Birinci Bölüm
İlâhi Hisler


BİR BİR
Bir’den geldik biz; bir, bir.
Bizim, Allah’ımız bir,
Bizim Rasûl’ümüz bir.
Din ve imanımız bir,
Kıblemiz-Kâbe’miz bir,
Hedef ve gayemiz bir,
Bir’e gideriz biz bir, bir…

9

O’NU GÖRÜRÜM
Seherde esen yelde,
Bir, bir konuşan dilde,
O’na açılan elde;
Bakar, O’nu görürüm.

Hem yere hem de göğe,
Hem dağa hem de bağa,
Hem yakın hem uzağa,
Bakar, O’nu görürüm.

Yağmurunda karında,
Suyunda pınarında,
Ağyâr’ında yâr’ında,
Bakar, O’nu görürüm.

Genişinde darında,
Hem yoğunda varında,
Münkir’in İnkârında;
Bakar, O’nu görürüm.

10

HAKKIN İPİNE
Zehrolmazdı bize bu gün bu hayat,
Kalpten bağlansaydık Hakkın ipine.
Huzur, sükûnumuz artardı kat kat;
Kalpten bağlansaydık Hakkın ipine.

Allah, Allah deyip cihâd etseydik,
Yarânı, yoldaşı koyup gitseydik,
Çoban olup, Sürümüzü gütseydik;
Kalpten bağlansaydık Hakkın ipine

Vahdet fışkırırdı bütün dillerden,
İman nûr’u doğardı gönüllerden,
Kurtulurduk elbet namert ellerden;
Kalpten bağlansaydık Hakkın ipine.

Henüz vakit vardır, geçmedi zaman,
Allah için çalış; var ise îman!,
Cihâd emrediyor; hazreti Kur’ân;
Hepten bağlanalım Hakkın ipine.

Her birimiz bir yana çekmeyelim,
Ara yere tefrika sokmayalım,
Sünnet üzre bir hayat yaşayalım;
Toptan bağlanalım Hakkın ipine.

11

HAKKI ZİKREDEREK
Allah için çerağ yanar,
Kelebek pervane döner,
Kuşlar daldan dala konar;
Öter, Hakkı zikrederek.

Seher vakti şafak söker,
Zulmet dağlarını yıkar,
Her canlı yuvadan çıkar;
Gezer Hakkı zikrederek.

Bülbüller şakır her yerde,
Deva olur bin bir derde,
Tomurcuk güller seherde;
Açar Hakk’ı zikrederek.

Kuşlar Hakka doğru uçar,
Hakikat yolundan geçer,
Seher yeli koku saçar;
Eser Hakk’ı zikrederek.

Sabah olur güneş doğar,
Salihlere rahmet yağar,
Ağlayan gözlerden yaşlar;
Akar Hakk’ı zikrederek.

Bahar olur sular çağlar,
Çayır çimen olur dağlar,
Güllerle bezenir bağlar;
Kokar Hakk’ı zikrederek.

Necatî’yem nerde kalam,
Dolanıp kapına gelem,
Büsbütün bir devr-i âlem;
Döner Hakk’ı zikrederek.

12

BİR ALLAH’I
Seher yeliyle zikreder,
Bülbül diliyle zikreder,
Bahçe güliyle zikreder;
Bir Allah’ı, bir Allah’ı.

Kuşlar O’nun için uçar,
Güller O’nun için açar,
Sevenleri serden geçer;
Bir Allah’a, bir Allah’a.

Dervişler O’na hû çeker,
O’nun uğrunda diz çöker,
Gide gide yollar çıkar;
Bir Allah’a, bir Allah’a.

Âlemler O’nu zikreder,
Mahlûkat O’nu fikreder,
Erenler her gün şükreder;
Bir Allah’a, bir Allah’a.

Necatî hep O’nu anar,
O’nun aşkı ile yanar,
Pervane olur da döner;
Bir Allah’a, bir Allah’a.

13

KUDRETİNİN ESERİDİR
Ilgıt ılgıt esen yeller,
Seherde açılan güller,
Çağlayıp akışan seller;
Kudretinin eseridir.

Bulutun yağmur oluşu,
Çiçeğin açıp soluşu,
Yazın kış, kışın yaz oluşu;
Kudretinin eseridir.

Yel esip kar erimesi,
Sürünenin yürümesi,
“Ana” diye dillenmesi;
Kudretinin eseridir.

