KÖYÜMÜZÜN YOLLARI:(DEVAMI)(b İkinci yol)

b)İkinci yol (Eski Kayseri yolu)
Kepez ve Ardıç köylerinden gelen yol ile birleşen yoldur ki, bu yol kağnı arabalarının kullanılmasına uygun olmayan bir yoldur. Bu yolun bir kısım yerlerine keçi yolu demek daha doğru
olur.Keçi yolu olan kısımlarında insanlar ve hayvanlar arka arkaya sıralanarak giderler.
Bu yolun nirengi noktalarını şöyle sıralayabiliriz:
Belen-Evrankayası önü-Kızılağıl-Derindere-İn önü-İsbile ovası-Köle Köprüsü-Istafana
tepesi-Talas yokuşu-Talas ovası-Kayseri.

Belen, köyümüzden çıktıktan sonra karşılaştığımız ilk tepedir. Bu tepenin bilhassa kayseri yönü hem daha dik, hem de daha uzundur. Bu kısımda yüklü hayvanlar ve kağnı arabalarını çeken öküzler bir haylı zorluk çeker. Hayvanların yükü fazla ise; kağnılara fazla sap yüklenmişse bu dik yokuşu çıkış çok zor olurdu. İnsan bazen ne yapacağını şaşırır, kendisine yardım için etrafta insan arardı… Yokuşun köye dönük yönü de kağnı arabaları için tehlike idi.
Her tepenin inişinde ve çıkışında yüklü kağnılar için, yüklü hayvanlar için iniş ve çıkış problemleri vardı.
Evrankayası önü, Kepezden ve Ardıç tarafından gelen yol ile bizim köyden giden yolun birleştikleri nokta
idi. Bu noktadan itibaren Kepez ve Ardıç yönünden gelen yolcularla zaman zaman birlikte gidilir. Yükü olmayanlar veya yükü hafif olanlar daha suratlı gitme imkanına sahip oldukları için selam verir, hayırlı yolculuklar diler, hal hatır sorduktan sonra geçer yollarına devam ederlerdi.
Mesafe taşları niçin dikilmişti?
Bu yol üzerinde, yaklaşık 300 m. Ara ile dikilen bir adam buyu yükseklikte (yaklaşık 30x30x200 c.m) olan mesafe taşları, kışın kar yağıpta yollar kaybolduğu zaman yolcular’a rehberlik eder, yolcular bu taşları takip ederek yollarını bulurlardı.
Kızıl ağıl, Şehre gidilirken önemli yerlerden ilki buradır. Kızıl ağılda yolun geçtiği noktada küçük bir çay vardı. Bu çay bir problem meydana getirmezdi. Kızıl ağılın yukarısında, Erciyes tarafında büyük dereler vardı. Şiddetli yağmur yağdığı zaman ve karların
kabayel’in etkisiyle birden bire eridiği zaman kızıl ağıl çayı geçilemezdi. Çok az da olsa
bununla da karşılaşılırdı.
Derindere, Kızıl ağıldan sonra gelir. Derindere gerçekten derin bir dere idi. Ortasından bir çay geçerdi. Derindereye yanlamasına inilir, derindereden yanlamasına çıkılırdı. Yanlamasına inmek ve çıkmak derinderede yüklü hayvanla inişi ve çıkışı bir dereceye kadar kolaylaştırmakta idi.
İnerken çuvallardan tutar, çuvalların hayvanın boynuna düşmemesine çalışırdık. Çıkarken de çuvala dayanır çuvalın hayvanın arkasına kaymasına engel olurduk. Çuvalı
35
itmek suretiyle hayvanın yükünü taşımasına yardımcı olurduk. Zaman zaman hayvanlar derin dereden çıkarken yükü taşıyamaz, yıkılırdı. İnsan birden fazla ise; mesele olmaz, hayvanların yükü azaltılır,
elbirliği ile hayvan kaldırılır, yükü hafifletilir, hafifletilen yük tekrar hayvana yüklenir. Artan yük, yükü hafif olan hayvanlara yüklenir, veya dereden çıkıncaya kadar insanlar tarafından taşınırdı. Yolculuklar çoğunlukla topluca olurdu. İnsan bir tane hayvanlar da birden fazla ise çok zorluk olurdu. Tek başına yükleyemez,
yüklemeye çalışsa da hayvan yerinde durmaz. Hayvanı bir yere bağlar yükü hayvanın yanına taşıyamaz. Müşkilat, müşkilat, müşkilat…
Böyle durumda kalan insanın derindereden çıkması için anasından emdiği süt burnundan gelirdi…
Diğer hayvanlar gider onları bulur bir yerlere bağlar. Yükü hafifletir, yükten aldığı kısmı diğer hayvanlara yükler. Kalanı hayvana yüklemeye çalışır. Yükten kalan varsa onu dereyi çıkıncaya kadar kendi sırtına vurur. Terin suyun içinde kalır. Geldiğine, geleceğine bin pişman olur. Yük taşımayacağına kendi kendine söz verir. Ama taşıyacak, başka yapacak bir şey yok, başka çare yok…
İn önü, derindere kadar olmasa da inişi ve çıkışı da zorluk veren bir yerdir.
