Allah’ın peygamber göndermesi, varlığının delillerinden biridir.
Allah vardır ki, peygamber göndermektedir.
Allah’ın gönderdiği peygamberlere kitaplar vermesi de varlığının delillerinden biridir.
Peygamber vasıtası ile Allah hakkında doğru bilgilere sahip oluyoruz.
Allah’ın peygambere gönderdiği kitap sayesinde de Allah’ın emir ve yasakları nedir, niçin yaratıldık, vazifelerimiz nelerdir? bunları öğreniyoruz.
Allah’ı nasıl bilmemiz ve O’na nasıl inanmamız lazım geldiğini, Allah’ın peygamberi . Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e gönderdiği Kur’ân’dan öğreniyoruz
İnsan, Allah’ı Kur’ân’ı Kerim’in tanıttığı gibi tanırsa, Allah’ı doğru tanımış olur.
İnsan; Allah’ı, Kur’ân’ı Kerim’de Allah’ın bildirdiği şekilde tanırsa inanç sapıklığından kendisini korur, Allah’a karşı vazifelerini de en iyi şekilde yapmaya çalışır.
Allah’ın kendisini tanıttığı Kur’ân ayetlerinden birkaçının mealini verelim:
a) “Allah, O’ndan başka ilâh yoktur. O, diridir, her şeye hâkimdir. Yarattıklarını görüp gözetendir. Kendisine ne uyku gelir, ne uyuklama. Göktekilerin, yerdekilerin hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun hükümranlığı gökleri ve yeri içine alır, onları görüp gözetmek O’na zor gelmez. O, yücedir, büyüktür. “(Bakara Sûresi: 2/255)
*
b) “O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. “”
O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka ilâh yoktur. O, mülkün sahibidir. Eksiklikten yüce ve uzaktır. Selâmet verendir. Emniyete kavuşturandır. Gözetip koruyandır. Güçlüdür. İstediğini hemen yaptırandır. Büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin koştukları şeylerden yüce ve uzaktır. “
“O; yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler o’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedir. O, galiptir, hikmet sahibidir. ” (Haşr Sûresi:39/ 22-24)
*
c) Allah her şeyi yaratandır. O, birdir. Karşı durulamaz güç sahibidir. (Ra’d Sûresi: 13/16)
*
d) O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. (Taha Sûresi:20/ 7)
*
e) Bilmez misin ki, Allah geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da buyruğu altına almıştır.
Bunların her biri, belli bir vadeye kadar hareketine devam eder. Allah yaptıklarınızdan tamamen haberdardır. (Lokman Sûresi: 31/29)
*
f) Sizin ilâhınız ancak ve ancak kendinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. O, ilmi ile her şeyi kuşatmıştır. (Taha Sûresi:20/ 98)
*
g) Deki: O, Allah birdir.
Allah Samed’dir. (her şey O’na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. )
O, doğurmamış ve doğmamıştır.
O’nun hiçbir dengi yoktur. ” (İhlâs Sûresi: 1-4)
Kur’ân da Allah’ın bir olduğunu ve niteliklerini anlatan bir hayli âyet ve sure vardır. Biz bu âyet ve surelerden birkaçının meâlini verdik.
Allah’ın, Kur’ân da zatı ve nitelikleri ile verdiği bilgilerin ışığı altında biz Müslümanlar, Allah’ı şöyle tanırız ve biliriz:
Allah vardır.
Allah birdir.
Allah’tan başka ilah yoktur.
Allah doğurmamış ve doğmamıştır.
Allah’ın eşi, benzeri ve dengi yoktur.
Allah ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur.
Allah ebedîdir; varlığının sonu yoktur.
Allah yaratandır; O’ndan başka yaratıcı yoktur.
Allah yarattıklarından hiçbirine benzemez.
Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.
Allah sonsuz irade sahibidir. İstediği hemen oluverir.
Allah sonsuz güç ve kuvvet sahibidir. O’ndan başka sonsuz güç ve kuvvet sahibi yoktur.
Allah hayat sahibidir; dâima diridir, ölmez. Can veren, can alan O’dur.