Yüce varlığın sezdiği,
Çıkıp dolaşıp gezdiği,
Solmaz’ın böyle yazdığı;
Kudretinin eseridir…

14

BANA SEN GEREKSİN
Dünya malım olmasa da,
Eşim, dostum kalmasa da,
Kapım, kimse çalmasa da;
Bana sen gereksin bana.

Ağlamayan göz istemem,
Kızarmayan yüz istemem,
Bükülmeyen diz istemem;
Bana sen gereksin bana.

Koklayacak gül istemem,
Sazıma bir tel istemem,
Eğri giden yol istemem;
Bana sen gereksin bana.

Hissetmeyen gönüldense,
Boşa geçen ömürdense,
Gafletle geçen gündense;
Bana sen gereksin bana.

Ben neyleyim kuru dalı,
Ben neyleyim tozlu yolu,
Solmaz neyler susan dili;
Bana sen gereksin bana.

15

GÖREBİLENE!

“En büyük”, kendisini; “en küçük” eserine,
Ustalıkla gizlemiş…Bakıp görebilene!…

16

EZAN SESİ

Bizi biz eden değer;
Bu güzel ezan sesi!..
Dünya-ahrete bedel;
Bu güzel ezan sesi!..

İnlemelidir; çağ, çağ.
Duyulmalıdır; dağ, dağ.
Bizi dağıtmayan bağ;
Bu güzel ezan sesi!..

Su gibi engin akar,
Duman gibi dik çıkar,
Küfrün kal’asın yıkar;
Bu güzel ezan sesi!..

Gönülleri mest eder,
Duyanları; test eder,
Ta arş’a çıkar gider;
Bu güzel ezan sesi!..

17

O’NSUZ
O’ndan yana, O’ndan yana;
Gider olsun yollarımız.
Hak adını duymayana;
Söyler olsun dillerimiz.

O olmasa ben olmazdım,
O olmasa sen olmazdın,
Cümle mahlûkat olmazdı;
Bizler, O’nun kullarıyız.

Kul, Hak yoluna girmezse,
Kul olduğunu bilmezse,
O’nun rahmeti olmazsa;
Çıkmaz olur yollarımız.

O’ndan ayrı kalan garip,
O’ndan gayrı yollar serap,
O, olmayan gönül harap;
O’nsuz açmaz güllerimiz.

Ey pâdişâh-ı lem yezel!
Solmaz’ın imdadına gel…
Ey lütfu hoş, kahrı güzel;
Sana âyân hallerimiz…

18

FİDAN
Toprağı, ağacı, gülü severiz.
“Bir fidan”; “bir evlat” diye biliriz…
Yetiştirmek için emek veririz;
Boy verip, dünyayı süslesin! Diye:
Ardımızdan dua eylesin! Diye…
10.4.2000/Rüzgârlı Yamaç

19
RIZÂ-YI BÂRÎ
Ektiğim fidanlar meyveli dala
Dönünce; her canlı nasibin ala!..
Ağacı, dalıyla dünyada kala.
İbâdet aşkıyla, uğraştıklarım;
Rızâ-yı bâriye vesîle ola!..
06.06.2006/Rüzgârlı Yamaç

20
RABBİM
Hak yolunda duramadım,
Başım, taşa vuramadım,
Günahtan kurtulamadım;
Tut elimden, kaldır beni.

Sevgiliye koşmak için,
Sevdasıyla coşmak için,
Köpürerek taşmak için;
Rahmetine, daldır beni.

Gündüzleri sâim eyle,
Geceleri kâim eyle;
Hak yolunda dâim eyle;
Îmân ile öldür beni!..

21

ALLAHIM -1

Yıllardır hep ağlıyorum;
Yâ Râb, bir gün güldür beni.
Sular gibi çağlıyorum;
Tut elimden, kaldır beni.

Bilmediğim yola gittim,
Bilmeden hatalar ettim,
Yıllar yılı günah ettim;
Rahmetine daldır beni.

Tamah ettirme malına,
Yolcu et necat yoluna,
Daldırıp îman balına;
Hak yoluna erdir beni.

Çıkarma Allahım yoldan,
Kesme tevhidi bu dilden,
Solmaz’ı ayırma dinden;
Son nefeste, güldür beni.

