Geçmiş Zaman Olur ki…

Hakses, Ağustos 2006
DİN hizmeti yapanlara “Hayrat Hademeleri” denirdi. Hayrat hademeleri son derece düşük
ücret alırlardı. Sosyal güvenceleri de yoktu. Ek bir iş yapmazlarsa aldıkları ücretle geçinmeleri mümkün değildi. 1961 yılında dernek kurma haklarının genişletilmesi ile hak istemek
üzere hayrat hademeleri dernekleri kurdular. Kurulan dernekler bir araya geldi. “Türkiye Hayrat Hademeleri Yardımlaşma Federasyonu”nu meydana getirdiler. Federasyon kısa zamanda
Türkiye çapında teşkilatlandı…

1964’de 92 dernekle kongresini yapan federasyon, 1965’de 140 dernekle, 1966’da da 222 dernekle kongrelerini yaptı. Federasyon kongreleri Türkiye çapında bir hadise olurdu. Kongrelere bakanlar, senatörler, milletvekilleri, memleketin ileri gelen düşünce adamları delege olsun olmasın, yurdun her tarafından gelen hayrat hademeleri katılırdı. Federasyon kongreleri son derece canlı geçerdi. Tahir Büyükkörükçü, İbrahim Eken gibi büyük hatiplerimiz ateşli konuşmalar yaparlardı.

Kongrelerde haklar istenir, din hizmetlerinin daha iyi yapılabilmesi için gerekli şartlar belirtilirdi. Hükümet adına kongreye katılan bakanlar dilek ve temennileri tespit ederler, bunların yerine getirilebilmesi için çalışacaklarına söz verirlerdi. Hayrat hademeleri mağdurdu. Herkes bunu kabul ediyordu. Durum da müsaitti. Federasyon ve ona bağlı dernekler Türkiye çapında verimli çalışmalar yaptılar. Mağduriyetlerini ve isteklerini kuvvetli bir şekilde hükümete, senatör ve milletvekillerine duyurdular, anlattılar. Gayretli senatörler ve milletvekilleri de çalıştılar. 633 sayılı Diyanet teşkilat kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kabul edildi. 633 sayılı kanunla din hizmetiyapanlar, hayrat hademesi olmaktan çıktılar, “Din Görevlileri” diye anıldılar. Federasyonun adı da “Türkiye Din Görevlileri Yardımlaşma Dernekleri Federasyonu” haline çevrildi. 633 sayılı kanunla din görevlileri memur statüsüne alındılar. Memurların sahip oldukları bütün haklara kavuştular. 633 sayılı kanunla Diyanet Teşkilatı genişledi. Yeni birimler kuruldu, yeni haklara sahip oldu. 633 sayılı kanun kabul edildikten sonar da federasyon çok verimli çalışmalar yaptı. Diyanetin 633 sayılı kanuna uygun yeniden yapılanması konusunda yardımcı oldu. Din görevlilerinin bilgi seviyesini daha da artırmak halkımızı din konusunda aydınlatmak için Türkiye çapında çalışmalar yaptı.
Federasyon çalışmalarını din görevlilerine, halka ve ilgililere zamanında duyurmada zorluk çekiyordu. Bir Yayın organına şiddetle ihtiyaç olduğu hissediliyor, toplantılarda bu ihtiyaç
dile getiriliyordu. Federasyon idare heyeti Konya’da yaptığı bir toplantıda Yayın organı ihtiyacını saatlerce konuştu, Yayın organı çıkarmaya karar verdi. Yayın organı aylık olacaktı. İsmi de
tespit edildi: “HAKSES”.
Dergi çıkacaktı, ama nasıl çıkacaktı? Bir dergi nasıl çıkarılır? Hiçbirimiz bilmiyorduk. Merhum Mehmet Akif ’in: “Doğru yol işte budur, gel diye sen bir yürü de, O zamanlar bak ne koşanlar göreceksin sürüde” dediği gibi yüründü.
Yardım edenler çıktı. Ankara Keresteciler Cemiyeti’nin ilk masraflarını karşıladığı “HAKSES” dergisi Ocak 1965 tarihinde yayın hayatına başladı. Derginin sahibi Federasyon adına
başkan Mustafa Maden idi. Yayın müdürü ise Federasyon muhasibi İsmail Coşar idi.

HAKSES Yayınlandı. Yayını sevinçle, tebirkle, başarı dilekleri ile karşıladık. “Hakses” otuz, otuzbeş bin basıyordu. Bazı sayıları yeniden basılıyordu.