Allah her şeyi bilir; hiçbir şey Allah’ın bilgisi dışında değildir.
Allah her şeyi görür; hiçbir şey Allah’ın görmesi dışında değildir.
Allah her şeyi işitir; hiçbir şey Allah’ın işitmesi dışında değildir.
Allah her şeye hâkimdir.
Allah her şeyden haberdardır.
Tevhid
Allah’ın bir olduğuna inanmaya ‘Tevhid” denir.
Tevhid inancına sahip olanlara da “muvahhid” denir.
Allah birdir. Zatında, sıfatında (niteliklerinde) ve fiillerinde eşi, benzeri, ortağı ve dengi yoktur.
Allah’ın bir olması sayı yönünden değildir.
Benzer şeyler ve cinsler arasından her hangi birisine de “bir” denir. Bir elma, bir at gibi. . . çok elma vardır, çok at vardır. Onlardan her hangi birisini alıyoruz, ona bir elma veya bir at diyoruz.
“Allah birdir” dediğimiz zaman, O’nun hiçbir şekilde eşi, ortağı, benzeri ve dengi olmadığını ifade ediyoruz. Yani O, “TEK”tir.
“Allah ezelîdir. Başlangıcı yoktur. “
“Allah ebedîdir. Sonu yoktur. “
Bu cümlelerdeki “ezelî” ve “ebedî” kelimeleri Allah’ın sıfatlarıdır. Bu sıfatlar Allah’ın dışında hiçbir varlıkta yoktur.
Allah tarafından yaratılmış bütün varlıkların, ister canlı olsun isterse cansız, hepsinin bir başlangıcı bir de sonu vardır. Ezelî ve ebedî olan yalnız ve yalnız Allah’tır.
Hıristiyanlar, İsa aleyhisselam’a ve Ruhul-Kudüs’e de yaratılmamış, ezelîdir derler. Allah’ın Ezelî sıfatının onlarda da olduğunu söylerler, ezelî olma sıfatında Allah’ın eşi, benzeri, ortağı ve dengi olduğuna inanırlar. Bu inançları sebebiyle de Hıristiyanlar Tevhid inancından ayrılırlar. Şirk inancına saplanırlar. “Allah yaratandır. O’ndan başka yaratıcı yoktur. “
Yaratmak, Allah’ın bir fiilidir. Yaratmada Allah’ın eşi, benzeri, ortağı ve dengi yoktur.
İnsan, Allah’ın yarattığı maddeleri sentez ve analiz yaparak keşif ve icatta bulunur. İnsan keşif ve icatta bulunmayı da Allah’ın kendisine verdiği aklı, zekâyı ve kabiliyeti kullanarak sağlar.
Bütün peygamberler insanları “Tevhid İnancı”na çağırmışlardır, onlara Allah’ın var olduğunu, bir olduğunu, ibâdetin yalnız ve yalnız Allah’a yapılacağını bildirmişlerdir.
İnsanlık tarihi baştanbaşa, Tevhid inancı ile bunun zıddı olan şirk inancının mücadelesi ile doludur. Tevhid inancını peygamberler, şirk inancını ise Firavunlar, Nemrutlar, Tağutlar, Hak yoldan çıkmış müşrik insanlar temsil etmiştir.
İradesini iyi yolda kullanan insanlar peygamberlere uymuşlar, doğru yolu bulup kurtulmuşlardır.
İradesini kötü yolda kullanan insanlar ise, peygamberlere karşı gelmişler, sapıklıkta direnip sapık olarak kalmışlar, doğru yola girememişlerdir.
İslâm’ın temeli Tevhid’dir. Peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Tevhid inancını ve Tevhidi hayat tarzını insanlara Allah’ın emri olarak sunmuştur, sunduğu gibi de duruyor. . .
Tevhid Kelimesi
Tevhid inancı, Tevhid kelimesi ile ifade edilir. Tevhid kelimesi eski şekli ile “Kelime-i Tevhid”=Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlüllâh’ tır. Anlamı: “Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın elçisidir. “
Lâ ilâhe: Hiçbir ilah yoktur.
