5. BÖLÜM Yahudilerin Peygamberimiz (sav)’ e İsnat, İftira ve Tepkileri

Yahudiler, zamanında peygamberlerini nasıl yalanlamışlar, nasıl öldürmüşler, İsa Aleyhisselam’a nasıl hakaret etmişler, nasıl onu öldürmeye teşebbüs etmişlerse, Peygamberimiz (sav) zamanında
da Peygamberimiz (sav)’i yalanlamışlar, zehirlemeye, öldürmeye teşebbüs etmişlerdir. Medine ve civarında Yahudi kabileleri vardı. Beni Kaynuka Yahudi kabilesi Medine’nin içinde idi. Beni Kureyza
Yahudi kabilesi Fedek’te idi. Beni Nadir Yahudi kabilesi de onların yakınında idi. Medine’nin şimalinde, Hayber’de de Yahudi kabileleri vardı. Bunlar bölgenin en zengin insanları idi, kuvvetli kaleler içinde yaşarlardı. Ticari yönden bölgeye hâkimdiler. Peygamberimiz (sav) Medine’ye hicret edince bunlarla anlaşma yaptı. Yahudilerle barış halinde yaşanılacaktı, Yahudiler güven içinde olacaklardı, kendilerine eşit muamele yapılacaktı. Dinlerini rahatça yaşayacaklar, ticaretlerini serbestçe yapacaklar, düşmanlara karşı Medine’yi birlikte savunacaklardı. Yahudiler, başlangıçta Peygamberimiz (sav)’e hoş davrandılar. Bölge insanları gibi Peygamberimiz (sav)’i ve inananları
da hâkimiyetleri altına alacaklarını hesap ediyorlardı. Hesaplarının tutmayacağını anlayınca, anlaşma olmasına rağmen peygamberimiz (sav)’e cephe almaya başladılar. Geçmiş peygamberlerle ilgili hileli sorular soruyorlardı. . Müslüman kadınlar ve kızlar için aleyhte şiirler ve gazeller yazıyorlardı. Bu şairlerin başında Kâ’b bin Eşref gelirdi. Kâ’b bin Eşref, Bedir’de ölen müşriklere ağıtlar yakıyor, Müslümanlara karşı mücadeleye çağırıyordu. irler ve gazeller yazıyorlar,onların ırz ve namusları ile oynuyordu. Bu şairlerin başındaerki Yahudiler, Müslümanları birbirine düşürmek için her vasıtaya başvuruyorlardı. Müslüman Evs ile Hazreç kabileleri arasındaki eski düşmanlığı tazelemek için çalışıyorlardı. Medine’de nazil olan ayetlerin bir kısmı
Yahudilerle Müslümanlar arasındaki mücadeleyi açıklar:
“Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’akarşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar yapmaya değer azmi gerektiren işlerdendir.” (Al-i İmran Sûresi: 3/186)
Peygamberimiz (sav) ve Müslümanlar Mekke döneminde müşriklerden üzücü sözün ötesinde çok şey işittiler, eza ve cefa gördüler. Sabrettiler, sebat ettiler. Şimdi Medine’de idiler. Şimdi de daha önce kendilerine kitap verilen Yahudilerin eza ve cefası ile karşı karşıya idiler.

Ölüm Size
Yahudiler Müslümanlarla karşılaştıkları zaman selâmlaşmak için “Sam aleyküm” derlerdi. Ölüm size anlamındadır. Hazreti Âişe, Yahudilerin bu tarzdaki selâmını duyduğu zaman: “Habisler, ölüm size
olsun”demiştir. Peygamberimiz (sav) hiddetlenen Hz. Âişe’yi teskin etmiş, böyle söyleme demiş. Hz. Âişe siz onların ne dediğini duydunuz mu? Deyince; “Evet, fakat onlara yalnız (aleyküm) demekle
iktifa etmiştim” buyurdu. Peygamberimiz selamı iade ediyor, “Ölüm size” diyor.[1]

