Pakistan
Nasıl Bu Hale Geldi?

Hakses; Ocak, 1972

SIRLAR boyunca insanlığın boynunda boza pişiren İngilizler, 1947’de Hint Yarımadası’nı
terk etmek mecburiyetinde kaldıkları zaman, arkalarında halledilmesi müşkül ihtilaflar, karışıklıklar bırakarak ayrıldılar. Hint yarımadasının Müslümanları Hintlilerin tasallutundan
kurtulmak için; merhum Muhammed Ali Cinnah’ın liderliğinde Pak devleti, Pakistan’ı kurdular. Bu büyük İslâm devleti İslâm’a bağlı olarak vücut buldu. Kuruluş zahmetli ve kanlı oldu. Hintliler milyonlarca Müslüman’ı hunharca öldürdüler. Fakat Pakistan’ın kurulmasını önleyemediler.

Pakistan devleti kuruldu ve varlığını dünyaya kabul ettirdi. Ama Hintliler bunu asla hazmedemediler. Pakistan’ın birbirinden binlerce kilometre uzak iki parça oluşu, Doğuda Bengal
dilinin, Batıda Urducanın dil olarak konuşulması, iki kısmın arasında geniş Hindistan topraklarının bulunması Hintliler için mühim imkân ve fırsatlar verdi…

Doğu Pakistan’da nüfusun %30’u nispetinde inekperest Hintliler yaşaması Hint liderlerini sevindiriyordu. Hindistan, Pakistan’ı parçalamak için sinsice çalıştı. Açık saldırılarda bulundu. Pakistan vatandaşı bulunan Hint topluluğunu alet olarak kullandı. Keşmir’i işgal etti. Eyup Han zamanında Pakistan’a savaş açtı. Fakat emeline kavuşamadı. Savaştan sonra düşmanca
çalışmalarına devam etti. Rusya’ya arkasını dayayıp geniş silâh yardımı alınca gizli ve açık saldırı ve yıkma faaliyetlerini daha da artırdı. Pakistan hadiseleri nasıl gelişti? Bunu Muhterem
Muhammed Abdu Tevvab Sadi’den dinleyelim. Sayın Sadi ile Ankara Maltepe camiinde tanıştık. Birleşmiş milletler’de Pakistan heyetine mensup bir diplomat. Doğu Pakistanlı. Evi Dakka’dadır. Kukla Bangladeş Devleti reisi Nazru’l-İslâm sınıf arkadaşı imiş.
Sayın Sadi, camide Pakistan için dua istedi. Cemaatle tanıştı. Gösterilen ilgiden gözleri yaşardı. Öğle yemeğine davet ettik,
kabul ettiler. Çok güzel İngilizce konuşuyordu. Yemek boyunca Pakistan meselelerini konuştuk. Sayın Yener Arıcıoğlu’nun konuşmaları tercümesi dışında Müslümanların müşterek dili
olan Arapça ile anlaştık. Karşılıklı âyet-i kerimeler, hadis-i şerifler okuduk. Doğu Pakistan’ın eski siyasi liderlerinden olan Sayın Abdut Tevvab Sadi’nin anlattıkları şöyledir:
1970 yılı seçimleri kanun dâhilinde dürüst olarak yapıldı.
Seçim yasaklarının üç maddesi vardı. Bunlar:
1- Pakistan, doğusu ile batısı ile bir bütündür.
2- Pakistan, hükümran ve hür bir devlettir.
3- İslâm korunacaktır. İslâm hükümlerine aykırı faaliyet yapılamaz.
Şeyh Mucibur Rahman dâhil liderlerin hiçbirisi bu üç konuda aykırı faaliyet yapılamayacağını, kanun çıkarılamayacağını ilan ettiler. Avami birliğinin 6. maddelik programının Pakistan
yararına olduğunu ilan ettiler. Fakat seçimler esnasında Avami Birliği Partisi husumet meydana getirdi. Husumetin Hintli ajanlar vasıtası ile Avami Birliği Partisine sızdırıldığı daha sonra anlaşıldı. Avami Birliğinin aldığı oyların %30’u Hintli azınlıklara aittir. Seçimleri Avami Birliği kazandı.
Bu arada Hindistan, Keşmir’den Batı Pakistan’a kaçırılan uçağı bahane ederek düşmanlığını artırdı. Hint radyo ve basını sistemli bir şekilde aleyhte neşriyata başladı. Hindistan tarafından kurulan gizli radyolar, Doğu Pakistanlıları devamlı isyana çağırıyor, asılsız isyan hareketlerini yayıyordu. Hindistan iki Pakistan arasındaki ulaşımı engelledi. Bu sebeple Mucibur
Rahman Batı Pakistan’ı ziyaret edemedi.

