Torun Ömer (rha)

İdârecilere, Hâkimlere, Bütün İnsanlara Örnek ve Önder Bir Şahsiyet:

Ömer İbn-i Abdül’azîz (rha)
Soyu ve Âilesi
Emeviler de hükümdar yerine geçecek iki veliaht ilan edilirdi. Birinci veliaht ölürse, ikincisi onun yerine geçerdi. Hükümdar ölünce de hükümdar olurdu.
Dördüncü Emevi hükümdarı Mervan, oğlu Abdülmelik’i birinci veliaht, diğer oğlu Abdülaziz’i de ikinci veliaht ilan etti.
Abdülmelik, sert, haşin, cesur ve kurnazdı. Abdülaziz ise, insaf sahibi, dindar, âdil ve cesurdu.
Hicretin 60. yılında Abdülaziz’in bir oğlu oldu. Ad olarak kendisine büyük dedesinin adı kondu. Çünkü yavru Ömer’in annesi, büyük Ömer, Hz. Ömer’in
oğlu Asım’ın kızı Ümmüasım’dı.

Doğumu ve Eğitimi
Küçük Ömer Medine’de doğmuştu. Babası Abdülaziz Mısır’a vali olunca onunla birlikte Mısır’a gitti. Mısır’da baba evinde İslâm terbiyesi ile büyüdü. Eğitim çağına gelince Medine’ye gönderildi. Eğitimini Medine’de tamamladı.
Kur’an-ı Kerim’i ezberledi, hafız oldu. Kur’an, hadis, fıkıh, tefsir, akaid ilimleri başta olmak üzere zamanın ilimlerini okudu. Seçkin bir âlim oldu. Edebiyat ve şiir alanında da sözü dinlenir bir hale geldi.
Ömer İbn-i Abdülaziz’in ilmi konusunda zamanın âlimlerinden Mücahid der ki: “O’na bir şeyler öğretmeye gitmiştik, sonunda biz O’ndan bir şeyler öğrendik.”
Enes bin Malik, Abdullah bin Cafer, Said bin Müseyyeb gibi âlim, fakih, Salih ve muttaki zatlar Ömer İbn-i Abdülaziz’e hocalık yaptılar.
Ömer İbn-i Abdülaziz, Medine’de çok iyi bir eğitim aldı. Zeki ve çalışkan biri idi. Hocaları ve Medine’deki çevresi faziletli insanlardı.

Ömer İbn-i Abdülaziz’in Özellikleri
Ömer İbn-i Abdülaziz, merhum Ahmet Cevdet Paşa’nın deyimiyle:
“Çok âlim, çok faziletli, çok zâhit, çok âdil ve emsalsiz bir adamdı.”
Merhum Nedevî der ki: “O, zamanın en beğenilen kişisi idi. Sağlam fıtri yaratılışı, tevazuu ve iffeti ile amcasının çocukları, kardeşleri ve emsallerinden ayrılıyor, mümtaz bir şahsiyet sahibi bulunuyordu.”
Bir başka yazar da Ömer İbn-i Abdülaziz hakkında şöyle der: “Derin bir inanç, köklü bir takva, keskin bir basiret sahibi idi. Son derece zarif ve şık bir insandı. Bolluk ve zenginlik içinde gençliğini geçirdi, ama edep ve terbiyeden zerre kadar ayrılmadı.”

Gençlik Yılları
Merhum Ebu’l-Hasen en-Nedevî, Ömer İbn-i Abdülaziz’in gençlik yılları için de şunları yazar:
“O’nun hayatında her şey, kendisinin gerçekten İslâm’ın zaferi için Allah tarafından saklanan bir mucize olduğuna delalet ediyordu. Hakemin evinde dünyaya geldi. Şımarık idareciler arasında yaşadı. Aşırı imkânlar içinde yüzdü. Güzel elbiselerle ve zarafetle şöhrete erdi. İnsanlar içinde örnek bir modeldi.”
Zarif ve nazik kişilerin, nimetler içinde yüzenlerin dahi kendisini taklit için çırpındığı bir delikanlı idi.
Levs bin Sa’d O’nun hakkında şöyle der: “Ömer İbn-i Abdülaziz, refah ve mülkiyet yönünden Emevilerin en büyüğü idi.”
Refahın zevkini tattı ve bolluk içinde yaşadı.
Gelip geçtiği her yerde saçtığı nefis rayıha (koku) ile Ömer olduğu bilinirdi.
Yürüyüşü dahi kendine hastı, “Ömervari” yürüyüş diye anılırdı. Etrafı da onun
yürüyüşünü taklit eder, onun gibi yürümeye çalışırlardı.
Ömer İbn-i Abdülaziz, atları çok severdi, biniciliğe düşkündü. Çok iyi bir süvari idi. Bir atın vurduğu tekmenin izini alnında taşıyordu.

