Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinin Kimliği:
Adı: Said
Baba adı:Mirza
Ana adı: Nuriye, mahalli söyleyişle Nure’dir.
Doğum tarihi: Hicri 1224, Milâdî 1873 dür.
Doğum yeri: Bitlis ili Hizan ilçesi, İsparite nahiyesi, Nurs köyüdür.
Dört dedesi biliniyor, bunlar sırasıyla; Ali-Hızır-Mirza-Halid ve Mirza Reşan’dır.
Mirza Reşan Cezire Emiri’nin bölgeye din ve ilim öğretmek için gönderdiği iki âlimden biridir.
Terbiyede İki Esas
Baba Mirza ummî fakat dindar bir insandı.Lakabı da Sofi Mirza idi.Sofi Mirza çiftçilik yapardı.Tarlaya giderken, gelirken öküzlerinin ağzını bağlardı.
“Niye böyle yapıyorsun?” diyenlere:
“Hayvanların ağızları bağlı olmazsa başkalarının mahsullerinden yemeleri mümkün. Ekmeğimize haram karışmasın diye böyle yapıyorum.”cevabını verirdi.
Annesinin nasıl bir insan olduğunu da bir soruya verdiği cevapla anlıyoruz:
Bir gün Seyyid Hüseyin Arvâsi müridleri arasında olan küçük Said’in annesi Nure Hanıma sormuş:
“Senin bütün çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları terbiye etme üsulün nedir?”
Nure Hanım şöyle cevap vermiş:
“Hayatımda kadınlığa mahsus şer’i mazeretler dışında hiçbir vakit teheccüd namazını kaçırmadım.Ve abdestsiz çocuklarımı emzirmezdim.”
Sofi Mirza ile Nure Hanım haramadan son derece sakınırlardı.Haram karışabilir diye şüpheli şeylerden de kaçınırlardı.
Çocuklarını büyütürken onların yediklerine,içtiklerine son derece dikkat ederler, helal lokma yemelerini sağlarlardı.Bediüzzaman Said-i Nursi böyle bir ananın ve babanın çocuğu idi.
Her Müslüman anne ve babanın da böyle olması lazımdır.Dinimiz İslam’ın emri budur.Sofi Mirza ile hanımı Nure de İslam’ın emirlerine canı gönülden uyan Müslümanlardı.
Çocuk terbiyesinde helal lokma ve örnek yaşama iki temel esastı.Bu iki esasa uygun hareket edenler çocuklarını müslümanca terbiye ederler, hayırlı evlatlar yetiştirebilirler.
Küçük Said Ve Kardeşleri
Küçük Said’in kardeşleri de vardı.Düriye Hanım, Abdullah, büyük kardeşleri, Mehmet, Abdulmecid ve Mercan’da küçük kardeşleri idi.
Baba Sofi Mirza, kendisi ümmi olduğu halde bütün çocuklarını okuttu.
Ablası Hanım, büyük ve meşhur bir âlime idi.Kocası Said’le 1913 de Şam’a hicret etmiş, 1945 de Kabe’yi tavaf ederken Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Kocası Şam’da ders okuturken takıldığı çetin meseleleri perde arkasında oturan Hanım’a sorar, o da hiç duraklamadan cevap verirmiş.
Ağabeyi Abdullah’da tanınmış bir müderrisdi.Kendisine Molla Abdullah denirdi.
1976 yılında Hakkın rahmetine kavuşan küçük kardeşi Abdülmecid Efendi de bir âlimdi.En son vazifesi de Konya İmam Hatip okulunda öğretmenlikti.
Diğer kardeşleri de okumuştu.Ama ilimde dereceleri ne idi bilemiyoruz.
İlk Öğrenilecek Şey
Küçük Said, son derece cevval ve zeki bir çocuktu.Büyüdü.Okuma yaşına erdi.İlk okuduğu Allah’ın kitabı Kur’an’dır.
Her Müslüman çocuğun da okuması ve öğrenmesi lazım gelen ilk şeyde Allah’ın kitabı Kur’an’dır.
Annelerin, babaların, müslüman idarecilerin ve ben Müslüman’ım diyen herkesin Müslüman çocukları ilk önce Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı öğrenmek ve bunun için de bütün imkanları hazırlamak temel vazifeleridir.Bu konuda ihmalkarlık göstermek bile, Allah’ın dinine, masum yavrulara ve Müslüman toplumuna bir ihanettir.
Küçük Said, ilk olarak Kur’an okumayı öğrendi.On beş günde Kur’an-ı Kerim’i ezberlediği söylenir.
