Kudüs ve Filistin Faciası

Hakses, Haziran, 1970

KUDÜS, Mekke ve Medine’den sonra en mübarek şehrimizdir. İlk Kıblemizdir.
Tarih boyunca peygamberler, veliler ve sâlih kulların yetiştiği, etrafı Allah tarafından mübarek kılınan ezel ve ebed İslâm şehridir. (Bakınız, İsrâ: 17/1) Bağları, bahçeleri, verimli toprakları,
dünyevî nimetleri yanında mukaddes mabetleri ile temayüz etmiş, sinesinde Mescid-i Aksa, Kubbetü’s-Sahra gibi nice mukaddes camileri bulunduran Kudüs; şimdi Yahudi çizmesi altındadır.
1967, 6 Haziran harbinden beri siyonist zulmü altında inlemekte, camileri tahrip edilmekte ve havraya çevrilmektedir. Kudüs ve Filistin’in Müslüman sakinleri aklın ve havsalanın alamayacağı işkenceler altında yaşamaktadır. Kudüs ve Filistin toprakları peygamberler yatağı olmak hasebiyle Tevhid Dinî İslâm’a âşinadır. Bu âşinalık 634 yılında Hz. Ebû Bekir zamanında Gazze’nin Amr İbnü’l-Âs kumandasındaki İslâm ordusu tarafından alınmasıyla aslî hüviyetine kavuşmaya başlamış, İslâm’ın âdil Halifesi Hz. Ömer’in hizmetkârı deve üstünde kendisi yaya olarak Kudüs’e girmesiyle tamamlanmış ve tam bir İslâm yurdu olmuştur.

İslâm adâleti ve hoşgörüsünün gölgesinde gayr-i müslimler hür ve müreffeh olarak yaşamış, çoğu da Müslümanlığın gösterdiği hak duygusuna bağlılık ve insanlık hareketlerini görerek kendi istekleri ile Müslüman olmuşlardır. Bir ara Haçlı sürülerinin saldırısına uğrayan ve 70 binden fazla Müslüman sakini haçlılar tarafından kılıçtan geçirilen Kudüs hiçbir zaman Yahûdiye
yurt olmamıştır.
Filistin’de ve Kudüs’de Yahûdilerin tarihî hak iddia etmeleri
mugalâtadan başka bir şey değildir. Çünkü Filistin’in en eski
halkı Kenânîler’dir. Kenânîler de bir Arap kabilesidir. Filistin’de
Kenânîlerden başka kavimler de vardı. Bunlardan biri de
“Filistiya” kabilesidir. Bölgeye isim verenler de bu kabiledir.
Bu kabilenin Yahûdilikle hiçbir Alâkası yoktur. Yahûdiler Hz.
Musa ile Mısır’dan çıkınca Kenan iline gelmişler. Fakat daha
yolda iken Hz. Musa’ya ihanet etmeye başlamışlardır. Bu ihanetin ilâhî cezasını çekerek çeşitli milletlerin boyunduruğu altında yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Hile ve desise karakterleri olduğu için de yaşadıkları ülkelere ihanet etmişlerdir.
Allah’ın Hak kitap olarak gönderdiği Tevrat’ı kendi isteklerine
göre değiştirmişlerdir. Hâşâ Allah’ı bile ırkçı bir ilâh olarak ilan
etmişlerdir. Hz. Musa’nın Mısır’da Firavundan kurtarıp Filistin’e
getirdiği ve Filistin’de kısa bir zaman içinde dağıldığı, bir millet
olamadığı günden beri dünyanın her tarafında ihtilaller, ihtilaflar meydana getirmekte ve kundakçılıkla meşgul olmaktadır.
Dünyanın her tarafına dağılan siyonist Yahûdiler Filistin’i ele
geçirmek tarih boyunca durmadan çalışmışlardır. Yahûdi dimağlarını Sion Efsanesiyle doldurmuşlardır. 1616 yılında bir
vatan kurulması için Henry Finch tarafından bir kitap yazıldı.
