Halid bin Velid (ra) 590-642

HALİD bin Velid, 590 yılında Mekke’de doğdu Annesinin adı Lübabe, babasının adı Velid bin
Muğiredir. Velid, Mahzum kabilesinin başkanı idi. Zengindi, sözü dinlenirdi, şiirden, sözden anlardı. Ailenin Araplar arasında itibarı çok yüksekti. Mahzum kabilesi, Peygamberimiz (sav)’in kabilesi olan
Haşim oğullarına rakip bir kabile idi. Mahzum kabilesinin ileri gelenlerinden olan Ebu Cehil, Velid bin Muğire’nin yeğeni, Halid bin Velid’in yakın akrabası idi. Halid bin Velid, Mürre’de Peygamberimiz
(sav) le aynı ataya sahip olur. Halid bin Velid, doğduğu zaman, temiz ve sağlıklı bir çevrede yetişmesi için çölde bir ailenin yanına verildi. Altı yaşına kadar çölde kaldı. Sonra aile onu yanına aldı. Aile içinde baba soyunun üstünlüğü anlatıla anlatıla yetiştirildi. Kahraman olmanın, cesur olmanın, cömert olmanın gereklerini dinleye dinleye büyüdü. Kureyş ordusunun kumandanlığı, Mahzum kabilesine aitti. Askeri konularda söz sahibi idi. Halid bin Velid, bu kabilenin bir ferdi olarak askeri eğitim alarak yetişti. Mızrak, yay, kalkan, kılıç kullanmayı, ata binmeyi askeri birlikleri yönetmeyi öğrendi. Bir atlayışta ata biniyor, kılıcı, kalkanı, yayı ve mızrağı en iyi şekilde kullanıyordu.
Kısa zamanda Kureyş’in süvari birliğinin kumandanı oldu. Sağlıklı, güçlü bir bünyeye sahipti. O zamanın dünyasını tanımak için ticaret kervanları ile Suriye, Irak, İran, Mısır, Filistin ve Yemen‘e gitti, geldi. Okuma yazmayı bilirdi.
Allah’ın emri ile Peygamberimiz (sav) insanları İslâm’a davet edince, bu davete şiddetle karşı çıkanlardan biri de Halid bin Velid’in babası Velid bin Muğire idi. Velid bin Muğire şairdi, edibdi, güzel konuşurdu. Etrafındaki insanlar Kur’ân-ı Kerîm’in Velid bin Muğire dururken Peygamberimiz (sav)’e inmesini uygun görmediler. Kur’ân-ı Kerîm’in Mekke’de Velid bin Muğire, Taif ’te Urve bin Mesud-u Sakafi gibi zengin, Araplar arasında itibarı çok yüksek insanlara inmesi
gerekirdi, dediler.

Kur’ân- Kerîm’in Zuhruf Sûresi’nin otuz birinci âyetinde müşriklerin bu söyledikleri şöyle bildirilir: “Bu Kur’ân iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya! Dediler.” Halid bin Velid’in babası
Velid bin Muğire, Müşrik ileri gelenlerine bir ziyafet verdi. Yediler, içtiler. Peygamberimiz (sav) hakkında konuştular. Kimi sihirbaz dedi. Bazısı kahin dedi. Bir kısmı şair dedi. Bunların hepsine de itiraz ettiler. Velid bin Muğire: Bu dediklerinizin hiçbiri doğru değil. Onunsözü öyle bir söz ki onda bir tat var, pek derin manalı bir söz. Ben şiirin her nev’ini bilirim. Bu onlara benzemez. Ne deseniz ona yakışmıyor. Amma onun sözüne sihir diyelim. Kişiyi babasından, kardeşinden, karısından ayıran bir sihir diyelim, dedi.
Velid bin Muğire, bir gün Peygamberimiz (sav)’e geldi. “Bana biraz Kur’ân oku da dinleyelim” dedi. Peygamberimiz (sav) Cuma günleri hutbenin sonunda okunan Nahl Sûresinin doksanıncı âyetini okudu. Âyetin meâli şöyledir: “Şüphesiz Allah, adâleti, iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi, emreder. Hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Âyeti kerimeyi can kulağı ile dinleyen Velid: “Allah’a yemin ederim ki bunda büyük bir tat ve güzellik vardır. Çok derin ve faydalı bir söz, bu sözü insan oğlu söyleyemez” dedi, ve oradakilere dönüp “Sizin aranızda şiiri benden daha iyi bilen kimse yoktur. Şiirin her nevini insan ve cin şiirlerini hepinizden iyi bilirim. Muhammed’in okuduğu kelam, onların hiç birine benzemez. O söz her sözden üstündür. Onun üstünde hiçbir söz söylenemez.”

