Sayın Cumhurbaşkanına
Arz-ı Hal

Hakses, Aralık 1970

SARAYÖNÜ’NDE zatıâlinizden İmam Hatip Okulu açılmasını isteyen vatandaşımıza;
“Memleketimizde yeteri kadar İmam Hatip Okulu vardır.
Önceden okuyup yazma öğrenmek gerek. Bunun için önce ortaokul ve lise açmak ister. Gönül ister ki yurdumuzdaki bütün köylerde birer lise açılsın” buyurmuşsunuz. Sayın cumhurbaşkanı! Zatıâlinize İmam Hatip okulları hakkında yanlış bilgi verildiği kanaatindeyiz. Yanlış bilgiye dayanan kanaatinizi tashih için aşağıdaki bilgileri nazar-ı dikkatinize arz ederiz:
İmam-Hatip Okullarında Okutulan Dersler:
1-Kur’ân-ı Kerîm
2-Arapça
3-Akaid
4-Din Dersleri
5-Siyer ve İslâm Ahlâkı
6-Tefsir
7-Hadis Usûlü
8-Fıkıh Usûlü
9-Kelam
10-Türk-İslâm Sanatları Tarihi
11-Türkçe Hitabet
12-Türkçe
13-Yazı
14-Tarih
15-Yurt Bilgisi ve Kanun Bilgisi
16-Matematik
17-Coğrafya
18-Psikoloji ve Din Psikolojisi
19-Farsça
20-Yabancı Dil
21-İslâm Tarihi
22-Dinler Tarihi
23-Edebiyat
24-Kompozisyon
25-Felsefe-Sosyoloji- Mantık
26-Fizik
27-Kimya
28-Biyoloji
29-Sağlık Bilgisi
30-Beden Eğitimi
31-Müzik
32-Milli Savunma
İmam Hatip okullarında öğretim yedi senedir. Liseden bir sene fazla öğretim yapılır. İmam Hatip okullarına ilkokul mezunu öğrenci alınır. İmam Hatip Okulu öğrencileri bilgi yarışmalarında, münazaralarda daima kazanmaktadır. Sportif faaliyetlerin şampiyonudurlar. İmam Hatip okullarından hiçbir anarşist çıkmamıştır. Çıkmayacaktır. İmam Hatip okullarında gerçek kültür verilmektedir. Türk İslâm ahlâkı ve terbiyesi ile yetiştirilmektedir. İmam Hatip okullarında öğrenciler hak duygusuna sahip, vatanperver insanlar olarak yetişmektedir.

Malazgirt Zaferinin Hikâyesi

Hakses, Ağustos 1971


ĞUSTOS ayı, milletimizin zafer ayıdır. Malazgirt zaferi, bu ayda kazanılmış, istilacı düşman kuvvetleri İstiklal harbimizde bu ayda vatanın harim-i ismetinden kovulmuştur. Ağustos ayı zaferleri, İslâm âleminin ve milletimizin beka ve hürriyeti yönünden san derece önemlidir.

Her iki zafer, küfrün azgınlaştığı, milletimizin müstakil yaşama hakkının tehlikeye girdiği bir zamanda kazanılmıştır. Her iki zafer de müsait olmayan şartlar içinde üstün düşman kuvvetleri karşısında cereyan etmiş, ordularımızın imân, azim ve cesareti ile küfür orduları perişan edilmiştir. İstiklal harbinde, öz yurdumuz Anadolu, istilacı düşmanlardan nasıl kurtarılmış ise, Malazgirt zaferi ile de aynı aşk ve duygu ile Anadolu, Anayurt yapılmıştır.

Biz bu yazımızda Malazgirt zaferinin hikâyesini anlatacağız. Malazgirt öncesi durum hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Asırlardır üzerinde yaşadığımız; havası, suyu, şehit kanları ile
yoğrulmuş toprağı, göklere uzanan minareli camileri, sanat abidesi olan eserleri ile milletimize mal olmuş güzel vatanımız Anadolu; o zaman Bizanslıların elinde idi. Halkının kısmı küllisi de Rûm’du. Aslında Anadolu tarih boyunca çeşitli milletlere harman, çeşitli medeniyetlere sahne olmuştur… İslâm; Anadolu’nun o zamanki sahibi Bizans’la Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem zamanında Mute savaşında karşılaştı. Abdullah İbn-i Revaha’nın ve Cafer el- Tayyar hazretlerinin şehit düştüğü bu savaşta ikibin kişilik İslâm ordusu, yüzbin kişilik Bizans küfür ordusu ile savaştı. Emeviler ve Abbasiler devrinde de Anadolu’ya çeşitli akınlar yapıldı. Özellikle
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem’in Bizans başkenti İstanbul’un feth edileceğini müjdelemesi, bu akınlara ayrı bir kutsiyet veriyordu.