Abdülmelik
Ömer İbn-i Abdülaziz’in hükümdar amcası Abdülmelik iç karışıklıkları Haccac gibi bir adamla bastırıyor, devleti güçlendiriyor, diğer taraftan da Hindistan’a,Türk illerine, Bizans’a ve Kuzey Afrika’ya doğru fetihlere devam ediyor, devleti büyütüyordu.
Hükümdar Abdülmelik’in bir arzusu daha vardı, o da kardeşi Abdülaziz’i veliahtlıktan atmak, yerine oğulları Velid ile Süleyman’ı veliaht yapmaktı. Kardeşi Abdülaziz veliahtlıktan çekilmiyor, Abdülmelik de kardeşini veliahtlıktan atmak için fırsat kolluyordu.
Hükümdar Abdülmelik, kolladığı fırsatı ele geçirdi. Çünkü kardeşi Abdülaziz Mısır’da valilik yaparken eceli ile öldü.
Abdülmelik oğulları Velid ile Süleyman’ı veliaht ilan etti. Abdülmelik, Abdülaziz’in oğlu Ömer’i de Mısır’dan Şam’a çağırdı. Ömer Şam’a geldi. Abdülmelik tarafından çok iyi bir şekilde karşılandı. Ömer’e vazife teklif edildi, Ömer vazife teklifini kabul etmedi. Hükümdar Ömer’i kendine bağlamak istiyordu. Çareyi kendine göre buldu. Kızı Fatma ile Ömer’i evlendirdi, onu kendine damat edindi

Harameyn Valisi
Abdülmelik öldü. Oğlu Velid hükümdar oldu. Velid, Ömer İbn-i Abdülaziz’e “Harameyn”, Medine ve Mekke valiliğini teklif etti. Teklifinde de ısrar etti. Çünkü o’nun vasıtası ile “Harameyn” bölgesinden emin olmak istiyordu.
Ömer İbn-i Abdülaziz Medine’de valiliğe başladı. Âlimleri ve şehrin ileri gelenlerini topladı, onlara şöyle dedi: “Kardeşlerim! Ben Haremeyn valiliğine değil, hizmetine memur edildim. Sizi temin ederim ki, yeğane maksadım adalet yolundan ayrılmamaktır. Gerek itaat edip çalışanın ve gerek işi zorbalığa götürenin yolsuzluklarını bana haber vermezseniz manevi mesuliyeti size aittir.”
Ömer İbn-i Abdülaziz, Medine’de tanınmış âlim ve faziletli kişilerden on kişilik bir “Danışma Meclisi” kurdu. Onlara da şunları söyledi: “Sizi bana ancak bir yardımcı ve müsteşar olmak için çağırdım. Kendi fikrimle bir iş görmek istemem. Her hususta size danışacağım. Bir de siz benim memurlarımdan birinin halka zulmettiğini, tecavüz ettiğini duyarsanız bana bildirmelisiniz.”
Danışma meclisi, muntazaman toplanır, idarenin âdilane olması için o’na yardım ederdi. Kısa zamanda dürüst ve doğru yaşayış valilik bölgesinin her tarafına hâkim oldu. Halk, Ömer İbn-i Abdülaziz’in idaresinden son derece memnundu.
Ömer İbn-i Abdülaziz’in idarede uyduğu esaslar, adalet, şefkat ve merhamettir. Adam kayırmaz, adam kayıranları da vazifede tutmazdı. Dirayetli ve liyâkatli insanları seçmesini bilir, vazife verdiklerinin bütün hal ve hareketlerini takip ederdi. Haksızlık yapılmasına, işlerin sürüncemede kalmasına asla müsaade etmezdi
Konuşması dedesinin konuşması gibi idi. İdaresi de dedesinin idaresi gibi oldu. Ona ikinci Ömer dendi
Mescid-i Nebevî Genişletiliyor
Hükümdar Velid, Medine’ye geldi, Ömer İbn-i Abdülaziz’in idaresinden memnun kaldı. Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesini istedi. Çünkü Velid, bina yapmaya, binaları süslemeye çok meraklı idi.
Şam’daki Emeviye Camii’ni süslü bir şekilde yeniden inşa ettirmişti. Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesini ve yeniden yapılmasını istiyordu.
Ömer İbn-i Abdülaziz, Mescid-i Nebevi’nin dört duvarını yıktı. Peygamberimiz (sav)’in hanımlarına ait odaları da yıktı, yerlerini Mescid-i Nebevi’ye kattı. Hücre-i Saadet’in dört duvarını da yıkıp, temelden yontma taşlarla yeniden yaptı. Mescid-i Nebevi genişletilmiş olarak, dört duvarı taşlarla yapılarak yeniden tamir ve inşa edildi.

