Binngöl Gazetesi; 10 Temmuz 1981
HZ.Hatice ve Ebû Talib’in ölümlerindensonra Mekke müşrikleri Müslümanlar karşı tutumlarına daha da sertleştirdiler. Mekke, Müslümanlar için yaşanılmaz ve dayanılmaz bir hale geldi. Bunun üzerine peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem Müslümanların başka yerlere gitmelerine müsaade etti. Böylece İslâm Tarihinde hicret başladı. Hicret genellikle geceleyin ve gizlice oluyordu. Müşrikler hicret edenleri yakaladıkları gibi işkencelere tabi tutuyorlardı. Bir kısım Müslümanlar evlerini ve mallarını müşriklere vermek mecburiyetinde kalarak hicret ediyorlardı.
İlk hicret Habeşistan’a oldu. 110 erkek 16 kadın muhacir Habeşistan’a ulaştı. Habeşistan hükümdarı Necaş îMüslümanlara iyi muamele etti. Mekke müşrikleri Habeşistan’a hicret edenlerin rahat olduklarını duyunca elçiler göndererek bunları geri istedi. Elçiler hükümdar Necâşi’nin huzuruna çıkarak Müslümanları geri isteme sebebi olarak şunları söylediler:
“İçimizden biri Peygamberlik iddiasında bulundu. İçimizden bir kısım kısa görüşlüler de ona uydular.
Bunları cezalandırmaya çalıştık. Bunların bir kısmı buraya gelmişler. Bizden ve babalarının dininden yüz çevirdiler. Sizin dininize de girmemişler. Onların bize teslimini istiyoruz.”
Hükümdarın etrafında olanlar da Müslümanların müşriklere teslimini istediler. Çünkü elçiler onları görmüşler, rüşvet vermişlerdi.
Hükümdar Müslümanları dinlemeden onları size teslim etmem dedi. Müslümanları çağırdı. Geldiler, eğilmeden hükümdarın huzuruna girdiler. Hükümdar niçin huzurumda eğilmediniz? dedi. Müslümanlar, “Biz ancak Allah’ın huzurunda eğiliriz” dediler. Hükümdar müşriklerin elçilerinin isteklerini söyledi. Ne dersiniz? dedi.
Müslümanlar adına Cafer İbn-i Ebû Talip (ra) söz aldı ve şu konuşmayı yaptı: “Ey hükümdar! Biz cahiliye âdeti üzerine yaşayan bir kavimdik. Putlara tapardık. Laşe yerdik., fuhuş yapardık, akrabalara küserdik. Komşuluk hakkına riâyet etmezdik. Zayıf kuvvetlinin esiri idi. Biz bu halde iken Allah içimizden birini peygamber gönderdi. Nesebi ve asaleti sadakat ve emaneti,
şeref ve namuskârlığı hepimizce malumdur. O, bizi bir Allah’a ibâdete davet ediyor, atalarımızın tapına geldikleri putları, ağaç ve taş parçalarını terk etmemizi söylüyor. Bize doğru söylemeyi, emanete ve akrabalık bağlarına riâyet etmeği, komşularla güzel güzel geçinmeyi, haramdan, kan dökmekten sakınmayı bildiriyor. Fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten, namuslu kadınlara iftira etmekten dil tecavüzünden men ediyor.
Allah’a ibâdet edip O’na hiçbir surette şirk koşmamayı emrediyor. Namaza, sadaka ve iyilik yapmaya davet ediyor. Biz de O’na inandık. Getirdiği dine tabi olduk. Allah tarafından getirdiklerini tasdik ettik. Onun haram dediğini haram bildik. Helal dediğini helal tanıdık.
Bundan dolayı kavmimiz bize düşman kesildi. Bize türlü türlü işkenceler yaptılar. Bizi dinimizden çevirip yine putlara tapmaya zorladılar. Bize zulmettiler. Baskı ve şiddetlerini artırdılar. Bizimle dinimiz arasına giriyorlar. Allah ile kullarını ayırmak istiyorlar. Bunun için onlardan kaçarak sizin memleketinize sığındık. Size karşı itimadımız vardır. Sizi başkalarına tercih ettik. Zulme uğramayacağımızı ve haksızlık görmeyeceğimizi umduk.” Cafer İbn-i Ebû Talip (ra)’in bu konuşmasını dinlerken Necâşi’nin gözlerinden yaş akıyordu.
