Şeriat ve Halifelik
Bediüzzaman Molla Said’in yaşamasını istediği şeylerin başında Şeriat’ı Garra yani parlak şeriat gelir.Bediüzzamanın bu konuşmada istediği en son şey halifeliğin yaşamasıdır.Çünkü Şeriat’ın bütün parlaklığı ile devam etmesi peygamber halifesi olanların çalışmalarına bağlıdır.
Bediüzzaman Molla Said her alanda birlik istiyor, ihtilafın, şahsi kin ve düşüncelerin, intikam alma sevdalarının da gebermesini arzu ediyordu.
Gizli Dinsiz ve Zındık Komiteleri
Bediüzzaman Molla Said, İttihat ve Terakki Partisi içinde gizli dinsiz ve zındık komitelerinin olduğunu bütün kötülüklerin bu gizli komitelerden kaynaklandığını bildirir.
Bediüzzaman Molla Said, İttihat ve Terakki Partisi içinde yer alan gizli dinsiz ve zındık komitelerinin çalışmalarına karşılık vermek, memlekette yayılan fitne ve fesadı önlemek için kurulan “İttihad-i Muhammedi” cemiyetinin kurucuları arasında yer alır.
İttihad-i Muhammedi Cemiyeti
Bediüzzaman Molla Said’e göre;İttihad-i Muhammedi cemiyeti siyasi bir cemiyet değildir.Sünnet-i Seniyyeyi yaşatmak, dini duyguları geliştirmek, sözle ve fiille millete ders vermek için kurulmuştur.
Bediüzzaman Molla Said İttihad-i Muhammedi cemiyeti hakkında yayınlamış olduğu makalede şöyle der:
“Mesleğimiz, Ahlak-ı Ahmediye (sav) ile ahlaklanmak, peygamber sünnetini ihya etmektir.Rehberimiz Şeriat-ı Garra, kılıcımız (Berahın-ı katıa) yani kesin deliller, maksadımız İlay-i Kelimetullahtır.”
Bediüzzaman Molla Said’e göre, İttihat ve Terakkiye hakim olan düşününce dinden soyutlamak ve tamamen Avrupalılaştırmaktır.
Bilhassa İstanbul’da dindar halk arasında meydana gelen zaman zaman galeyan halini alan İttihat ve Terakkiye karşı hareketlerde Bediüzzaman daima halkı sükûnete davet etmiş din düşmanlarının eline fırsat verilmemesini istemiştir.
Ferah tiyatrosundaki toplantıda konuşması ile halkı yatıştırmış, 27 Şubat 1909 Beyazıt mitinginde öğrencileri yine konuşması ile yatıştırmış hadiselerin çıkmasını önlemiştir.Ayasofya’da okutulan mevlidde de halkı sükunete davet etmiştir.
Milliyetimiz Yalnız İslam’dır
Hürriyetin ilanı ile birlikte her tarafta ırkçılık propagandası yapılmaya başlanmıştır. İmparatorluktan ayrılmak için durmadan çalışan Rum, Ermeni komiteleri, ırkçılık düşüncesini Müslüman topluluklar arasında da yaymaya başlamışlar, bir kısım Müslümanlar da gizli dinsiz ve zındık komitelerinin telkinlerine aldanarak ırkçılık sevdasına düşmüşlerdir.
Bediüzzaman bütün gücü ile ırkçılık düşüncesine karşı çıkmış, milliyetimiz yalnız İslam’dır demiştir.Irkçılığa ait milliyetçiliği reddetmiş bunun Avrupa’nın İslam milletleri içine attığı bir zehirdir demiştir.
Bediüzzaman Osmanlı Hilafetinin devamının ve bu camia içinde İslam birliğinin sağlanmasının şart olduğuna inanır ve bunun için çalışır.Bu yüzden Prens Sabahattin Bey’in ademi merkeziyet fikrini de reddeder.
Bediüzzaman mensup olduğu ırkın ileri gelenlerini de Kürtçülük faaliyetlerinden sakınmaları konusunda uyarır.O şöyle der:
“Ehli İslam ne derece dine sarılmış ise, ilerlemiş;ne vakit dinde zaaf göstermiş ise tedenni etmiştir.” Yani alçalmıştır.
