KÖYÜMÜZÜN YOLLARI:
Köyümüz Develi İlçesine bağlı idi. Resmi işler dışında develiye pek gidilmezdi. Kışın
Develiye gidiş ve geliş çok zor olurdu. Develi yolu gittikçe Erciyes dağına yaklaşır ve
yükselirdi. Kar çok olurdu. Yol da bütün zorlukları üzerinde bulunduran bir yoldu.
Develi’ye, Köyümüzden Kepez, Maraçak, Örencik, Çömlekçi, Kabaklı önü ve İncesu
köyleri’nden gidilir, gelinirdi. Develi yolu dağlıktı. Develiye gidiş: Sekiz, dokuz saat sürerdi. Geliş de öyle. Kayseri daha yakındı.
Köyümüz,1945 yılında Kayseri merkezine bağlandı. Develiye gidiş ve geliş durdu.

Köyümüzden Kayseri’ye iki yolla gidilirdi
.
a)Birinci yol: ( İpek Yolu )
Tomarza ve Avşar tarafından gelen köyün altından geçen yoldur. (Tomarza yolu) diye
de bilinen bu yol şimdiki Kayseri-Malatya: E-26 Kara yolu’nun esasını oluşturur. Bu yol
İsbile’nin altından Tavlusun ve Germir üzerinden Kayseriye ulaşır.
HAN, Osmanlıdan beri devamedegelen bir gelenektir. O günün vasıtalarıyla ki onlar;
Deve, At, Katır, öküz koşulan Kağnı ve at koşulan dört tekerlekli araba’lardır. Sabah
kalkıp akşam’a kadar yol alan yolcuların can ve mal emniyetinin sağlanması için; “Bir
konak mesafesi” yerlere bir han yapılmış. Bu cümleden olarak da “Yorulduğun yere
han mı yaptıracağım” sözü darb-ı mesel olmuştur..
Vengicek Hanı: Köyümüzün iki kilometre kuzeyinde bulunan bu yol üzerinde “Vengicek Hanı” denilen yerde iki han vardı. Bunlardan biri; Abacının hanı, diğeri ise Burhanın hanı idi.
Abacının hanı olarak bilinen bu hanı köyümüzden Deli Firzi bir müddet işletmiş, daha sonra Mehmet Çavuş, Kayserili Abacıdan satın almış olduğundan bu tarihten sonra da
bu han’a Mehmet Çavuş’un hanı denilmiş.
Mehmet Çavuş’un hanı, Han’a gelip-giden yolcular köyümüze izafeten gittikleri yerlerde bu han’ı Vengicek Hanı diye anlattıkları için, bu isimle şöhret bulmuş. Bu gün han
yıkılıp gitmesine rağmen o çevre hala Vengicek Hanı diye anılır.
26
Vengicek hanı ayrıca yolcuların mallarını satıp parasıyla alış veriş yaptıkları bir yermiş.
Ben Mehmet Çavuşu hatırlamıyorum, benden küçükler de bilmezler. Mehmet çavuşla
ilgili hatırladığım tek şey, oğulları Tevfik ve Melik emmiler babaları için can aşı vermişler.
Beni de tarladan çağırdılar, yemek yiyeceksin dediler. Kopa kopa geldim. Karnım doyuncaya kadar can aşından yedim. Allah rahmet eylesin.
Şimdi Hanın yerinde Mehmet Çavuşun torunu, Melik emminin oğlu Fahri Kahraman’ın eski evi ve ahırı vardır. Fahri efendi bitişikteki bahçe içine iki katlı modern bir ev
yaptırmış, orada oturuyor.
Han sahibi Mehmet Çavuş, yolculara verdiği hizmet karşılığı bir ücret alırmış. Derenin
içindeki topraklı yerlere domates dikermiş, çeşmenin suyu ile domatesleri sularmış, güzel
domates yetiştirirmiş. Köyümüzde domates yetiştirme adeti Mehmet Çavuştan kalma
derlerdi.
Avşardan ve doğu yönünden deve kervanı, at, eşek ve kağnıları ile gelenler. Handa kalırlar. Hayvanların karınlarını doyururlar, dinlenirler, su ihtiyaçlarını da karşılarlardı.
Ertesi gün erkenden kalkarlar, yüklerini develerine, eşeklerine, atlarına, kağnılarına ve
arabalarına yükleyerek Kayseriye giderler. Dönüşte yine Vengicek hanında gecelerler,
Sabahleyin yüklerini hayvanlarına ve arabalarına yükleyerek köylerinin yollarını tutarlardı.
Bu han; bir yanında insanların kaldıkları odalar, ortada da büyük bir avlu ve kenarlarında hayvanların kaldığı ahırlardan oluşan bir kompleks şeklinde idi.
Mehmet çavuştan sonra oğulları hanı bir müddet daha işletiyorlar. Tek tük de olsa
handa kalanlar oluyordu. Kamyonlar çıkmıştı. Bu kamyonlar Avşar’dan gelirken Bünyan
üzerinden Kayseri ye gittiği için hanın yolcusu gittikçe azalmıştır.
Zamanla çayırdan da kamyonlar Kayseri ye gidip gelmeye başlayınca handa kalma ihtiyacı duyulmamış böylece de hanın müşterisi kalmamış, han kendi haline terk edilmiştir.
Bakımsızlıktan duvarları yıkılmış han olmaktan çıkmıştır.
Bir süre daha kalıntıları kullanılmış; Muhafaza altında tutulabilmesi için büyükçe olan
avlusuna hayvanlar doldurulurdu. Kayseri Malatya yolu hanın avlusunun üzerinden
geçtiği için bu gün avludan da eser kalmamıştır.