İlme Yönelmesi ve Rüyası
Küçük Said’in ilme yönelmesinde ağabeyi Molla Abdullah’ın büyük etkisi vardı.Kendisi de ağabeyi gibi Molla olmak istiyordu.Ayrıca o küçük yaşında ağabeyinde gördüğü gibi güzel ahlak, fazilet ve olgunluğun hayranı idi.
Köylerinde medrese yoktu.Haftada bir gün ağabeyi Molla Abdullah köye gelir,çocukları okuturdu.Küçük Said de ağabeyinden okurdu.
Ağabeyinin her köye gelişi ondaki gibi olma isteğini daha da artırırdı.
İlk defa nahiyeleri olan İspanite’ye bağlı Tağ köyünde medreseye talebe oldu.Fakat burada talebeliği uzun sürmedi.Bazı talebelerle dövüştü.Köyüne geri döndü.Bir müddet haftada bir gün köye gelen ağabeyi Molla Abdullah’tan okumaya devam etti.
İkinci defa “Primus” köyündeki medreseye talebe oldu.Bu medresede kendi yaşındaki dört talebenin kendini rahatsız etmeleri üzerine medresenin müderrisine çıktı:
“Şeyh Efendi!Bunlara söyleyin benimle dövüştükleri zaman dördü bir olmasınlar.İkişer ikişer gelsinler.”dedi.
Küçük Said’in mertliğinden hoşlanan müderris Seyyid Nur Muhammet Efendi:
“Sen benim talebemsin.Sana kimse karışamaz.”der.Bu hadiseden dolayı kendisine “Şeyhin talebesi”denir.Böylece kendisine ilk unvan verilir.
Küçük Said, o yaşlarda bile haksızlığa tahammülü olmayan haksızlık karşısında susmayan, güçlü bir iradeye, sağlam ve kuvvetli bir bünyeye sahipti.Medreselerde tutuştuğu her güreşte hasımlarını yenmiş, güreşe tutuştuğu bir çobanın kendisini yeneceğini anlayınca, üzerinde bulundurduğu bıçakla onu hafifçe yaralamış ve yenilme durumuna düşmekten kendisini kurtarmıştır.
Primus köyündeki medrese de talebeliği fazla devam etmez.Tekrar köyüne döner
Bu sefer ağabeyi Molla Abdullah ile “Nurşin” köyündeki medreseye gider.Nurşin de ne kadar kaldığı belli değildir.
Küçük Said tahsilinin bu ilk devresinde “Kugak” ve “Geyda” köylerindeki medreselerde de okur.
Medreseden medreseye geçiş şeklinde devam eden bu ilk tahsil devresi üç sene sürer.Bu devrenin sonunda küçük Said’in yaşı on üçtür..
Küçük Said on üç yaşında Peygamberimiz(s.a.v)’i rüyasında görür.Kendisinden ilim ister.
Peygamberimiz(s.a.v) “Ümmetimden hiç kimseye soru sormamak şartı ile Kur’an ilminin hususi surette kendisine verileceğini” müjdeler.
Rüyadan sonra ilim tahsili konusunda kendisinde yeni bir şevk uyanır.Babasından izin alır, Seyyidler koyü olan “Arvas” köyüne gider.Köyün müderrisi okutması için onu talebelerinden birine havale eder.Bu küçük Said’in onuruna ağır gelir.Köyden ayrılır.”Müküs” bucağına bağlı “Mir Hasan-ı Veli” medresesine gider.Orada da aynı muamele ile karşılaşır.Burada da fazla kalmaz.”Gevaş”a gider.Burada bir ay kalır,Molla Muhammed isminde bir zat ile “Doğu Beyazıt”a geçer.
Küçük Said, Molla Said-i Meşhur Oluyor
Doğu Beyazıt da Şeyh Muhammet Celali’nin talebesi olur.Gerçek tahsilini burada yapar.Kendisini derslerine verir.Bütün ders kitaplarını okur.Kitapları bütünü ile okumaz.Kitaplardan bir iki veya en fazla on ders okur, diğer kitaba geçer.Üç ay sonunda bütün ders kitaplarını okuması tamamlanır ve medrese usulüne göre bir alim olur.