1837 yılında Musas Haim Yahûdilere Filistin’i “Mükemmel bir
arazi ve ziraate uygun memleket” diye tanıtıyordu ve kitap neşredildiği zaman Filistin’de 8 bin Yahûdi vardı.
1848 yılında baş düşmanlarımızdan İngiltere Filistindeki
Yahûdileri himayesine aldığını ilan etti. 1884yılında ilk Yahûdi
kongresi Silizya’da yapıldı, Filistin’e yerleşme kararı alındı.
Olur ki
Geçmiş Zaman 147
1891 de meşhur siyonist Thedor Herzel “Yahûdi Devleti” kitabını yazdı. Thedor Hezel’in çalışmaları ile Bazel şehrinde siyonist kongresi toplandı. Dünya Yahûdileri adına kararlar alındı
ve icra safhasına geçildi.
Kongrede dünya Yahûdilerinin lideri durumuna gelen Thedor
Herzel Osmanlı hükümeti nezdinde çalışmalara başladı. Bir
kısım dönme ve mason idarecileri satın aldı. Cüretini artıran
Thedor Herzel merhum Sultan Abdulhamid Han’a Filistin’i
kendilerine satmalarını teklif etti. Merhum Sultan hiddetlenerek Yahûdiye şu cevabı verdi: Ecdadımızın ve milletimizin kanı
ile elde edilen bir vatan para ile satılmaz.”
Merhum Sultan Thedor Herzel’i huzurundan kovdu. Osmanlı
toprakları dışına çıkardı. Filistin’e Yahûdi girişini ve toprak almalarını yasakladı. Çelik iradeli sultanı satın alamayacaklarını
anlayan Siyonistler, Dünya Masonluk teşkilatını harekete geçirdi. Kandırdıkları mason idareciler yolu ile 1908 meşum hareketini başarmaya muvaffak oldular. Merhum Sultanı taht’tan
indirdiler. İdare mason İttihat ve Terakki partisinin eline geçti.
1914 yılında mason idareciler bir kanun çıkararak Filistin’de
Yahudilerin toprak satın almalarına müsaade etti. Dünya
Yahûdileri Filistin’de geniş araziler satın almaya başladılar.
Satın aldıkları arazileri üzerlerine tapuladılar.
İttihat ve Terakki partisinin Yahûdi Nafia Nazırı(bakanı),
Yahûdi Ticaret ve Ziraat Nazırı ve dönme Yahûdi Maliye Nazırı
Cavit’in çalışmaları ile cennetmekân Sultan Abdulhamid’in
Filistindeki çok verimli arazileri Yahûdilere satıldı.
Osmanlı imparatorluğu mason İttihad ve Terakki partisi eliyle
birinci cihan harbine sokuldu. İngilizler ve Fransızlar Filistin’de
SOLMAZ
N. Mehmet
148
Yahudilere devlet va’dettiler ve vaatlerini 1917 yılında İngiliz
Hariciye Vekili Belford tarafından açıkladılar.
Belford vaadi denilen bu vaadde şöyle denilmektedir: Kral hükümeti Filistin’de Yahûdilere milli bir vatan tesisine muhakkak
nazarı ile bakıyor. Bu gayenin tahakkuku için büyük potansiyel
harcayacaktır.”
Belford vaadi üzerin Yahûdiler hemen bir siyon ordusu kurdular. Cephe gerisinde de ordumuzun aleyhine çalıştılar. Sabotaj
ve casusluk faaliyetlerine başladılar. Bir taraftan Yahûdiler
teşkilatlanırken, diğer taraftan da hain Şerif Hüseyin ve casus
Lawrense yolu ile Arap kardeşlerimiz ordumuzun aleyhine kışkırtıyorlardı. Arap çöllerinde susuzluktan, bakımsızlıktan binbir meşakkat içinde kahramanlık örnekleri veren, şehit olan,
eriyen ordumuz geri çekildi.