3 Mart 1971’de Kurucu Meclis toplanacaktı. Zülfikar Ali Bottu anayasa esaslarında daha önce anlaşma sağlanamazsa Meclise katılmayacağını açıkladı. Hindistan da devamlı yıkıcı çalışmaları tahrik ediyordu. Hindistan’ın Pakistan’ı yıkma planına Agortolo denir. Hint kuvvetleri eğitilmiş ajanları ile Pakistan’ı yıkmak için faaliyete geçti. 1 Martta karışıklıklar meydana geldi. 1-25 Mart arasında Doğu Pakistan’da kanunlar ortadan kalktı. Karışıklık, yıkma, yağma, kundakçılık, toplu öldürmeler ülkeye hâkim oldu. 26 Mart gecesi Pakistan ordusu müdahale edince Hindistan’ın tertibi akim kaldı. Hintli ajanlar geri çekilirken yıkma ve yağmaya devam ettiler.
Hindistan, çok büyük bir kısmı Hintli azınlık olan göçmenleri dünya çapında istismar ederken 150 binden fazla göçmeni eğitti. Gizlice Doğu Pakistan’a soktu. Ayrıca Hindistan silâhlı kuvvetler mensuplarını da sivil giydirerek Pakistan’a saldı. Bunlardan bir kısmı silâhları ile yakalandı. Yabancı diplomatlara gösterildi. Doğu Pakistan’da bugün en korkunç vahşeti yapan, ırz ve namusa tasallut eden “Mukti Bahini” denilen gerillalar, Hintli azınlık ve sivil giyinmiş Hintli askerlerden meydan gelmiş caniler güruhudur.

Hindistan kundakçılıkla ve Mukti Bahini gerillaları ile Pakistan’ı parçalamayacağını anlayınca Rusya’nın da yardımı ile topyekün saldırıya geçti. Yedi cepheden Pakistan’a hücum etti. Saldırı sırasında Rusya sadece silâh ve cephane yardımı yapmakla kalmamış, fakat aynı zamanda Hint uçakları da Rus Pilotları tarafından yönetilmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 105 ülkenin iştiraki ile saldırının derhal durdurulması ve işgal edilen topraklardan geri
çekilmesi ve ateşin kesilmesine karar vermiş, fakat Hindistan,
Birleşmiş Milletler kararını hiçe saymıştır. Rusya ise Güvenlik Kurulu’ndaki vetoları ile siyasî alanda da Hindistan’ı desteklemiştir. Pakistan Dakka şehrinin tahribini istemediği için, şehir
Hint birlikleri tarafından işgal edildi.
Hindistan’ın emeli, Pakistan’ı parçalamak, Doğu Pakistan’ı ekonomik yönden Hindistan’a bağlamaktır. Sayın Sadi, sorduğumuz bir soruya; Hint işgali yüzünden Mucibur Rahman halkın
üzerindeki tesirini kaybetmiştir., cevabını verdi. Sayın Sadi’nin anlattıklarına göre, Batı Pakistan’da Sing bölgesi Hindistan’ın işgali altında, Keşmir cephesinde de bir kısım bölgeler Pakistan kuvvetlerinin elindedir. Sayın Sadi’nin anlattıkları özetle böyledir. Dün olduğu gibi bugün de milletlerarası emperyalizm, Siyonizm ve komünizm İslâm dünyasının en büyük düşmanlarıdır.
İslâm dünyasının bu düşmanlarla savaşabilmesi için önce kend bünyesindeki egoizmayı, ırkçılığı, bölgeciliği, İslâm’a zıt yaşayışı terk etmesi lazımdır. Ayrıca imân, kültür, iktisat ve askerlik
konusunda çok kuvvetli olmaları gerekir. İslâm dünyası bugün bunlardan mahrumdur. Ayrıca nefsî hastalıklara da müpteladır. Pakistan’ın bu hale gelmesinin başlıca sebeplerinden biri
de nefsi hastalıklardır.