Hocası Şeyh Muhammet Celali Efendi: “Niçin her kitaptan birkaç ders okuyorsun? Bu hoşuma gitmiyor.” Sorusuna şöyle cevap verir:
“Bu kitaplar birer mücevher kutusudur.Anahtarı da sizdedir.Yalnız sizden şu kutuların içinde nelerin bulunduğunu göstermenizi istirham ederim.Kitapların neden bahsettiklerini sizden anlayayım da bilahare tab’ıma muvafık olanlara çalışırım.”
Doğu Beyazıt’ta kendini o kadar ilme vermiştir ki, hayatın dünya yüzü ile hiç meşgul olmuyor, eline aldığı kitapları derinlemesine anlayabilmek şartı ile okuyordu.
Sorulan her soruya anında doğru olarak cevap veriyor.Kendisine Molla Said-i Meşhur deniliyordu.Molla Said’i Meşhur kendisine verilen ikinci unvandı.
Manevi Yönden Olgunlaşıyor
Doğu Beyazıt’taki tahsili esnasında geceleyin de “Molla Ahmet-i Hani” Hazretleri’nin türbesinde tefekküre dalıyor,ilim sahasındaki ilerleyişine paralel ruhi aleminde de gelişmeler oluyor, manevi yönden de olgunlaşıyordu.
Etraf ona Ahmet-i Hani Hazretleri’nin feyzine mashar olmuş diyorlardı.Çocukluğundan beri Gavs-ı Azam, Abdulkadir Geylani Hazretleri’ne derin bir sevgisi ve bağlılığı vardı.
Doğu Beyazıt’taki üç aylık tahsili sonunda hem bilgi yönünden yetişmişti, gelişmişti.Hocası Muhammet Celali Efendi’den izin istedi.Hocası kendisine bir icazetname verdi, gitmesine müsaade etti.
Molla Said, derviş kıyafetine girdi.Omuzuna bir posteki attı.Dağları ve ormanları aşarak önce Bitlis’e sonra ağabeyinin bulunduğu Şirvan’a geldi.
Ağabeyi Molla Abdullah:”Nereye gitmiştin?Ne okudun?” dedi.Ağabeyinin bütün sorularına cevap verdi.Bu sefer ağabeyi gizlice Molla Said’den ders almaya başladı.
Molla Said derviş kıyafeti ile halkın ilgisinden sıkılır, derviş kıyafetini çıkarır,kamalı-hançerli, şal-sapıklı tabancalı bir ağa kıyafeti giyer, sürgün günlerine kadar bu kıyafetle yaşar.
Molla Said, ağabeyi Molla Abdullah’ın yanında bir müddet daha kaldıktan sonra 1892 de Siirt’e gelir.Siirt o zaman bir kaza merkezidir.
Molla Said-i, Bediüzzaman Yapan İmtihan
Siirt’te ilmi ve faziletiyle meşhur Molla Fetullah Efendi’yi ziyaret eder, onun medresesinde kalır.
Molla Fetullah Efendi hangi kitabı sorarsa “Bitirdim” der.
Hangi kitaptan sonra cevabını “Pek iyi” olarak alır.
Molla Fetullah Efendi:”Pekala!Zekadan harikasınız.Fakat acaba hıfzınız(ezberilemeniz) nasıldır?”der.
“Makamat-ı Hariri’den birkaç satırı iki defa okumakla hıfzedebilir misiniz?”diye kitabı kendisine verir.
Molla Said kitabı alır ve bir yaprağını bir defa okur, ikinci okuyuşunu ezberden yapar.
Molla Fetullah Efendi:”Zeka ile hıfzın ifrat derecesi ile bir adamda toplanması nadir hadiselerdendir.Bunu sende bir de Molla Halid-i Üleki de gördüm.”der, hayretini izah eder.
Harika bir zeka ile çok çok kuvvetli bir hafızanın birleştiği insana “Bediüzzaman” denir…Zamanın nadidesi, emsali bulunmayan demektir.
Molla Fetullah Efendi de Molla Said’de gördüğü harika zeka ile kuvvetli hafıza sonucu ona “Bediüzzaman” der.Bu suretle Molla Said, üçüncü unvanını da Fetullah Efendi’den alır, zaman zaman da bu unvanı kullanır.Ama sevdikleri ona Bediüzzaman demekten ayrıca manevi bir haz duyarlar. Düşmanları da ona Bediüzzaman demekten kendilerini alamazlar.
Bilgi Konusunda Kimse Onun Yarışamaz
Molla Fetullah Efendi, Bediüzzaman dediği Molla Said’den övgü ile bahseder.Kısa zamanda Bediüzzaman Molla Said’in ismi bütün Siirt’te duyulur.
