SA’D bin Ebi Vakkas (ra), Miladi 592 yılında Mekke’de doğdu. Anne tarafından Peygamberimiz (sav)’in akrabası olurdu. Peygamberimiz (sav), zaman zaman, “İşte benim dayım Sa’d böyle dayısı olan var mı?” diye ona iltifat ederdi. Sa’d on yedi yaşında iken, Hz. Ebu Bekir’le karşılaştı. Hz. Ebu Bekir ona İslâm’ı anlattı. Müslüman olmasını teklif etti. Sa’d teklifi hemen kabul etti. Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali, Hz. Zeyd, Hz. Osman, Hz. Abdurrahman bin Avf ‘dan sonra 610 yılında yedinci kişi olarak Müslüman oldu. Hz. Osman ve Abdurrahman bin Avf dan sonra Hz. Ebu Bekir vasıtası ile Müslüman olanların üçüncüsüdür.
Hamne
Sa’d Müslüman olunca annesi Hamne’ye koştu. “Anne ben Müslüman oldum” dedi. Annesinin sevineceğini zannediyordu. Annesi onun hiçbir isteğini geri çevirmezdi Öyle olmadı. Annesinin kaşları çatıldı, öfkelendi.” Çabuk o dini terk edeceksin, bizim dinimize döneceksin “dedi. Annesinin sözleri karşısında şaşırdı kaldı. Şimdi ne yapacaktı?Annesi dinini terk edeceksin, putlara tapacaksın diyordu. Annesine yeni dinini anlattı. Allahın bir olduğunu, her şeyi Allahın yarattığını, putların bir hiç olduğunu söyledi. Annesi bir türlü sözünden dönmüyordu. İlle de putlara tapacaksın diyordu. Sa’d annesini çok severdi, annesi de Sa’di…Anne, oğul arasındaki sevgi destanî bir sevgi idi. Anne, oğul arasındaki bu sevgi ne olacaktı? Sa’d annesinin sözüne uymadı, putlara tapınmaya dönmedi.
Hamne işi daha ileriye götürdü., şöyle dedi: “Ey Sa’d! Sapıttın. Yemin ederim, sen Muhammed’e küfredip eski dinine dönünceye kadar rüzgardan kaçmayacağım, güneşin sıcağından evin gölgesine sığınmayacağım, yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim.” Hamne bu halde üç gün dışarıda kaldı. Ne yedi, ne içti ne de gölgelendi. Sağlığı bozuldu, hayatından korkulur oldu. Amcaları, dayıları, hısım ve akrabaları senin yüzünden annen ölüyor, Muhammed’in dinini terk et, anneni kurtar dediler, baskı yaptılar. Sa’d, Allah’ın Rasûlü Peygamberimiz (sav)’e koştu, annesinin durumunu anlattı. Allah konu hakkındaki âyet-i kerimeyi inzal buyurdu. Âyet-i Kerimenin mealini vermeden önce konuyu bir de Sa’d (ra)’ın anlatışından takip edelim.
Sa’d şöyle diyor: “Ben anneme çok iyilik yapan bir kimse idim. Müslüman olduğumu duyunca annem bana: Uyduğun bu din nedir bakayım? Elbette bu dini bırakıp eski dinine döneceksin. Yoksa benölünceye kadar yemek yemeyeceğim, su içmeyeceğim, böylece ölüp helâk olacağım. Ben öldükten sonra halk da seni ayıplayacaklar ve sana: “Ey ana katili” diyecekler, gel sen dinini terk et!” dedi. Ben ona: “Anneciğim, yapma bunu! Ben senin için asla dinimi terk etmem” dedim. Annem sözünün üstünde durarak bir gün yemedi, içmedi. Sabahı buldu. İnat etti. Bir gün daha yemeden içmeden sabahı buldu. Ben bunu görünce annemin yanına geldim: “Ey anne! Şunu iyi bil
ki: Senin yüz canın olsa bunlardan her biri de bedeninden birer birer çıksa, bunun için vallâhi dinimi terk etmem, dilersen ye, dilersen yeme!” dedim. Annem din üzerindeki azmimi görünce, benden ümidini kesti, yiyip içmeye başladı. Bunun üzerine Allah azze ve celle hazretleri bu âyet-i celileyi inzal buyurdu.”