Yapılan İslâmî akınlar sonunda Tarsus, Adana, Maraş, Diyarbakır, Ahlât, Malazgirt, Erzurum gibi belli başlı yerleşme merkezleri Müslümanların eline geçti ve buralarda Müslüman hâkimiyeti kuruldu. Zaman zaman İstanbul’a kadar uzanan, Anadolu içlerine kadar yapılan akınlar, olumlu bir sonuç vermedi. Anadolu esas bakımından daima Bizanslılarda kaldı. Abbasi devletinin zayıflaması, yeni Selçuklu devletinin iç meseleleri, İran ve Mezopotamya gaileleri ile meşgul olması, Bizans’a mühim fırsatlar verdi. Bu fırsatları değerlendiren Bizans 928 yılında Erzurum ve çevresini Müslümanlardan geri aldı. Üstün düşman kuvvetleri karşısında kahramanca bir müdafaadan sonra 934 yılında Malatyada düştü. Bizans orduları 948 yılında Maraş’a girdiler. Sis ve Suruç şehirlerini aldılar, Urfa’yı tahrip ettiler. Tarsus’ta Müslüman donanmasını yaktılar. Adana,
Tarsus ve Misis şehirleri de 964 yılında Bizans yağma ve işgaline uğradı. 958’de Antakya’yı alan Bizans doğuya yöneldi. Van gölüne ulaştı. Diyarbakır’ı kuşattı fakat alamadı. Güney batıya
döndü. Beyrut’u, Humus’u Baalbeki aldı. Akdeniz’in doğu kıyısına yerleşti. Müslümanların elinde bulunan Girit ve Kıbrıs’a hâkim oldu. Gaziantep’i işgal etti. Haleb’i yağmaladı.

Bizans istilaları sonunda Diyarbakır, Siirt ve Mardin illeri dışında bütün Müslüman beldeler kaybedildi. Bizans’ın küfür ordusu çekirge sürüleri gibi idi. Geçtiği yeri yıkıyor, yakıyor,
taş üstüne taş bırakmıyordu. Yüz binlerce Müslüman kılıçtan geçirildi. Namuslar payımal edildi. İslâm dünyasında milyonlarca Hıristiyan yaşarken Bizanslılar işgal ettikleri yerlerdeki tek Müslümanın yaşamasına müsaade etmiyordu.
İslâm dünyası üzerine bir kâbus çökmüştü. Müslümanlar küfür selini bir türlü durduramıyordu. İslâm dünyası tam bir şaşkınlık içerisinde bir kurtarıcı bekliyordu. Ruhlar daralmış, ümitler
kırılmıştı. Mazlum Müslümanların ah-u figânı göklere yükseliyordu.

İslâm dünyasının beklediği kurtarıcı; bütün varlıkları ile İslâm’a bağlanmış olan Selçuk Türkleri oldu. Selçuk sultanı Tuğrul Bey, Kumandan Kutalmış bey’i Bizans’a karşı savaşacak ordunun başına getirdi. Kutalmış bey, İbrahim Yınal bey’le nüfuslu Erzurum şehri üzerine yürüdü. Müslüman ordusu ile Bizans ordusu 1049 yılında Pasinler ovasında karşılaştı. Savaş sonunda düşman bozguna uğradı. Kaçabilen düşman askerleri şehir surlarına sığındılar.

Kutalmış bey, Erzurum savaşından binlerce esir, 15 bini aşkın araba dolusu ganimetle baş şehir Rey’e döndü. Erzurum zaferi devamlı mağlubiyete uğramış Müslümanlar arasında sevinçle
karşılandı. Selçuk hâkimiyeti İslâm dünyasında daha da kuvvetlendi. Erzurum savaşından sonra Selçuk Sultanı Tuğrul Bey Anadolu’ya yöneldi. 1054 yılında Tuğrul bey, Anadolu’ya girdi. Bayburt’u aldı. Doğu Anadolu’da birçok bölgeyi işgal etti. Fakat 1061 yılında Bizans imparatoru büyük bir ordu ile Doğu Anadolu’ya yürüdü. Tuğrul Bey’in aldığı yerleri tekrar işgal
etti. Kaleleri kuvvetlendirdi.

