Kardeş mi Değiliz Yoksa Müslüman mı?(Mektuplar 3)

İslam dünyası bir kardeşlik bayramını daha idrak edip kucaklaşmaya hazırlanırken şu başımıza gelen fitneye bakın. Kendi insanlarını kıyıma tabi tutan bir despot yüzünden, şu içine düştüğümüz derde bir bakın. Kocaman ve başı olmayan bir İslâm dünyası. Başı olmayan bir varlık; olsa ne olur, olmasa ne olur? Kendi içinde organize olup, hiç olmazsa böylesine önemli konularda toplu ve etkin kararlar alamayan bu âlem, birlik ve beraberlikten söz edebilir mi? İbrahim(as)’in torunları, âhir zamanın nebisi olan Efendimiz’in de ümmeti, kurban ibâdeti ile tevhide bağlılığını göstermeye hazırlanırken, şu kuduz canavar gibi doğrulup çevresini tehdit eden fitneye bir daha bakın. Şeytanın taşlanacağı mevsimde tam aksine, ümmeti taşlamaya kalkan şu şuursuz ve kendini bilmezlerin yaptığına bakın. Kardeşlerimiz dünyaya kardeşliğimizi göstermek üzere Beytullah’ı tavaf ederken, Müzdelife’de ve Arafât’da vakfe yaparken, azgın şeytanın şu yapıp ettiklerine bakın. Bakın da utanmaz çehresine, kızarmaz yüzüne tükürün.

Haftalardır sözünü ettiğimiz fitne, işte tam böyle olur. Başı olmayan gövdenin uzuvları arasında fitnenin uyanması her zaman mümkündür. Tevhid ehlinin, bayrağını dikemediği yere şeytan fitne bayrağını işte böyle diker. Müslüman varlığınıböyle zamanda gösterir. Dünyada birlik ve beraberliğin sembolü olması gereken Müslüman ülkelerin bu başsız ve âciz durumu hepimizin içini kanatıyor, ciğerlerimizi yakıyor. Şimdi gayri müslim dünyanın müdahalesini mi bekleyeceğiz? O müdahale etmezse birbirimizi mi kırıp geçireceğiz? Vahdet böyle mi olur?

Şimdi nasıl ve neyin bayramını yapacağız? Yoksa bu içler acısı hâlimize matem mi tutacağız? Birbirimizin yüzüne nasıl bakacak, bayram tekbîrlerini nasıl getireceğiz? Bâri bayram ziyaret lerimizde bu durumumuz için birbirimize eseflerimizi iletelim. Fitne ateşinin sönmesi için dua edelim. Dua edelim ki Mehmetlerle Ahmetlerimiz birbirini öldürmesin; birbirine tetik çekmesin. Bunların her ikisi de bizim kardeşlerimiz değil mi? Yâ Rab! Sen bizi fitnenin her çeşidinden koru! Çünkü o, uyandı mı yalnız zalimleri yakmakla kalmaz; masumları da yakıp kül eder. Sen bizim içimizi de, dışımızı da biliyorsun; bizi veremeyeceğimiz imtihanlarla deneme Allahım!
Cumamız mübarek, işlerimiz hayırlı olsun; dualaşalım kardeşlerim. Selamlar. Naim

12.10.2012. Medinecik Sevgili dostlar! Mübarek Hac mevsimine girmiş bulunuyoruz. Ne mutlu aşkla yollara düşüp huzura çıkmaya hazırlananlara. Bugünler Allah’ın yanında yüce bir mevsimi simgeler. Duaların müstecap olup geriye çevrilmediği mevsimi. Bugünlerde yeryüzünde, özellikle mü’min gönüllerde af ve barış ümitleri belirir. Hacı adayı kardeşlerimiz, dünyanın dört bir yanından yollara dökülmüş, gönüllerine ilâhî muhabbeti doldurarak azık yapmışlardır. Bu aşkla yola çıkan mü’min, çevresiyle her türlü dargınlığa son vermiş ve barışın yeryüzündeki Kâ’be’sine yönelmiştir. Barış için yönelecek bir başka Kâ’be de yoktur. Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı barıştır. Hac ve Umre yoluna çıkarken, çevreyle barışıp helalleşmek bunun için bir kural hâline gelmiştir. Kendini bu barışa hazırlamadan hac yoluna çıkılmaz. Çevre ile barışıp helalleşmeden İlâhî Divan’a varılmaz.
İnsanoğlunun çevresi ile barışık olması, kendisi için ne kadar güzel ve huzur vericidir. Her şeyle barışık olmak, kişi içinde, toplum için de bulunmaz bir nimettir. İnsanın, varlıkların bütünü için yapıcı olması, onlarla bütünleşmesi yaratılışının hikmetidir. Göklerde ve yerde ve onların arasındaki her şeyle bütünleşmesi. Bu tarif ettiğim vasıflar, Müslüman kişiliği tarif eden köşe taşlarıdır. İnsan savaşmazsa, başka savaşacak kimse yoktur. İnsan dünyamızda huzuru bozmazsa başka huzur bozucu da yoktur. İnsan kirletmezse dünyamızı kirletecek hiç kimse yoktur. Keşke insan, aklını kullansa da kendi huzurunu bozmasa! Böylesine yıkıcı ve ölümcül şekilde kirletici olmaktan insanı kurtaracak olan, barışın Kâ’be’sine yönelmesi olacaktır.