Bütün ulema onu ziyaret eder, çeşitli sorular tertip ederek ona sorarlar.Bediüzzaman Molla Said bütün sorulara cevap verir.Onunla münazara yapmak, bilgi konusunda onunla yarışmak, onu yenmek isteyenlerin bütün sorularını cevaplandırır.Hiç kimse kendisi ile ilmi münazara yapma gücünü kendisinde bulamaz.Bediüzzaman Molla Said’e halkın ilgisi coşkuya dönüşür.Ona evliya gözü ile bakmaya başlarlar.Onun ise halkın gösterdiği ilgiden canı sıkılır.Siirt’ten ayrılır, Bitlis’e gider.
Bitlis’te Şeyh Emin Efendi’ye Bediüzzaman Molla Said’den bahsederler.Şeyh Efendi:O henüz çocuk olduğundan kabil-i hitap değildir.”der.Bediüzzaman Molla Said, Şeyh Emin Efendi’nin sözünü duyunca huzuruna çıkar:
“Efendim beni imtihan ediniz.Kabil-i Hitap olduğumu kanıtlamak isterim” der.
Şeyh Emin Efendi en müşkül meselelerden on altı soru hazırlar, sorar.
Bediüzzaman bütün sorulara doğru olarak cevap verir, kabil-i hatip olduğunu ispat eder.
Bitlis’de kaldığı müddetçe Kureyşî camiinde halka vaaz ve nasihat eder.İlim ve fazilet erbabının ona muhabbet ve hürmeti artar, ama fazileti ve bilgisi kıt olanların da hasetlerinin arttığı görülür.Bunun üzerine Bitlis’ten ayrılır, Tillo’ya gider.Hassa kubbesinde inzivaya çekilir, ibadet, zikir ve tefekkürle meşgul olur.Burada “Kamus-i Muhit”in Babussine kadar olan bölümünü ezberler.
Aşiret Reisi Mustafa Paşa’yı Doğru Yola Getirmesi
Rüyasında Abdulkadir Geylani Hazretleri’ni görür.Kendisine şöyle söyler:
“Molla Said!Miran aşireti reisi Mustafa Paşa’ya git.Kendisini önce hidayete davet et.Zulümden vazgeçmesini, namazı kılmasını, emr-i bilmarufa itaat etmesini tavsiye et, şayet dinlemezse onu öldür.”
Bediüzzaman Molla Said hemen hazırlığını yapar, Tillo’dan ayrılır.Miran aşiretinin bulunduğu yaylayı bulur.Doğru Mustafa Paşa’nın çadırına gider, paşa çadırında bulunmaz.Kılıcını çadırın direğine asar.Paşa gelir, herkes ayağa kalkar.Bediüzzaman Molla Said ayağa kalkmaz.Paşanın canı sıkılır, kim bu adam diye sorar.Paşanın yaverlerinden binbaşı Fettah Bey, Molla Said-i Meşhur olduğunu söyler.
Paşa niçin geldiğini sorar.
Bediüzzaman Molla Said:”Seni doğru yola getirmeye geldim.Zulmü terk eder, namazını kılarsın veya seni öldüreceğim” der.
Paşa çadırın direğinde duran kılıcını göstererek:
“Bu pis kılıçla mı?” der.
Bediüzzaman Molla Said: “Kılıç kesmez, el keser” der.
Paşa dışarı çıkar dolaşır, geri gelir:
“Benim Cezire’de alimlerim var eğer hepsini ilzam edersen dediğini yaparım yoksa seni nehre atarım.” Der.
Bediüzzaman Molla Said:
“Bütün ulemayı ilzam etmek benim haddim olmadığı gibi, beni nehre atmak da senin haddin değildir.”cevabını verir.
Cezire’ye hareket ederler.Paşa yolda Bediüzzaman Molla Said ile hiç konuşmaz.Cezire’ye vearırlar.Bütün ulema kitapları ile toplanırlar.
Bediüzzaman Molla Said:
“Ben hiç kimseye soru sormam.Soracağınız sorularınız varsa bekliyorum.”der.
Kırk kadar soru sorarlar.Bediüzzaman bütün soruları cevaplandırır.Mustafa Paşa Bediüzzaman Molla Said’e bir mavzer hediye eder.Ve onun sözünden çıkmayacağını söyler.
Bediüzzaman Molla Said, bir sene Cezire’de kalır.Bir sene boyunca ders okutur, halkla ve bölgenin alimleri ile sohbetlerde bulunur, irşat vazifesini yerine getirir.