Burhanın hanı: Çayırdaki ikinci
han ise; Burhanın Hanı diye bilinen
han idi. Bu han da çayırlığın
batı tarafında şimdiki söğüdün
kuzey kısmında iki in ve geniş bir
avludan oluşmakta idi.
Bu han daönceleri bir müddet Deli Firzi tarafından işletildi. Sonraları Burhan’a devredildi. Bununla ilgili pek fazla bilgi yoktur. Tek bilinen şey Burhan’ın Hanı diye anılmasıdır. Bir de bu handan söğüdün altında iki in kalmış. Resimde görüldüğü gibi birinin ağız kısmı çökmüş.
İçleri 3 m. Genişliğinde ve 6-7metre uzunluğundadır.
MehmetÇavuş ve Burhanın hanları, Bu yol üzerinde 1938 yılına kadar hizmet vermişler dir. Kamyonun çıkışıyla hanlar fonksiyonunu yitirmiş, zamanla da tamamen kapanmışlardır.
Bizim aklımızın erdiği yıllarda Burhanın hanının avlusunun etrafı duvarlarla çevrili idi. Zamanla da hepsi yok oldular. Vengicek Hanı diye bilinen bu yer’e “Çayır” da denilir.
Çayırdan, Malatya-Kayseri yönüne iki yol gider. Kuruköprü Salkuma yoluna giden bir yol vardır ki bu yola Salkumadaki su değirmenlerine un öğütmeye gidip gelindiği için “değirmen yolu” denir. Çayırdan bir yol Dikire ve Kambere gider. Bir yol da Kepez ve öbür köylere gider.
Çeşme, Köyün iki kilometre alt kısmında Han dediğimiz yerde bir Çeşme vardır. Bu
çeşme de çay boyunca kumlardan süzülen yağmur ve kar suları ile beslenir.
Yağmur ve kar çok olduğu yıllarda çeşmenin suyu bol olurdu. Normal çeşme kurnasından bilek kalınlığından fazla su aktığı halde sağından, solundan ve alt kısmındaki kayaların altından da bir haylı sular gelirdi. Hemen çeşmenin batı tarafında yine kaynayan
bir kuyu vardı. Çok güzel bir ağızlığı mevcuttu. Biz çocukken üzerine oturur ayaklarımızı içine sallardık. Bu kuyunun suyu içilmezdi. Çünkü çeşme devamlı aktığı için kuyunun suyuna ihtiyaç duyulmazdı.
Çeşmenin hemen alt tarafında da küçük bir göl vardı. Gölün alt kısmında say dediğimiz geniş-düz kayalar üzerinde hanımlar ayakları ile tepeleyerek çamaşır, yün, evlerde
kullanılan kilim, minder v.b. gibi şeyleri yıkarlardı.
Gerek bizim köyün, gerek Kuruköprünün öküz ve sığırları buradan sulanırdı. Çeşmeden akan sular 1,5 k.m. aşağıdaki Orta tepeye kadar inerdi. Bu dere, Kuru köprü’ye kadar, oradan da daha aşağılara devam eder gider.
Kar ve yağmur az yağdığı yıllarda çeşmenin suyu da az olur hatta mart, nisan aylarında çok az aktıktan sonra kesilir. Hiç akmadığı yıllar bile olur.2007 yılında nisan ayında
kesildi ve yıl boyunca da hiç akmadı.