Bu kelimeyi inanarak söylemekle, bütün uydurma ilahları, tanrıları, putları, aya, güneşe, yıldızlara, ruhlara tapınmaları, ilâha benzetilen her şeyi reddediyoruz, zihinden ve gönülden silip atıyoruz.
İllallah: Ancak Allah vardır.
Bu kelimeyi söylemekle şirkten, küfürden temizlediğimiz zihnimize ve gönlümüze, “Allah’ın var olduğu, bir olduğu inancını” yerleştiriyoruz.
Kelime-i Tevhid’in birinci esası:
Allah’tan başka ilah yoktur.
Kelime-i Tevhid’in ikinci esası:
Muhammed Allah’ın elçisidir.
Bu iki esas birlikte inanıldığı, birlikte söylenildiği zaman iman tamam olur.
Kelime-i Tevhid İslâm’ın giriş kapısıdır.
Bu kapıdan içeri girenler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile gönderilenlere, O’nun tebliğ ettiklerine, O’nun söylediklerinin doğruluğuna inanmışlardır.
Bu kapıdan içeri girenler, içeride olan her bir iman esasını, her bir kulluk şartını kabul etmiş ve hayatına uygulamaya söz vermiş demektir.
Bu kapıdan içeri girenler, aynı zamanda Cennet kapısından içeri girmeye aday insanlardır. Çünkü Kelime-i Tevhid Cennet’in anahtarı, şirk ise Cehennem’de temelli kalmanın alâmetidir.
Şehâdet Kelimesi
Kelime-i Tevhid’e eş bir kelime daha vardır. O da Kelime-i Şehâdet’tir.
Kelime-i Şehâdet:
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasûlühü.
Kelime-i Şehadet’in Türkçe anlamı şöyledir:
Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim.
Muhammed’in Allah’ın Kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim.
Kelime-i Şehadet’i, Kelime-i Tevhid gibi inanarak canı gönülden söyleyenler Müslüman olurlar. Müslüman olmaları için başka bir merasime ihtiyaç yoktur.
Şehâdet, şahitlik (tanıklık) yapmaktır. Aslında evrende bulunan her şey Allah’ın varlığının ve birliğinin birer şahididir.
Bir insan inanarak kelime-i Şehâdet’i veya Kelime-i Tevhid’i söylediği zaman kabul ediyor ve ilan ediyor ki:
Allah vardır ve birdir. O’ndan başka ilah yoktur.
Muhammed Allah’ın elçisidir.
Kur’ân Allah’ın kitabıdır.
İnsana düşen vazife Müslüman olmak, Allah’ın emrini tutmak, yasağından kaçınmak, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e uymak, Kur’ân’ın hükümlerine göre yaşamaktır. Dünyada ve ahirette mutlu olmanın yolu budur.
Şirk-Müşrik
Şirk, Allah’a ortak koşmaktır.
Şirk, Allah’ın benzeri, eşi ve dengi olduğunu kabul etmektir.
Şirk, Allah’ın ilahlık hakkını Allah’tan alıp, başkasına vermektir.
Şirk, Allah’ı birden çok bilmektir.
Şirk, insanın kendi kafasından ilahlar uydurup onlara tapınmasıdır.
Şirk, Allah’ın doğru yolundan ayrılıp, insanın sapıklık bataklığına saplanmasıdır.
Şirk, Allah’ın niteliklerini ve faillerini yarattığı insanlara vermektir.
Şirk inancına sahip olana “Müşrik” denir.
Mülhid
İnançsız insanlara “mülhid” denir. Türkçe karşılığı “dinsiz”dir.
Bir kısım insanlar, “Tevhid İnancından” uzaklaşmışlar, inançsız da yaşayamadıklarından dolayı kendi kafalarına göre din icat etmişler ve bu dinde uydurdukları şeylere ilâh diye tapınmışlardır.
