Bediüzzaman Said-i Nursî ÖNSÖZ

ÖNSÖZ

Bütün alemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Ekrem Aleyh-is-salât-ü Vesselam bir hadis-i şeriflerinde “Cenâb-ı Hak her yüz sene başında dînî tecdid edecek (yenileyecek) bir müceddid gönderir” buyurmuşlardır. Müceddidler dinde yeni bir hüküm koyma değil, zayıflayan imanı takviye etmek, taklidi imanı aklî ve ilmî delillerle tahkiki imana çıkarmak, bozulmuş, fesada uğramış ahlakı iâle edip onun yerine ahlâk-ı Kur’an, ahlâk-ı Peygamberiyi talim ve neşr ile ikâme etmek, dinin emirlerine ittibada aşk ve şevke gelip taze bir neşve ile istikametli, saadetli güzel bir hayata girmelerine vesile olmaktır.

İşte Bediüzzaman Said Nursî hazretleri dahi  Ziyaeddin Hâlid-i Bağdadî hazretlerinden sonra, bir asra yakın hayatıyla girdiği mücahedeler, yaptığı hizmetler, gördüğü vazifeler, Risâle-i Nur adıyla te’lif ettiği 130 kadar Kur’ânî ve îmanî eserler, gerek Türkiye’de gerekse bütün Âlem-i İslam’da bu Risâle-i Nurları okuyarak imanını takviye ile tazeleyen, ahlakını tasfiye ile yücelten, amelinde tam bir istikameti bulan milyonlarca insanların varlığı ile bu zatın bu asırda hakiki bir Müceddid olduğunda kat’i bir kanaatimiz hasıl olmuştur.

Mücmel bir tarzda Bediüzzaman hazretlerinin hayatına baktığımız zaman daha küçük yaşta hârikul-âde zekası, gayet kuvvetli keskin hafızası ile üç aylık kısa bir tahsilden sonra, o zaman medreselerde sıra ile okutulan klasik bütün ilimlerin asıl metinlerini ezberledi, civar beldeleri dolaşarak ilmî mubahaselerle genç yaşta büyük alimler sırasına girdi: Meşhur Molla Said ünvanı ile anılmaya başladı.

Van’da Van Kalesi dibindeki Horhor Medresesi’nde yıllarca müderrislik yaparak yüzlerce talebe yetiştirdi. Fakat müthiş bir cehâletin hüküm sürdüğünü görünce Esmâ-i İlahiyenin tecellisini akesttiren fırtî Şeriat-ı Kenviye kanunlarından ibaret olan Fizik, Kimya, Coğrafya, Astronomi, Matematik gibi fennî ilimlerle, Şeriat-ı Kelâmiye’nin izahları olan Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelâm gibi dînî derslerin beraber okutulacağı şarkta medreselerin açılması için İstanbul’a giderek, Sultan Abdülhamit’e teklif yaptı.

31 Mart Hadisesi’nde Divan-ı Harbe verildi ise de, yaptığı acip bir müdafaa ile muhakeme sonunda beraat kararı üzerine  “Yaşasın zâlimler için cehennem”  diyerek mahkemeden ayrıldı.

Meşrutiyet, İslamî esaslara uymak şartı ile meşrutiyeti meşrua olarak kabul edip, şark aşiretlerince yanlış anlaşılmayıp, hüsnü kabul görmesi için telkinatta bulundu.

1914’de Cihan Harbi patlayınca talebelerini silahlandırıp Gönüllü Milis Alay Kumandanı olarak Şarkî Anadolu’yu istila etmek iteyen Ruslar’a ve Ermeniler’e karşı Van, Muş ve Bitlis cephelerinde düşmana büyük zaiyatlar verdirerek ilerlemelerine mani olup şehirdeki ahalinin katliamdan kurtulmalarını temin etti.

Bitlis müdafaasında büyük bir su arkına düşüp ayağı kırılınca, Ruslar onu esir alıp Sibirya’da Kosturma Şehrine götürdüler.

Orada sir iken Rus orduları baş kumandanı Nikola Nikoloviç esirleri teftişe gelince, bir islam aliminin, bir kafirin karşısında kalkması İslam’ın izzetine yakışmaz diye bütün esirler ayağa kalktığı halde kendisi ayağa kalkmadı. Neticede Rus orduları başkumandanına ve dolayısıyla Çara hakaretten idam kararı verildi. Karar tebliğ edilince “zaten ebedi saadet diyarına seyahat için bir bilet lazımdı, varsın o pasaport sizin elinizde olsun” diyerek, “iki rekat namazdan sonra, idam mangasının kurşunlarına hazır olduğu” cevabını verdi. Namazdan sonra tam idam edileceği anda, kalbi o zulme dayanamayan Başkumandan “durun” dedi. Bu ölümden korkmayan halinizden anladım ki, dininize hâlisane olan bağlılığınızdan dolayı ayağa kalkmadınız, rica ederim bizi affedin diyerek idam kararını kaldırdı.