31 Mart Olayı Gizli Dinsiz Komitelerinin Eseridir
İttihat ve Terakki Partisi’nin içinde bulunan gizli dinsiz ve zındık komiteleri ve bunların arkasında bulunan mason ve Siyonistlerin asıl hedefi merhum Sultan Abdülhamit’ti.Çünkü O, Yahudilere Filistin’de toprak vermemiştir.Çünkü O, Müslümanların birliğini temsil eden şahıstı.
Gizli dinsiz komiteler her oyuna baş vuruyor, Abdülhamit’i düşürmek için tuzaklar kuruyor, Müslümanları tahrik edip büyük hadiselerin çıkmasını sağlamak için çalışıyorlardı.
Müslümanların din ve devlet aleyhindeki cereyanlarına karşı feveranlarını Bediüzzaman Molla Said başta olmak üzere zamanın ilim, irfan ve sağduyu sahibi insanları frenliyordu.
Gizli dinsiz komitelerinin tertibi ve bir kısım saf Müslümanların alet olmaları ile 31 Mart 1325 (14 Nisan 1909) tarihinde İttihat ve Terakki aleyhinde büyük nümayişler başladı.Nümayişler kanlı isyana dönüştü.İsyan 2 gün sürdü.Bir çok insan öldü ve öldürüldü.Hareket Ordusu denilen ve tamamı İttihat ve Terakki taraftarlarından meydana gelen askeri bir birlik işe müdahale etti.İsyanı batırdı.
İsyanın bastırılması ile birlikte İttihat ve Terakki terörü başladı.Sıkı yönetim ilan edildi, sıkı yönetim mahkemeleri kuruldu.Gizli dinsiz komitelerinin tespit ettiği memleket evlatları sıkı yönetim mahkemelerince idama mahkum edildi ve idam edildiler.31 Mart hadisesini bahane eden İttihat ve Terakki dinsiz komiteleri Sultan Abdülhamit’i tahttan indirirler, onun yerine Sultan Reşad’ı tahta çıkarırlar.
Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ile Filistin’e Yahudi yolu açılmış olur.
Şeriat Sebeb-i Saadettir
31 Mart hadisesinde tahriklere kapılıp isyan edenleri sükunete davet etmek için Bediüzzaman bütün gücü ile çalışır.Bediüzzaman’ın bir konuşması ile sekiz tabur asker isyandan vazgeçer ama İttihat ve Terakki Partisi’nin gizli dinsiz komiteleri Bediüzzaman Molla Said’i de hadise ile ilgisi var diye tevkif eder.
Bediüzzaman Molla Said, bir ay hapiste kalır, divan-ı harpte yargılanır, bir çok ulemanın ve memleket evladının idamını hapishane penceresinden görür.
Bediüzzaman Molla Said divan-ı harpte yargılanması esnasında:
-Sende Şeriat istedin mi?İşte Şeriat’ı isteyenler böyle asılırlar, sorusuna şöyle cevap verir:”Şeriat’ın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.Zira Şeriat sebeb-i saadet ve adaleti mahz ve fazilettir.Fakat ihtilalcilerin istediği gibi değil.”
“Bu haydut hükümet zamanı istibdatta akla husumet ederdi.Şimdi de hayata adavet(düşmanlık) ediyor.Eğer hükümet böyle olursa yaşasın cünün!Yaşasın mevt (ölüm). Zalimler için yaşasın cehennem!”
Bediüzzaman Molla Said’in Divan-harp mahkemesinde konuşma ve müdafaları son derece sert olur.Mahkemede “İttihat-ı Muhammediye’ye dahil misiniz?” diye sorarlar.
“Maaliftihar en küçük efradındanım.Fakat benim tarif ettiğim vechile..Ve o ittihattan olmayan dinsizlerden başka kimdir?Bana gösterin.” Cevabını verir.
İttihad-i Muhammedi cemiyetinin kuruluş gayesini ve tarifini yaptıktan sonra mahkeme heyetine sorar:
“Siz buna dahil değil misiniz yoksa?”
Bu sual üzerine mahkeme heyeti birbirine zıt iki cevabın tesiri altında kalarak susmayı tercih ederler.
Çünkü “dahil değiliz” deseler İslam dinini reddetmiş olacaklar.”Dahiliz” deseler İttihad-i Muhammedi Cemiyeti kurucularını asmışlar ve asmaya devam ediyorlar.