Buna mukabil Selçuk kumandanlarından Gümüştekin yanında Afşin ve Ahmet Şah Beyler olmak üzere, 1006 yılında Fırat ve Dicle vadilerini aldı. Adıyaman önlerinde Bizans ordusunu imha etti. Afşin Bey 1067 yılında Malatya önlerinde ikinci bir Bizans ordusunu mağlup etti. Afşin Bey Malatya zaferinden sonra Kayseri’yi kuşattı ve aldı.

Tuğrul beyden sonra Selçuk Sultanı olan Alp Arslan Kutalmış Bey ile ağabeyi Süleyman’ın devlet için açtığı gaileleri bertaraf ettikten sonra Tiflis’i aldı, Kars’a geldi. Ani kalesini fethetti.
Akıncılarını Trabzon’a gönderdi. Amcası Tuğrul Bey’in kuşatıp alamadığı Malazgirt kalesini fethetti. Diyarbakır’a geçti.
Müslümanları Anadolu’dan attıktan sonra Selçuk Türkleri ile karşılaşan ve yaptıkları savaşları kaybeden Bizans; hiddet ve öfke içinde idi. Kuvvetli bir kumandan olan Romen Diyojen
imparator olunca büyük bir ordu hazırladı. Bizans ordusunda Frenkler, Slavlar, Gürcüler, Ermeniler, Almanlar, Hıristiyan Peçenek ve uz Türkleri vardı. Ordunun sayısı ikiyüz bini aşkındı. 250 bin diyenler de vardır. Ordu zırhlı, zamanın en ağır silâhları ile donatılmıştı.

İmparatorun gayesi, Alp Arslan ordusunu yendikten sonra İslâmiyet’ten önceki Bizans sınırlarına ulaşmak, İran’ı almaktı. Bu niyetle Bizans ordusu yola çıktı. Geçtiği yerleri çiğneyerek geçti. Yaktı, yıktı. Karşısına çıkan kuvvetleri mağlup etti. Fakat Afşin Bey akıncılarının batı Anadolu’ya kadar uzanan akınlarına mani olamadı. Afşin Bey akıncılarını aradı, bulamadı. Malazgirt ve çevresini aldı. Halkını kılıçtan geçirdi. Bizans ordusunun yürüyüşünü Halep’te haber alan Alp Arslan, süratle kuzeye döndü, Fırat ve Dicle’yi geçti. Bitlis ve Diyarbakır yolu ile Ahlât’a geldi. Malazgirt’e ulaştı.
26 Ağustos 1071 Cuma günü, gün doğarken 6-7 km, uzaklıkta iki ordu birbirini gördü. Savaş alanı 1500 metre yükseklikte, Murat suyu civarında Van gölüne 45 km. uzaklıkta idi. Alp Arslan yorgun askerini terhis etti. Bir kısmını da geri hatlara gönderdi. Veziri Nizâmül-Mülk’i muhtemel bir mağlubiyet karşısında devletin varlığını korumak, gerekli tedbirleri almak üzere başkente gönderdi.
Mübarek Cuma günü idi. Alp Arslan’ın emri, Bağdat Halifesi’nin fermanı ile bütün İslâm âleminde dualar yapılıyordu. Azgın Bizans küfür ordusu karşısında Malazgirt’te başarıya ulaşmak şarttı. Bir yenilgi neticesinde Bizans orduları karşısında duracak kuvvet yoktu. Küfür seli pek azgındı. Bedir öncesi Hazreti Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’in yaptığı duayı İslâm âlemi tekrarlıyor, Alp Arslan ordusunun muzafferiyeti için Allah’a yalvarıyordu…