Allah Fakirmiş (!) (Hâşâ Sümme Hâşâ)
Hz. Ebubekir (ra) Finhaş adında bir Yahudi’yi İslâm’a davet eder. Finhaş Hz. Ebubekir’e ters cevap verir ve şöyle der: “Ey Ebubekir, Allah’a hiçbir minnetimiz ve ihtiyacımız yok. O bize muhtaçtır. O
bize yalvardığı halde biz O’na yalvarmıyoruz.” Hz. Ebubekir; “Yemin olsun, eğer sizinle aramızdaki o andlaşma olmasaydı senin kelleni uçururdum, ey Allah düşmanı,” der. Yahudi Finhaş Peygamberimiz (sav)’e geldi, Hz. Ebubekir’i şikâyet etti, kendisini dövdüğünü söyledi. Fakat Allah’a karşı savurduğu sözleri sakladı. Ayet indi, Yahudinin sözlerini bildirdi: “Allah; ‘Şüphesiz, Allah fakirdir, biz zenginiz’ diyenlerin sözünü elbette duydu. Onların dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve, ‘Tadın yangın azabını!’ diyeceğiz.” (Al-i İmran Sûresi: 3/181)
Kıble Değişimine Hiddetlendiler
Kıble Kudüs’dü. Yahudiler kıblenin Kudüs olmasını dedikodu vasıtası yaptılar. Kudüs’ün kendilerinin olduğunu, kıblenin Kudüs olması ile peygamberin kendilerine tâbi olduğu yaygarasını yaymaya başladılar. Peygamberimiz (sav) Kâbe’nin kıble olmasını istiyordu. Muhacirler de vatanları olan Mekke’ye beş vakit namazlarında dönmek, Rablerine Kâbe’ye yönelerek ibadet etmek istiyorlardı. Allah’tan ayet geldi. Allah (cc), ayette şöyle buyurur:

“(Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle) yüzünü
Mescid-i Haram yönüne çevir.
(Ey Müslümanlar!) siz de nerede olursanız olun, namazda yüzünüzü hep onun yönüne çevirin…” (Bakara Sûresi: 2/144)

Kâbe kıble oldu. Kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye çevrilmesi ile Yahudiler hiddetlendiler, fitne çıkarmaya teşebbüs ettiler.
Allah (cc), bu fitnecilerin durumunu şöyle bildirir:
“İnsanlar arasında bir takım beyinsizler diyecekler ki: ‘Onları eskiden bulundukları kıbleden çeviren nedir? Deki: Doğu da, batı da Allah’ındır. Allah dilediği kimseyi doğru yola iletir.” (Bakara Sûresi: 2/142)

Soğuk Savaş Başlattılar
Yahudiler, Müslümanların kendilerine tabi olmayacaklarını anladılar. Bedir Savaşı’ndan sonra endişeleri çoğaldı. Müslümanların bir kuvvet olduğunu görünce hakimiyet ümitlerini tamamen kaybettiler, soğuk savaş başlattılar. Müslümanlarla aralarında anlaşma olmalarına rağmen Mekke müşrikleri ile işbirliği yapıyorlar, müşriklerin ölülerine şiirlerle övgüler yapıyorlar, intikam almak için müşrikleri teşvik ediyorlardı. Yahudiler, bir Allah’a inandıkları halde, Peygamberimize ve Müslümanlara düşmanlıklarından dolayı müşriklerin put dininin Peygamberimiz (sav)’in tevhid dininden üstün olduğunu müşriklere söylediler:

Müşrikler, Yahudilere sordular:
“Siz ehli kitapsınız. Bu hususta bilginiz var, bizim dinimiz mi hayırlı, yoksa Muhammed’in dini mi?” Yahudiler cevap verdiler:
“Sizin dininiz onların dininden daha hayırlıdır.” Yahudiler, Peygamberimiz (sav)’e ve Müslümanlara olan kin ve düşmanlıklarından dolayı bile bile yalan söylediler, putların (hâşâ) Allah’tan üstün olduğunu ilân ettiler. Allah (cc), bunların durumunu şöyle bildirir:
“Kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar ‘putlara’ ve ‘tağut’a inanıyorlar. İnkâr edenler için de, ‘Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar. Onlar,
Allah (cc)’ın lânet ettiği kimselerdir. Allah kime lânet ederse, artık ona asla bir yardımcı bulamazsınb.”
(Nisâ Sûresi: 4/51, 52)

Sabah Müslüman, Akşam Kâfir
Yahudilerden bazıları günün sabahında Müslüman olur, akşamında dininden döner, dini oyuncak yapıp alay konusu yaparlar, Müslümanlık üzerinde şüpheler meydana getirmeye çalışırlardı. Allah (cc),bunların durumunu da şöyle açıklar:
“Kitap ehlinden bir grup; Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkar edin. Belki onlar size bakarak dönerler. “dedi. (Al-i İmran Sûresi: 3/72)