Haccac
Ömer İbn-i Abdülaziz’in idaresinden herkes memnundu. Hükümdar Velid de “Haremeyn”i ziyaretinde memnuniyetini ifade etmişti. Harameyn valisinin idaresinden memnun olmayan bir kişi vardı, O da Irak valisi meşhur Haccac idi.
Haccac’ın zulmünden kaçanlar Medine ve Mekke’ye, Ömer İbn-i Abdülaziz’in adaletine sığınıyorlardı. Sığınanlar arasında tanınmış âlimler, tabiinin ileri gelenleri, müctehidlerin büyüklerinden Mücahid ve Said bin Cübeyr gibi zatlar da vardı.
Ömer İbn-i Abdülaziz, Haccac’ın insanlara zulmettiğini Velid’e arz etti. Netice alamadı.
Haccac, Irak’ın münafıkları ve asileri Mekke ve Medine’ye sığınarak orada barınıyorlar, bu ise hükümdarın nüfuzuna zaaf getiriyor, diye Ömer İbn-i Abdülaziz’i Velid’e şikayet etti. Haccac ayrıca Ömer İbn-i Abdülaziz’den Mekke’ye ve Medine’ye sığınanları geri istedi. Ömer İbn-i Abdülaziz, Haccac’ın isteğini yerine getirmedi.

İki Yer
İki yer, biri Ömer İbn-i Abdülaziz idaresinde Hak ve adaletin hakim olduğu “Harameyn” bölgesi, diğeri ise Haccac’ın idaresinde zulmün insanları inim inim inlettiği Irak ve buraya bağlı yerler.
Yer yüzünü fesadın yeri yapanlar insanlardır.
Allah: “İnsanların ellerinin işledikleri günahlar sebebiyle, karada ve denizde fesat meydana çıktı…” buyurur. (Rum: 30/41)
Haccac, zulmü ile Irak’ı ve idaresi altında bulunan yerleri yaşanılamaz hale getiriyor.
Ömer İbn-i Abdülaziz ise adaleti ile valilik bölgesini huzur içinde yaşanılacak bir bölge haline getiriyordu.
İnsanlara gerekli olan adalettir.
Adaletin olmadığı yerde sadece insanların insanlara yaptığı zulüm ve vahşet vardır.
Bunun için:
“Allah zalimleri sevmez.” (ÂL-i İmran: 3/57, 140, Şura: 42/40)
“Allah fesat çıkaranları sevmez.” (Bakara: 2/205, Maide: 5/64, Kasas: 28/77)
“Allah adâlet sahiplerini sever” (Maide: 5/42, Hucurat: 49/9, Mümtehine: 60/8) buyurulur.

Hükümdar Zalimi Değil, Âdil Olanı Azletti
Hükümdar Velid, hükümdarlık nüfuzunu düşündü. Nüfuz sadece zulümle artarmış vehmine kapıldı. Âdil vali Ömer İbn-i Abdülaziz’i valilikten azletti. Yerine tayin ettiği vali Mekke ve Medine’ye sığınanları Haccac’a teslim etti. Haccac kendisine teslim edilen zamanın en büyük âlimlerinden Said bin Cübeyr’i öldürerek hayatının en büyük hatalarından birini yaptı. Herkes Said bin Cübeyr’in öldürülmesinden müteessir oldu. Said bin Cübeyr, her gece Haccac’ın rüyasına giriyor, Haccac “Ey Allah’ın düşmanı beni niçin öldürdün?” sözlerine muhatap oluyordu. Haccac, Said bin Cübeyr’den sonra kimseyi öldüremedi, o sene içinde hicrî 95 yılında kendi de öldü.

İslâm Dünyası
Hükümdar Velid, babası Abdülmelik’in siyasetini devam ettirdi. İçte baskıcı ve Emevi ailesini üstün gören ve tutan bir siyasete, dışta ise fetihlere devam etti.
Çin hududundan Atlas okyanusuna kadar devam eden coğrafya Emevî idaresinde idi. Buhara, Semerkant, Fergana ve Kaçkar Emevî toprakları içinde idi. İspanya fethedilmiş, hudut Fransa’ya dayanmıştı. İstanbul muhasara altında idi. Bir çok Akdeniz adaları İslâm toprakları içine girdi.
Endonezya, Malezya gibi uzak ülkeleri hariç tutarsak, Velid zamanındaki İslâm dünyası bugünkü İslâm dünyası kadar, belki de daha fazla idi.

İnsanlar Meliklerinin Dini Üzerinedir
96 yılında Velid öldü, yerine ikinci veliaht kardeşi Süleyman geçti. Süleyman yemeğe ve eğlenceye düşkündü.
Velid zamanında süslü binalar yapan halk, yeni hükümdar zamanında da mükellef sofralar kurmaya, enva-i çeşit yemekler yapmaya başladılar. “İnsanlar meliklerinin dini üzerinedir” sözü tecelli ediyordu. (Keşfül’hafa: 2/311 no: 2790)
İdarecilerin huyu ve ahlakı hangi yönde ise halkda o tarafa meyleder. Ömer İbn-i Abdül’azîz zamanında da ibadete, doğruluğa, yardımlaşmaya, birbirine iyilik yapmaya meylettiler.
Bizde de cumhuriyetin ilanından sonra o zamanki idareciler dansı sevdiği ve dans etmek istediği için dans sevenler çoğaldı, durmadan balolar tertip ediliyordu

Scroll to Top