Alp Arslan Bizans İmparatoru’na elçi gönderdi. Barış teklif etti. Mağrur imparator elçi ile konuşmak dahi istemedi: “Sultanınıza söyleyin. Kendisi ile barış müzakerelerini Rey’de yapacağım. Ordumu İsfahan’da kışlatacağım. Hayvanlarımı Hamedan’da sulayacağım” dedi. Mübarek Cuma günü. Güneş Malazgirt ovası üzerinde pırıl pırıl parlıyor, sıcağını gittikçe artırıyordu. Bir tarafta ikiyüz bini aşkın zırhlı küfür ordusu. Diğer tarafta bir rivâyete göre 40 bin, bir rivâyete göre de 55 bin Tevhid ordusu. Zırhsız, bağrı açık, dalkılıç…

Ovaya tam bir sessizlik hâkimdi. Alp Arslan İmam oldu, mübarek Cuma namazı kılındı. Gönüller birdi. Kalpler aynı heyecanla çarpıyordu. Tek düşünce hâkimdi. Küfür ordusunu yenmek, ya da şehit olmak…
Elçi küfür başının barışı reddeden cevabını getirdi. Alp Aralan atının kuyruğunu düğümledi. Okunu kırdı, fırlattı. Zırhını çıkarıp attı, beyazlara büründü, beyaz bir ata bindi. Ordusuna
seslendi: “…İşte kefenimi giydim. Atımın kuyruğunu düğümledim. Ölüm eri oldum. Nerede ölürsem beni oraya gömünüz. Bütün İslâm memleketlerinde bize dua ediliyor.
Allah için savaşınız. Teslim olana aman veriniz. Bugün burada sultan yoktur. Ben de sizden biriyim.”
Şair şöyle der:
Alp Arslan:
Sözünü bitirdi, atını tepti.
Türk’ü coşmaya bu bir sebepti.
Yüreklerde erlik odu tutuştu,
Onbeş bin süvari hep birden koştu.


Kös gümbürtüleri, tekbir nidaları Malazgirt ovasının sessizliğini bozdu. Sultanlarını aralarında gören süvariler coştu. Düşmanın merkez karargâhına hücum etti. Savaş başlamıştı. Allah yolunun dalkılıç erlerinin ani dönüşle geri çekilmeleri, imparator’a Türk taarruz gücünün kalmadığı vehmini verdi.
İmparator Romen Diyojen hücuma geçti. Süratle geri çekilen Türk süvarilerinin peşine düştü. İmparator karargâhından hayli uzaklaşmıştı. Karargâhından uzaklaşan Bizans imparatorunu yanlardan ve geriden Alp Arslan’ın akıncıları sardı. Küfür ordusu Alp Arslan’ın uyguladığı planın kıskacına düşmüştü. Bizans ordusunu pusularından çıkan Müslüman ordu birlikleri tarafından imha ediliyordu.
Akşam yaklaşıyor, akşamla beraber Hilal, Malazgirt ovasında bir daha inmemek üzere ufka dek yükseliyordu. Allah Allah sesleri Malazgirt ovasında semaya doğu yükselirken İmparator; çekilme emrini verdi. Fakat geç kalmıştı. Karanlık basarken Müslüman ordunun ok ve kılıcından kurtulmak isteyen düşman birlikleri tam bir bozgun halinde Tevhid bayrağı Hilal’e teslim oluyordu. Mağrur İmparator bütün gayretlerine rağmen dağılan ordusunu toplayamadı. Yaralı olarak mahiyeti ile beraber esir oldu. Hamedan’da atını sulayacak olan İmparator yaralı, baş önüne düşüktü.

Alp Arslan ve ordusunun imânı, azmi ve Allah’ın yardımı ile kazanılan Malazgirt Zaferi İslâm âlemini büyük bir felaketten kurtardı. Anadolu’nun kapılarını milletimize açtı. Artuk, Tutuk, Danişment, Saltuk ve Süleyman Şah adlı kahraman kumandanların çalışmaları ile Anadolu fethedildi. Öyle ki 1077 yılında Selçuk hükümdarı Melikşah, Süleyman Şah’a başkent
İznik olmak üzere Anadolu hükümdarlığını veren tarihi fermanı imzaladı.

Bizans, Malazgirt’te yediği darbeden bir daha belini doğrultamadı. 1453 Feth-i Mübîn ile de tarihe karıştı. Allah’ın rahmeti, Allah rızası için şehit olan, gazi olan ve bu toprakları bize hediye edenler üzerine olsun…
Hak Amîn!

Scroll to Top