Bu sözleri söylenen insan ne yazıktır ki, imâna eremedi, şirkin kör taassubu ve kabile rekabeti, halk arasında itibarını, mevki ve makamını kaybederim endişesi ile Kur’ân’a sihir, Peygamberimiz (sav)’e de sihirbaz demeye devam etti. Hatta sokaklarda bağırdı ve bir kısım insanları bağırttırdı. Hakkında Müddessir Sûresi’nin âyetleri indi. Âyetlerin meali şöyledir: “Beni yarattığım kişi ile baş başa bırak.
Ben ona çokça mal verdim. Çevresinde dönen evlatlar verdim.
Dünya nimetlerini önüne serdikçe serdim. O daha da artırmamı beklemektedir. Asla. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçı
bir tavır takındı. Ben de onu sarp bir yokuşa sardıracağım. O bir an düşündü, kendince ölçtü biçti ve tasarladı. Kahrolası, nasıl da kötü değerlendirdi. Kahrolası, nasıl da düşünüp uydurdu. Sonra
rol yaparak şöyle sertçe bir baktı. Sonra kaşlarını çattı ve surat astı. Sonra bir adım geriledi, büyüklendi, daha sonra da bu ancak nakledilen bir sihirdir. Bu, ancak bir insan sözüdür, dedi. Onu sekara sokacağım. Sekar’ın ne olduğunu sen nasıl bileceksin? O, içine atılandan ne bir şey bırakır ne de yakmaya ara verir. O, deriyi yakıp kavuran çılgın bir ateştir.”
(Müddesir Sûresi: 74/11-29)

Velid bin Muğire, İslâm’a düşman bir müşrik olarak öldü, gitti. İslâm düşmanlığı oğlu Halid bin Velid’e miras olarak bıraktı. O da İslâm’a düşmanlıkta babasının yolundaydı. Kabilesi de öyleydi. Bedir savaşında Halid bin Velid’i göremiyoruz. Kardeşi Velid Bedir savaşına katılıyor, Müslümanlara esir düşüyor. Halid diğer kardeşi Hişamla birlikte esir kardeşi Velid’i kurtarmak için Medine’ye gidiyor, karde şinin fidyesini veriyor, Mekke’ye dönerken Müslüman olmaya karar veren kardeşi geri kaçıyor. Halid çok sinirleniyor Medine’ye dönüyor, zorla kardeşini Mekke’ye götürüyor, hapsediyor. Velid hapisten kaçıyor, yine Medine’ye gidiyor. Peygamber (sav), Velid’i Müşriklerin
elinde esir olan iki Müslümanı kurtarmak için Mekke ye gönderiyor. Velid’in esir Müslümanları gizlice kaçırdığını öğrenen Halid peşlerine düşüyor. Fakat yakalayamıyor, eli boş Mekke’ye dönüyor.