Âkifimiz ne güzel söylemiş:
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez,
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.



Çöküntünün Sebepleri

AHakses; Ağustos 1972

ALLAH, insanı üstün vasıflara sahip ve diğer yaratıklara hâkim olarak yaratmıştır.(2) Ancak
insanoğlu, vasıf ve kabiliyetlerini tek başına geliştirecek, uygulayacak ve hâkimiyetini kuracak güce sahip değildir. İnsanoğlu hemcinsleri ile birlikte yaşamaya mecburdur. En küçüğü aile
olan çeşitli toplulukların ve sosyal kurumların meydana gelmesi ile birlikte yaşama ve iş bölümü yapmakla, kabiliyetlerini kullanma ve geliştirmekle diğer yaratıklar üzerine hâkimiyetini
tesis edebilir.(3)
Allah, cemiyetin aileden devlete kadar kurmuş olduğu müesseselerin en düzenli, en verimli bir şekilde işleyebilmesi için uyabileceğimiz bütün esas ve kuralları, Peygamberimiz Hz.Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem vasıtası ile bize bildirmiştir. Dinimizin esas ve kuralları dünya-ahiret dediğimiz hayatımızın her iki safhasında kendimize, aile fertlerimize, cemiyetin fert ve müesseselerine karşı nasıl davranacağımızı açıklamış; “Yapınız” emirleri ile huzurun, ahengin, fert ve toplum olarak ileriye gitmenin, refah ve saadete kavuşmanın vasıta ve imkânlarını bahşetmiş, “Yapmayınız” emri ile de huzursuzluğu, geri kalmışlığı, insanlığımızın kaybolmasını önlemiştir.

Allah’ın yapınız emrine uymak, yapmayınız yasağından sakınmak her mü’minin aslî görevidir. Aksini yapan ferdî ve sosyal huzurunu, güvenini kaybetmekle kalmaz; mü’min oluşu da
tehlikeye girer.
Allah’ın emirlerini hayatında tatbik etmeyen, yasaklarını işlemekten çekinmeyen bir insanın imânını kaybetme tehlikesi pek kuvvetlidir. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem
şöyle buyurur: “Mü’min, Mü’min olarak zina etmez. Mü’min,Mü’min olarak içki içmez. Mü’min, Mü’min olarak hırsızlık yapmaz. Mü’min, Mü’min olarak soygunculuk yapmaz.
Sizden biriniz Mü’min olarak aldatmaz. Dikkat edin, dikkat edin.”

İbn-i Abbas (ra) den rivâyet de “Mü’min, Mü’min olarak öldürmez” rivayeti de vardır.(4)Zina, içki, hırsızlık, soygunculuk, hileve adam öldürme toplumda ve devlette huzur, güven, sevgi,
saygı bırakmayan kötülükler ve suçlardır. Bu kötülükler insanları, insanlıktan, toplumu ve devleti de, toplum ve devlet olmaktan uzaklaştıran ve dağılmalarına sebep olan şeyledir.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Mü’min, Mü’min olarak bu kötülükleri yapamayacağını bildiriyor. Mü’minim dediği halde bu kötü fiilleri işleyenlerin durumunu, başka bir hadis-i şerifinde şöyle açıklıyor: “Bir kul zina yaptığı halde imân ondan çıkar, gölge gibi başında olur. O kul bunu (kötü fiili) yaptıktan sonra döner.”(5)
Haramlığını inkâr etmedikçe büyük günah işleyen Ehl-i Sünnete göre dinden çıkmaz(6) ise de Bu kötü fiillerin imân yönünden ne kadar tehlikeli olduğunu her iki hadis bize haber veriyor. Gerçekten zina ve fuhuş ahlâksızlığın en büyüğü, en çirkini ve en zararlı olanıdır. Zina; şeref ve haysiyeti, namus ve iffeti yok eder. Sağlık, ahlâk ve sosyal yönden fertleri ve cemiyetleri uçuruma sürükler. Milletlerin ve medeniyetlerin yıkılma sebeplerinden biri de zina ve fuhuştur.