Âyet-i Kerîme’nin meali şöyledir: “Biz insana, ana-babasına iyilik
yapmasını emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itâat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta
olduklarınızı size haber vereceğim” (Ankebût Sûresi: 29/8, Bakınız Sûresi: Nisâ
Sûresi: 4/36, En’am Sûresi: 6/151, İsrâ Sûresi: 17/23, Lokmân Sûresi: 31/14, 15, Ahkâf Sûresi: 46/15)
Bu hadisenin üzerinden çok geçmedi. Sa’din kardeşi Âmir’ de Müslüman oldu. Sa’dın annesinin derdi bir iken iki oldu. Hamne aynı usûlü Amir için de uyguladı, ama bir netice alamadı. Âmir’i de dininden döndüremedi.
Allah’a İsyanda Kul’a İtâat Edilmez
İnsan anasına, babasına iyi davranacak, onlara iyilik yapacak, gönüllerini hoş tutacak, güzel sözler söyleyecek, ayrı yaşıyorsa sık sık ziyarette bulunacak, ihtiyaçlarını soracak ve giderecek, asla kötülük yapmayacak ve kötü söz söylemeyecektir. Onlar üzmeyecektir. Ana ve babayı memnun etmek evladın asli vazifelerindendir. Anaya, babaya itâat etmek evladın aslî görevi olmakla beraber, ana baba Allah’a küfrederse onlara itâat edilmez. Ana baba Allah’a şirk koşmayı, Allah’ı inkâr etmeyi, Allah’a isyan etmeyi, Allahın emirlerini yapmamayı, yasaklarını yapmayı emrederse bu ana babaya itâat edilmez, istekleri yerine getirilmez. Peygamberimi (sav) “Yaratana isyanda yaratılana
itâat yoktur” buyurmuştur. (34-Keşfü’l Hafâ 2/365, No: 3076)
Ana baba, Allah’tan başkasına taparken onlara yardım edilmez. Bunun için ana baba kiliseye götürülmez. Fakat kendileri kiliseye giderler de yerlerine dönemezlerse, evlat kiliseye gider, onları evlerine getirir. Merhum Mevdudî konu ile ilgili olarak şunları yazar: “Allah’ın yarattıkları arasında anne-babanın hakları en üst seviyededir. Fakat anne-baba kişiyi şirke zorlarsa, onlara itâat edilmemelidir. Eğer çocuklar, anne-babalarının batıl bir dine tabi olduklarını fark ederlerse, o dinden yüz çevirmeli, hak dine tabi olmalı ve anne-baba her türlü baskıyı uygulasa da batıl olduğunu anladıkları o yanlış yolu takip etmemelidir, durum, anne-baba söz konusu olduğunda böyle olunca,
diğer insanlara karşı da böyle olmalıdır. Doğru yolu takip ettiğinden emin olunmadığı müddetçe hiç kimse itâat edilip yolundan gidilme ye layık değildir.”
Merhum Elmalılı M. Hamdi Yazır şunları yazmaktadır: “Anayı babayı incitmek o kadar haramdır ki, akıl hayale getirilecek şey değildir. Onlar hakkında ancak ihsan (iyilik) vazifesi düşünülmelidir ve ancak o yapılmalıdır. Ana babaya ihsan bu kadar yüksek bir görev olmakla beraber, Allah’a ortak koşmayı gerekli kılmamalıdır. Yani ana baba, evlatlarının Allah’a isyan etmesiyle memnun olacaklar ise, onları bu şekilde memnun etmeğe çalışmak, Allah’a şirk anlamına geleceğinden, yasaklanmıştır, haramdır.”
Kur’ân Yolu tefsir kitabında da konu şöyle açıklanır: Eğer ana baba evlatlarından, Allah’ın varlığını ve birliğini tanımama yönünde, bu sonucu doğurabilecek bir istekte bulunurlarsa bu isteğe uyulmayacaktır. “Ancak burada ana babalar, inkâr ve şirkin dışında, açıkça günah ve haram olan başka şeyler buyururlarsa bu buyruğa itâat
edilmesi gerektiği şeklinde bir anlam çıkarılmamalıdır. Zira hiçbir buyruk Allah’ın buyruğundan daha önemli olamaz. Hadislerde belirtildiği gibi kural olarak Allah’a âsi olma anlamına gelebilecek hiçbir buyruğa itâat edilemez.” Ana babanın çocuklarına karşı ilk vazifeleri onları Müslüman olarak yetiştirmektir. Hamne olmaktan kendilerini korumaktır. Bir tanıdık İstanbul’a gidiyor. Zaman zaman camiye giderken torununu da götürüyor. Gelini, baba oğlanı camiye götürme, namaza alışır diyor. Toplumumuzda böyle davranan Hamneler maalesef bulunmaktadır. Hamne tipi anne ve babalar karşısında Müslüman delikanlılar, genç kızlar ben Müslüman’ım demeli, Sa’d gibi davranmalı, imânını namazını, başörtüsünü diğer dinî vazifelerini terk etmemeli, Müslüman şahsiyetini korumalıdır Allah, Âyet-i Kerimede bütün Müslümanlara vazife olarak bunu vermektedir.