Halid bin Velid Uhud’ da
Peygamberimiz (sav), savaştan önce Uhud dağındaki geçidin ağzına Abdullah İbn-i Cübeyr komutasında elli okçu yerleşti. Onlara şöyle buyurdu: “Size gösterilen şu yerinizden sakın ayrılmayınız. Bizim savaş safından ayrıldığımızı, hezimete uğradığımızı, yahut öldürüldüğümüzü, atlarımızı kuşların kaptığını görseniz de size ben haber gönderinceye kadar yerinizi bırakmayınız. Yine siz, bizim düşmanları hezimete uğratıp onları çiğnediğimizi görseniz de size ben haber gönderinceye kadar yerinizden ayrılmayınız.”
Savaş başladı. Düşman bozguna uğradı, kaçıyordu. Müslümanlar düşmanı takip edip yok edecekleri yerde, ganimet toplama sevdasına düştüler. Ganimet toplamak için silahlarını bırakanlar da vardı. Okçular da, komutanlarını dinlemediler, ganimet toplamaya koştular. Geçit’in ağzında sadece komutan ile sekiz okçu kaldı. Vadide iki yüz süvari ile pusuda bekleyen Halid bin Velid, komutan ve sekiz okçuyu şehid ederek ganimete dalmış Müslümanlara ansızın hücum etti. Kaçan düşman da geri döndü. Müslümanların birliği bozulmuş, savaş hali yok olmuştu, ganimet topluyorlardı. Önden ve arkadan sarıldılar, iki ateş arasında kaldılar. Başta Hz. Hamza olmak üzere bir çok şehit verdiler. Çok miktarda da yaralı vardı.
Müşrik İbn-i Kamie, Musab bin Ümeyr’i zırh içinde şehid edince Peygamberimiz’e benzetti. “Muhammed’i öldürdüm” diye bağırdı. Müşrikler çok sevindiler. Peygamberimiz (sav)’in öldürüldüğünü duyan Müslümanlar derin bir üzüntü duydular. Bu arada bir ses, Müslümanları kendine getirdi. Enes bin Nadir “Peygamber öldü ise Rabbi bakidir. Din uğrunda savaşıp şehit olarak ona kavuşmak istemez misiniz”? dedi. Düşman içine daldı. Müslümanlar da Enes bin Nadir’i
takip ettiler. Ka’b bin Malik Peygamber (sav)’i gördü ve Allah’ın Rasûlü sağ diye bağırdı. Peygamber (sav)’in sağ olduğunu duyanlar yanına koştular, peygamber etrafında vücutları ile bir duvar ördüler,
feda-i can ettiler, düşmanın bütün hücumlarını defettiler. Müşrikler hücumlarından bir netice alamadıkları gibi kayıp da verdiler. Çarpışma tavsadı. Savaş ortada kaldı. Amma yetmiş Müslüman şehit oldu. Sebep peygamber emrini dinlemeyen okçular, ganimet toplamaya koyulmuş savaşçılardır. Uhud’da müşriklerden kaç kişi öldürüldü ? Buhârî Tecrid’de düşmana yirmiden fazla telefat verildi denilir. Uhud savaşında düşmanın bozguna uğraması, Halid bin Velid’in okçuları şehid etmesi, ganimete dalan Müslümanların iki ateş arasında kalıp mağlup edilmesi Halid bin Velid’in istediği idi. Ama Enes bin Nadir’in “Peygamber öldü ise Rabbi bâki” deyip düşman içine dalmasından sonraki çarpışmalarda Halid bin Velid’in dehası da işe yaramadı. Zaferi tam olarak kazanamadılar.
Hendek gazasında Halid bin Velid, Kureyş ordusunun süvari birliğinin başında idi. Zaman zaman hendeği geçmeye çalıştı. Peygamberimiz (sav)’in çadırı hizasındaki bölgeden şiddetli bir saldırıya geçti. Hendeği geçemedi. Gece yarısına kadar devam eden saldırılarda da başarılı olamadı, geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kureyş ordusunun Mekke’ye dönüşünde geri emniyetini sağladı.

Halid bin Velid Hudeybiye’de
Peygamberimiz (sav) bir rüya gördü. Rüyasını ashabına anlattı. Birlikte emniyet içinde Kâbe’yi ziyaret ediyorlardı. Bin dört yüz sahabesi ile Umre yapmaya karar verdiler. Yanlarında sadece yolcu silahı olan birer kılıç vardı. Yetmiş adet de kurbanlık deve götürüyorlardı. Altıncı Hicrî yılın Zilkade ayında Medine’den hareket edildi. Zulhuleyfe’de ihrama girildi. Yol emniyeti için öncü birlik gönderildi. Bişr bin Sufyan müşriklerin tutumunu öğrenmek için Mekke’ye gönderdi. Usfan’a varıldı. Bişr Mekke’den döndü. Kureyşin toplandığını Mekke’ye girmeye engel olmak için karar alındığını söyledi. Bu arada Halid bin Velid’in süvarileri tepe başlarında görünmeye başladı. O zaman müşriklerin süvari kumandanı Halid bin Velid’di. Yardımcısı da arkadaşı İkrime bin Cehil’di. Halid bin Velid, Usfan’da Peygamberimiz (sav)’in imamlığında namaz kıldıklarını gördü. Namaz kılarken
hücum etmeyi düşündü. Namazın sona erdiğini görünce çocuklarından ve canlarından daha çok sevdikleri namaz vaktı yine gelir, o zaman hücum edelim dedi. Halid bin Velid, namaz vaktini beklerken, Cebrail geldi, Halid’in hücumuna karşı düşman karşısında “Korku namazı” kılınmasını emreden âyet-i kerimeyi getirdi.