Necâşi, Müslümanları müşriklere teslim etmedi. Necâşi Hıristiyan’dı. Sonra Müslüman oldu. Müslüman olan ilk hükümdar unvanını aldı. Necâşi ölünce Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem gıyabında cenaze namazı kıldı.
Muhterem okuyucu!
Cafer İbn-i Ebû Talip (ra)’ın konuşmasını dikkatlice yeniden oku. Yaratılış gayesini unutmuş putçuluk batağına düşmüş insanların ne hale geldiklerini gör. Allah’a inanan Peygamberimiz
Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’e bağlanan insanların kurtulduklarını, insanlıklarını yeniden bulduklarını, üstün ahlâk ve fazilete erdiklerini anla. Müslüman olmanın kıymetini bil ve bu kıymeti korumak için Allah yolunda çalış.. Çünkü faziletli hayat ve kurtuluş sadece İslâmdadır. Allah katında din İslâm’dır. (Âl-i İmrân: 3/19)
Gerçek Önderler Peygamberlerdir
Bingöl Gazetesi; 14 Temmuz 1981
YARATILAN insana yaratıcının emir ve yasaklarını peygamberler bildirir. Peygamberler
bu iş için yaratıcı tarafından vazifelendirilmişlerdir. İnsan, niçin yaratıldığını, vazifesinin ne olduğunu peygamberlerden öğrenir. Peygamber sesini dinlemeyen insan gafildir, şaşkındır. Peygamber buyruğunu kabul etmeyen insan da zındıktır, kâfirdir. İnsan ancak Peygamberin açmış olduğu yoldan giderse olgunlaşır, insan olmanın hazzını duyar. İnsan, yaratılış gayesi ve hidâyet açısından Peygambere mutlak muhtaçtır.
Hiçbir insan; vahy ışığı, Peygamber irşadı olmadan hak yolda yürüyemez, kurtuluşa eremez, hatta hak yolun ne olduğunu da bilemez. Bu gün insanlar arasında temiz bir vicdan varsa,
adâlet, şefkat ve merhamet duygusu varsa, yoksulu, çaresizi, himaye düşüncesi varsa, saf bir kalp, hakka çağıran bir seda varsa Peygamberler sayesinde vardır. Peygamberler kalplere hitap eder, aşk ile kalplere hâkim olur. öKalpten şirki, küfrü, şerri söküp atar. Oraya imânı, hayrı yerleştirir. Bunun için imânın mahalli kalptir. Kalben inanmayan mü’min değildir. İlmin kaynağı da peygamberlerdir. Medeniyetin kurucuları da onlardır. İlk binayı yapan ilk elbiseyi diken ilk gemiyi inşa eden demire ilk suyu verip şekillendiren, insanın muhtaç olduklarını onlara öğreten peygamberlerdir.
Renk, dil, ülke farkı yapmadan, fakirlik zenginlik ayrımında bulunmadan insanların bir tarağın dişleri gibi eşit olduğunu, üstünlüğün ancak imân ve takvada bulunduğunu ilan eden
peygamberlerdir. Peygamber olmasaydı ne olurdu? Düşüncesi bile korkunç bir şey! İnsan yiyip içen ve dolaşan bir varlık olurdu. Ne fazilet görülürdü ne de insanlık bulunurdu.
Peygamberler insandır; ama vahye dayanırlar. Allah emrine göre konuşurlar ve yaşarlar. Örnek onlardır. Gerçek önderler onlardır. Öyle ise ey okuyucu! Âlemlere rahmet için gönderilmiş Muhammed Aleyhisselâmın yoluna baş koy. O halde yaşa. Ve kurtul.
İyi İnsan
Hakses, Mayıs 1983
İslâm’ın Hedefi
ISLÂM’ın hedefi insanın sonsuz saadetidir. İlâhî emirler ve yasaklar insanın saadetini
sağlamak için gelmiştir. İnsanın yaratılışta sahip olduğu kabiliyetleri vardır. Bu kabiliyetler insanda sanki bir define gibi saklıdır. Bu kabiliyetlerin çıkarılması, geliştirilmesi ve kullanması lazımdır. İslâm, bu kabiliyetlerin geliştirilmesini ve iyiye kullanmasını ister. Kabiliyetleri muattal bırakmak ne kadar veballi bir iş ise, kötüye kullanılması ondan daha fazla günahı ve
sorumluluğu mucip bir iş olduğunu açıklar.