Bediüzzaman Molla Said Divan-ı harp mahkemesinde müdafaasını “on bir buçuk cinayet ve on bir buçuk sual” başlığı altında yapar.Mahkemede suçsuz olduğu tespit edilir ve beraat eder.
Mahkeme kararına teşekkür etmez.Divan-ı harp mahkemesinin bulunduğu İstanbul Üniversitesi binasından Sultanahmet’e kadar “Zalimler için yaşasın Cehennem” diye diye yürür.
“Geçen sene Garibüzzamandım.Sonra Bediüzzaman oldum.Şimdi de Bidatüzzaman oldum.” der.
“İstanbul beni sathına kabul etmez, batınına geçirmek ister” diyerek duygularını ifade eder.
Şarkı bilgisizlikten kurtarmak idealindeki İslam insanını yetiştirmek için Van’da kurmak istediği “Medreset-üz Zehra’sı” için geldiği İstanbul’da arzu etmediği şeylerle karşılaşır.
Tımarhaneye, hapishaneye atılır, isteği vekiller meclisinde görüşülüyor diye avutulur, kendisini fitne ve fesadın içinde, idam isteği ile divan-ı harp mahkemesinde bulur.Ama o imanı, basireti sayesinde bu fitnelerden Allah’ın izni ile kurtulur, nice insanların da kurtulmasına sebep olur.Ama İstanbul’da yapacağı bir şey kalmamıştır.Kalbi hasta dediği İstanbul’dan ayrılır.Van’a döner.
Dönerken bir “Vedanâme” yazar.Bu vedanameden birkaç cümle alıyoruz:
“Ey koca İstanbul!Musavaat ve uhuvveti (eşitlik ve kardeşliği) sende devri istibdatta yalnız tımarhanede…Meşrutiyette de yalnız tevkifhanede gördüm.
Elveda ey gelin libasını giymiş Acûze-i Şemta!Usandım, en zehirli bir bela benzersin.Belki medeni libasını giymiş vahşi bir adama benzersin.”…
Bediüzzaman Molla Said’in dönüş yolu Kardeniz’dir.İnebolu, Batum yolu ile Tiflis’e ulaşır.Oradan trenle İran’a geçer.İran’dan da Van’a gelir.
Van’da Ertoşi aşiretinden başlamak üzere, Hakkari, Bitlis, Diyarbakır, Muş ve Urfa, şehirlerinin merkezleri ile etrafındaki köy ve aşiretleri ziyaret eder.İstanbul’da karşılaştıklarını ve meşrutiyeti anlatır, vaaz ve nasihatte bulunur.Bu seyahatlerin meyvesi olarak “Munazarat” ve “Muhakemat” eserlerini yazar.
Ziya Gökalp Kürtçülükten Türkçülüğe Dönüyor
Hürriyetin ilanında İstanbul’da yüksek tahsilde bulunan, ırkçılık ve inkarcılıktan dolayı okulundan atılmış olan, doğuda aşiretler arasında Kürtçülük hareketini uyandırmak için dolaşan ve çalışan Ziya Gökalp ile karşılaşır.Onunla münakaşa eder, ırkçılığın zararlarını anlatır, Ziya Gökalp’i fikren perişan eder.Ziya Gökalp bu münakaşadan sonra Kürtçülük çalışmalarında başarılı olamaz.Türkçülük çalışmalarına başlar, Türkçülüğün esaslarını yazar.Türkçe ezan, Türkçe ibadet ister.1932 yılında İslami ezanın yasaklanması ile Türkçe ezan arzusu yerine gelir.
Şam ve İstanbul
Bediüzzaman Molla Said aşiretler arasında yapmış olduğu seyahati Şam’a kadar uzatır.Şam’da ulema Bediüzzaman’a büyük ilgi gösterir.Meşhur Emevi Camiinde Arapça bir hutbe okur.Hutbe çok büyük alaka uyandırır.Bu hutbe “Hutbe-i Şamiye” diye basılır.
Bu hutbe de Bediüzzaman Molla Said, İslam aleminde hüküm süren ümitsizliğin zulmün, nemelazımcılığın def ve tard edilmesini aklî ve naklî delillerle açıklar, ümid, emel, azim ve iştiyakın lüzumunu anlatır.