İsbile ovası, Ekin ekilen bir ovadır. Yolu düzdür. Kağnıların gitmesine uygun bir yoldur. Burada yolculuk yönünden bir problem yoktur.
Burada problem; köpekten korkanlar için İsbilenin koca koyun köpekleridir. İsbilede koyun köpekleri çoktur, meşhurdur. Bunlar insana da saldırır. İsbile ovasına düşen, köpek olmasa bile İsbilenin köpekleri hatırına gelince terlemeye başlar. Bu ter Köle köprüsünü geçinceye kadar devam eder.
Köle köprüsü, İsbileden sonra derin bir çayın üzerine kurulan taştan bir köprüdür. Çok geniş sayılmaz, kenarında korkuluğu da yoktur. Köprüye inişte ve köprüden çıkışta hayvanlara dikkat etmek gerekir. Yüklerini atabilirler.
Istafana tepesi, İnişi-yokuşu olmakla beraber normal halde, problem olan bir yer değildir.
Çardakbaşı-Talas yokuşu, Şelalenin bulunduğu yerden aşağıya inilir. Bu gün de Talas yokuşunun şelalenin karşısında başlangıç noktası yol olarak duruyor. Yokuştan inerken önce sağa doğru hafif meyilli olarak gidilir, sonra sola dönülür. Meyilli bir yol takip edilerek Harman mahallesine inilir.
Talas yokuşu taşlarla örülmüş bir yoldu. Yokuşun her iki tarafında dükkanlar vardı Bu yokuştan çıkarken rahmetli babam bir dükkandan sıcak yarım pide aldı, içerisine de yine bir dükkandan aldığı helvayı koydu, verdi, yedim. O pide ile helvayı yeyişimdeki tadı hala unutamam.
Talas ovası, Talastan çıktıktan sonra Talas ovasına girilir. Talas ovası göz alabildiğine tarladır.Kayseriye giden yolun her iki tarafı ahıska ağaçları ile kaplı idi. Köyden erkenden sabah namazı kılınmış, çıkılmıştır. Eğer yaz günleri ise, buraya gelindiğinde vakit öğle olmuştur, ya da öğle yaklaşmaktadır. Müthiş bir sıcak vardır. Bu
yol sıcak altında geçilir. Hayvanlarda yorulmuştur, yolcu da yorulmuştur. Yol bir türlü bitmez. Hayvanlar bir türlü gitmez. Sıcak başa vurur. İnsanın ağzında dili kurur. Yanına aldığı su da bitmişse, bacaklar ileri gitmede zorlanıyorsa; Talas ovasında yolculuk bir dağa tırmanış kadar zor olur. Arabamla Talas ovasından geçtim beş on dakikada şehirden Anayurttaki yeğenimin evine gittim. Ne kolaylık, ne rahatlık.. Geçmişi hatırladım. Çocukluğumda geçirdiğim bir türlü bitmeyen Talas ovası yolculuğu gözlerimin önüne geldi. O
yolculuğun bütün sıkıntılarını çekenlere Allahtan rahmet diledim. Talas ovasında yolculuk bitmiş şehre gelinmiştir, şehirde de bambaşka bir sıcaklık vardır. İş bitmemiştir. Hayvanların üzerindeki yük bu sıcakta ya bir yere satmak için bırakılacak, yahutta pazarda satılacak, ya da Ofise götürülecektir.
Yük ne olabilir? Harman sonu tarlasından elde ettiği arpa, çavdar olabilir. Buğday olmaz.Çünkü buğday az ekilir. Ekinden elde edilen buğday ancak bulgur yapılmaya ve gelecek senenin tohumu olmaya ancak yeter.