İlk Kan
Müşrikler, kimsesiz Müslümanlara özellikle ibâdet halinde gördükleri zaman işkence ediyorlar, rahat ibâdet etmelerine müsaade etmiyorlardı. Bir defasında Habbab bin Eret, Ammar bin Yasir, Sa’d bin Ebi Vakkas ve Said bin Zeyd ile “Ebü Lüb” vadisine gittiler. Habbab ile Ammar ibâdet ederken müşrikler geldi. Onlarla alay etmeye ve ibâdetlerine engel olmaya başladılar. Sa’d bin Ebi Vakkas, güçlü, kuvvetli bir insandı. Haksızlıklara tahammülü yoktu. Tam bir imân eri idi. İslâm’ın emirlerine bütün kalbi ile inanmış bir Müslümandı, usta bir binici idi. Kendisine İslâm’ın süvarisi denirdi. Müşriklerin Habbab ve Ammar ile alay etmelerini gördü, koştu, eline geçirdiği bir deve kemiği ile yakaladığı bir müşrike vurdu, kafasını yardı, diğerleri kaçtı. Sa’d bin Ebi Vakkas, “Allah yolunda ilk kan akıtan sahabe” oldu.
İlk Nöbet
Sa’d bin Ebi Vakkas, Allah’ın Rasûlü’nü candan çok sever, ona bir zarar gelmemesini isterdi. Bunun için elinden gelen bütün gayreti gösterirdi. Hicret’in ilk günleriydi. Medine’deki Yahudilerin, Peygamberimiz (sav)in hayatına kastetme tehlikesi vardı. Böyle bir zamanda Hz. Sa’d, kılıcını kuşanarak Rasûlullah’ın huzuruna gitti. Bu hâlini gören Peygamberimiz sordu:
“Neyin var ya Sa’d?” “Yâ Rasûlallah, içime bir korku düştü. Sizebir zarar gelmesinden endişe ettim! Bunun için sizi korumaya geldim” dedi. Peygamberimiz (sav), onun bu hareketinden memnun
oldu. Kendisine duada bulundu. Hz. Aişe de hadiseyi şöyle anlatır: Bir gece Allah’ın Rasûlü uykusuz kaldı da. “Keşke benim ashabımdan yararlı bir zat bu gece beni korusa” dedi. Bir ses işittik. “Kim o”
buyurdu. Sa’d bin Ebi Vakkas, ya Rasûlallah! Seni korumaya geldim, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah uyudu.
İlk Ok
Allah yolunda ok atanların ilki Sa’d bin Ebi Vakkas’dır. Mekke müşrikleri Medine ve civarına müfrezeler gönderiyordu. Bu müfrezeler müşrik kervanlarını koruduğu gibi, Medine etrafına da zarar veriyorlardı. Peygamberimiz (sav), müşrik müfrezelerine karşı, Müslüman seriyyeler çıkardı. Seriyyeler 15-20 kişilik askeri bir güçtü. Medine civarının emniyetini sağlıyorlar, müşrik müfrezelerin zarar vermelerini önlüyorlardı. Peygamber (sav), Sa’d bin Ebi Vakkas hazretlerini seriye kumandanı olarak Rabiğ denilen yere gönderdi. Müşrikler seriyyeye hucum etti. Sad müşriklere karşı oklarını kullandı. Onları püskürttü. Sa’d, Allah yolunda ilk oku atan sahabe oldu. Sa’d çok iyi ok kullanırdı. Uhud savaşında da attığı her ok bir düşmanı saf dışı ediyordu. Allahın Rasûlü oku Sad’e veriyor, “Anam babam sana kurban olsun ey Sa’d at” buyuruyordu. Buhari Tecrîd-i Sarîh de 1582 nolu hadis de Sa’d bin Ebi Vakkas şöyle diyor: Uhud günü Rasûlullah (sav) ok kabındaki oklarını çıkarıp bana verirdi de: “Ey Sa’d! Babam anam sana kurban olsun, at!” derdi. Hazreti Ali de konu ile ilgili
şunları söyler: “Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hiçbir kişiye feda etmek üzere babasını, anasını birleştirdiğini işitmedim, yalnız Sa’d İbn-i Malik (Ebi Vakkas) müstesna. Çünkü ben muhak kak surette Rasûlullah’ın Uhud günü: “Ey Sa’d! Babam anam sana feda olsun at!” buyurduğunu işittim demiştir.