1917, 11 Aralıkta düşman ordusu kumandanı Allenby Kudüs’e
girerken Yahûdi kuvvetleri de beraberinde idi. Filistin’e giren İngilizler askeri idare ilan ettiler. Belford planını tatbike
koyuldular. Dünya Yahudilerin Filistin’e göçleri temin edildi.
Topraklar dağıtıldı. Yarı askeri teşkilat kurmaları teşvik edildi.
30 Haziran 1920’de İngilizler Filistin’e askeri idareden sivil idareye geçerken azgın bir siyonist olan Herbert Samuel adlı şahsı
idarenin başına getirdiler. 1921’de İngiliz hâkimiyetinin devamlı olacağı ilan edildi. Filistin’i Yahûdileştirmek için yoğun çalışmalar başladı. İngilizler Yahûdilere silâh dağıttı. Müslümanları
ezmeye başladılar. Filistindeki Müslüman-Yahûdi ve İngiliz çatışması yer yer ikinci dünya savaşına kadar sürdü.
İkinci dünya harbinde ortadoğudaki durumun nazik olduğunu anlayan İngiltere beyaz bir kitap yayınlayarak Filistin’i
taksimden vazgeçtiğini, on sene istiklal vereceğini ilan etti.
Olur ki
Geçmiş Zaman 149
Amerika’nın da desteğini alarak tekrar taksim kararı aldı ve
manda idaresini kaldırdı. İngilizler Filistin’den çekilirken yerlerini Yahûdilere bıraktı. Yahûdiler Filistin’in birçok kesimlerini ele geçirdiler. Bunun üzerine Arap devletleri harp ilan
ettiler. Fakat Amerika ve İngiltere’nin baskısı, çeşitli müzakere,
mütareke ve entrikaları ile Filistin’i kurtaramadılar.
1948 yılı sona ererken resmen Yahûdi devleti kuruldu. Bir
milyondan fazla Müslüman Filistin’den sürüldü. Bunlar şimdi 1948’den beri ecdatlarından kalan topraklardan kovulmuş
olarak başka ülke topraklarında kurulan çadırlarda yaşamakta açlık, susuzluk ve hastalıklarla mücadele etmektedir.
Müslümanlar Yahûdiler tarafından Filistin’den sürülürken yapılan hesaplara göre Filistin’de bıraktıkları ağaçların kıymeti
400 milyon sterlin, bina, fabrika, emlak ve meskenlerin kıymeti 11 milyar sterlin, mefruşat ve ağaçların kıymeti 210 milyon
sterlin imiş. Bunların hepsi ve en verimli Müslüman toprakları
Yahûdilerin eline geçti.
Filistin’i tamamen ele geçirmek için çalışan ve Yahûdi devletinin sınırlarını Fırat’la Nil arasında tespit eden Yahûdi, 1956
saldırısından sonra, 1967 yılında Mısır, Ürdün ve Suriye’ye saldırmış, Sina yarımadasını, Ürdün’ün en verimli topraklarını,
Suriye’nin bir kısım arazisini işgal etmiştir. 1967 harbinde tecavüzün ve şenaatin en deni örneklerini veren İsrail, her gün
biraz daha tecavüzünü artırmakta, masum insanları, küçük
yavruları öldürmekte, Yahûdi tıynetini göstermektedir.
Yahûdi, tecavüzünü yaparken yalnız değildir. Yahûdiyi Filistin’e
yerleştiren İngilizler, İsrail’in arkasındadır. İngiliz tebalı harpçiler İsrail ordusu saflarındadır. Dünya Siyonizm’in merkezi
haline gelen Amerika fiilen İsrail devleti ile beraberdir. İktisat,
teknik elemanları ve harp vasıtaları ile Yahûdinin emrindedir.
SOLMAZ
N. Mehmet
150
Dünya masonları İsrail için çalışmaktadır. Sıcak denizlere inmek için asırlar boyunca imparatorluğumuzla savaşan asrımızın en korkunç idaresini kuran, insanlığın baş belası komünist
Rusya da aslında İsrail’le beraberdir.