İyi ve Kötünün Tanımı
İyi veya kötü nedir? Bunun tespitini yapan, sınırlarını kesin çizgilerle ayıran ve bunlardan birini seçmeyi insanın serbest iradesine bırakan dindir.(19) Allah’ın emrettiği her şey iyidir. Yasak ettiği her şey de kötüdür. Binaenaleyh iyi ve kötü dince bilinir ve bildirilir. Maamafi Allah’a saygıyı terk etmek, kullara zulmetmek gibi bazı fillerin kötü oluşu akıl ile de bilinebilir.(20)
İyiye ulaşmak: Kur’ân-ı Kerîm’e göre kötüden korunmak için iyiye ulaşmak şarttır. Bu da ancak imânla birlikte sâlih amel gibi hallerin insanda bulunması ile mümkündür. Bunlar üzerinde ayrı ayrı kısaca duracağız. İmân: İmân esastır. İmân olmadan hiçbir şeyin Allah katında makbuliyeti yoktur. İmân, insana yaratılış sebebini ve gayesini bildirir. İmân, insana hayat kazandırır. İmân, insana her türlü güçlüğe karşı tahammül gücü verir. İmân, insanı ruhi hastalıklardan korur. İmân, insanı her türlü kötülüklerden uzaklaştırır. İmân, en yüksek terbiyevi değerlere hazindir. İmân insanı ebedi hüsrandan kurtarır.(21)
Sâlih amel: İmân esastır. Velâkin kemaliyle hayra kavuşmak için kâfi değildir. Bundan dolayı Kur’ân-ı Kerîm’de imân zikredilince, sâlih amel onu takip etmiştir. İyi insan olmak, fevz-u
necat’a ermek imânla birlikte sâlih amel sahip olmaya bağlıdır. Sâlih amel nedir? Bu sorunun cevabını merhum A. Hamdi Akseki şöyle veriyor: “Sâlih amelden maksat, bazılarının zannettikler gibi yalnız namaz ve niyaz değildir. Gerek ferdiyeti bakımından kendi nefsine, gerek bir uzvunu teşkil etmesi bakımından ailesine, yurduna, ulusuna ve –havas ve avam- bütün insanlara faydası dokunan ve hepsinin salahına hizmet eden iyi, yaraşıklı ve hayırlı işlerin hepside sâlih ameldir.”(22)
Sâlih amelin ehemmiyeti ve imânla ilgisi hakkında merhum Ö.Nasuhi Bilmen şöyle diyor: “Sâlih amel, imânın kalpteki nurunu artırır. Mü’minin ilâhi azaptan kurtulmasına, ilâhi nimetlere kavuşmasına sebep olur. Tembellik veya nefsi isteklere yenik düşerek sâlih amelleri terk ile günah işleyenler ilâhi azaba uğrarlar. Dini emirlerinden biri ile eğlenen veya dinen haram
olanlardan birini helal kabul eden imân dairesinden çıkar.(23)
İmânla ameli sâlihi işleyen, kabiliyetini imânın ışığında, ameli sâlihinin potasında şekillendiren, bu dünya hayatında insan olgunlaşıp güzel bir yaşayışa sahip olduğu gibi ebedi âlemde de
ilâhi mükâfata erer. Allah buyurur:“Kadın, erkek inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini de yaptıklarından dolayı daha güzeli ile ödeyeceğiz.”(24)
Âyette geçen (Hayaten tayyibeten) dünya yaşayışıdır.(25)
Güvenli, huzurlu, sükûnetli, hak rızasına uygun helal rızıkla geçen bir yaşayış demektir.(26)
Dünyada hak rızasına uygun güzel bir yaşayış içinde olmayanlar ebediyet âleminde nasıl bir hayatla karşılaşacaklardır? Bu meçhul değildir. Âyet bunu bildiriyor. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: “Dünyada iyilik işleyenler, ahirette iyiliğe kavuşanlardır. Dünyada kötülük yapanlar, ahirette kötü olanlardır.”(27)
İmân ve ameli sâlihle ilgili âyetlerden bir iki örnek verelim: “Onlar inandılar ve iyi işler yaptılar. Mutluluk onların güzel gelecek de onlarındır.”(28)