Bediüzzaman Şam’dan yine İstanbul’a döner.Çünkü tanıdığı ve sevdiği bazı kişiler hükümet değişikliğinde mühim vazifelere getirilmişlerdir.Onlar vasıtası ile “Medreset-üz Zehra” sının kurulmasını düşünür.Bu sebeple 1911 yılında ikinci defa İstanbul’a ayak basar.Sultan Reşad Bediüzzaman’a karşı takdir hislerini belirtir.
Bediüzzaman Molla Said Sultan Reşad’ın tahta geçişinin ikinci yıldönümü merasimlerine katılır.Padişah’a herkes el, etek, saçak öperek saygı gösterirken, O “Esselamü Aleyküm” der ve yürür, el etek ve saçak öpmez.
Bediüzzaman Sultan Reşad’ın Rumeli seyahatine şark vilayetlerini temsilen katılır.
Barbaros zırhlısı ile Selanik’e, oradan da Kosova’nın merkezi olan Üsküp şehrine ulaşılır.Yolculuk esnasında Bediüzzaman Molla Said, iki öğretmenle “Hamiyet-i diniye mi, hamiyet-i milliye mi?” üstündür konusunda münakaşa ederler.
Öğretmenler hamiyrt-i milliyenin daha önemli olduğunu iddia ederler.Bediüzzaman;dini hamiyet olmadan milli hamiyetin olmayacağını, İslam milletinde dini ve milli hamiyetin bir ve beraber olduğunu delilleri ile ispat eder, öğretmenleri ikna eder.Daha sonraları bu münazarayı “Teşhüsü’l illet” adında kibarlaştırır.
Üsküp’te üniversite temeli atılır ve üniversitenin inşası için yirmi bin altın ayrılır.Bir sene sonra Balkan harbi ile birlikte Üsküp’te temeli atılan üniversite de kaybedilir.
Üsküp’te üniversitenin temeli atılırken Bediüzzaman Molla Said Sultan Reşad’a:Şark böyle bir üniversiteye daha muhtaçtır ve alem-i İslam’ın merkezi hükmündedir, der.Sultan Reşad üniversite için yardımı vaat eder.
Bediüzzaman Molla Said; üniversite kurmak için bin altın yardım alır, Van’a döner.Van Gölü kenarında Edremit’te üniversitenin temelini atar.Horhor medresesini yeniden tanzim eder, talebelerini toplar, onlara ders vermeye başlar.Birinci cihan harbinin patlak vermesi ile üniversite inşaatı durur.
Bediüzzaman Molla Said kendini derse vermişken Şeyh Salim hadisesi ile karşılaşır.Hızanlı Şeyh Selim başkanlığında bazı kumandanların dinsizliğini ileri sürenler ona kendilerine katılma teklifi yaparlar.
Bediüzzaman Molla Said “O dinsizlikler o gibi kumandanlara mahsustur.Ordu onunla mesul olamaz.Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya vardır.Ben bu orduya kılıç çekemem ve size iştirak edemem.” der.
Ermeni Çetelerine Karşı Savaşı
Hızanlı Şeyh Selim isyan eder, Bediüzzaman Molla Said hadisenin mahalli kalması için Bitlis ve Van valileri ile birlikte çalışır, isyan mevzi olarak bastırılır.
Ermeniler yabancı devletlerin tahrikleri ve yardımları ile komiteler ve çeteler kurarak etrafı rahatsız etmeye başlarlar, Büyük Ermenistan Devleti kurmak için teşebbüse geçerler.
Bediüzzaman Ermeni tehlikesinin büyük olduğunu sezeri, talebelerine silah temin eder.Medreseyi kışlaya çevirir.Kıra ve Erek Dağına gittikleri zaman silah eğitimi gösterir.Bütün talebeleri, kendilerine katılan gençleri bir asker gibi eğitir.
Bediüzzaman Molla Said ve talebeleri medresede eğitim görürken Ermeni çetelerine karşı da harekata başlarlar.
Dehşetli fedaileri olan Ermeni çeteleri neden sizden korkarlar? Sorusuna şöyle cevap verirler:
“Madem fani dünya hayatı ve küçücük ve menfi milliyetin(ırkçılığın) menfaati ve selameti için bu harika fedakarlığı yapan Ermeni fedaileri karşımızda duruyor.
Elbette hayatı bakıyeye ve büyük İslam milliyet-i kudsiyesinin menfaatlerine çalışan ve ecel birdir diye itikat eden talebeler, o fedailerden geri kalmazlar.