22
ALLAHIM -2
Nimetini yiyerek;
Şükreden et, Allah’ım!
Allah, Allah diyerek;
Zikreden et, Allah’ım!


23
ALLAHIM -3
Yemeden, içmeden ârî bırakma,
Akıldan, fikirden hâlî bırakma,
Tâattan, zikirden geri bırakma;
Yardımınla, müyesser kıl olmaz’ı;
Îmân ile yoldaş eyle, Solmaz’ı…

24

NE BÜYÜK SALTANAT

Yatacak yatak var, örtecek yorgan;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.
Evlâd’ü iyâl ve mutlu, âşiyan;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Giyecek elbise, yiyecek yemek,
Çalışacak bir iş, binecek binek,
Binek yoksa ayak verdin, yürüyek;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Odamızda minder, mutfakta ocak,
Hamdolsun dopdolu köşe ve bucak,
Üç öğün yenilen aşımız sıcak;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Konu komşu verdin yerli yerince,
Edebi, görgüsü pek de iyice;
Girip çıkıyoruz bacı-kardeşçe;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Görecek göz verdin, duyacak kulak,
Tutacak el verdin, yürüyen ayak,
Mü’min kıldın, Kur’an verdin okuyak!;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Vücut verdin, sıhhat verdin; “hediye,”
Türlü türlü nîmet verdin; “ye” diye
Konuşan dil verdin; “Allah de” diye;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Ömür verdin: dünyada kalmak için,
İlim verdin: Mevla’yı bulmak için,
Mühlet verdin: sana kul olmak için;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.

Ne güzel bir Mevlâ bulduk, biz sizi;
Gündüz sâim, gece kâim kıl bizi.
Kul kıldın; kullukta, dâim kıl bizi;
Bu ne büyük saltanattır Allah’ım.
7.2.2007/Rüzgârlı Yamaç

26

YÂ HÛ
“Hay”dır; mevcuttur her yerde;
Devâdır; bin türlü derde…
Başım, daraldığı yerde;
Çağırırım; yâ hû, yâ hû…

27

GİDECEĞİZ

Tüm, geçip gidenler gibi,
Sen de, ben de gideceğiz.

Konup da göçenler gibi,
Dünyayı terk edeceğiz.

Yol uzun, tehlike çoktur;
Azığını yanına al!..

Kefeninin cebi yoktur;
Kazandığın, önceden sal.

Gençliğini iyi taşı;
Gençlik, geri gelmeyecek,

Kafesteki bu can kuşu;
Bir uçtu mu dönmeyecek.

Rabbim sev, sevdir, sevindir;
Bu günahkâr kul senindir.

Ömrümüz sona erince;
İman gömleğin giyindir.
08.11.2008

28

KÖHNE HAN
Necatî de, yaşadı bu mekânda.
Ebedi kalınmaz bu köhne handa.
Yoldaşımız, imân ile Kur’ân et;
Bizler de yolcuyuz, yakın zamanda.

29
FANİ DÜNYA

Anladım ki; meğer, ben de faniyim;
Dünyanın her şeyi, her şeyi boşmuş.

Bir gün göçeceğim, buna kâniyim;
Ne yazık ki; gönül, boş yere koşmuş.

Zerre kadar bana, hayrı yok imiş.
Boş yere koşmuşum boşa yelmişim.

Bu fani âlemin, derdi çok imiş;
Daha ne bir adım gidebilmişim.

Avutmuş aldatmış eğlemiş beni.
Bana kastı varmış da bilmemişim.

Ten’i ziynet için, gezdirmişim ben.
Ömür geçip gitmiş de, görmemişim.

Zaman, gerilerde bırakmış beni.
Beni fersah fersah geçmiş de gitmiş.

Dünyaya vermişim, meğer kendimi.
Yıllar geçmiş, koca bir ömür bitmiş.

Şaşırtma; gittiğim bu Hak yolunu;
Rabbim, beni merhametine gark et!

Sakalı ak, yüzü kara kulunu;
Son nefeste; îmân ile yoldaş et!..


30

GÜL DİKENLİ DALDA BİTER
İnişli çıkışlı dünya;
Gül, dikenli dalda biter!..
Kulluk için yaratıldık;
Kulluk, yine kulda biter!..

31
KUŞ ÖTÜŞÜ
Çoktan geçti ikindi; şimdi, gün akşamüstü!
Kalan bütün zamanın, bil ki; bir “kuş ötüşü”

32

ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKAR
Bir sabah salâ verilir;
“Yine biri gitti” denir…
Eş-dost başına derilir.
Ateş, düştüğ(ü) yeri yakar.