Merhum Seyyid Kutub şöyledir: “Eski medeniyetlerin çökmesinde cinsi alâkaların başıboşluğu birinci derecede rol oynamıştır. Yunan, Roma ve Pers medeniyetleri bu yüzden yıkılmışlardır. Aynı boşluk bugün batı medeniyetini de yıkmaküzeredir.”(7)

Merhum Seyyid Kutub; batı medeniyeti milletlerinden İsveç’e ait istatistik bilgiler de vermektedir: İsveç’te sosyalizm 1870’de sanayi inkılâbı ile başlar. O zaman evli olmayan annelerin sayısı %7 idi. Bu nispet 1920’de %16 ya yükseldi. Bundan sonrasının istatistiklerini bulmak mümkün olmadı. Erkekler 18, kızlar 15 yaşlarında cinsi alâkalar kurmaya başlıyorlar. 21 yaşındaki
gençlerin %95’i bu alâkayı kurmuş oluyorlar. Cinsi alâkaların % 7 sini nişanlılar, %35’i sevgililer, %58’i arkadaşlıkları geçici olan kız ve erkek arkadaşlar teşkil etmektedir.

Yirmi yaşından aşağı olan kadınların cinsi alâkaları sonucu, meydana gelen nesebi tespit etmek istersek bu nesebin %3ünün evli olan kadınlara, % 23 nişanlı kadınlara, % 60’ının geçici arkadaş edinen kadınlara ait olduğunu görürüz. (8)
Zina ve fuhuş toplumu tehdit etmektedir. Maalesef neslimiz, zina ve fuhşa karşı koyacak sağlam dinî ve ahlâkî terbiyen mahrum bırakılmıştır. Müstehcen yayın alabildiğine yaygındır. Fuhşa hazırlayıcı şartlar genişlemektedir. Kanunî tedbirler yetersizdir. Toplumun bazı muhit ve çevrelerinde iffetin ve bekâretin lüzumsuzluğunun münakaşaları yapılmaktadır. Zina ve fuhşun sağlık, ahlâk, hukuk, sosyal yönden zararları ve yıkıcılığı sın derece fazladır.

Allah’ın kesin emri şöyledir: “Zina’ya yaklaşmayın. Çünkü o pek çirkindir. Ve kötü bir yodur.”(9)

Toplumumuza musallat olan, aile sofralarına kadar giren maalesef radyonun, televizyonun, yayın organlarının el ve duvar ilanlarının her gün reklam yapa yapa neslimizin beynine isimlerini yerleştirdiği göz ve kulakları dolduran afetlerden biri de içkidir. Hadis-i Şerifte: “Mü’min, mü’min olarak içki içemez” buyrulduğu halde, sel gibi cemiyetimizi kaplayan içkinin, telafisi mümkün olmayan zararları, her gün biraz daha artmaktadır. İçki necistir, murdardır.(10) İçki ile bir Müslümanın alâkası yoktur. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem ‘in
bir hadis-i şerifi de şöyledir: “İçki içmeyin. Zira içki, her şerrin anahtarıdır. Bir kimse içki içer ve sarhoş olursa 40 gün süreyle kılacağı namaz kabul olmaz.”(11)

İçkinin sindirim, sinir, dolaşım, solunum, karaciğer, böbrek, tenasül guddeleri, nesil ve süt ifraz eden guddeler üzerinde çok zararlı tesirleri vardır.(12) Son yıllarda biranın içki olup olmadığı
konusunda lüzumsuz münakaşalar yapılmaktadır. Bira içkidir. Bira üzerinde münakaşa etmek imân yönünden tehlikelidir.

9.9.1956 tarihinde İstanbul’da yapılan dünya Anti alkolizm kongresinde teşkilat başkanı Tapio Voianmao: Birada alkol vardır. Biz alkollü her mayii içki sayarız”(13) demiştir. Kaldı ki
Müslüman’ın, bira’nın içki olup olmadığı konusunda yabancıların şehâdetine ihtiyaç yoktur. “Bira ne kadar içersen sarhoş etmez” iddiasında bulunanlara bir müşahedemi nakletmek isterim. Temmuz ayı içerisinde basın davamı takip için Ankara adliyesine gitmiştim. Koridorda bir tanıdıkla karşılaştım. Oğlunun davası varmış. Duruşmayı takip ettim. Bir düğünde iki şişe bira içmiş, farkında olmadan bıçağı çekince vatandaşın birini yaralamış ve 4 aydır hapiste yatıyormuş, bıçağı nasıl çektiğini bilmiyormuş.