Bediüzzaman hazretleri iki sene kadar esarette kaldıktan sonra, hakika bir inâyet-i ilâhi bir esaretten kurtularak Varşova ve Viyana yolu ile İstanbul’a gelir. Kendisine yararlılıklarından dolayı ikramiye ve harp madalyası verilir. Ordu-yu Humayunun tensibiyle en büyük ilim kurulu olan Dâr-ül Hikmet-ül İslamiyeye âza kaydedilir.

Sultan Vahdeddin’den Bediüzzaman’a en büyük ilim kariyeri olan “Mahrec” payesi verildiğine dair belge Şeyhülislâm vasıtası ile tebliğ edildi. Buna aid vesika kitabın sonunda derc edilecektir.

1920 tarihinde İngiliz işgal kuvvetlerine karşı çok sert bir şekilde Hutuvat-ı Sitte kitabını İstanbul’da neşretti. Buna karşı çok öfkelenen İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanı yakalandığı yerde kurşunlanması emrini verdi ise de, Cenab-ı Hak onu muhafaza etti.

Bu sırada Ankara Hükümet’i, M. Kemal dahil ısrarla onu Ankara’ya birkaç defa çağırmaları üzerine,  Ankara’ya gitti. Mecliste hoşâmedi ile karşılandı. Teklif üzerine meclis için dua etmesi istendi. Millet ve memleketin saadet ve selameti için hayırlı kararlar alınması hususunda dua edildi. Buna dair o zaman ki zabıt ceride fotokopileri kitabın sonundadır. (Bu hatıraları bizzat üstadın lisanından dinlemek lütfunu Cenab-ı Hak bu âcize nasip etti.

Fakat baktı ki meb’usların ekserisi namazı terk etmiş, İslam’ın hükümlerini örf ve adetlerini bırakmış, Avrupa’nın dans ve eğlencelerini içki ve oyunlarını benimsemeye başlamışlar.

Onları ikaz için on maddelik bir broşür neşreder bir kısım meb’uslar bu ikazdan müstedif olarak, namaza başlarsa da, M. Kemal bu halde kızar, Bediüzzaman’la aralarında geçen bir hadiseden ve toplam dokuz saat mülakattan sonra, bunlarla iş birliği yapamayacağını anlayan Bediüzzaman trene binip Van’a gider.

İnsanlardan uzaklaşarak Erek Dağı’na çıkıp, bir mağarada ibadet etmeye başlar. Civardaki aşiretlerin onu çok sevip itaat ettiğini bilen hükümet, ileride başımıza bi gâile çıkarır diye mağaradan aldırıp Burdur’a, Isparta’ya oradan da Barla Köyü’ne sürgün ederler.

1926’dan 1934’e kadar 8 sene Barla’da kalan Bediüzzaman tamamen ibadet ve Kur’an’ın hakikatlerine  yönelir.  Ciddi bir zühd ve takva ve dâimî bir ibadet ve nefsî mücâhede ile Cenâb-ı Hakka tam teveccüh eden ve Kur’an-ı Azimüşşanın hakikatlerine sarılan Bediüzzaman hazretlerinin kalbine ekserisi ilham olan 120 kadar Nur Risâleleri yazdırılır. Risâleler ekseriyetle dağlarda, bağlarda, kırlarda, bahçelerde yazdırılıyor. 130’a varan diğer risâleler de hapishanelerde yazılmıştır.

Risâleler te’lif edildikten sonra Sav, Bedre, İslamköy, Atabey gibi yerlere gönderilir, oralarda da eskimez el yazısı binlerce teksir edilerek civar nahliye, kaza ve şehirlere gönderilerek neşr edilir.

Risâle-i Nurlar sonra teksir makinasıyla, sonra da 1955- 56 senelerinde Ankara’da matbaalarda basılmaya başlar. Risâle-i Nurlar kısa bir zamanda Anadolu’yu sardığı gibi, Alem-i İslâm’a intişara başlar. Şam’a, Bağdad’a, Mısır’a, Pakistan’a, Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye gönderilir. Ve oralarda okunmaya başlanıyor. Günümüzde Risâle-i Nur İngilizce’ye ve Arapça’ya bütün külliyatolarak çevrilmiş ve basılmıştır.

Arapça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Hollandaca, Arnavutça, Boşnakça, Rusça, Kazakça, Özbekçe, Tatarca, Afganca, Farsça, Urduca (Pakistan lisanı), Hintçe (Gujrati lisanı), Malayca (Malezya lisanı), Çince lisanlarına çevrilmiş ve basılmıştır. Şu anda Japonca’ya, İtalyanca’ya ve Uygurca’ya da tercümeler yapılmış, tashih halinde olup yakında baskıları yapılacaktır.