Birazcık, vah-tüh ederler;
Kabre dek, eşlik ederler.
Sonra dağılır, giderler;
Ateş, düştüğ(ü) yeri yakar.

Sarıldı dünyaya, dört elle;
Kazandı, haram-helalle.
Şimdi, baş başa amelle;
Ateş, düştüğ(ü) yeri yakar.

Malın, mülkün olsa da çok;
Çok malın, faydası çok yok.
Sen, seninle gidene bak!
Ateş, düştüğ(ü) yeri yakar.

33

SÜNNETİNDE KIL
O’nun sünnetinde, Mü’minler kıl da;
Ya Râb, sen dâim et; “dosdoğru yol” da.

34

SEN ÂLEMLER RABBİSİN
Arıların, balların,
Çiçeklerin, dalların,
Bülbüllerin, güllerin;
Sen, âlemler Rabbisin.

Pınarların, suların,
Göllerin, kuğuların,
Derinlerin, sığların;
Sen, âlemler Rabbisin.

Hastaların, sağların,
Meyvelerin, bağların,
Asırların, çağların;
Sen, âlemler Rabbisin.

Dostların, yârenlerin,
Lütfuna erenlerin,
Bakınca, görenlerin;
Sen, âlemler Rabbisin.

Zikreden zâkirlerin,
Şükreden şâkirlerin;
Küfreden kâfirlerin,
Sen, âlemler Rabbisin

Daha bilmem nelerin,
Büsbütün nesnelerin,
Velhasıl her şeylerin;
Hâlikısın Rabbisin…
27.03.1993

35

O VAR

Hangi yana baksan; O’nu görürsün,
Hangi yöne gitsen; O’na varırsın,
Hangi yerde dursam; O’nda durursun;
Her yanda,her yönde,her yerde; O var!..

İster tavşana bak, ister tazıya,
İster koyuna bak, ister kuzuya,
İster kaleme bak, ister yazıya;
Her şeyde,her şeyde, her şeyde; O var!..

Arıya bak, peteğe bak, bala bak,
Ağaca bak, meyveye bak,dala bak,
Menekşeye, papatyaya, güle bak;
Her şeyde,her şeyde,her şeyde; O var!..

Yükseğinde, engininde, koyunda,
Çıkan dumanında, akan suyunda,
Yaşlı, delikanlı ve de toyunda;
Her şeyde,her şeyde,her şeyde; O var!..

Obasında, yaylasında, dağında,
Ormanında, pınarında, suyunda,
Deresinde, tepesinde, köyünde;
Her şeyde,her şeyde,her şeyde; O var!..

Kıpırdayan, milyarlarca böcekte,
Saçılan tohumdan, çıkan göcekte,
Bütün zaman-mekân, köşe bucakta;
Her şeyde,her şeyde,her şeyde; O var!..

Ötelerin, ötesinde mevcuttur,
Berilerin, berisinde mevcuttur,
Her canlının kendisinde mevcuttur;
Her şeyde,her şeyde, her şeyde; O var!..
08.02.2009

36

KUL OLMA AZMİNDEYİZ
Yüce Rab’be iyi bir kul olma azmindeyiz;
Geçmek için, küçük bir iğnenin gözündeyiz…
03.01.2009

37

NAMAZ
Miracın meyveleri;
Namaz ile yenilir.
Kulluğun kapısından;
Namaz ile girilir.

O’na kıyam durulur,
Rükûlara varılır,
Secdeye varılınca;
Tüm kibirler kırılır.

Kul, namazla bilenir,
Kıldıkça yenilenir,
Rab’bına yakınlığı;
Namaz ile bilinir.

Huzurunda durulur,
O’nda kul kendin bulur,
Kıla kıla sonunda;
Kurtuluşa erilir…

38

MEZAR
Tüm kapılar yüzüne kapansa da ne yazar!..
Hakikate açılan kapı değil mi mezar!!??

39

MEZARCI
Vakti gelip dünyadan, göçtüğü zaman bir kul;
Bir telâşedir başlar; herkes, bir yana koşar.

Kimi salâ verirken; kimi cenaze yıkar.
Kimi kefen hazırlar, kimisi mezar kazar.