Sa’d bin Ebi Vakkas Bir Fakihti
Fakih, dinin hükümlerini, hedeflerini, hükümlerin inceliklerini, fayda ve hikmetlerini, hükümlerin dayandığı temelleri derin bir anlayış ve kavrayışla bilen Müslüman’a denir. Fıkıh ise, kişinin dini yönden faydasına ve zararına olan şeyleri bilmesine denir. Mesela namaz kılmak, doğru söylemek kişinin faydasına, içki içmek ve yalan söylemek ise kişinin zararınadır. Namazın faydasını, içkinin zararını bilmeyen adam fıkıhtan nasibi olmayan adamdır. Fakihler, Ümmet-i Muhammed’e Müslümanca yaşamada yol gösterir. İslâm yolunda doğru yürümesini sağlar. İslâm fakihlerinin öncüleri ilk Müslümanlardır. Onlar Peygamberimiz (sav)’in terbiyesinde yetişmişler, her alanda Müslümanların nasıl yaşayacaklarını, yaşayarak göstermişler ve öğretmişlerdir. Onlar ümmetin en hayırlılarıdır. Peygamberimiz (sav): “Allah kimin için hayır dilerse, onu dinde fıkıh sahibi (dinî
hükümlerin inceliğini kavrayan) kılar” buyurmuştur.
İlk Müslümanlar fakih kimselerdi. Bu fakih kimselerden biri de Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleridir. Sa’d bin Ebi Vakkas, mescidde namaz kılarsa rukû ve secdeyi kısa tutar, evinde kılarsa rukû ve secdeyi uzatırdı. Niçin böyle yapıyorsun diyenlere “Biz imamız, bize uyulur” cevabını verirdi. Çünkü Peygamberimiz: “Ey insanlar içinizden bazı kimselerde cemaati tenfir (nefret ettirme) hasleti vardır. Hanginiz namaz kıldıracak olursa hafif tutsun. Çünkü cemaatin içinde zaif olanı var, yaşlı olanı, iç güç sahibi olanı var” buyurdu.
Hutbe Okunurken Konuşmak Haramdır
Sa’d bin Ebi Vakkas, bir cuma günü birine “Senin namaz sevabın yoktur” dedi. Adam, Allah’ın Rasûlün’e “Sa’d bana namazının sevabı yok” dedi diye şikâyette bulundu. Peygamberimiz (sav), “Sa’d’e” niçin böyle söyledin?” diye sual buyurunca “Çünkü hutbe okunurken o konuşuyordu” cevabını verdi. Peygamberimiz (sav) “Sa’d doğru söylemiş” buyurdu Merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocamız; “Hatip minbere çıkınca cemaatin konuşmayıp susması, selam verip almaması, namaz kılmaması icap eder. Hatta Rasulü Ekrem Efendimiz’in (sav) mübarek isimleri zikredilince cemaatin salât-ü selamda bulunmaksızın yalnız dinlemekle yetinmesi gereklidir”der.
Eski Diyanet İşleri Başkanı merhum Ahmed Hamdi Akseki de şunları yazar: “Hutbe okunurken cemaat başka bir şey ile meşgul olmayıp yalnız hutbeyi dinleyecektir. Bu sırada söz söylemek veya söyleyene sus demek veya namaz kılmak Tahrîmen mekruhtur. Hutbede hazır bulunanların iki tarafa bakmaları da mekruhtur.” Yusuf Kerîmoğlu hocamız da şunları yazar: “Cuma imamı hutbe için minbere çıktığı zaman insanlar namaz kılmayı ve konuşmayı terk ederler. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rha) bu hususta Rasûl-i Ekrem (sav)’in “İmam hutbeye çıktığı zaman ne namaz kılmak vardır, ne de konuşmak” hadis-i şerifini esas almıştır. Muhakkak ki namaz kılmak ve konuşmak “hutbe’yi” dinlemeye mani olur.” Hutbe okunurken konuşan insana, Sa’d bin Ebi Vakkas’ın; “Senin namaz sevabın yok” demesini, Peygamberimiz (sav)’in “Sa’d doğru söylemiş” buyurarak tasdik etmesi, hutbe okunurken ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir.”