Görünüşte Arapları destekleyen Rusya, İsrail’in kuvvetlenmesini istemektedir. Zira İsrail tecavüzünü artırdıkça daha çok
Ortadoğu’ya sızacak ve menfur komünist arzularını tahakkuk
ettirmeye çalışmaktadır.
İslâm dünyası perişanlık içindedir. Şahsı kavgalar, benlik davaları, cehalet, yabancı ideolojileri benimseme, Kur’ân-ı Kerîm
hükümlerine zıt tutumlar, zilletten başka bir şey getirmemektedir. Müslümanların çilesi yeryüzünde devam ediyor. Bir bütün
olarak esir Müslüman Türk vatanları, Kırım, Kıbrıs, Keşmir,
Eritre, Moro, Patani Balkan Türkleri bilmediğimiz, unuttuğumuz yerlerdeki esir Müslümanların durumları kangren halinde bulunmaktadır. İnanıyoruz, Allah’ın yardımı mü’minleredir.
Ancak bu yardıma layık olmak için Kur’ân etrafında birleşme,
sonsuz bir cehd ile çalışma, İslâmî benliğimize dönmek şarttır.
Esir şehrimiz Kudüs’ümüzü ve bütün ve bütün esir illerimizi
kurtarmak dünya Müslümanların hepsinin görevidir. Bu görevi İslâmî yaşayışı İslâm dünyasına hâkim kılmakla yerine getirebiliriz.
İsrail Vahşetinden Bir Örnek
Hakses; Haziran, 1970
1948 9 Nisan akşamı bir Arap köyü olan
Der Yâsîn köyünde ansızın halk, mikrofonlardan köyü hızla boşaltarak, derhal terk etmelerini haykıran sesler duydu… Bunun üzerine derhal savunmaya koşan
köy halkı, bir de ne görsünler: Çevreleri, halkın paniğe uğramasını ganimet bilen Yahudi çeteleriyle kuşatılmış. Bu durumdan yararlanan Yahudi çeteleri katliama girişerek ırz namusu
payimal eyleyerek, süngülerle gebe kadınların karınlarını yardıktan sonra kahpece öldürmüşlerdir.
Bu saldırıda 250 Arap koyunlar gibi kesilmişlerdir. Bazı canlı
Arapları, mafsallarını kesip, karınlarını yarıp, gözlerini oyduktan sonra şehit etmişlerdir. Meme emen çocukları annelerinin
koynunda, vahşice kesmişlerdir. Bu 250 şehitten 25’i diri diri
süngü ile karınları yarılan gebe kadın, 52’si annelerinin gözleri
önünde mafsalları kesilip sonra da koyun gibi boğazlanarak,
başları annelerinin kucaklarına atılan çocuktur, daha sonra da
anneleri şehit edilmiştir. Bunlardan başka 60 kadın ve genç kız
şehit edilmiştir.
Bununla da yetinmeyen bu canavar sürüsü caniler, hayatta kalan ne kadar kadın, kız varsa bir araya toplayıp anadan doğma
çırılçıplak soyup açık arabalara doldurarak Kudüs-ü Şerif ’in
Yahudi mahallelerini dolaştırmışlardır. Zavallı Arap kadın ve
kızları vahşi halkın alay ve ihanetine uğramışlardır. Bu korkunç cinâyet bütün dünyayı sarstığı gibi Uluslararası Kızılhaç
Derneği’ne dünya çağrıda bulundu. Bu çağrı üzerine Kızılhaç
SOLMAZ
N. Mehmet
152
Derneği’nin mümessili Mr. Jack Regonier, Yahudi vekâletinden
katliam mıntıkasını ziyaret etmek için izin istedi. Vekâlet,
mümessili tam bir gün oyaladı. Bundaki gaye, bir gün içinde
Yahudi vekâletinin katliamın izlerini ortadan kaldırmasıdır.