36
Yük, nohut, mercimek, patates, soğan da olabilir. Bunlar satılacak, evde çoluk çocuğa giyim için bir şeyler alınacak, varsa esnafın borçları verilecektir. İşler rast giderse ertesi sabah şehirden çıkılır, köye dönülür. İşler rast gitmez, yüklerdebulunan şeyler, satılmaz veya satılır, parası hemen alınmazsa bir iki gün daha kalınabilir
Han’da konaklama
Kayseri de iki handan birinde kalınırdı. Hanın birinin adı Çukur Han idi. İkincisi de “Aliağanın hanı” idi. Bu hana bizim köyden Zühdü emmi (Aksoy) ortak oldu. çünkü Zühdü emmi Kayseri ye gitmiş, orada ticarete başlamış, hana ortak olacak kadar para kazanmış. Kayseriye giden köylüleri de kollar, çalışmaya teşvik edermiş. Zamanla Zühdü emmi “Aliağanın hanı”na tek başına sahip olmuş, bu hanın adını da “Vengicek Hanı” olarak değiştirmiş. Kayseri ye gidilince Vengicek Hanı’nda kalınırdı.
Vengicek hanı, Hatıroğlu Camiinin batısında idi. Şimdi hanın bulunduğu yerde Güneş Hastanesi bulunmaktadır.
Handa eşeklerin, atların, öküzlerin kaldığı yerler, saman yedikleri musurları vardı. İnsanlar da odalarda kalırdı. Odalarda hasır veya kilim serili idi. İnsan ceketini başının altına yastık yapar, üzerine de varsa bir şey alır, yatar, hemen uyurdu. Çünkü çok yorulmuştu, ayakta duracak mecali kalmamıştı. Hanın odasında da ne kadar insan uzanıp yatabilirse; o kadar insan yatardı. Odanın devamlı sakinleri de vardı. Onlar da pireler’di.
Sabahleyin erken kalkılır, hayvanlara saman ve yem verilir, karınları doyurulur. Varsa yükleri yüklenir. Bizim köyden bazıları Avşar köyü olan Söğütlü’ye dükkan malzemelerini kira ile taşırdı. Köye dönüşte bunların hayvanları mutlaka yüklü olur. Köye gelir, o gece köyde kaldıktan sonra ertesi gün erkenden hayvanlarını yükler,Söğütlüye dükkan malzemelerini götürürdü. Bunlar, kışın ağır geçtiği günlerin dışında, ekin ve harman zamanı hariç, Söğütlü ile Kayseri arasında gider, gelir, bir kaç kuruş nakliye bedeli alırdı. Köyümüzdeki bu günkü Nakliyeciliğin temelleri ta o yıllarda atılmış olsa gerek. Köyden Kayseri’ye beş altı saatte gidilir, beş altı saatte de gelinirdi. Hayvanlar yüklü ise bu süre biraz daha uzardı.
Gidişin, gelişin sonunda hayvanlar da insanlar da müthiş şekilde yorulurdu. Hayvanlar, yükleri üzerinden alınır alınmaz ahıra girince hemen yatarlardı.
Rahmetli babalarımız, Kayseriye veya Avşara gidip geldikten sonra bir iki gün yatar, her tarafımız ağrıyor derlerdi. Çünkü bu yolculuklar yaya yapılırdı, çok zordu.
Kayseriye veya Avşar’a gidiş gelişler tek başına yapılmazdı. Mümkün olduğu kadar birlikte yapılır. Tek başına gidenler yanlarına hiç olmazsa bir çocuk alırdı. Bu çocuk yol boyunca yükü hafif hayvanlara binerdi. Bu şekilde çocuğun yorgunluğu azaltılırdı.
Kamyon: Kamyon çıkınca tek başına gidecekse çayır’a inilir, Tomarza ve Avşar tarafından gelen kamyonlara binilir. Yük varsa kamyon şoförleri ile önceden anlaşma yapılır. Yük çayıra indirilir ya da kamyon köye gelirdi. Kayseri ye gidenler isterlerse bir kamyona binerek aynı gün köye dönerlerdi. Ne büyük bir kolaylıktı. Bir günde Kayseri ye gidip geliniyordu… Daha sonraları köylerden yolcu taşıyan kamyonlar çıktı. Maraçak, Kepez yolcularını alan kamyon köyümüzün meydanına geliyor, köyden köylülerimizi ve yüklerini alıyor,
Kayseri ye götürüyordu. Kamyonun üstü açıktı. Etraf seyrede seyrede Kayseri ye varılıyordu.Yol topraktı,kamyonun çıkardığı toz bulutlarını seyretmek bile insana neşe veriyordu. Altında kamyon kayıyor gidiyordu. Ne güzel şeydi.