Baba ve Kardeşleri
Sa’d bin Vakkas’ın babası Müslüman oldu. Bedir’de ve diğer gazalarda bulundu Veda Haccı esnasında vefat etti Sa’d bin Ebi Vakkas, babasının ölüm haberini hasta iken aldı. Kardeşlerinden Umeyr Bedir’de, Âmir de Yermuk savaşında şehit oldu. Kardeşi Utbe ise, Uhut’ta müşriklerin safında yer aldı, Peygamber (sav)in dişinin kırılmasına sebep oldu. Annesi Hamne gibi müşrik olarak öldü. Sa’d, kardeşi Utbe’nin Uhud savaşında Peygamberimiz (sav)’in dişinin kırılmasına sebep olmasına çok kızmıştı.: “Utbe! Eğer elime düşersen, vallâhi kanını su gibi akıtırım” diye bağırdı.
Rivâyet Ettiği Dua
Sa’d bin Ebi Vakkas, ilk yedi Müslümandan biri idi. Hz Ali hariç ilk Müslümanların en genci idi. Öğrenme ve öğrendiklerini hıfzetme çağında idi. Peygamberimiz (sav)’in yanında bulunmayı çok sever ve onun sohbetlerine devam ederdi. Onun terbiyesi ile yetişti. Peygamberimiz (sav) den 271 hadis rivâyet etti. Oğlu Mus’ab, babası Sa’d bin Ebi Vakkas’dan şu hadisi şerifi rivâyet eder: Bir bedevî peygamber (sav)’e geldi: “Bana okuyabileceğim bir dua öğret” dedi.
Peygamberimiz (sav): “Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike leh. Allahu ekber kebiren velhamdü lillâhi kesiren ve sübhanellâhü Rabbil’âlemîn. Velâ havle velâ kuvvete illâ billahil azizil hakîm, diye dua et” buyurdu. Türkçesi şöyledir: Bir Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. O’nun ortağı yoktur. Allah en büyüktür. Onu büyük olarak çok anarım. Allah’a çok hamdolsun. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı
tenzih ederim. Güç ve kuvvet ancak aziz, hâkim olan Allah’ mahsustur. Adam: Bunlar Rabbim için edeceğim dualar, kendim için ne dua edeyim? dedi. Bu defa Peygamberimiz (sav): Allahümme iğfirlî, verhamnî, vehdinî, verzuknî. Türkçesi şöyledir: Allah’ım beni affet. Bana merhamet et. Bana doğru yolu göster. Bana rızık ver diye dua et buyurdu.
Çok Yaşayacaksın
Veda Haccı esnasında Sa’d bin Ebi Vakkas ağır hasta idi. Hastalığı ölümcüldü. Babası da bu esnada ölmüştü. Allah’ın Rasûlü ziyaretine geldi. Sa’d, Allah’ın Rasûlüne şöyle dedi: Ya Rasûlallah! Siz Ashab
ile Medine’ye gideceksiniz de ben buralarda ölüp kalacak mıyım?” Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu: “Hayır! Yaşayacaksın. Hem de çok yaşayacaksın da senin hayatından bazı kavimler faydalanacak, bazıları da zarar görecektir” buyurdu. Sa’d bin Ebi Vakkas, ümitsiz bir hastalıktan iyileşip kalktı, 45 sene daha yaşadı. Peygamberimiz (sav) sözü mucize olarak tahakkuk etti. İbn-i Battal demiştir ki: Sa’d Irak emirliğine tayın edildiği zaman bir takım kabilelerin irtidat ettiklerini görmüş, bunların tevbe edip İslâm’a dönmelerini istemişti. Bunlardan bir kısmı tevbe edip İslâm’a döndüler, kurtuldular. Bir kısmı da irtidatta ısrar ettiler, Sa’d tarafından cezalandırıldılar, zarar gördüler.
Bu konuda da Peygamberimiz (sav)’in sözleri tahakkuk etti.