Bütün mihraplar bunun için Kâ’be’ye yönelmiş, O’na bağlanmıştır. Ezanlar bunun için okunur minarelerden, bitip tükenmeyen ümitlerle. İnsanlar mescitlere giderken önce Kâ’be’yi
hayâl ederler, sonra da Mi’râc’a yükselmeyi. Minarelerin şerefelerindeki kapılar onun için hem kıbleye hem de göklere doğru açılır. İnsanın, varlığın bütünü ile birleşmesinin başka yolu
yoktur. Yeryüzünde barışın da başka yolu yoktur. Gelin, ezana kulak verelim! Gönlümüzü Mi’râc’a kaptırıp mescide gidelim. Tavaf eden kardeşlerimizle beraber olup dönelim o Kâinat
harmanında. Tâ Evren’le bütünleşene kadar. ve gelin oradan da Mi’rac’a yükselelim, secde ederek tesbihlerle, tekbirlerle! Allahü Ekber.. !
Allahü Ekber.. ! Allahü Ekber.. ! Hayırlı yolculuklar! Naim

Karaman Medinecik 15.10.2012 Kervanlar yola düzüldü. İslâm Milleti hareketlendi. Allah’ın Evi’nde bu yılki toplantıya katılacak şanslı ve seçkin delegeler hazırlıklarını tamamladı. “Hacı” damgası ile damgalanıp rütbeye erecekler belli oldu. Onlar özel aidiyet siciline yazılacak. Dünyadaki bütün Müslümanların mesajları, dilekleri, hem kara donlu Beytullah’a hem de delegelere ulaşacak. İbrahim Milleti’nin yıllık rotası yeniden düzenlenecek; bütün delegelerin eli ile yeniden dünyaya duyurulacak. Muhammed Ümmeti silkelenip yeni rotasına girecek.. Çünkü bütün dünyadan Allah’ın seçtiği en yetkili mü’minlerin topluca aldığı kararlar ümmete tebliğ edilmiş olacak:
“Savaş yok, barış var; öldürmek yok, yaşatmak var; tembellik yok, çalışıp başarmak ve öne geçmek var; düşmanlık yok, kardeşlik ve dostluk var; Durağanlık yok, girişimcilik ve üretim
var; kalitesizlik ve sıradanlık yok, seçkinlik ve öne geçmişlik var; yoksulluk yok, zenginlik ve refah var; sessizlik yok, konuşmak ve kendini duyurmak var; zulme rıza yok, zalime baş kaldırmak var; dargınlık ve küslük aslâ yok, barış ve kaynaşma var; nefret yok, sevgi var. Atâlet yok, hareket var; sefer var; cehalet yok, okuyup, arayıp bulmak ve bilmek var.”
Ve hacı kardeşlerimiz şu kararları almış olarak aramıza dönecekler: “Yurdumuza döndüğümüzde insanlarımıza tebessüm edeceğiz. Aile üyelerimize güler yüzlü olmayı öğreteceğiz. Çevremizle, hayatın bütünü ile de barışık olacağız. Bizden hiç kimseye, çevremizdeki hiçbir varlığa zarar gelmeyecek. Çevremizi aslâ kirletmeyeceğiz. Hiç kimseye yalan söylemeyeceğiz. İşlerimizi en güzel şekilde yapacağız. Söz verdiğimiz zaman yerine getireceğiz. Emanete hiyânet etmeyeceğiz. Komşularımıza hep kardeş muamelesi yapacağız. Yaratılan her şeyi Allah’ın sun’udur diye seveceğiz. Vaktimizi öldürmeyecek, tüm boş zamanlarımızı bir şekilde mutlaka değerlendireceğiz. Tercihen kardeşlerimizle ve düzgün alış veriş yapacağız. Ezan’la çağırıldık mı, hemen cemaate katılacağız, Müslümanlarla kaynaşıp pişeceğiz, olacağız.”