“İnanıp iyi işler yapanlar, halkın en hayırlılarıdır.” “Rableri katında onların mükâfatı, altlarından ırmaklar akan adn cennetleridir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Allah onlardan razıdır onlardan Allah’dan razıdır. Bu (mükâfat) Rabbinden korkan kimseye mahsustur.”(29)
Ameli sâlihi sahibi olanlara “Sâlihinin” denir. Türkçesi “İyiler” demektir. Peygamberler, sıddıklar ve şehitlerden sonra gelen dördüncü mertebedir. Bu mertebeye Allah emrine uygun iyi iş
yapanlar yükselir.(30)
Birr: Birr, iyilik, hayır, bağış, güzellik demektir.(31)
Birr, bütün hayırlara kapsamına alan bir tabirdir.(32)
İmân, medde-i din, birr gaye-i dindir.(33)
Birr ile ilgili âyeti kerimeler: “Yüzlerini doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik o kimsenin iyiliğidir. Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere inandı. Allah rızası için yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve boyunduruk altında bulunan (köle ve esirlere) mal verdi. Namazı kıldı. Zekâtı verdi. Andlaşma yaptıkları zaman andlaşmalarını yerine getirenler sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenler, işte doğru olanlar onlardır. (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır.”(34)
“… Evlere arkalarından girmek iyilik değildir. İyilik Allah’tan korkanın iyiliğidir.”(35)
“…İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın günah işlemek ve düşmanlıkta yardımlaşmayın…”(36)
İyilerin dünyada güzel bir yaşayışları olduğu gibi ahirette de yaşayışları güzeldir. “Birr” sahibi olanlara “Ebrar” denir.
Ebrarın ahiret hayatı ile ilgili Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor: “İyiler şüphesiz nimet içinde ve tahtlar üzerinde etrafı seyrederler. Onları yüzlerindeki parıltıdan tanırsın. Sonunda misk kokusu bırakan, mühürlenmiş saf bir içecekten içerler. İyi şeyler için yarışanlar bunun için yarışsınlar.”(37)
İhsan: İhsan, iyilik etmek, bağışta bulunmaktır.(38)
İhsan, bir işi güzel yapmak, layıkı veçhile yapmak. İşi ve ibâdeti Allah’ı görüyormuş gibi kendini Allah huzurunda bilerek her veçhile güzel yapmak.(39)
Peygamberimiz buyurur: “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü sen onu görmüyorsan da O, seni görüyor.”(40)
İhsan, ümidi kırılmış, gönülleri yaralı, hasta düşmüş zavallıların imdadına koşmak ve onların dertlerine merhem olmaya çalışmaktır.(41)
İhsanla ilgili âyeti kerimlerden bir kaçını zikredelim: “Allah’a ibâdet edin. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakınınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.”(42)
“Eğer Allah’ı peygamberini, ahiret gününü istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlanmıştır.”(43)
İhsan, iyilik yapmanın en yüce derecesidir. İhsan sahibi olmak bir insanda İslâm’ın kemal derecede bulunmasının alametidir. İhsan sahibi olanlara “Muhsinin” denir. “Allah ihsanda bulunanları sever.(44)
Asr-ı Saadet’den iki örnek: O mutlu Asır, ashab-ı kiramın ilâhinizama uygun yaşamalarından doğmuştu. O asırda sayısız insanlık örneği hadiseler vardır. Biz sadece iki olayı nakledeceğiz: Peygamberimiz Hira’da ilk vahye mazhar olmanın haşyeti içinde idi. Evine geldi derin bir uykuya daldı. Uyanınca Hz. Hatice’ye “Bana ne oluyor ben nefsimden korkuyorum” dedi.