Çayırdaki mezarlık,
Han’a gelip gidenlerden han da hastalanıp ölenler için de küçük bir mezarlık vardır. Bu mezarlığın sakinlerinden bir kaçının mezar taşları hala yerinde duruyor. “Burası
bir mezarlıktır” diye tarihe şahitlik ediyorlar.
Daha önce çevresi açık olan mezarlar, yanındaki araziyi satın alan Ekrem Özdil tarafından duvar içine alınmış, onun tarlası içinde kalmıştır. Ekrem efendi bize mezarların tahrip edilmeyip aynen korunacağına dair söz vermiştir. Yandaki
resim bunun canlı şahididir
Karakol:
Hanın işlek olduğu zamanlarda şimdiki söğüdün yanında bir Jandarma karakolu vadı. Karakolda telefonla Jandarmalar konuşurdu. Nasıl konuşuyorlar diye merak ederdik.
Karakol handa çok uzun süre kalmış ve çevre köyler dahil tüm o civarın asayişi buradan sağlanmıştır.
Handaki yoldan kağnılar geçmez olduktan sonra da karakol bizim köye taşınmış. Gidikçinin oğlunun odasında (Burayı sonradan Nezirağa satınaldı) bir süre daha kalmış
çevrenin asayişi buradan sağlanmış. 1950 den sonra da tamamen gitmiştir.
Vengicek hanı güvenlik açısından çevrenin en emniyetli yeri idi. Yaşandığı süreler
içinde hiç kimsenin malına ve canına zarar geldiği, ya da her hangi bir nahoş olayın olduğu görülüp duyulmamıştır. Hala da günümüzde bu özelliğini koru

i.
Handaki dükkanlar:
Önceleri Burhanın hanının karşı tarafında Firzi Emminin, Molla Osman ile
açtıkları dükkan varmış, hanların işlek olduğu zamanda bir müddet çalıştırmışlar.
Gayet iyi iş yaparlarmış. Sonraki yıllarda söğüt’ün doğu tarafın da önceki yolun
güneyinde Mehmet Özcan, sonra da 1950’li yıllarda Vahdi Solmaz dükkan
açtı. Mehmet ağa kısa süre işletti
Vahdi Solmaz (Babam) ise; on, oniki yıl kadar devam ettirdi. Bu iş özellikle maden çekildiği yıllara rastlamıştı. Hem madenden dönüşlerinde hem de Şehire madeni boşaltıp döndüklerinde çayırda mola verirlerdi. Burada, onlara yumurta-sucuk pişirilir, hatta geliş saatlerini belirterek tavuk ve pilav pişirilmesini de tembih ederler, dönüşte kendileri için hazırlanan yemekleri, kemal-i afiyetle yemek suretiyle kendilerine ziyafet çekerlerdi. Tabii yemeğin yanında çeşmeden taze getirilmiş, buz gibi soğuk ve de tadına doyum olmayan suyundan da kana kana içerlerdi. Dükkanda çeşitli gıdalar, sebzeler, sigara v.b. şeyler satılırdı. Daha
sonraki yıllarda
Rıza Karataş’ da söğüdün altında dükkan açarak bir süre işletti(Resim36 söğüt) Daha öncelerden kalan söğüt hala yrinde. Karakıldan ve dükkandan bir eser yok


(Resim: 40) Çayırın Dere
Dere, Çeşmenin alt tarafında çeşmeden akan suların toplandığı bir göl ve onun alt tarafında da bu gölün sularının aktığı arazinin aniden çukurlaşarak oluşturduğu bir Dere
vardır. Bu derenin içi duldadır. Adeta tabii bir korunaktır.
Mehmet Çavuş, burada sebze yetiştirirmiş. Çok leziz domatesler olurmuş. Araziye göre epeyce çukurda bulunduğundan çevreye göre bir hayli sıcak olur. Bu da sebzelerin çabuk olgunlaşmasını sağlar.

Handan geçen ipek yolu zamanla genişletildi, asfaltlandı. İsbile, Zincidere, Istafana
(Reşadiye) üzerinden Kayseri-Tomarza yolu olarak kullanıldı. Tavlusun,Germir üzerinden gidiş-gelişler terk edildi.
Kayseri-Malatya kara yolu,
Zamanla 1959 lu yıllarda projesi hazırlanıp tarla sahiplerine de parası ödendiği halde
1960 ihtilalından sonra yapılamayan yol 1980 li yıllarda önceki proje esas alınmak suretiyle ihale edilerek yapılmıştır. Yeni yol Han, Ardıç özü, Kamber, Zerezek, Karadayı, Ekrek üzerinden eski Malatya yoluna bağlandı. Mimarsinan üzerinden de Kayseri – Sivas yolu kavşağı’nda çevre yolu ile birleşti. Adına da Şehirler arası E-26 Kara yolu denildi.
Bünyan üzerinden Malatyaya gidiş-geliş terk edildi. Şimdi Malatya’ya, Güney Doğuya bizim köyün altından, çayırdan geçen yoldan gidilmektedir.
İstanbuldan Van’a kadar giden önemli ve çok işlek bir yol oldu. Her dakika, her saniye yol üzerinden vasıtalar geçmektedir.
Akşam veya geceleyin köy damlarından bakıldığı zaman yol üzerinde farların ışığı güzel görünümler meydana getirmekte, deve kervanlarının oluşturduğu katarlar gibi ışıklar oluşmaktadır.