İşte bunlar! Düşmanların Müslümanlar için sevmeyip korktukları, nefret ettikleri şeyler bunlardır. Şeytan bunlardan nefret eder. Yeryüzünde ne kadar olumsuz düşünce bağımlısı varsa bunlardan nefret eder. Egemen Müslüman yerine buyruk alan, boynu ince ve eğri, yenik, bitik, korkak ve ödlek Müslüman isterler. Şeytan ve aveneleri isterler ki Müslümanlar, yalancı ve
riyakâr olsunlar. Yani Müslüman gibi Müslüman yerine, kendileri gibi Müslüman isterler; yeniden O’nu oluşturmayı isterler. Hayır, hareket başladı artık. Sorgulama başladı, uzun yılların hesabı sorulacak. Zulmün kılıcı kırıldı. Mizan kuruldu. Hesap kitap yapılacak. Bundan sonra sorumsuzluk olmayacak. Zulme bir daha boyun eğilmeyecek. Devletle millet, ordu ile halk bütünleşecek. Hep beraber tekbir getireceğiz. Güfteleri yeniden yazacak, yeniden besteleye ceğiz. Telbiyeyi sürekli kılacak, unutmayacağız. Orada verdiğimiz sözü hiçbir zaman çiğnemeyeceğiz. Salavatlarla tekbirler; şarkımız ve türkümüz olacak. Cumamız mübarek, işlerimiz bereketli, sıhhatimiz daim olsun. Allah yar ve yardımcımız olsun, dualaşalım sevgili kardeşlerim ve dostlarım. Naim

18.10.2012, Medinecik Sevgili dostlar. Size, “Bu bir aşk bayramıdır” demek geliyor içimden. Muhabbet ve sevgi tarafı ağırbasıyor da onun için.Hz. İbrahim dedemiz, Celâl ve Azamet
sahibi Mevlâ’mızı öylesine sevmiş ki, uğrunda hiçbir insanın yapamayacağı fedâkârlığı gözealmış; oğlu İsmail’i kurban etmiş. Bugün, her hangi bir insan bu işi yapsa katil olur.
İbrahim, defalarca rüyada kendisini bu işi yaparken görmüş. Peygamberlerin rüyası, diğer insanların rüyasına benzemez. Yusuf ’un daha peygamber olmadan gördüğü, geleceğin mutluluğunu anlatan rüyası gibi.
Allah ile peygamberleri arasında çok özel bir anlayış ve anlatış biçimi vardır. Peygamberliğin doğasına has bir algılama biçimi ve sadakat vardır; ciddiyet vardır. Aynı rüyanın peş peşe
üç defa görülmesi Cenâb-Hakk’ın, Hz. İbrahim’i ciddi bir imtihandan geçirmek istediğini anlatıyor. Dostun dostla iletişimini sağlayan özel şifreleri, İbrahim’i bu işi öyle algılamaya itiyor.
İbrahim, kulluk gayretinde o kadar ciddi ve derinlerde ki, tereddüt bile etmiyor; nihâyet kararını veriyor.Teslimiyetle bıçağını bileyliyor, tereddüt göstermeden çalıyor, ciğer paresinin boynuna. Lâkin İbrahim için ateşe “yakma!” emrini veren irade, bıçağa da bütün bileyilenmişliğine rağmen “kesme!” emrini yetiştiriyor. Ne kadar çaldı etti ise de, bıçak bir türlü İsmail’i kesmiyor.