Yahudilik ve Hıristiyanlığın asılları Hak din olmasına rağmen, zaman içerisinde dinin içerisini karıştırmışlar, eklemeler yapmışlar, çıkarmalar da bulunmuşlar, kendilerine göre törenler, ayinler ve ibâdet türleri düzenlemişler, inanç esasları tertip etmişlerdir.Bu dinler de batıl dinler haline haline gelmiştir.
Şirk İnancı
Şirk inancının temeli yoktur.
Allah şirk inancını örümcek ağına benzetir:
“Allah’tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durum gibidir.
Örümcek bir yuva edinir. Hâlbuki yuvaların en çürüğü örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.” (Ankebût Sûresi: 29/41)
İslâm dini dışında bir din, sistem ve kural arayanların sonu en ufak bir rüzgar ile yıkılıp giden örümcek yuvası gibidir. Şirk inancı da örümcek yuvası gibi çürüktür.
Şirk ve Yalan
Şirk, yalan gibidir. Yalan da şirk gibi. İkisinin de aslı esası yoktur.
Yalan haram olduğu gibi şirk de haramdır. İkisi de hakkı sahibinden almakta, başkasına vermektir.
Allah şöyle buyurur:
“Putlardan sakının, yalan sözden sakının. “(Hac Sûresi:22/ 30)
Peygamberimiz de şöyle buyurur:
“Yalan yere şahitlik etmek, Allah’a şirk koşmak gibidir. “
Yalan yere yemin etmek, yalana şahitliği yapmak ve yalan söylemek aslı itibariyle şirke benzemektedir. Birisi aslı olmayan puta ilâh diye tapıyor, yalan söyleyen ise, aslı esası olmayan şeyler söyleyerek karşısında bulunanları aldatıyor, onları gerçek olmayan şeyleri kabule zorluyor.
Şirk ve Zulüm
Şirk en büyük zulümdür. İnsanın kendisine, hemcinslerine, diğer yaratılmışlara karşı işlemiş olduğu en büyük zulümdür. Şirk affedilmeyen bir zulümdür.
Allah, Lokman aleyhisselam’ın oğluna zulüm hakkında söylediği şeyi şöyle bildirir
“Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk çok büyük bir zulümdür. ” (Lokman Sûresi: 31/13)
Zulüm, bir kimseyi hakkından mahrum etmek ve adaletsizce davranmaktır.
Şirk büyük bir zulümdür. Çünkü insan; yaratıcısına, nimet ve rızık verenine, yaratılışı, rızıklanışı ve bu dünyada hoşlandığı şeylerle nimetlenişinde hiçbir katkısı olmayan varlıkları ortak koşmaktadır, bundan büyük adaletsizlik olamaz.
İnsanın yalnız Allah’a ibâdet etmesi, Allah’ın insan üzerindeki bir hakkıdır. Müşrik başkalarına tapmakla, Allah’ın bu hakkını çiğnemektedir.
İnsanın kendi nefsi üzerinde de hakkı vardır.
Bu haklardan biri de kendisini alçaltmamak ve cezaya müstehak hale getirmemektedir. Müşrik Allah’tan başkasına tapmakla kendisini hem cezaya müstehak hale getirmekte, hem de alçaltmaktadır. Müşrik’in aldığı her soluk, adaletsizlik ve zulmün bir ifadesidir.
Müşrik zâlimdir.
Allah’ın lâneti zalimler üzerindedir.
Müşrik yalancıdır.
Allah’ın lâneti yalancılar üzerinedir.
Şirk en büyük günahtır. Müşrik de bu günahı işleyendir.
Şirk günahının affı da yoktur.
Allah, Nisa Sûresi, 116’ncı ayet te şöyle buyurmaktadır:
“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar.” Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.
Aynı mealdeki Nisa Sûresi’nin 48. âyetinin sonunda:
“Kim Allah’a ortak koşarsa, büyük bir günah ile iftira etmiş olur” buyurur.
Allah’a eş ve ortak kabul eden kimse sapıtmıştır. Doğru yoldan çıkmıştır. En büyük günahı işlemiştir. Allah’a en büyük iftirada bulunmuştur.