Yabancı sermaye, özel sektör, devlet sektörü içki üretiminde yarışa girince, merasimlerde sağlığa zararlı kadehler kaldırılarak sağlık temennisine devam edilince bu belâ selinin önünde daha ne kadar tahammül edilebilir? İçki içme müptelası o kadar yayılmıştır ki, bugün birçok il ve ilçelerimizde içkisiz mesire yerleri, içkisiz lokantalar bulamıyoruz. Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurur: “İçki içen, puta tapan gibidir.”(14)
Hadis-i Şerifin açıklamasında Ebu’l-Hasan Muhammed bin Abdulhâdî şöyle diyor: Âyetde Allah içki ve puta tapmayı bir arada zikretti. Namazın kabulüne engel olmaları bakımından da her ikisi ayıdır. Kâfir namaz kılsa onun namazı kabul olunmaz.(15)

Hırsızlık, soygunculuk, zina, adam öldürme, içki, aldatma sosyal ve ticarî hayatta cemiyeti çökerten temel sebeplerdendir. Haksızlığın yayılmasına, mazlumların artmasına ve fitneye sebep olur. Fitnenin önlenmesi için insan yaptığı işi, dinin koymuş olduğu ölçüler içerisinde meşru yoldan yapmalıdır. Böyle yapıldığı zaman haksızlık, zulüm, adam öldürme, rüşvet, haram kazanç, kul hakkına tecavüz ortadan kalkar.
Ticarette doğruluk, idarede düzen, toplumda güven olur. Aksi hal, toplumun fesadına, insanın Müslüman hasletlerden uzaklaşmasına sebep olur. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem:
“Aldatan bizden değildir”(16) buyurur.

Hilenin mevcut olduğu ticarî, siyasî ve sosyal müesseselerin payidar olması mümkün müdür? Tarih mümkün olmadığına canlı delillerle şahittir. Bugün toplumumuzun her müessesinde
hileyi hüner haline getirenlere ne demeli? Toplumda huzursuzlukları doğuran bu anlayış içinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: “İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, kişi helâlından mı aldı, haramından mı hiç beis görmeyecektir.”(17)Helal kazanç, hakkına razı olma, toplumun emniyet subaplarındandır. Ahiret hayatının da ana sermayesidir.


Netice
Şüphesiz toplumun düzeni ve toplum yapısı vaaz ve öğütle düzenlenemez. Bunda kuvvet ve müeyyideye dayanarak, toplumu bozup tahrip etmek isteyenleri bertaraf eden, toplumun
selâmeti için didinen ve onu amaca uygun kalıba sokabilen idarî anlayışa ve muktedir idarecilere ihtiyaç vardır.(18)

————————————————-
(2) İsrâ: 17/70, Tin 95/4, Bakara 2/30
(3) Hucurât 49/13
(4) Hüseyin bin Mes’ûd el-Beğavî ve Mesâbîhu’s-Sünne 1/6, 1294, Mısır
(5) Aynı Eser
(6) Merahu’l-Me’âlî Fî Şerhi’l-Emâlî, Sh: 160
(7) Seyyid Kutub, Fî Zılâl-il Kur’ân 3/172, Hikmet Yayınevi, İst.
(8) Aynı Eser, Sh: 180
(9) İsrâ 17/32
(10) Mâide 5/90-91
(11) Sünen-i İbn-i Mâce, 2/14, 170-171
(12) Ömer Kılıç, Tıp ve İslâm Gözü ile Alkol, 57-56, 1965, İzmir
(13) Aynı Eser Sh: 79
(14) Sünen-i İbn-i Mâce, 2/171, Mısır
(15) Aynı Eser
(16) et-Terğîb ve’t-Terhîb 2/14, 1326, Mısır
(17) Sünen-i Nesâi, 2/212, Mısır
(18) Prof. Dr. Abdulkerim Zeydan, İslâm Hukukunda Ferd ve Devlet, Kalem Yayınları, 1969,

Scroll to Top