Medine ve civarında yaşayan Yahudi bilginler ve liderler, yeni Müslüman olmuş, imanı sağlamlaşmamış kimseleri şüpheye düşürmek için aralarında bir karar aldılar. Buna göre İslâm’ı kabul etmiş gibi görünecekler, sabah namazını Müslümanlarla birlikte kılıp akşam üzeri İslâm’dan çıktıklarını ilan edeceklerdi. Amaçları, hiç olmazsa bazı kimselerin, “Bunlar vazgeçtiklerine göre, Müslümanlıkta mutlaka bir eksiklik bulmuşlardır” demelerini sağlamaktır.[2]

Cennete Sadece Yahudiler Gireceklermiş!..
Yahudiler gittikçe peygamberimiz (sav)’e ve Müslümanlara karşı tavırlarını sertleştirdiler, Peygamberimiz (sav)’in tebliğatını reddettiler. Kendilerinin imtiyazlı olduklarını, cennete sadece kendilerinin gireceklerini iddia ettiler. Bu iddiayı peygamberimiz (sav)’i ziyaret eden Necran Hıristiyanları da tekrar ettiler. Yahudilerin ve Hıristiyanların bu iddialarını Allah (cc), şöyle bildirir:

“Bir de, ‘Yahudi ve Hıristiyanlardan başkası asla cennete giremez’ dediler. Bu onların kuruntularıdır. De ki: “Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin!”

“Hayır, öyle değil! Her kim iyilik yaparak kendini Allah’a teslim ederse, onun ecri Rabbinin katındadır. Böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.”
(Bakara Sûresi: 2/111, 112)

Yahudilerin ve Hıristiyanların cennete biz gereceğiz iddiaları bir kuruntudan ibarettir. Cennete girmenin ölçüsü, son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e inanmak, mü’min olarak yaşamak, mü’min
olarak Allah (cc)’ın rahmetine ve affına mazhar olmaktır. İman ve amel-i salih olmadan hiçbir toplumun, hiçbir ırkın, hiçbir ferdin Allah katında bir ayrıcalığı yoktur.

Ateş Bir Kaç Gün Dokunacakmış!..
Yahudiler, kendilerini Allah (cc)’ın gözde kulları kabul ediyorlar, Müslümanları hakir görüyorlardı. İşleri, amelleri ne olursa olsun Yahudi oldukları için cennete gireceklerine inanıyorlardı. Allah (cc)’ın,
“Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin” emri karşısında bocalamaya başladılar. “Biz cehenneme girmeyiz, girsek bile ateş bizi belli günlerden başka yakmayacak” demeye başladılar. Cehenneme atılsalar bile orada günahlarının pisliğinden temizlenmek için sadece birkaç gün kalacaklarını, daha sonra sürekli kalmak için cennete gireceklerini iddia ettiler.
Bir kaç günü de şöyle açıkladılar: “Buzağı putuna kırk gün tapılmıştı. Biz de kırk gün cehenneme gireriz ve çıkarız” dediler. Bir kısım Yahudiler de cehennem günlerini daha da azattılar. “Dünya’nın ömrü yedi bin senedir. Her bin sene için bir gün azap görürüz” dediler.[3]

Allah (cc), Yahudilerin cehenneme birkaç gün gireriz iddialarınışöyle bildirir:
“Bir de dediler ki: ‘Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.’ Sen onlara de ki: Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”
“Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
”(Bakara Sûresi: 2/81, 82, Al-i İmran Sûresi: 3/24) Evet, Yahudiler cehennemde birkaç gün değil, ebedî olarak kalacaklardır.

Kaynuka Yahudileri Savaşı Başlattı
Yahudiler Müslümanlara hakaret etmek, onları kötülemek için her yola başvuruyorlardı. Müslüman bir kadın Yahudilerin Kaynuka çarşısına gitmiş, ziynet eşyası alırken hakarete maruz kalmış, orada bulunan Yahudiler gülüşmeye başlamışlar. Durumu gören bir Müslüman müdahale etmiş, aralarında kavga çıkmış, Müslüman bir Yahudi’yi öldürmüş, Yahudilerde Müslüman’ı öldürmüşler. Peygamberimiz (sav), Müslümanlara eziyet etmekten vazgeçmelerini, anlaşma şartlarına uygun hareket etmelerini, yoksa Bedir›de müşriklerin başına gelenlerin onların da başına gelebileceğini söylemiştir. Yahudiler, peygamberimiz (sav)’e şöyle dediler:

“Ey Muhammed! Savaşın ne olduğunu bilmeyen kimselerle karşılaşmana aldanma. Eğer seninle savaş yaparsak, o zaman savaşın tadını anlarsın.”
Yahudiler, anlaşmanın geçersiz olduğunu ilan ettiler. Yahudilerin yaptığı savaş ilanı idi. Peygamberimiz (sav), Müslümanların Yahudiler üzerine yürümesini emretti. Yahudiler kalelerine çekildi. Muhasara on beş gün sürdü. Yahudiler teslim olmak mecburiyetinde kaldılar. Münâfıkların başkanı Abdullah İbn-i Übey’ bin Selül, peygamberimiz (sav)’in zırhına yapıştı, şöyle dedi:

“Allah’a yemin ederim ki, bizim bu eski müttefikimizi affetmedikçe seni bırakmam. Çünkü bu 700 savaşçı düşmanlarımızla yaptığımız her savaşta bizlerin yanında yer aldılar. Şimdi sen bir günde hepsini yok etmek mi istiyorsun?»[4] Kaynuka Yahudileri de af istediler. Peygamberimiz (sav) onları affetti, fakat sürgünden kurtulamadılar.
Yahudi Kaynuka kabilesi Şam taraflarına sürüldü. Medine bir Yahudi kabilesinden kan dökülmeden kurtuldu. Münâfıkların başı da kuvvetli bir müttefikinden mahrum kaldı.[5]

Beni Nadir Yahudileri Peygamber (sav)’i Öldürmek İstediler

“Raci” ve “Bir-i Maûne” denilen yerlerde yetmiş’ten fazla Müslüman’ın tuzağa düşürülerek öldürülmesi, İslam düşmanlığında Yahudilerin iştahını kabarttı.
Peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem,on kişilik bir sahabe gurubu ile Beni Nadir Yahudileri yurduna gitti.
Bir duvarın gölgesinde ağırlandılar.
Peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem, “Amir kabile”sinden yanlışlıkla öldürülen iki kişinin diyetinin anlaşma gereğince yarısını ödemelerini Beni Nadir Yahudilerinden istedi.Kendi aralarında bir şeyler konuşmaya başladılar.Bu arada bir adam dama çıktı.
Damdan peygamberimizin başına büyük bir taş bırakacak ve öldürecekti.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kalktı, yürüdü, sahabeler de yürüdüler. Allah’ın bildirmesi ve koruması ile peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem Yahudilerin öldürmesinden kurtuldu.
Mekke müşriklerinin telkin ve teşvikleri ile Beni Nadir Yahudileri anlaşmayı bozdular, yeni anlaşma tekliflerini de reddettiler.
Peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem’e yurtlarına gelmesini hahamlarla dini konularda görüşme yapmasını, hahamlar Müslümanlığın doğruluğuna inanırlarsa toptan Müslüman olacaklarını bildirdiler. Peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem bu esna da Yahudilerin savaş hazırlığı yaptığı haberini de aldı.
Yahudiler peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem yurtlarına geldiği zaman başaramadıkları suıkasti tekrar edeceklerdi.
Peygamberimizsallallahu aleyhi ve sellem,Muhammed bin Meslemeyi Beni Nadir Yahudilerine gönderdi.Anlaşmayı bozduklarından ve öldürme teşebbüsünden dolayı on gün içinde Medine’den çıkıp başka bir yere gitmelerini bildirdi.
Yahudiler kendi aralarında görüştüler,savaşmayı göze alamadılar, sürgüne gitmenin dışında bir yol olmadığına karar vererek hazırlığa başladılar.

Münâfıkların başı Abdullah ibn-i Übey bin Selul “Yurdunuzdan çıkmayın, 2000 adamla yardımınıza geleceğim” diye haber gönderdi. Kaynuka Yahudilerine de yardım vaadinde bulunmuş, yardım yapamamış onların sürgüne gitmelerine engel olamamıştı. Beni Nadir Yahudi reislerinden Huyey bin Ahtap,
Münâfık başının vadine güvenerek “Çıkmayacağız. Ne istersen yap” haberini gönderdi. Kur’ân-ı Kerîm’de Beni Nadir Yahudileri’nin sürgün hadisesi şöyle bildirilir:

“Kitap ehlinden o inkâr edenler kardeşlerine, ‘Yemin ederiz ki, siz Medine’den çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size
karşı savaşılırsa size mutlaka yardım ederiz, diyerek Münâfıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.”
“Andolsun, eğer
(kardeşleri Medine’den) çıkarılırsa, onlarla beraber çıkmazlar. Kendilerine karşı savaşılırsa, onlara yardım etmezler. Yardım edecek olsalar bile, andolsun mutlaka arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.”(Haşr Sûresi: 59/11, 12)