Hz. Hatice:
“Hayır, öyle deme. Allah’a yemin ederim ki, Allah seni hiçbir zaman mahcup etmeyecektir. Çünkü sen aciz olanların yükünü taşırsın. Yoksula verir, misafir ağırlarsın. Felakete uğrayanların yardımına koşar, dertlerine ortak olursun. Emanete riâyet eder, sözün en doğrusunu söylersin.”(45)
Peygamberimiz daha peygamber olmadan böyle idi. En üstün ahlâk sahibi idi. Hz. Aişe: “O’nun Ahlâkı Kur’ândı.” Demiştir. Ashab da onun yolunda idi. En güzel vasıflar onlardaydı. Düşmanları bile bunun farkındaydı: Bizans hükümdarı Heraliyus Antakya’da yenilen askerine—“Yazıklar olsun size savaştığınız kimseler de insan değil mi”? dedi. “Evet” dediler. “Siz mi çoksunuz onlar mı?” diye sordu. “Bütün cephelerde biz
çoğuz” dediler. “Öyleyse niçin yeniliyorsunuz” diye sorunca içlerinden biri: -“Onlar geceleri ibâdet gündüzleri oruçla geçiriyorlar. Sözlerini yerine getiriyorlar. İyiliği emredip kötülükten alıkoyuyorlar. Birbirlerine karşı insaflı davranıyorlar. Biz ise şarap içiyoruz, zina ediyoruz. Haram yiyoruz, sözlerimize sadık kalmıyoruz, gasp ediyoruz, zulmediyoruz. Kötülüğü emredip iyiliği yasaklıyoruz. Hal böyle iken yenilmemek mümkün mü?”dedi. Herakliyus “doğruyu söyledin” dedi.(46)
Buraya kadar iyilikle ilgili terim ve kelimeleri âyetlerle açıklamaya çalıştık. Yine konu ile ilgili peygamberimiz ve ashabı kiramın hayatından iki örnek verdik. Verdiğimiz bilgilerin ışığı
altında iyi insanın vasıflarını özetle sunabiliriz.
1-İmân: İyi insan her şeyden önce inanmış insandır. İyi insanda inancın gereğini yapmak gaye halindedir. İyi insanda imân canlı, müessir ve kuvvetlidir. Yaşayışa imânî ölçüler yön verir.
İmân, İslâm imânıdır.
2-İbâdet: İyi insanın mümeyyiz vasıflarından biride ibâdet ehli olmasıdır. Yaratana itaat ibâdetle başlar. İnsanın ruhen temizlenmesi ibâdetle mümkündür. İbâdetsiz insanın iyi insan olma
vasıflarına sahip olması mümkün değildir.
3-Huy güzelliği: İyi insan, ağırbaşlı, mütevazı, nefsine hâkim, temkinli ve dikkatli, mütevazı, mesuliyet duygusuna sahip, disiplinli, sabırlı ve azimlidir.
4-Hakka bağlılık: İyi insan hakka ve hukuka bağlıdır. Hakkın
ve haklının yanındadır. Haksızlık karşısında susmaz. Ana babasıda olsa haksızın yanında yer almaz. Hakkın ve Hak emrinin hâkim olması için bütün gücü ile çalışır. Gerekirse hak uğrunda malını ve canını feda eder.
5-İnsancıl ilişkilerde örnek olmak: İyi insan beşeri münasebetlerinde güler yüzlüdür. Doğruyu söyler, sözünde durur. Ahde vefa gösterir, anlaşmasına riâyet eder. İstişareye değer verir. İnsanları üzen her türlü davranıştan kaçınır.
6-Herkese iyilik etme şiarı: İyi insan, bütün insanları iyiliğe ve yardıma muhatap kabul eder. İyilik ve yardım zamanla, mekânla, şahıslarla mukayyet değildir. İyilik yapma ilâhi usûle göre yapılır. İyilik, anadan başlar, baba, kardeşler, akrabalar, komşular, mahallede köy sakinleri aynı belde insanları olarak devam eder bütün insanları ve canlı varlıkları kapsar. İyi insan için iyilik yapmada esas “Tazim liemrillah şefkat ala halkıllah” Yani yaratana tazım, yaratıklara şefkat”.
7-Yardım etme şuuru: İyi insan, fakir, yoksul, muhtaç, hasta, sakat, yetim, dertli gibi bilumum insanların yardımına koşar. Acılarını dindirmeye çalışır. Cimrilikten sakınır, israftan kaçınır. Kazancını ulvi dava ve cemiyetin faydası yolunca kullanır.
