
Düşmanın emelleri; kanla boğuluyordu…
Baş kaldıran başları; vurup sindiriyordu.
Zulme uğrayanların; âhın dindiriyordu…
Engel tanımıyordu, dağları aşıyordu;
Allah, Allah diyerek zafere koşuyordu…
Süngüsünün ucuyla; çizdi, Türk sınırını;
Canından aziz bildi Türklüğün onurunu…
Barış için savaştı; özgürlük için vurdu;
Türk ordusu, Kıbrısta tarih yazdırıyordu…
(1.Kıbrıs barış harekâtı. Bornova / İzmir )
20 Temmuz 1974
154
SİLAHIM
Kışladaki yatan eri,
Kışla dışındakileri,
Vatan sathında, her yeri;
Ben; silahınla korurum.
Düşmanı; onunla vururum.
Hazarda, arkadaşımdır,
Nöbette, kan kardaşımdır,
Savaşta, can yoldaşımdır…
Onunla, işitir, görürüm;
Düşmanı onunla vururum.
( 2.Kıbrıs barış harekâtı. Selîmiye kışlası)
14 Ağustos 1974 / İst.
155
NÖBET
Eğilmeden îmanla, gururla daim; dimdik;
Şevkle, vatan burcunda; biz de, nöbet bekledik.
20.10.1975 / Selimiye/İst.
156
RESİM
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
Bu milletin kalbi, Çanakkale’de atıyor!..
Bu kalpte mekânsız, mezarsız ve de kefensiz;
Koyun koyuna, baş başa, ayak ağaya:
İki yüz elli üç bin küsür; Şehit yatıyor!..
Hücum emri verilmiş; süngü takmış yürüyor,
Şehâdete koşuyor; Cennetleri görüyor!..
Korku yok, tereddüt yok, sürekli ilerliyor;
Bu dengesiz savaşın; kaderin belirliyor!..
Ön siperden çıkanlar; eksiksiz vuruluyor,
Arka siperdekiler; yerlerin dolduruyor!..
Bir adım ileriye; geçirmiyor, düşmanı;
Canını bedel verip vatanın kurtarıyor!..
Bu azme bu îmâna asla, değer biçilmez!..
Tarih’e not düşüyor:“ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!”
18 Mart 2008 93.YIL
157
ÂKİF
Toplumun derdini Âkif;
Kendisine dert edindi.
Hakkiçin ve Haktan yana;
Koştu, bir ömür didindi…
O, ‘Ümmet-i Muhammed’i;
Tek vücut görmek istedi;
“İstiklâl Marşı”nda; Akif,
Bu milleti özetledi…
Eğilmedi, bükülmedi;
İlle de Hak; Hak, Hak dedi.
*****
Her fani gibi Akif de;
Sonunda, erdi Hüda’ya.
Mü’minlerin: hepimizin;
Emanetimiz Mevla’ya!
*****
Mezarında, rahat uyu;
Gayen, tahakkuk ediyor…
Âsım’ın nesli, sahnede;
Yelkeni açtı; gidiyor…
27.12.2009 (73’üncü ölüm yıldönümü)
158
GÜLTEPEDE’YKEN
Etraf yeşil; ağaçlık, ortası sivri tepe
Gelen, önce tepeye çıkar, Gültepede’yken.
Oturup da yazmamak olmaz, hissettiklerin;
Biraz kalıp, gezmemek olmaz, Gültepede’yken
Dertlilerin ortağı, efkârlılar uğrağı;
Sıkıntılar yumağı; kalmaz, Gültepede’yken.
Ağaçlar yüce olur, altında oturulur
Dallarda türlü kuşlar öter, Gültepede’yken.
Yılları aşar gelir, tüm Kayserili bilir;
Ağaç ayakta ölür; düşmez, Gültepede’yken.
Gönül engine bakar, kibir dağını yıkar;
Burhâneddin(*)e çıkar yollar; Gültepede’yken.
(*) Seyyit Burhaneddin Hz.leri.
15.08.2009