Âyeti Kerîme’nin meâli şöyledir: “Sen cemaatin içinde olup da onlara namaz kıldırırsan, askerin bir kısmı seninle namaza dursun. Silahlarını da yanlarında alsınlar. Bunlar secdeye vardıkları zaman ötekiler arkanızda beklesinler. Sonra o namaz kılmamış olan kısım gelsin seninle beraber kılsınlar. Onlar da ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, siz silahlarınız dan ve eşyalarınızdan gafil bulunasınız da size ansızın bir baskın yapsınlar.” (Nisâ Sûresi: 4/102)

Korku Namazı
Düşman, sel, yangın ve büyük tehlikeler karşısında korku namazı kılınır. Korku namazı şöyle kılınır: Askerin yarısı düşman karşısında elinde silahı beklerken, diğer yarısı imama uyar, birinci rekatı kılar,
ikinci secdeden sonra elinde silah düşman cephesine gider. İkinci kısım asker gelir, imama uyar, ikinci rekatı kılar ikinci secdeden sonra düşman cephesine gider. İmam tek başına selam verir. Birinci kısım döner gelir namazın ikinci rekatını kıraatsız kılar selam verir, düşman cephesine gider. İkinci kısım gelir, namazını kıraatla tamamlar, selamını verir. Düşman cephesine gider. Her iki kısım da bulundukları yerde namazlarını tamamlayabilir, denilmiştir.

Peygamberimiz (sav) Ufsan, Zatürrika, Batn-ı nahl, Zikared de korku namazı kıldırmıştır. Ashab-ı Kiram da Mecusiler de yaptıkları savaşlarda korku namazı kılmışlardır. Korku namazının sahih olması için imama uyanların namaz esnasında savaşmamaları, yer değiştirmemeleri, giderken gelirken hayvana binmemeleri, namaza aykırı bir harekette bulunmamaları lazımdır. Aksi halde imam ile kıldıkları namaz bozulur. Namazlarını yeniden kılmaları lazım gelir. Peygamberimiz’in düşmana karşı tedbir alıp korku namazı kıldığını gören Halid bin Velid, “Bu adam korunmuştur” dedi. Peygamberimiz (sav) Usfan’dan kalktı, yol değiştirerek Hudeybiye’ye ulaştı. Peygamberimiz (sav)’in devesi Hudeybiye’de çöktü, kalkmadı. Peygamberimiz (sav): “Fili Mekke’ye girmekten alıkoyan, onu da durdurdu” (-İslâm Ansiklopedisi: 15/289) buyurdu.

Hudeybiye’ye elçiler, geldi, elçiler gitti. Anlaşma yapıldı. Görünüşte anlaşma Müslümanların aleyhinde idi. Zamanla Müslümanların çok faydasına oldu. Halid bin Velid ertesi sene Peygamberimiz (sav) Umre yaparken görünmemek için Mekke’den ayrıldı, gizlendi. Hudeybiye anlaşmasından sonra Müslümanlar sulh içinde rahatça hareket ettiler, Serbestçe İslâm’ı anlattılar. Gönüller, İslâm’a açıldı. İnsanlar Müslüman olmaya başladılar. Peygamberimiz (sav)etraftaki hükümdar ve idarecilere İslâm’a davet mektupları gönderdi. Mektuplar geldi. Mekke’de de açık gizli İslâm konuşuluyordu. Halid bin Velid’in Usfan’da Peygamberimiz hakkında “Bu adam korunmuştur” demesi de imân ışığının kalbinde yandığını göstermekte idi.