Oğul İsmail, daha o yaşta gönlü Allah sevgisi ile dolmuş bir sevgili kul. Allah O’na da babasına lütfettiği fıtratı vermiş,sevgilisinin uğrunda göze almayacağı hiçbir kahramanlık yok. Duyguları, algılamaları itibari ile babası ile aynı kodlara, aynı anlayış derinliğine sahip. Aynı şifreler O’na da verilmiş. Babası, rüyasını anlattığı zaman, sanki bunu bekliyormuş gibi: “Emrolunduğun şeyi yap babacığım, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın!” diyor, Mina’da. İnsanlık tarihinin ve medeniyetimizin en kutlu olayı, İlâhî aşkın, sevenlerle sevilen arasındaki esrarengiz cilvesi tecelli ediyor ve gâipten bir ulu kurban zuhur ediyor. Sadece İbrahim ile İsmail’e değil, insanlığın bütününe bir ulu ikram bu. Helâl olan, insan kanı değil. Allah’ın insan kulları için yarattığı kurbanlar, hem helâl olacak hem de gücü olanlara kurban kesmek vacip olacak. Kesenler,
İbrahim ile İsmail’in erdiği sevaba ve ululuğa erecek, mutlu olacak, murada erecek. Dualar, dilekler kabul olunup bütün günahlar af edilecek!
Buradan anlıyoruz ki Allah’a ulaşacak olan, kurbanın kanı değil insanın takvasıdır; sevgisi ve aşkıdır; çünkü ameller niyetlere görevdir. Azamet ve Celâl sahibi Allah mü’min kulları için
zorluk değil, kolaylık diler. Bir gün evvelden teşrik tekbirleri ile ululamaya başladığımız O güzel Mevlâ’mız için, ertesi gün kurbanlarımızı takdim etmeye, İhlâsla nefislerimizin zincirlerini teslim etmeye başlıyoruz. Nefsimizi çiğniyor, teslim olma irademizi canlı tutan ruhlarımızı besliyor, kulluk irademizi güçlendiriyoruz.
Allah devamını getirsin, tamamına erdirsin! Kazasız, belâsız bir aşk ve muhabbet bayramı yapmayı nasib etsin! Gelin, bizi büyüten atalarımızı, analarımızı, büyüklerimizi ziyaret edelim!
Dualarını alalım, gönüllerini hoş edelim! Bütün akraba ile, komşularla münasebetlerimizi yenileyelim! Bayram ikliminden faydalanarak, küs olduğumuz kardeşlerimizle barışalım.
Eski dostları hatırlayıp arayalım! Sevgiye bir dikiş daha atalım! Unutmayalım ki, bayram ne kadar sevinme bayramı ise, daha da çok sevindirme bayramıdır. Çocukları, gençleri sevindirelim ki, yarın onlar da bizleri ve başkalarını sevindirsinler. Kurban Bayramınız mübarek olsun! Haydi tekbirlerle başlayalım: “Allahu Ekber! Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyerek ve siz devam edin.Sevgi ve selâmlarımla.Kardeşiniz Naim

Medinecik, 23/10/2012 Sevgili dostlar. Acıları ve tatlıları ile, hazları ve korkuları ile bir bayram daha geçti. Üzerimizde ibretler dolu intibalar bırakarak gitti. Hacc’a giden kardeşlerimiz duygu dolu yükleri ile döndüler. Bize ise sadece onları çok değişik duygularla dinlemek kaldı. Bir daha gidemeyeceğimizi düşünerek hayıflandık. Duygu dünyamızda, Hacc mevsimi boyunca hep onlarla beraber olmakla teselli bulduk. Onlara dualar ettik. İnşaallah biz de hâlimize göre bir Hacc sevabı kazandık. Rabb’im mebrur eylesin. Hacc mevsimi boyunca onları, oraları gönlümüzden hiç çıkarmadık.
Gidenler de gidemeyenler de yapmaları gerekirken noksan kalan ibâdetlerini, ziyaretlerini düşünsünler. Gönüllerini almaları gerekip de ihmal ettikleri varsa özür dileyerek onların gönüllerini alsınlar. Tamamlanması mümkün olanları tamamlasınlar. Teberrüken bir de tevbe edip Celal ve Azamet sahibi Rabb’imizden özür dilesinler. İnsanlara, kurtlara, kuşlara, diğer hayvanlara sadaka ve ikramlarda bulunsunlar. Kupkuru bir “ Allah beni affetsin” temennisi ile yetinmesinler. Aman Allah’ım, hayat ne kadar güzel! Sen böcekleri, kelebekleri de unutmuyorsun.
Hayat, gerçekten de çok güzel! Düşünerek ve içe sindirerek yaşanmalı. Bir ağacın, bir kuşun, bir böceğin bile farkına vara vara. Oysa ki biz daha nelerin farkında değilizdir, nelerin! Duygu dolu gayretlerle bize yaklaşmaya çalışan bir çok insanın bile farkında değilizdir kimilerimiz. Hattâ gözleri hep kendinde olan eşinin bile farkında olmayan nice aymazlarımız az değildir aramızda.” Ol mâhîler ki deryâ içredirler, deryâyı bilmezler! “ demiş bir hakîmimiz.
Bizi doyuran, kol kanat geren, bizi tertemiz gezdiren, evimizi barkımızı pîr-ü pâk tutup yüzümüzün akı, gözümüzün nuruolan o mübarek varlığın bile farkında olmayan nice eblehlerimiz vardır aramızda. O’nun zengin varlığı ve bol ikramları yanında yalnızlık çektiğini söyleyerek, bunu yaparken O’nu kırdığının farkında bile olmayan zavallılar.