Ne yaptılar?.. Paramparça eyledikleri kurbanlarının cesetlerini toplayarak köydeki kuyuların birine doldurarak kuyunun
kapağını kapattılar. Ayrıca Kızılhaç mümessilinin cesetlerin
yerini bulamaması için mıntıkanın şeklini değiştirdiler. Fakat
mümessil kuyuyu buldu ve içinden vahşice parçalanmış 150
tane kadın, çocuk cesedi çıkardı.
Kızılhaç mümessili bunları görünce şaşkına döndü!..
Gördüklerini ancak şu şekil tabir edebildi: “Durum pek korkunç”. Kuyuda bulduğu cesetlerden maada yollar, tahrip edilmiş evlerin harabeleri cesetlerle doluydu. Kızılhaç mümessili
Mr. Jack Regonier bir yığın insan cesedi altında hayata henüz gözlerini yummamış altı yaşında bir kız çocuğu buldu.
Yavrucağız ağır surette yaralı idi. Mümessil bu yavruyu insan
enkazı altından çıkararak bizzat hastaneye götürmüştür.
Bu katliam İngiliz Avam kamarasında açıklandığı zaman
Filistin faciasının baş sorumlularından İngiltere’nin sömürge
işlerine bakan devlet bakanı 12 Nisan 1948’de şu açıklamada
bulunmuştur: “Bu barbarca saldırı Yahudilerin canavarlığına
en canlı delildir. Bu cinâyet öteden beri bugüne kadar sürüp
gelmekte olan Yahudilerin işlemiş oldukları cinâyetlere eklenen yeni bir cinâyettir. Derin bir üzüntü kaynağı olan bu iğrenç
cinâyeti kelimeler anlatmaktan acizdir…”
İngiltere ve Amerika gâvurları derin üzüntü duyduklarını sözde ifade ederler ama Yahûdilerin cinâyetlerine devam etmeleri
için de her türlü yardımı ve desteği verirler ve “Veto”ları ile
Yahûdi canilerini korurlar. Hâlâ da koruyorlar


İsmail Turan Kimdir?

Hakses; Temmuz 1970

MÜHENDİS Hoca namıyla maruf ola hocamız; 1924 yılında Biga ilçesinin Danişment köyünde doğmuştur. Danişment köyü, Danişment Oğulları zamanında kurulmuş, nice âlimler yetişmiş, İslâm’a son derece bağlı bir köydür. İsmail Turan hocamız, 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Su Bölümü’nden mezun olmuştur. Hava kuvvetleri kumandanlığı, Karayollarının çeşitli kademelerinde görev aldıktan sonra Hicaz’a gitmiştir.

Hicazda 6 yıl Medine belediyesinde fen ve imar dairesi başkanlığı yapmış, daha sonra sonra üç sene Mekke ve Cidde’nin imarında bilfiil görev almıştır. Hicazdan vatan’a dönen hocamız şimdi Sincan’da açmış olduğu “Teknik Büro”da serbest olarak çalışmaktadır. Hocamız teknik-edebi- felsefî yayınına vakıf olarak 10 dil bilmektedir. Bu diller: Arapça, Farsça, Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Urduca, Javaca ve Türkçenin Orta Asya lehçeleri.

Dini ilimleri Teknik Üniversite’de talebe iken, özel olarak öğrenmeye başlamış, Fatih dersiamlarından merhum Hüsrev Efendiden Tefsir, Fıkıh, Tasavvuf ve usûl; merhum İbrahim
Kurdi’den de hadis okumuştur. Sarf ve Nahiv okumadan kendi kendine Müslim-i Şerifi okumuş ve ezberlemiş, Nahiv ve Sarfı sonradan öğrenmiştir. Ortaokul birinci sınıfta iken yaz tatilinde bir günde eski harfleri, üç günde de okumayı öğrenmiştir. Ortaokulda talebe iken Fransızca, Almanca ve Rusçayı kendi kendine öğrenmiştir.