Halid bin Velid’in Müslüman Olması
Halid bin Velid Müslüman oluşunu şöyle anlatır: “Allah benim hakkımda hayır murat edince kalbim İslâm’a meyletti ve aklım başıma geldi. Kendi kendime şöyle dedim. Ben Muhammed’e karşı yapılan
bütün savaşlarda bulundum. Her savaştan dönüşte kendimi yanlış bir iş yapmış görüyordum ve gerçekten Muhammed’in galip geleceğini biliyordum. Allah’ın Rasûlü, Hudeybiye’ye gelince, ben de bir müşrik süvari gurubunun başında yola çıktım. Usfan’da Allah’ın Rasûlü’nün ashabına yetiştim. Ona yaklaştım ve gözüktüm.
Allah’ın Rasûlü önümüzde öğle namazı kıldırdı. Onlara hücumuntam zamanı dedim. Sonra nasıl olduysa vazgeçtik. Bu da hayırlı oldu. Rasûlullah kalbimden geçenlere muttali oldu ki, ikindi namazını korku namazı olarak kıldırdı. Bu bize çok tesir etti. “Bu Allah tarafından korunuyor” dedim. Sonra oradan ayrıldı ve yolunu değiştirerek sağ tarafa yöneldi. Kureyşlilerle Hudeybiye’de anlaşma yaptıktan ve Kureyşliler onu geri çevirdikten sonra kendi kendime “artık geride ne kaldı” nereye gideyim, Necâşiye mi? O Muhammed’e uydu ve Muhammed’in ashabı onun yanında emniyet içinde yaşıyor. Yoksa Herakliyus’un yanına gideyim de bu dini bırakıp Hristiyan veya Yahudi mi olayım? İran’da mı ikamet edeyim. Yahut geriye kalanlarla evimde mi kalayım? İşte ben böyle kararsızlık içinde bocalarken Allah’ın Rasûlü geçen senenin Umresini kaza etmek için Mekke’ye geldi. Ben ise onun görmemesi için gizlendim. Mekke’ye girişini görmedim.Kardeşim Velid bin Velid Peygamberle beraber Umreyi kaza için gelmiş, beni arayıp da bulamayınca şu mektubu yazmış:

“Bismillahirrahmanırrahim, bu kadar akıllı olduğun halde İslâm’a girmekten kaçman kadar acayip bir şey görmedim. İslâm gibi bir dinden kim uzak kalabilir? Allah’ın Rasûlü seni sordu. Halid nerede? dedi. Allah onu getirir dedim. “Onun gibiler İslâm’a uzak kalabilir mi? Keşke o bütün gayret ve kahramanlıklarını Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi ne kadar hayırlı olurdu. Kendisini sever, üstün tutardık” buyurdu. “Kardeşim çabuk ulaş fırsatları kaçırma.”

Kardeşimin mektubu gelince ortaya çıkmakta acele ettim. İslâm’a olan isteğim de arttı. Allah’ın Rasûlü’nün beni sormasına çok sevindim. Rüyamda çok dar ve kurak bir yerden geniş ve yeşil bir ülkeye çıktığımı gördüm. Bu rüya herhalde doğru dedim. Medine’ye gelince bu rüyayı Ebu Bekir’e tabir ettireyim dedim. Ebu Bekir şöyle dedi: “Çıkışın Allah’ın seni İslâm’a yöneltmesidir. İçinde bulunduğun dar yer ise şirktir. Allah’ın Rasûlü’nün yanına gitmeye karar verince kendime bir arkadaş aradım. Safsan bin Ümeyye’ye rastladım. Ey Eba Vehb içinde bulunduğumuz durumu biliyor musunuz? Biz çok azaldık. Muhammed ise Araplara ve Acemlere galip geliyor dedim.