Yanı başlarında, hâlinden hiç şikâyetçi olmayan hayat arkadaşı, ebedî yoldaşı hazır olduğu hâlde, gözü hep dışarılardan gelecek birilerini uman ve bekleyen kişi ne kadar kadir bilmezdir!
Halbuki o eş, hiç kimseyi beklemeden bizimle yetinmektedir. Bizse O’nun farkında bile değilizdir. Allah biz affetsin! Eşlerimiz bunca aymazlığımıza rağmen, gene de bizi affederler ümidini besliyorum; çünkü onlardan hep iyilik beklemeye alışmışız. Onlar hep gözlerimizin içine bakarlar. Boşuna değil, “cennet anaların ayaklarının altındadır” buyurulmuş. Kardeşlerimi,
dostlarımı saygı ve sevgi ile selâmlıyorum. Dua ediyor ve dualarınızı bekliyorum. Başarılı üretimler, bereketli ticaretler, huzurlu çalışmalar diliyorum. Haydi Allah’a emanet olunuz!
Sizleri seviyorum. Naim Karaman 30.10.2012 Medinecik

Birbirimizle İlgilenmek
Sevgili dostlarım! Geçen hafta Cuma mektubumu gönderemedim. Bekleyip beklemediğinizi bilemiyorum. ‘Hocanın özelmazereti vardır’ diye düşündüğünüz için arayıp sormadınız
bile; ama ben kısmetse Cuma Mektupları’nı kesmeden devam ettirmek istiyorum. En azından, günün Cuma olduğunu, sevinçli ve mutlu, güler yüzlü olmamız gerektiğini, programımızda camiye gidip imân kardeşlerimizle görüşüp koklaşmak ve dertleşip yardımlaşmak olduğunu her hafta hatırlatmak istiyorum. Bunları imân kardeşlerimize hatırlatacağımızı gündemimize alacağız. Programımızda, iş sahibi olmanın gerektirdiği hafta sonu ücretlerinin denkleştirilmesi, uğrayıp hatırı sorulacak komşuların bir listesinin hazırlanıp cebimize iliştirilmesi,
göremediklerimizin aranıp sorulması gibi görevlerimizin yerine getirilmesi de vardır.

Bunlar Cuma namazına gitmenin, Allah’ın Evi’nde toplanmanın muktezasıdır. Elbette birbirimizin dertlerini soracağız, noksanlarını tamamlayacağız. Camide göremediğimiz imân kardeşlerimizi merak edip araştıracağız. Kardeşlerimizin dertlerini, sevinçlerini paylaşacak, noksanları varsa destekleyecek, böylece sevincimizi bütünleştireceğiz. Havayı koklayacak, ülkenin genel huzurunun, âsâyişin nereye doğru gittiğini anlamış ve de birbirimize anlatmış olacağız. Evinde hastası olanların gidişatını öğrenecek, onları, hâli ile teselli edeceğiz.
Dualarımızı onlara ulaştıracağız. Cuma namazına gitmek ancak böyle olabilir. Takdir edersiniz ki, bir bölümü ağlarken öteki bir bölümü gülüp oynayan insanlardan cemaat olmaz. Hz. Peygamber “Müslümanların işleri ile ilgilenmeksizin sabahlayanlar onlardan değildir “ buyurarak konunun önemini anlatmak istemiştir. “Komşusu aç iken tıka basa yiyenler bizden değildir” buyurarak açlığın, çaresizliğin de paylaşılması gerektiğinin önemini anlatmıştır. Öyle ise sadece namaz kılıp camiden dağılıp gidemeyiz. Bu; perişan, dağınık, önü ardı olmayan bîçarelerin hâlidir; köle ruhlu olanların hâlidir. Bu hâlse Müslümanlara hiçbir şekilde yakışmaz. Biz böyle başıbozuk bir duruma düşmeyecek, kurşundan dökülmüş duvarlar gibi birbirimizle bütünleşeceğiz; birbirimize omuz vereceğiz. Sonra da görevini yapmış mü’minler olarak inşaallah cennetin ortasında buluşacağız. Allah’a emanet olun, çalışmalarınız bereketli, huzurunuz daim olsun. Dualaşalım! Naim Karaman, 08.11.2012, Medinecik

Scroll to Top