Federasyon çalışmaları hakses ile derneklere ulaşılıyor, derneklerin çalışmalarından federasyon ve diğer dernekler Hakses ile haberdar oluyordu. Dernekler birbirlerinin çalışmalarına bakarak yeni çalışmalar yapıyorlardı. Hakses’i din görevlileri hem okuyor, hem de okutuyordu. Hakses benimsenmişti. Hakses dergisinin nasıl sahiplenildiği, nasıl benimsendiğini o zamanlar Niğde müftüsü olan Lütfü Şentürk kardeşimiz şöyle
ifade eder:
“Bu dergi kışın geceleri kar ve yağmur yağarken, çatıları uçuran rüzgâr eserken, yaz mevsiminin çok kısa olan gecelerinde herkes mışıl mışıl uyurken; Allah’ı anarak ve O’na dayanarak
yatağından fırlayan, soğuk su ile abdest aldıktan sonra manevi ticarethanesi olan cami-i şerifi açan, kalbinde yanan imân meşalesi gibi kandilleri yakan ve sonra da en az 50 basamaklı olan
minareye çıkarak ezan-ı Muhammediye’yi okumak suretiyle uyuyan Müslümanları felaha çağıran ve bu görevini bıkmadan, usanmadan ve yorulmadan hayatının sonuna kadar devam ettiren ve karşılığında ancak Allah’ın rızasını uman ve bundan başka hiçbir gayesi olmayan fedakâr bir topluluğun dergisidir.” (Hakses: Mart 1965, sayı: 3, sayfa: 20)

Hakses kısa zamanda en müessir dergi oldu. Din görevlileri Hakses’te çıkan yazı ve haberlere göre programlar yapıyorlardı. İlgili makamlar Hakses’in verdiği haberleri nazarı dikkate
alıyorlardı. Hakses din görevlileri arasında iletişim sağlıyordu. Hakses, halkımızı dini ve sosyal konularda aydınlatıyor, dinimize, milletimize zararlı akımları tanıtıyor, zararlı akım mensupları hakkında gerekli uyarılarda bulunuyordu.
Hakses Dergisi aynı zamanda din görevlileri için bir mektepti. Hakses Dergisini takip edenler hem bilgi yönünden zenginleşiyor, hem de düşüncelerini kalemle ifade etme yönünde gelişiyorlardı.
Merhum Cemaleddin Kaplan Hocamız: “Bir kitabı okuduğum zaman bunları nasıl yazıyorlar diye düşünür, dururdum. Biz de yaza yaza yazar olduk” demiştir. Cemaleddin hocamızı yazar
yapan Hakses’te Yayınlanan “Çocuklarla Dini Sohbetler” seri yazısını yazmak mecburiyetinde kalması idi. “Artvin Tarihi” adlı kitap yazan zat, yazarlığa Hakses’te başladığını ifade eder.
Karşılaştığım emekli astsubay bir avukat, ismimi söyleyince beni hemen tanıdı. Sağ olun dedi. Genç bir astsubay iken Hakses’e abone oldum. O gün bugün namazımı kılarım” dedi.

Ben de ilk yazımı Hakses’te yayınladım. O yazıyı yazmak için çok uğraştım. Yazım yayınlandığı zaman çok sevinmiştim.
Sekiz kitabım yayınlandı. Bir o kadarı da yayınlanmayı beklemektedir. Yazar olmamı Hakses’e borçluyum. Din görevlileri, hutbeleri, vaaz örnekleri ve sosyal konularda yazdıkları yazılarla Hakses’te stajlarını tamamlamışlar, birer yazar olmuşlardır.

Hakses dergisinin şimdiki sahibi Ankara vaizi değerli kardeşim İsmail Karakaya, derginin 500. Sayısı için benden bir yazı istediği zaman geçmişe daldım, gittim. Kırk- kırkbeş yıl öncesini,
o günlerdeki heycanlarımızı, çalışmalarımızı gözümün önüne getirdim, o günleri hayalen tekrar yaşadım. Boşa dememişler:
Geçmiş zaman olur ki, hayâli cihan değer..

Allah, her ikisine de gani gani rahmet eylesin! Mehmet Ulucan ve Mustafa Maden’den sonra şanlı federasyonumuz “Türkiye Din Görevlileri Yardımlaşma Dernekleri Federasyonu” başkanlığı yaptım. Hakses Dergisi sahipliği ve neşriyat müdürlüğü vazifesini ifa ettim. O günleri hatırladım. Arkadaşlarımızla aşkla, şevkle çalışma imkânı ve azmi verdiği için Rabbime tekrar tekrar şükrettim. Hakkın rahmetine kavuşmuş çalışma arkadaşlarımı rahmetle andım. Şanlı federasyonumuza ne oldu? Tüzük dışına çıktığı iddiası ile kapatıldı. Hemen yenisi kuruldu. 12 Eylül 1980 darbesine kadar hizmetine devam etti. 12 Eylül darbesi ile federasyonların varlığının devamı için en az üç “Kamu yararına hizmet” eden dernek şartı koşulduğu için federasyonumuz çalışamaz hale geldi. Çünkü kamu yararına çalışan hiçbir derneğimiz yoktu. O zamanlar bakanlar kurulu da bu hakkı din görevlileri derneklerine tanımadı.

Allah’a şükür, federasyonumuzun kapandığı günlerde bile “HAKSES”imiz sahip değiştirerek hizmetine devam etti. Şimdi ise, Türkiye Din Görevlileri Kültür Vakfı’nın sahipliğinde hizmetine devam etmektedir. Eski bir hizmet eri olarak “Hakses”imize nice beş yüzüncü sayılara ulaşmasını diliyorum…

Scroll to Top