Kaz mezarcı! mezarı, emeğin esirgeme..
Derin kaz ki, sana da; lâzım olacak mezar!..

40

TOPRAK OLACAK
Bu gün söyleyen diller; yarın susmuş olacak.
Bu gün yazan bu eller; yarın yazmaz olacak.

Bu gün bakan bu gözler; yarın bakmaz olacak.
Bu gün tutan bu dizler; yarın tutmaz olacak.

Şimdi dönen bu devran; elbette yok olacak.
Bu gün açan şu güller; yarın elbet solacak.

Solmaz, yaptığın işler; gözünden akan yaşlar.
Bu gün sağ olan başlar; yarın toprak olacak…

41

KUL OLABİLİYORSAN
Başını sokacağın bir evin mevcut ise;
Varsa altında yatak, üstünde de bir yorgan,

İçine girdiğin an uzanabiliyorsan,
Ağrın sızın olmadan, uyuyabiliyorsan.

Sıhhatin yerindeyse nefes alıyor isen,
İstediğin yerlere gidip, geliyor isen;

Baktığını görüyor deneni duyuyorsan,
Aykırı davranmayıp, topluma uyuyorsan,

Almadan hiçbir destek, sen sana yetiyorsan
Muhtaç olan bir eli, uzanıp tutuyorsan…

Elbet kara gün geçer, sabredebiliyorsan.
Gam yemezsin elbette, “bu da geçer” diyorsan.

Dünyanın tüm varlığı, sıhhat elbet bilene…
Soğan-ekmek, baklava; İştah ile yiyene!.

Çoluk-çocuk birlikte, huzur içindeyseniz,
Bulduğunuzu yiyip şükrediyor iseniz!.

Helalinden kazanıp yedirebiliyorsan…
Ne edepli çocuklar, dedirebiliyorsan….

Yatağına erkenden, yatabiliyor isen,
Sabah namazına da, kalkabiliyor isen.

Camide, cemaate katılabiliyorsan,
El açıp divanına, varabiliyor isen,

Varlık-marlık hikâye, şükredebiliyorsan;
Ahrete dek gidene; yönelebiliyorsan…

Bunlar, yüce Mevlânın nîmeti değil midir?
O’nun en büyük lütfu; izzeti değil midir?

İnandığın Hak yolda, yürüyebiliyorsan;
Gerisi teferruat: “Kul” olabiliyorsan!..
27.12.2009

43

YETMEZ Mİ !?
“İhsan” o ki; O’nu görürcesine…
İnanan; böyle hareket etmez mi?
Sen O’nu görmüyor olabilirsin;
O, kesinkes görüyora; yetmez mi!?

44

DÜNYA SAHNESİ
Herkese rol verilir,“Dünya” denen sahnede.
Yazar senaryosunu, sonra oynar perdede.

Perdeler açılacak, perdeler kapanacak.
Ömür denen yolculuk, böylece tükenecek.

İniş-çıkış tüm yollar, zorluklar aşılacak,
Acısı-tatlısıyla bir ömür yaşanacak.

Ömür tükenince kul, Rabbine yürüyecek,
Her şey burda kalacak, ameliyle gidecek…

Son perde kapanacak bir musallâ taşında,
Sevenler, eşi-dostu, son kez yine başında;

Müezzinin gür sesi sükûneti bozacak;
‘Hâzır olan İmâm’a tüm cemaat uyacak.

Üzerine, cenaze namazı kılınacak,
Allah, affetsin diye, dualar olunacak.

Namazdan sonra İmam helallikleri alır.
‘Hoşaf danesi’ gibi herkes yığılır kalır…

Acı doruğa çıkar, kabre konma ânında
En çok seveni bile gelir, kalmaz yanında…

Münker-Nekir gelince “Rabbin kimdir” diyecek.
Îmanla giden ancak “Rabbim Allah” diyecek.

Rabbini bilmeyene kabir, cehennem olur,
“Rabbim Allah” diyene, Cennet bahçesi olur.

Rabbim, bizi dünyada küfüre bulaştırma;
“Rabbim Allah” diyelim, dilimiz dolaştırma.

45

UZ GİTTİK.
Tepeleri geçtik, belleri aştık;
Aştık ta sonunda düze ulaştık.
Son nefeste imân ile yolcu et!.
Bu güne dek bu imanla dolaştık.
02.02.2007

Scroll to Top