Lüzum olsa, o kat’i ecelin ve zahiri birkaç sene mevhum ömrünü milyonlar sene bir ömre ve milyarlar dindaşlarının selametine ve menfaatine tereddütsüz müftehirane feda ederler.”
Bediüzzaman Molla Said, medresesinde öğrencilerini ilim ve irfanla yetiştirirken onları aynı zamanda kafir Ermeni çetelerine karşı koyacak şekilde birer mücahit olarak hazırlıyordu.Diğer taraftan Medreset-üz Zehra’nın inşaatı için çalışıyorlar halkın huzur ve sükununu bozmak isteyenlere karşı da idarecilere yardımcı oluyordu.Bütün bu hengame içinde “İşaretü’l icaz” tefsirini de yazmaya başlamıştı.
Kendi nahiyesi olan İspari’ta Ermenilerin taaruzuna uğrar.Fedai talebeleri ile İspariteyi Ermenilerden kurtarır.Kaçamayan Ermeni kadın ve çocukları bir araya toplar.”Bunlara dokunmak şeran caiz değildir.” der.Halkı bunlara dokunmaktan men eder ve onları Ermenilere teslim eder.
Ermeniler madem ki Molla Said bizim çocuklarımıza dokunmadı, biz de bundan sonra çoluk çocuğa dokunmayacağız derler ve sözlerinde de dururlar.Bu sayede o havalide binlerce masum felaketten kurtulur.Daha önceleri Ermeniler esir aldıkları müslümanları çoluk çocuk demeden kesiyorlar ve öldürüyorlardı.
Bediüzzaman Birinci Dünya Savaşında
Osmanlı Devletinin de Almanların safında brinci dünya savaşına katılması ile Bediüzzaman Molla Said orduya imam ve vaiz olarak katılır.Daha sonraları fedai talebeleri ile birlikte gönüllü bir alay meydana getirir.Alay komutanı olarak, alayı ile birlikte savaşa katılır.Büyük yararlıklar gösterir.Bir kaçı dışında bütün talebeleri şehit olur, kendisi Ruslara ayağı kırık, sol omzundan yaralı olarak esir düşer.
Rusya’ya sevk edilir.
Rusya’ya sevk edilirken Ruslara katılmış bazı ağalar:
“Biz seni Rus kumandanından alırız, fakat bize reis olup davamızı yürütecek isen.”
Bediüzzaman bu hainlere şöyle cevap verir:
“Ben Müslüman milleti aleyhine çalışmam.Esareti, riyasete tercih ederim.”
Aynı teklifi esaret yılları boyunca Ruslar da yapmış, Bediüzzaman Molla Said de Rusların teklifini her zaman reddetmiştir.
Bediüzzaman’ın esareti –Tiflis-Petersburg üzerinden Sibirya’nın Kosturma şehrine kadar uzanır.
Esirleri teftişe gelen Rus başkımandanı Nikola-Nikolaviç için ayağa kalkmaz.Kumandan niçin ayağa klakmadığını sorar.Bediüzzaman Rus kumandanına şu cevabı verir:
“Ben Müslüman âlimiyim.İmanlı bir kimse Cenâb-ı Hakkı tanımayan bir adamdan üstündür.Mukaddesatım bunu böyle emreder.”Bediüzzaman’ın hareketi Rus çarına hakaret olarak kabul edilir.Divanı haber verilir.İdamına karar alınır.Türk ve Alman subaylar Başkumandan’dan özür dilemesini isteselerde Bediüzzaman Molla Said özür dilemez.
İdam mangası yerini alır.Bediüzzaman iki rekat namaz kılmak için müsaade ister ve namaza durur.
Rus Kumandanı Bediüzzaman’daki vekarı ve sükuneti hayranlıkla seyreder ve idamdan vazgeçer.
Kendisine esarette alay kumandanı muamelesi yaparlar.Zaman zaman Volga Nehri’nin kıyısında bulunan Tatarların camisine gider.Camide geceler.Müslüman esirlere Kur’an-ı Kerim okutur, vaz-u nasihatta bulunur.
Kendi ifadesi ile fırsatını bulunca esaretten firar eder, Petersburg Varşova-Viyana ve Sofya yolu ile İstanbul’a ulaşır.