Ayetler okununca, Müslümanlar seviniyorlar, Yahudiler üzülüyorlar, Münâfıkların iç yüzleri bir defa daha ortaya çıkıyordu. Peygamberimiz (sav)’in tekliflerini reddettiklerinden sonra Beni Nadir Yahudileri kalelerine çekildiler, savaş hazırlığı yapmaya başladılar. Peygamberimiz (sav)’in emri ile Yahudilerin kaleleri muhasara altına alındı. Muhasara 20 gün sürdü. Bu zaman içinde Abdullah ibn-i Übey bin Selul’ün 2000 kişilik yardım vadinden bir kişi bile gelmedi. Yahudiler yeise kapıldılar. Eman istediler, kendilerine eman verildi. Hiçbirinin canına dokunulmadı. Silahları dışında alabildikleri kadar taşınabilir mal alıp götürebileceklerine müsaade edildi. Medine dışına sürüldüler.[6]

Beni Kurayza Yahudileri İhanet ettiler.
Medine’den sürülen Beni Nadir Yahudileri’nden bir kısmı Hayber’e yerleşti. Reisleri Huyey bin Ahtab, sürgünden sonra Müslümanları yok etmek için yaşamaya başladı. Mekke’ye gitti, müşrik Arap kabilelerini dolaştı. “Bizimle birleşirseniz Müslümanları mahvederiz” dedi. Kureyş de aynı çalışmanın içerisindeydi. Müşrik kabileleri de istekli idi. Kabilelere Hayber’in hurma bahçeleri vaad edilmişti. Birleştiler. O zamana kadar Arap yarım adasında görülmemiş kalabalık bir ordu ile Medine’ye hücum ettiler. Düşman ordusunda asker sayısı on bini aşkındı. Peygamberimiz (sav), Medinenin üç tarafına hendek kazdırdı.
Bir tarafında Beni Kurayza Yahudileri vardı. Onlar Peygamberimiz’le anlaşma yapmışlar, düşmanlara karşı Medine’yi birlikte savunacaklardı. Birlikte savunmaya başladılar. Düşman durmadan hücum ediyor, hendeği geçemiyordu. Savaş günlerce devam etti. Araplar devam eden savaşa alışık değillerdi. Onlar ani baskınla netice alırlardı. Muhasara uzadıkça yılgınlık başladı. Mevsim kıştı. Medine kenarına kurdukları çadırlarda soğuktan ve yağmurdan zor barınıyorlardı. Hendek savaşının tertibcilerinden biri olan Huyey bin Ahtab, peygamberimiz (sav)’le birlikte Medine’yi savunan Kurayza Yahudileri’ne; deniz gibi bir ordu ile geldim. Müslümanları yeryüzünden sileceğiz. fırsatı kaçırmayın dedi.
Kurayza Yahudilerine anlaşmayı bozdurdu. onları da müşrik ordusu tarafına çekti. Huyey bin Ahtab hemen haberi yaydı. Düşman tarafında büyük bir sevinçle karşılandı. Kurayza Yahudileri de savaş
hazırlığına başladı. Peygamberimiz (sav) üç bin kişi ile Medine’yi savunuyordu. Üçyüz kişiyi Kurayza cephesine göndermek mecburiyetinde kaldı. Açlık vardı. Soğukta gittikçe artıyordu. Halkta derin
bir endişe başlamıştı. Savaşan Müslümanlar ise bütün güçleri ile savaşıyorlardı. Allah savaşan Müslümanların halini şöyle bidirir:
“Müminler düşman birliklerini görünce, ‘İşte bu Allah (cc)’ın ve Rasûlünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir’ dediler. Bu onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini
artırmıştır.”
(Ahzâb Sûresi: 33/22)
Ordu içinde Münâfıklar da vardı. Yıkıcı propagandalar yapıyorlar, “Evlerimiz açık, ev halkımız tecavüze uğrar” diye evlerine kaçıyorlardı. Allah (cc), Hendek savaşında Münâfıkların durumunu şöyle bildirir:
“Hani Münâfıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, ‘Allah ve Rasûlü bize, ancak aldatmak için vaatte bulunmuşlar’ diyorlardı.”
“Hani onlardan bir grup, ‘Ey Yesrip halkı, sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi, geri dönün’ demişti. Onlardan başka bir grup da, ‘Evlerimiz açık
(korumasız)’ diyerek Peygamberden izin
istiyorlardı. Oysa evleri açık
(korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı. “(Ahzâb Sûresi: 33/12, 13)
Hendek Savaşı başlayalı bir aya yaklaşmıştı. Düşman tarafında da açlık başlamıştı. Hayvanlarının yiyecekleri alef de tükenmişti. Hay vanlar yiyecek bulunamadığından ölüyorlardı. Soğuk şiddetlenmişti. Ruzgar da çıkmıştı. Müşriklerin ordusunu meydana getiren guruplar arasında da ikilik çıkmıştı. Savaş yavaşlamıştı. Bir gece müthiş bir fırtına çıktı. Bir siyer kitabında çıkan fırtına şöyle anlatılır:
“Fırtına şiddetli bir kasırga halini almış, ağaçları koparıyor, yerden kaldırdığı tozu toprağı düşmanın yüzüne gözüne çarpıyor, eşyayı kaldırıp yerden yere çalıyor, çadırları söküyordu. Yemek kazanları bile
ocaklarında alt üst olmuştu. Gök gürültüsü bu korkunç hâle daha dehşet veriyor, gecenin zifir karanlığını şimşekler ara sıra gökyüzünü yarıp parçalıyor, her şey dehşet saçıyordu. Bardaktan dökülürcesine bir yağmur boşanmıştı. İçlerine öyle bir korku sindi ki, her taraftan üzerlerine hücum var sanıyorlardı. Allah bu durumu şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Allah (cc)’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı hakkıyla
görmektedir.”
(Ahzâb Sûresi: 33/9)