Ayrıca Risâle-i Nur, Türkçe ve İngilizce olarak Büyük Sözler, Mektûbat, Lem’alar ve Tarihçe-i Hayat İNTERNET’e kaydedilmiş ve bütün insanlığınistifadesine sunulmuştur. Ayrıca 17 lisana çevrilen Risâleler de İNTERNET’e geçirilmiş ve o lisanları bilenlerin okumalarına arz edilmiştir.

Okuyucu dünyanın neresinde olursa olsun, internete bağlı olduktan sonra, bilgisayarda bu adresi http://www.risâle-inur.com.tr yazdıktan sonra on bir sahifelik Risâle-i Nur karşısına çıkacak, bir tuşlaistediği bahis önüne gelecek, okuyacak, isterse printerlarla sahifelere alabilecektir. Şu anda Amerika’da, Kenya’dan, Asya’da, Hong Kong’dan, Singapur’dan, Japonya’dan, Avusturalya’dan Risâle-i Nur eserlerini bilgisayarında takip edip, sipariş edenler vardır.

Bu harika hadise Allahû Teala(cc)’nın 20. Asır insanlarına büyük bir nimet-i ihsanı ve ikramıdır. Bu zamanın teknolojisini bu şekilde bir hizmet olarak insanlığın istifadesine sunmak, o nimete bir şükrandır ve daha da artmasına bir vesiledir.

İşte Bediüzzaman hazretleri Denizli Hapishanesi’nde eli kolu bağlı, bütün şartlar aleyhinde olduğu bir anda, herkes ona idamlık diye bakarken hiç yılmadan hapis arkadaşlarına, şu müjdeyi veriyor: “Kardeşlerim merak etmeyiniz, bu nurlar parlayacak, bütün dünyaya yayılacak. Vefatım hayatımdan ziyade bu dine hizmet edecek”. Hakikaten de öyle oldu.

Ondaki ihlas, sadakat, fedakarlık, samimiyet, tevâzu ve mahviyet gibi yüksek faziletlerin neticesi İnâniyet-i İlâhiyeye mazhar olmuş, eserleri vefatından sonra milyonlarca insanların dünyevî ve uhrevî saadetlerine medar olmuş, muhtelif lisanlara tercüme edilmiş, dünyanın her tarafına yayılmış, “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” hadis-i şerifi’nin sırrına mazhar olmuştur.

İşte Mehmet Solmaz Hoca Efendi kardeşimiz, bu zatın tarihi hayatını kaleme almakla bu memleket insanlarına büyük bir hizmet yaptığı kanaatindeyiz. Çünkü bu zâtın hayatında cereyan eden hadiseler okundukça Allah’a olan teslimiyetin, onun yolunda fedakarlığın, her şeyini hatta hayatını o yolda feda etmenin örneklerini, sıkıntılara, işkencelere, hakaretlere, hapislere, zindanlara sabrederek, zındıklara teslim-i silah etmemenin, davasında inancından taviz vermemenin numûnelerini okuyacaklar, Kur’an’a bağlılıkta, her bir hükmüne bir ruhum olsa feda etmeye hazırım demenin hakikatini, Resulullah’a olan muhabbete, davasını omuzlamanın, sünnet-i seniyesini tatbik etmenin, “ümmetî ümmetî” nidası daima kulağında çınlayarak, ümmetin kurtuluşu için dünyevî ve uhrevî makamları bırakmanın, dünya zevk ve lezzet ve rahatını terk etmenin tatbikatını okuyacaklar.

Bu kitabı okuyanlar daha bunlara benzer, fazilet, kemâlât, hamiyet, fedakârlık, aşk, şevk, gayret, sabır ve tahmmül hadiselerini adeta yaşayarak okuyacaklar ve inşallah kalp, ruh ve akılların istifadelerine medar olacaktır.

Solmaz Hocaefendi, Bediüzzaman’ın hayat hadiselerini naklederken, bunların kriterini yapmayı ihmal etmemiş, kıssalardan alınacak hisselere işaret etmiş zamanımızın hadiselerine ve şahıslarına atıfla ve ustacabir nüktedarlıkla, okuyucuyu tefekküre, teakkula, tedebbüre sevk etmeye özenmiştir. Muhterem Solmaz Hocaefendi’nin bu sahada ilerleyerek feyizli bereketli, solmayan, daima tazeliğini muhafaza eden eserler vermesini, Rızâ-i İlahiye Şefaat-i Peygamberiyeye Mazhariyetini Erhamürrahiminden niyaz ederim.

16.11.1997

Bediüzzaman Said-i Nursî Talebesi

M. Said ÖZDEMİR

Scroll to Top