4 Mart 1916 da başlayan esaret hayatı sona erer.
8 Temmuz 1918 tarihli Tanin gazetesi şöyle bir haber verir: ”Kürdistan ulemasından olup talebeleriyle beraber Kafkas Cephesi’nde muharebeye iştirak etmiş ve Ruslar’a esir düşmüş olan Bediüzzaman Said-i Kürd-i Efendi ahren şehrimize muvasalat etmiştir.”
Yeni Said
Bediüzzaman Molla Said, esaretten döndüğü zaman 41 yaşında idi ve üçüncü defa İstanbul’daydı.
Kendisine yeni Said diyordu.Yeni Said gazetelerle ilgilenmiyor, ateşli makaleler yazmıyor heycanlı konuşmalar yapmıyordu.Sigara içmiyordu, daha önce sigara içerdi.Yeni Said; hüzünlü, kederli, gamlı idi.Müslümanlara gelen darbeler, sönen ocaklar, düşman çizmesi altına düşen İslam toprakları, Osmalı İmparatorluğu’nun mağlubiyeti onu çok müteessir etmişti.
O şöyle diyordu:”Hayatın yarası merhem bulur.İzzet-i İslamiye ve namus-u millinin yaraları pek derindir.
Ben kendi elemlerime tahammül ettim.Fakat İslam’ın elemlerinden gelen elemler beni ezdi.
İslam alemine indirilen her bir darbenin en evvel kalbime indiğini hissediyorum.Onun için bu kadar sarsıldım.”
Bediüzzaman Molla Said derin düşünür, bazen tenha yerlere gider, günlerce kalırdı.İnsanların ictimâî ve siyâsî hayatları ile saruret olmadıkça ilgilenmezdi.
Esarette çektiği maddi ve manevi meşakatler, İslam’ın maruz kaldığı elemler vücudunu zayıflatmıştı.Yorgun ve hasta idi.
Ama ümitvardı.Kendisinde asla yeis hali yoktu.
“Nasıl kainat söndürülemezse, İslam imanı da söndürülemez” diyordu.
Dârû’l Hikmeti’l İslamiye Azalığı
Enver Paşa’nın tavsiyesi üzerine, harbiye nezareti kontenjanından “Daru’l Hikmeti’l İslamiye” azalığına elli lira maaşla tayin edildi.Tayinden kendisinin haberi yoktu.Esarette çok zahmet ve meşakkat çektiği için vazifeyi kabul etmek istemedi.Ama dostlarının ısrarlı istekleri karşısında kabul etmek mecburiyetinde kaldı.Rahatsız ve yorgun olduğu için kendisi doktor raporu ile izinli sayıldı.On ay kadar devam eden izinli sayılma zamanlarına ait maaşları almadı.
Bediüzzaman Molla Said istirahatle elemlerini unutmaya çalıştığı izinli günlerinde en acı olayla karşılaştı.İslam halifetini temsil eden Osmanlı devleti 30 Ekim 1918 yılında mutareke imzalamak mecburiyetinde kalmıştır.Son bağımsız İslam devleti de bağımsızlığını ve hürriyetini kaybetmişti.
Bediüzzaman Molla Said, on aylık istirahatinden sonra “Darul Hikmet-il İslamiye”deki vazifesine başladı.Gece gündüz çalışıyor, eserlerini akılda kalanlarla değil, kalbine doğanlarla yazıyordu.
“İlim odur ki, kalbe yerleşsin, yalnız akılda olsa insana mal olmuyor” diyordu.
Zaruretten başka kendisine masraf yapmıyordu.Maişetce neden bu kadar fena yaşıyorsun? Diyenlere: “Ben Sevad-ı Azam’a tabi olmak istiyorum” cevabını veriyordu.
“Sevad-ı Azam” halkın çoğunluğu demektir.Halkın çoğunluğu ekmek bulamıyordu.Kıtlık vardı.Yoksulluk her tarafa hakimdi.
Bediüzzaman Molla Said “Halk fakru zaruret içinde, yoksulluk içinde yüzerken ben nasıl keyif çatabilirim.” Diyordu.
Maaşından artırdığı paralarla kitabını bastırıor, ücretsiz dağıtıyordu.
Kitaplarını niçin para ile satmıyorsun? Diyenlere: “Maaştan bana ölmeyecek derecede olanı yeterlidir.Fazlası millet malıdır.Millete iade ediyorum” diyordu.