Üniversite’de talebe iken Müslim-i Şerif ’in bir kısmını tamamen, bir kısmını kelimeleri, bir kısmını da manaları ile ezberlemiştir. 1957 yılında Medine-i Münevvere’de Eylül ayının birinde Kur’ân-ı Kerîm’i kelime ve anlamlar ile okumaya başladı. Eylül’ün otuzunda ezberlemeyi tamamladı. Bu ezberlemede yalnız üç cüz’ü iki defa okudu. Hatimle namaz kıldırmaktadır. Her üç günde bir hatim yapmaktadır.
İsmail Turan Hocamız, İslâmî ilimleri okumaya kendisini sevk eden âmilleri şöyle açıkladı: “İslâmî ilimleri öğrenmekteki sebep, daha ilkokuldan itibaren içimde bir düşünce vardı. O da çevremde gördüğüm bir takım uygunsuz düşünceler ve hareketlerdir. Her şeyde olduğu gibi asırların geçmesiyle de İslâmiyet’in bünyesinde pek çok şey yıpratılmış, bu suretle bir takım gelenek ve adetler İslâmiyet’in esası olarak insanlar arsında yayılmıştı. Bilhassa son yüz yılda muhtelif tesirlerle, İslâmiyet’in mahiyet ve anlamı değiştirilmek istenmiş, gerek iftiralar gerekse bilgi noksanlığı dolayısıyla İslâmî anlayış zayıflamıştı.

Bu durum karşısında hatırıma ilk gelen, İslâmiyet’in ilk kaynaklarından ve onu doğrudan doğruya yaşamış ve duymuş olanlardan öğrenmekti. Başka bir deyimle, İslâmiyet’i, O’nu
doğrudan doğruya yaşamış ve neşretmiş olan Hz. Peygamber (sav) ve O’nun sahabesinde öğrenmek… Bunun için de Arapçayı çok esaslı bilmek icab ediyordu. İşte bu heves Arapçayı öğrenmeye, İslâmiyet’in ana kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şerifleri bu hususta salahiyetli ve yeterli olan İslâm büyüklerinden ve müçtehitlerden etüt etmek icab etti. Bu hususta bir rüya da vaki’ oldu. Şöyle ki: Daha Arapçayı kaidelerine göre bilmediğim bir zamanda Kütüb-ü Sitte’den Müslüman Müslim-i Şerif ’i okumaya başladım. Takıldığım yerleri Fatih civarında evinde yatalak olan meşhur Hadis-i Şerif âlimlerinden İbrahim Kurdi’den sorup öğreniyordum. Altı ay içinde bu kitabın hadisleri, manalarıyla beraber hafızamda kalmıştı. O arada bir gece rüyada ilk olarak yer altında loş bir ışığı olan yere İbrahim Kürdi ile beraber girdim. O anda bana oradan kemikler verildi. Onları emiyor ve kemiklerin içinden ilikler ağzıma geliyordu. Sonra o kemikleri bir torba gibi şeye doldurdum ve sırtıma yüklendim. O esnada, Türkiye’nin dışında bir yerde görüyordum kendimi ve kemikleri sırtımda getiriyordum. Uyandığım zaman ağzımda iliklerin verdiği tadı hissediyordum. Rüyamda bu kemiklerin Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenmişti. Bu rüyadan sonra en ağır Arapça metinleri bile lügat kullanmak veya başka kitaplara müracaat etmek ihtiyacı kalmadan okumaya ve anlamaya başladım.”
Hocamız yüz bin Hadis-i Şerf ’i lafız ve manalarıyla ezbere bilmektedir. Bilhassa hadis ve tefsirde çok geniş malumata sahiptir. Evli ve dört çocuk sahibi olan Hocamız, Türkiye’de bulunduğu zamanlarda ders de okutmuştur. Diyanet işleri Personel Başkanı Hüseyin Özgün Hocamızın talebelerindendir. Hocamız bu sayıdan itibaren mecmuamıza kıymetli makalelerini lütfedeceklerdir. Bu vesile ile Hocamıza ve bütün okuyucu ve mü’min kardeşlerimize Allah’dan sıhhat ve afiyet dileriz


Scroll to Top