Şirkten dönmez, hak yola girmez, dünya hayatını müşrik olarak tamamlarsa, Allah’ın affına kavuşamaz. Ebedi hüsrandan, Cehennem azabından kurtulamaz.
İnsan için en utanç verici şey, en büyük suç, Allah’ın verdiği aklı kötüye kullanarak kendisini yaratan ve nimetleri ile donatan Allah’ın yanında başka ilâhların olduğunu iddia etmesidir. Allah’ın, insanları doğru ve hak yola yönlendirmesi için gönderdiği peygamberi kabul etmemesidir.
Şirk Bir Pisliktir
Şirk inancına sahip insan bedenen temiz olabilir, yepyeni elbiseler giyebilir. Medeni görünebilir. Ama inanç yönünden, ahlâki anlayış ve davranış yönünden, cahiliye anlayışına sahip olma yönünden “necistir”ler, pistirler.
Allah Tevbe Sûresi’nin 28. âyetinde: “Ey İman edenler! Müşrikler, ancak bir pisliktir” buyurur.
Şirk, pisliğine bulaşmış insanların sonu ebedî hüsrandır. Müşriklerin sonu hakkında Allah şöyle buyurur:
“Kim Allah’a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş gibidir.” (Hac Sûresi:22/ 31)
Gökten düşüp parça parça olan şey, yahut rüzgarın ta uzaklara fırlattığı şey nasıl yok olur, mahvolursa, Allah’a eş koşan müşrikler de öyle mahvolur. Ebedî hayatları söner.
Allah’tan Başka Bir İlah mı Var?
Allah şirki kabul etmiyor. Kendisinin ortağı, benzeri, dengi ve eşi olmadığını bildiriyor. Allah şirk günahını da affetmiyor, insanın düşünmesini emrediyor. Evrendeki varlıklardan ve hadiselerden ibret almasını istiyor. . .
İnsan, aklını doğru yolda kullanır, evrene bakar, yaratılışı düşünürse bunların kendiliğinden meydana gelmeyeceğini anlar, bir yaratıcının olduğuna inanır.
İnsan, peygamber sesini dinler, Kur’ân’a inanırsa sağlam ve doğru bir inanca sahip olur. Doğru yola girer, kendisini şirkten ve sapıklıktan, boş ve uydurma şeylere inanmaktan korur.
Evrende olan her şey Allah’ın varlığının bir delilidir; şu âyetlere bakın:
1– “Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri peşinde gelişinde sağduyulu, akıl sahipleri için, Allah’ın varlığını, kudret ve azametini gösterir kesin deliller vardır. ” (Al-i İmran Sûresi: 3/190)
2- “Onlar bakmazlar mı deveye, nasıl yaratılmış?
Onlar bakmazlar mı göğe, nasıl yükseltilmiş?
Onlar bakmazlar mı dağlara, nasıl dikilmiş?
Onlar bakmazlar mı yere, nasıl döşenmiş?” (Ğâşiye Sûresi: 88/17-20)
Allah soruyor: “Allah’tan başka bir ilah mı var?”
Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlara söylemesini emrediyor, şöyle buyuruyor:
“De ki: Hamd olsun Allah’a, selam olsun seçkin kıldığı kullarına.
Allah mı daha hayırlı, yoksa O’na koştukları ortaklar mı?”
“(Onlar mı hayırlı) yoksa gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? O su ile bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirdik.
Allah’tan başka bir ilah mı var?
Doğrusu onlar, sapıklıkta devam eden bir kavimdir. “
“(Onlar mı hayırlı) yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından ırmaklar akıtan, yeryüzü için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı?
Allah’tan başka bir ilah mı var? Doğrusu onların çoğu hakikatleri bilmiyor. “
“(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendine yalvardığı zaman karşılık veren ve sıkıntısını gideren, sizi yeryüzünün hâkimleri kılan mı?
Allah’tan başka bir ilah mı var?
Ne kıt düşünüyorsunuz?”
“(Onlar mı hayırlı) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi?
Allah’tan başka bir ilah mı var?