Hulasa: İyi insan işiyle, sözüyle her hali ile insanların ve cemiyetin faydası için çalışan ve Allah’ın rızasına uygun iş yapandır. İyi vatandaş olmak için iyi insan olmak yeterlidir. İyi insanlardan teşekkül eden cemiyetler, milletler yükselirler. Her alanda ileri giderler kalkınırlar. Üstün medeniyetler kurarlar. Fertleri iyi insan olma vasfını kaybetmiş cemiyetlerin yaşamaları dahi
zordur. Yazımızı bir hadis meali ile tamamlayalım:
İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: Rasûlullah (sav ) şöyle buyurdu “Bana bir ağaç gösterin ki, onun hali Müslümanın hali gibi olsun. Bu öyle bir ağaçtır ki, her vakit Rabbinin izni ile meyvesini verir. Yapraklarını da düşürmez.” Benim kalbime hurma ağacı doğdu. Konuşmayı hoş görmedim. Rasûlullah (sav) buyurdu ki: “Bu hurma ağacıdır…”(47)
Hurma sıcak ülkelerde yetişen, yaprakları dökülmeyen, yaprakları ile insanları gölgelendiren, güneş çarpmasından koruyan bir ağaçtır. Çürümez her mevsimde bulunur. Meyvesi gıda
ve lezzet yönünden çok faydalıdır. Yaprağı hasır, örgü olur. Baş tarafı kesilince yaşamaz. Gerçek bir Müslüman çevresine ve insanlığa faydalı oluyorsa, hurma ağacı da böyledir. Hurma ağacının Müslümana benzetilmesine dikkat edilmelidir
———————————
(19) A. Hamdi Akseki, “İslâm” Mukaddime Sh: 27, 1943, İst.
(20) M. Vehbi, “Akâid-i Hayriye” Tercemesi, Sh: 63, 1343, İst.
(21) Dr. Mikdat Yalçın, İmân ve Ahlâkın Hayatı Değerleri Sh: 6 İstanbul 1981
(22) A. Hamdi Akseki, age. Sh: 29
(23) O. Nasuhi Bilmen, Muvazaf İlmi Kelam Sh: 135, 136 İstanbul 1995
(24) Kur’ân-ı Kerîm, Nahl: 16/97
(25) M. Nevevî, Merahi Lebîd li Keşfi Kur’ân-ı Mecid Sh: 5/442, 1301
(26) İbn-i Kesir, Sh: 2/585 Kahire
(27) İsmail El Buhârî, El-Edebü’l-Müfred: 2/313 Kahire, Keşfü’l Hafâ, Sh: 1/262
(28) Kur’ân-ı Kerîm, Ra’d/29
(29) Kur’ân-ı Kerîm, Beyyine/7-8
(30) Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ/69
(31) Ferit Devellioğlu, Osmanlıca, Türkçe Lügat Sh: 135 Ankara 1962
(32) M. Nevevî. Age Sh: 1-40
(33) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili Sh: 1146 İstanbul 1936
(34) Kur’ân-ı Kerîm, Bakara/177
(35) Kur’ân-ı Kerîm, Bakara/189
(36) Kur’ân-ı Kerîm, Mâide Sûresi:2
(37) Kur’ân-ı Kerîm, Mutaffifîn/22-26
(38) Ferit Devellioğlu age. Sh: 499
(39) M. Hamdi Yır, age. Sh: 1/467
(40) İmam El-Beğavî, Mesâbîhu’s-Sünne Sh: 1-3
(41) Ahmet Rıfat, Tasviri Ahlâk Sh: 146, İst.
(42) Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ/36
(43) Kur’ân-ı Kerîm, Ahzâb: 29
(44) Kur’ân-ı Kerîm/Âl-i İmrân/134
(45) Muhammed Rıza, Muhammed Rasûllullah (sav) Sh: 60 Beyrut 1395 Siyret İbn-i Tühak Sh: 112 Konya 1981
(46) M. Yusuf Kandehlevî, Hayâtü’s Sahabe Sh: 3/702 Beyrut
(47) İsmail el-Buhârî age. 1/452