Fırtına düşmanda savacak hal koymamıştı. Kureyş ve Arap kabileleri ard arda çekilip gittiler. Peygamberimiz’le yaptıkları anlaşmaları bozan, düşmanla işbirliği yapan ve vatan müdafaasını bırakıp, vatanına ihanet eden Beni Kurayza Yahudileri yalnız kalmıştı. Kendilerini
ihanete sürükleyen Huyey bin Ahtab da yanlarında idi. Bunlara ne yapılacaktı? İhanetleri cezasız mı kalacaktı.? Peygamberimiz (sav)
buyurdu:
“Allah’a ve Rasûlüne itaat edenler ikindi namazını Beni Kurayza yurdunda kılsın.”
Müslümamlar silahlarını bırakmadan Beni Kurayza yurduna koştular. Beni Kurayza Yahudileri Müslümanlara teslim olmadılar, barış istemediler, ok attılar, peygamberimiz (sav)’e ve Müslümanlara ağır hakaretlerde bulundular. Taşkınlıklarına devam ettiler. Huyey bin Ahtab’ı vermediler. Peygamberimiz (sav), Beni Kurayza’nın kalelerini muhasara altına aldı. Muhasara 25 gün sürdü. 25. günün sonunda teslim oldular. Haklarında ne yapılacaktı? Peygamberimiz (sav) haklarında hüküm vermedi. “Hakkınızda hüküm vermek üzere bir hakem gösterin. Hükmü o versin” buyurdu. Cahiliyyede Kurayza ile Evs kabilesi müttefikdi. Kurayza Yahudileri, Evs kabilesi başkanı Sa’d
bin Muaz’ı hakem gösterdi. Sa’d bin Muaz şu hükmü verdi:

“Silahla karşı koyanlar idam edilir, ailesi ve çocukları esir edilir, malları ganimet olarak alınır.” Yahudiler, Sa’d bin Muaz’ın verdiği hükmün kitablarına uygun olduğunu söylediler.[7] Allah (cc), Kurayza Yahudileri hakkında şunları bildirir:

“Allah kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.”

“Allah sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”
(Ahzâb Sûresi: 26, 27)
Kurayza Yahudileri de verilen hükmün Tevrata uygun olduğunu söylediler. Hüküm uygulandı. Medine içi Yahudi fitnesinden temizlendi.

——————————————-

[1] Hâtemü’l Enbiya, 221, 261
[2] Doç. Dr. Halil Altuntaş, Dr. Muzaffer Şahin, Kur’ân-ı Kerîm Meali, Al-i İmran,
72’nci Ayet İle İlgili Açıklama. Diyanet Yayını, Ankara
[3] İbn-i Kesîr: 1/118)
[4] Tefhimu’l Kur’ân 6/321
[5] Hâtemü’l Enbiya, 263, Kur’ân-ı Kerîme Göre Peygamberler, 3/76
[6] Hâtemü’l Enbiya, 287, El-Belâzuri Fütûhu’l Büldân, 23, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara

Scroll to Top