Allah, onların koştukları ortaklardan çok yüce ve uzaktır. “
“(Onlar mı hayırlı) yoksa ilk baştan yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten hem yerden rızıklandıran mı var?
De ki: Eğer doğru söylüyorsanız kesin delilinizi getirin. ” (Neml Sûresi: 27/59-64)
Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. İlah olarak yalnız ve yalnız Allah vardır.
Peygamberimiz; “Allah mı hayırlı yoksa ona koştukları ortakları mı?” ayetini okuyunca; “Hayır, sadece Allah hayırlıdır” buyurmuştur.
Bu ayetlerin açıklamasında merhum Şehid Seyyid Kutub şöyle der:
“Bu soru da Allah’ın ayetlerini inkâra kalkışan kalplere dokunan ifadeler vardır. Ve bu, ancak bir tek şekilde bir soru ile başlıyor.
Verilebilecek biricik cevap, onların uydurma tanrıları, Allah’a eş koşmalarını kötüleyecek bir cevap olacaktır.
Allah’a ortak koştukları putlar, heykeller, melekler, cinler veya her nasıl olursa olsun Allah’ın yarattıklarından bir yaratık hiçbir şekilde Allah’tan daha iyi olmayı bir tarafa bırakalım, Allah’a benzemeye bile yaklaşamaz, yanaşamaz. Akıllı hiçbir kimsenin içinden onlarla Allah’ı karşılaştırmak geçmez.
Gökler ve yeryüzü hiç kimsenin inkâra yeltenemeyeceği birer gerçek olarak ortadadır. Ayrıca hiç kimse bunları o sahte tanrıların yarattığını da iddia edemez.
Merhum Mevdûdi de âyetleri açıklarken sayfalar dolusu yazı yazar. Biz Merhum Mevdudî’den birkaç parağraf alıntı yapacağız.
Merhum Mevdûdî diyor ki: “Allah mı yoksa (ortak koştuğunuz) sahte tanrılar mı daha hayırlıdır, sorusu insana tuhaf gelebilir.
Aslında sahte tanrılar da hayır olmadığı kesindir.
Müşrikleri uyarmak için onlara bu soru yöneltilmiştir.
Çünkü müşrikler sahte tanrılara hizmet ediyorlar, onlara yalvarıyorlar, bir takım adaklar sunuyorlar. Onlarda hayır olduğuna inanıyorlar.
Müşrikler, uydurdukları tanrılarında hayır olduğuna inanmalarına rağmen, onların Allah’tan hayırlı olduklarını söyleyemezler.
Allah’ın daha hayırlı olduğunu söyleseler sahte tanrılarına olan inançları tümü ile yıkılmış olur, daha yüce bir inanca karşı süfli bir inanca sahip olduklarını açıklamış olurlardı. . .
Allah Kur’ân da bu soruyu sormakla müşrikleri ilk başta çaresiz duruma düşürmüş oluyor. . .
Kur’ân’daki bu ve buna benzer sorular sadece şirk inancını değil, aynı zamanda tanrı tanımazlık görüşünü de çürütmeyi hedef alır. Meselâ ilk soruda:
‘Semadan yağmur indiren ve ağaçlarını yetiştirmeye güç yetiremiyeceğiniz, ferahlık verici bahçeleri yeşerten kimdir?
Toprak veya ona benzer yerlerde, sayısız bitki türünün beslenmesi için gerekli temel maddelerin mevcudiyetini, hayvan ve bitki hayatının devam etmesi için gerekli sudaki lüzumlu maddelerin, denizdeki suların tekrar tekrar buharlaşmasını, yeryüzünün çeşitli bölgelerinde düzenli bir şekilde zaman zaman yağmur halinde düşmesini, özellikle sayısız bitki türlerinin beslenip yeşermesine vesile olan ve dolayısıyla her çeşit hayvan türünün sayısız ihtiyaçlarını karşılayan toprak, hava, su ve ısı arasındaki işbirliğini, bütün bunların sadece bir tesadüfün mü, yoksa Yüce bir kudret, Hâkim bir müdebbirin iradesi neticesinde ortaya çıkan bir plan ve programın sonucu olup olmadığını şöyle bir düşünelim;
Ayrıca, sonuna dek milyonlarca yıl bu tesadüfün, sürekli olarak tekrar tekrar aynı şekilde yeniden olması mümkün müdür?