İngilizlerce İdama Mahkum Edilmesi
İstanbul işgal altındaydı.İngiliz işgali halkın arasında ihtilaflar meydana getirmek için çalışıyor, Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketini isyan olarak değerlendiriyordu.Ağır baskılar sonucu Şeyhul İslamlık’tan bir fetva çıkarmış işgal kuvvetlerine karşı gelmenin isyan olduğunu her tarafa duyurmuştu.Halkın zihnini bulandırmıştı.
Bediüzzaman Molla Said, fetvaya ve İngilizlere karşı “Hutuvat-ı Sitte” adlı eserini Türkçe ve Arapça yazarak bastırmış her tarafa dağıtmış, halkın zihninde meydana gelen bulanıklığı gidermişti.
İngiliz işgal güçleri Bediüzzaman Molla Said’in halk arasında dağıttığı “Hutuvat- Sitte” eseri ile emellerinde başarıya ulaşamamışlar ve Müslüman İstanbul halkına kurmuş oldukları tuzaklarının boşa gittiğini görünce öldürme emri çıkarmışlardı.İşgal güçleri İstanbul’da ev ev Bediüzzaman Molla Said’i aradı.O da her gün yer değiştirmek suretiyle hem İngilizlerden korunmuş, hem de faaliyetlerine devam etmiştir.
Eğer Bediüzzaman İngilizler tarafından öldürülürse, Anadolu halkı özellikle şark vilayetlerinin tamamı onun intikamını almak için büyük çapta harekete geçecekleri ve ne pahasına olursa olsun onun intikamını yerde bırakmayacaklarını ve hepsi yok oluncaya kadar İngilizlere karşı savaşacaklarını söyleyince İngiliz kumandan idam kararını geri alır.
İngilizlerin aramaları esnasında vazifesine devam edemeyen Bediüzzaman Molla Said “Darul Hikmet-il İslamiye” deki vazifesinden ayrılır.
Şûra
Bediüzzaman Molla Said, Daru’l Hkmet-il İslamiye’ye devam ederken “Sünühat” isimli eserini yazar.Bu eserinde İslam hilafetinin devamını, Osmanlı Devleti’nin yıkılan binasının tamirini ilgilendiren can damarı mesabesinde olan bir çok tedbir ve meselelerle temas etmiş ve hal çarelerini göstermiştir.
Şeyhülislamlık müessesesinin bütün İslam aleminin meselelerine cevap verecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekli olduğunu söylemiştir.Bu konuda şöyle der:
“Eski zamanda değiliz.Eskiden hakim bir şahıs idi.O hakimin müftüsü de onun gibi bir şahıstı.Onun fikrini düzeltir veya doğrulardı.Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır.Hakim, ruhu cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahsi manevidir ki, Şûra’lar o ruhu temsil eder.
Şöyle bir hakimin müftüsünde ona mücanis olup bir şuray-i âliye-i ilmiyeden (yüksek ilmi bir şuradan) tevellüd (doğan) eden bir şahsi manevi olmak gerektir.Taki sözünü ona işittirebilsin.Dine taalluk eden noktalardan sırat-ı müstekîme (doğru yola) sevk edebilsin.Yoksa ferd, dahi de olsa cemaatin ferdi manevisine karşı sivri sinek kadar kalır.”
Bediüzzaman Molla Said o zaman İslam aleminin meselelerine İslam aleminin konularında derin bilgi ve liyakate sahip İslam alimlerinin meydana getireceği “Şûralar” la çare bulunabileceğini belirtmiştir.
Bugün, hala aynı ihtiyacın daha fazla içindeyiz.
Avrupa Üflüyor, Buradakiler Oynuyor
Bediüzzaman Molla Said o zamanki siyaset konusunda da şöyle der:
“İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır.Fikri hazeyanlaştırır.Biz müteharriki bizzat değiliz.Bir vasıta müteharrikiz.Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz.”
Bediüzzaman böyle bir siyasetten dolayı “Eûzü billahi mineşşeytanı vessiyaseti” yani “şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım” der.
Bediüzzamanın Allah’a sığındığı siyaset Avrupalıların üflediği, Avrupalılaşmış insanların memleketimizde uyguladığı siyasettir.Bu siyasetin ülkemizden ve bütün İslam aleminden defedilmesi lazımdır.
Selam olsun yabancıların üflediği siyaset defetmek için çalışanlara…
Selam olsun İslam’ı hakim kılmak için İslami siyaset takip edenlere…