Kepez ve Maraçağın yolu köyümüzün içinden geçerdi. Çayırın yolu Orta kuyu han arası dere yatağı olduğundan kumlarla kaplı idi, buradan gidiş geliş zor oluyordu. Bundan dolayı bu kısımdaki yolun yüksek olan kenardaki tarlalar’a alınması için yetkililer teşebbüste bulundu. Ancak bazı tarla sahiplerinin karşı çıkması üzerine bağların üstündeki tepeden yol açıldı. Kepezin, Maraçağın yolu köyümüzün içinden geçmez oldu. Bu hal köyümüzün aleyhine oldu. Kepez ve Maraçaktan gelen arabalara binmek için köylü lerimiz Belene çıkmak mecburiyetinde kalıyorlar..
Kamyonlar çıkınca derindere yolu tamamen terk edildi…
37
Otobüs: Otobüs daha sonraları çıktı. Yolculuklar, otobüslerle yapılmaya başlandı. Diğer köylerin otobüsü olduğu gibi bizim köyden de Ali Osman emminin oğlu Fahri otobüsüyle köylülerimizi sabah götürüyor, öğleden sonra da getiriyor. Gidiş kırk beş dakika, geliş bir saat. Şimdi bu gidiş ve geliş sürelerini bile çok görenler vardır.
Köyümüz, Büyükşehir sınırlarına girdikten sonra artık Belediye otobüsü günde birkaç sefer yapmaktadır. Yolculuk çok çok kolaylaşmıştır.
Babalarımız, dedelerimiz kalksalar da köyün otobüsüne binselerdi, bunu cana minnet bilirler, devamlı duacı olurlardı. Beş altı saat, sıcağın altında, soğuğa karşı yürümenin ne demek olduğunu bilmeyenler, ayakları yerden kesen,kısa zamanda bizi arzu ettiğimiz yere ulaştıran otobüsün ne büyük bir nimet olduğunu bilemezler ve takdir edemezler… Özel arabalarımızla Kayseri den çıkıp seksen doksan kilometre hızla gittiğimiz zaman otuz dakika sonra köyde caminin önünde oluyoruz.
Rahmetli babalarımız, dedelerimiz. Saatlerce, hatta günlerce yolcu yolu gözleyen analarımız, ninelerimiz. Allah sizlere rahmet eylesin. Amin
c) Köyümüzün diğer yolları:
Kemer tarafına giden yol kemer kuyunun başından ikiye ayrılarak, sağ taraf Kepez’e, sol taraf da Ardıç istikametine giden yoldur.
Bir başka yol da Mezarın yanından arazinin içinden geçer. Derindere den sonra sola dönerek Şerbetçi yeri’ ne doğru gider. Aynı yol devam ederek 100 metre ilerde; yokuş mevkiinde ikiye ayrılarak biri Ardıç özü’ne, diğeri de Kara kuyu istikametine gider. Buradan da dikir ve Kamber’e ulaşır.
Eşek yolu nasıl bilirdi?
Çocukluğumuzda, özellikle tırpan biçilirken tarlaya azık gidecek.Tabii evin büyükleri ve delikanlıları tarlada.Ya ekin biçiyor, ya deste alıp yığın kayıyor, ya da tırmık çekiyor.
Bu durunda ırgadın azığını götürmekte evin çocuklarına kalıyor.
Irgat: Tarlada, bağda ,bahçede çalışanlar,iş yapanların tamamına verilen ad.
Analarımız, azığı heybenin bir gözüne, boruç veya çam bardakla suyu diğer gözüne kor
eşeğin sırtına yükler. Bizi de eşeğe bindirir. Tabii biz çok küçük olduğumuzdan tarlayı bilemeyiz. Bilsek de kendi kendimize gidemeyiz. İşte işin burasında eşeğin marifeti devreye girer.. Eşek bizi alır doğru ekinin biçildiği tarlaya götürür. Hayvan evden çıkışta hangi istikamete yönlendirilirse o taraftaki tarlalar onun hafızasında kayıtlıdır. Gider bulurdu.

Scroll to Top