Basireti ön yargılarla bağlanmış olan, sadece inatçı bir kimse bunu tesadüf olarak niteler.
Haksever ve makul hiçbir insan, ne böyle bir saçma iddiada bulunur, ne de böyle bir iddiayı doğru kabul eder. “
Allah’tan Başka İlahlar Olsaydı Ne Olurdu?
İnsan düşünmeli, bilmeli ve inanmalı ki, Allah vardır, birdir. Eşi, benzeri, ortağı ve dengi yoktur. Ama hâşâ, sümme hâşâ, farz-ı muhal durum Allah’a eş koşanların dediği gibi olsaydı ne olurdu? Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ne olurdu?
Allah bu soruya da Kur’ân’da cevap veriyor. Konu ile ilgili üç âyetin mealini veriyoruz:
1- “Allah evlat edinmemiştir. O’nunla birlikte hiçbir ilah da yoktur. Şayet olsaydı, her ilah kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların yakıştırdığı şeylerden yüce ve uzaktır. ” (Mü’minûn Sûresi: 23/91)
*
2- “De ki: Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilahlar da olsaydı, o takdirde bu ilahlar arşın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı.” (İsra Sûresi:17/ 42)
*
3- “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı yer de, gök de bozulurdu. Arşın sahibi olan Allah onların vasıflandırmalarından yüce ve uzaktır.” (Enbiya Sûresi:21/ 22)
Merhum Şehid Seyyid Kutub, konu ile ilgili şunları yazar:
“Allah’tan başka ilahlar olsaydı, her ilah kendi yarattığı ile gider, ona has kanunlar kordu.
Her ilah kendi gücünün ve hükmünün kâinata hâkim olmasını isterdi. O zaman da kâinatta bir tek kanun, bir tek idare ve bir tek hükümden eser kalmazdı.
Hâlbuki bu durumların hiçbiri kâinatta göze çarpmaz. Çünkü bu kâinatın yapısı onu yaratanın birliğine şahitlik eder. Hem bu kâinatın her bölümü hiçbir çatışma, sürtüşme ve dengesini bozma olmadan diğer bölümü ile rahatça uyuşur.
Konu ile ilgili olarak merhum Mevdudî de şöyle der:
“Eğer birden fazla ilah olsaydı şu iki sonuçtan biri ortaya çıkardı:
1-Eğer her biri birbirinden bağımsız ilahlar olsalar, sınırsız evrenin yönetiminde birbirleriyle anlaşamazlar ve evrenin işleyişinde düzen, ahenk ve denge olmazdı. Her an anlaşmazlık çıkar ve her biri tek hâkim olmak için çalışırdı.
2- Eğer onlardan bir tanesi en üstün ilâh olsa ve diğerleri onun bazı yetkiler verdiği kulları olsaydı, onlar üstün ilâha daima itaat eden kullar olarak kalmazlar ve kendileri de en üstün olmaya çalışırlardı.
Oysa gerçek şudur ki, göklerde ve yerde olan her şey, yetişmesi için ortak bir amaçla hareket etmeseler, bu evrende bir tek buğday tanesi veya bir tutam ot bile büyüyemez.
Bu nedenle ancak cahil ve anlayışsız bir kimse, bu evrenin işlerini yürüten birbirinden bağımsız veya yarı bağımlı birden fazla tanrının olduğunu söyleyebilir.
Evrenin doğasını ve işleyişini inceleyen herkes, bu evreni yöneten tek bir varlık ve tek bir hâkim olduğu ve bunda hiçbir kimsenin payı olmasına imkân olmadığı görüşüne varır.
Hz. İsa aleyhisselam şöyle dedi): Allah benim de Rabb’im, sizin de Rabbi’nizdir. Öyleyse O’na ibâdet edin. İşte doğru yol budur.
Âl-i İmran Sûresi:3/ 51