Safvan şiddetle itiraz etti ve: “Kendimden başka kimse de kalmasa yine ona tabi olmam” dedi. Bunun üzerine ayrıldık. Ben kendi kendime “Bunun kardeşi ve babası Bedir’de öldürüldü” dedim. Sonra İkrime bin Ebi Cehl’e rastladım. O da Safvan gibi cevap verdi. Sakın açığa vurma dedim. Hayır söylemem dedi. Evime gittim. Bineğimi hazırlamalarını söyledim Sonra bindim yola koyuldum. Yolda Osman bin Talha’ya rastladım. “Arzu ettiği şeye ona söylesem bu bana dost olur” dedim ve dedelerinden öldürülenleri hatırladım. Sonra ise hatırlatmayı doğru bulmadım. Tam yola çıkarken bunları hatırlatmanın ne manası vardır” dedim. Durumu söyledim. Bir delikteki tilki gibi olduğumuzu, yukarıdan bir kere su dökülünce çıkmaya mecbur kalacağımızı anlattım ve diğer ikisine söylediklerimi ona da söyledim. Hemen kabul etti.

Ben bugün çıkacağım işte bineğim dedim. Ye’cüc’de buluşmak üzere sözleştik. Eğer o önce gelirse beni bekleyecekti. Ben önce gelirsem onu bekleyecektim.. Seher vakti yola çıktım ve şafak sökmeden Ye’cüc’de buluştuk. Kuşluk vakti yola çıktık ve Hide’te vardık. Orada Amr bin As’la karşılaştık.
Hoş geldiniz dedi. Hoş bulduk dedik. Nereye gidiyorsunuz dedi. Biz de: Sen ne için yola çıktın dedik. Ayni suali o da bize sordu. Biz de: İslâm’a girmek ve Muhammed’e tabi olmak için dedik. Beni de getiren budur dedi. Hep beraber yola koyulduk ve Medine’ye geldik. Develerimizi çökerttik. Allah’ın Rasûlüne haber verdiler. Çok sevindi. En güzel elbisemi giydim ve Allah’ın Rasûlü’ne doğru yöneldim. O sırada kardeşim geldi ve: Çabuk ol. Allah’ın Rasûlü senin gelişini haberaldı ve sevindi sizi bekliyor dedi. Süratli yürümeye başladık. Allah’ın Rasûlü’nün huzuruna girdim. Bana tebessüm ediyordu. Önünde durdum ve selam verdim. Güleç yüzle selamımı aldı. Şehâdet getirdim. Gel dedi ve şöyle devam etti.: Seni hidâyete erdiren Allah’a hamdolsun. Sen akıllı birisin. Allah’ın sana hayırlı işler yaptırmasını temenni ediyor. Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Ben sana karşı yaptığım bütün savaşlarda Hâkka karşı olduğumu biliyordum. Bunun için Allah’a onları affetmesi için dua et dedim.
Allah’ın Rasûlü: “İslâm kendinden önce yapılanların hesabını sormaz” dedi. Ey Allah’ın Rasûlü bu şekilde dua et dedim. O zaman Allah’ın Rasûlü: “Allahım! Senin yolundan çevirmek için şimdiye
kadar yaptığı hatalarını bağışla”
dedi. Sonra Osman ve Amr, Allah’ın Rasûlünün yanına gidip biat ettiler. Bizim bu gidişimiz Hicretin 8. yılı Safer ayında oldu. Allah’a yemin olsun ki, Allah’ın Rasûlü
önemli işlerde beni ashabının hiç birinden ayırmıyordu.

Merhum Ali Himmet Berki, Halid bin Velid’in Müslüman olması dolayısı ile şunları yazar: “Bu değerli kumandan, artık şirk ordusunu sevk-ü idare etmeyecek. Kılıcını hakkı müdafaa uğrunda kullanacaktı. Allah’ın kumandan olarak yarattığı bu harikulâde adam, bütün askeri maharet ve dehasını İslâm’ın müdafaası ve hakkın ı’lâsı uğrunda sarf edecek, saldırganların ordularını bozup perişan edecek, mürtedleri tepeleyecek, ülkeler fethedecekti. Az sonra Mute harbinde Müslümanları onun nasıl kurtardığını göreceğiz. Hazret-i Peygamber ona: Seyfullah= Allah kılıcı unvanını verecektir. Birkaç ay sonra Mekke’yi fethederken ordulardan birinin başında o bulunacaktır. Bütün bunlar İslâmiyet için bir kazançtı. Halid’in Müslüman olmasıyla Müslümanlar çok şey kazandılar.”

Scroll to Top