Beklenen Vakit Gazetesi; 2 Ocak 1995
YIL 1949. Halk Partisi’nin hâkim olduğu devir.
Yokluğun, kıtlığın ve zulmün hüküm sürdüğü devir. Hafızlığımı tamamladım. Gizlice Arapça okumaya başladım. Sık sık polis baskınlarına maruz kalıyor, zulüm görüyorduk. O devirde Müslümanların dinlerini öğrenmeleri ve din eğitimi görmeleri yasaktı…
14 Mayıs 1950’de seçimler yapıldı. Halk Partisi iktidarı devrildi. Demokrat Parti idareye geldi. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ile millet, jandarma dipçiğinden ve vergi memuru kamçısından, polis zulmünden kurtuldu. Rahat bir nefes aldı. İş sahaları açıldı, milletin eli para, ayağı ayakkabı gördü. Demokrat Parti bir şey daha yaptı. Ezanın asli şekli ile okunmasına müsaade etti. Millet sevinç içinde idi. Minarelerde okunan salat-u selâmlar, çifte ezanlar, milletin sevincini dalga dalga afaka yayıyordu. O günlerde yaşamayanlar bu sevinci anlayamazlardı…
Baskısız, polis korkusu olmadan Arapça okumaya devam ediyorduk. Bir gün Kayseri Müftüsü merhum hocamız Hacı Hüseyin Aksakal bizi topladı: “Yavrularım, şehrimizde İmamHatip mektebi açılıyor, sizler bu mektebin ilk talebeleri olacaksınız” dedi. İmam-Hatip açılacak, Bizler ilk mekteplerde okumamıştık. Çünkü köylerimizde mektep yoktu. Diploma olmadan, açılacak İmam-Hatip mektebine nasıl kayıt olacaktık?.
Gayretli ve son derece çalışkan olan merhum hocamız Hacı Hüseyin Aksakal bunun da çaresini bulduğunu söyledi. Vali ile, Maarif müdürü ile görüşmüş, onlara durumu arzetmiş, bizlere Cumhuriyet İlkmektebi’nden diploma verilecekmiş. Cumhuriyet İlkmektebi’nde dışarıdan diploma almak için imtihana girdik. Muallimlerin de yardımı ile İlkmektep diplomalarını aldık, İmam hatip mektebine kayıt olduk. O zaman İmam-Hatip mektebinin ilk devresi dört, ikinci devresi üç yıl idi. Yirmi bir tane ders okutuluyordu. Okuyup yazmamız, hesabımız zayıftı, açığımızı kapatmak için çok çalışıyorduk.
Millet, bu mekteplere kurtuluş vasıtası olarak bakıyor, maddi manevi her türlü yardımı yapıyordu. Bu mektepleri açanlara da dua ediyordu. Tabii biz de dua ediyorduk. İmam-Hatip mekteplerini merhum hocamız Hacı Hüseyin Aksakal, zamanın Başvekili Adnan Menderes’le Maarif Vekili Tevfik İleri’nin açtığını söylemişti. Mektep hocalarımız da aynı şeyi söylemişlerdi…
Bize mektep açan bu iki zata karşı kalbimizde bir sevgi ve minnet duygusu vardı. Merhum Başvekil Adnan Menderes, Kayseri’ye geldiği zaman onu görmek için mitingine giderdik,
konuşmasını heyecanla dinlerdik.
Tevfik İleri’nin Ziyareti
Yıllar birbirini takip etti. İmam-Hatip’te okumamızın son senesi idi. Bir gün merhum hocamız Hacı Yusuf Eken, Arapça dersi veriyordu. Kapı açıldı. Muhterem müdürümüz Cemal Cebeci ile beş on kişi sınıfa girdi. Merhum Hocamız kendisini takdim etti, Arapça dersi okuttuğunu söyledi. Gözlüklü, saçları arkaya taranmış biri konuşmaya başladı. Çok güzel konuşuyordu. İmam-Hatip mekteplerinin lüzumundan bahsetti, bizlerden çok şeyler beklediğini anlattı. Bu zat, zamanın Nafia (Bayındırlık) Vekili Tevfik İleri imiş. Yanında bulunanlar da Maarif Vekili Atıf Benderlioğlu ile bakanlık ileri gelenleri, vali ve maarif müdürü imiş…
Merhum Tevfik İleri’ye karşı sınıfımızdaki buluşmadan sonra kalbi bağlılığımız daha da arttı. 27 Mayıs 1960 hükümet darbesinden sonra, merhuma ve arkadaşlarına karşı yapılan zulümler bu bağlılığımızı daha da pekiştirdi. Merhumun kızı Cahide Hanımefendi’nin hazırlamış olduğu “Babam Tevfik İleri” kitabını pür dikkat okudum. Merhum Tevfik İleri, dinini ve milletini çok seven bir insandı. Dinine hizmet için İmam-Hatip mekteplerini, Yüksek İslâm Enstitüleri’ni açtı. Milletine hizmet için ibâdet şevki ve aşkı ile gece gündüz çalıştı, kalıcı eserler meydana getirdi. 1950-1960 yılları arasında her umran eserinde merhumun emeği ve alın teri vardı. Merhumu biz böyle biliyorduk. Bilgimiz eksikmiş…
Merhum Tevfik İleri, geniş ve engin görüşlere sahip bir düşünürmüş… Merhum Tevfik İleri, bir mühendis olmanın yanında, sağlam esaslara dayanan bir karakter ve ahlâk terbiyecisi imiş… Merhum Tevfik İleri, geçmişe sahip çıkan, zulme ve zalime boyun eğmeyen, makam ve mevkinin esiri olmayan, mert, cesur, doğru bildiği yolda yürüyen bir kahramanmış…
Cahide Hanımefendi’nin hazırladığı kitaptan bunları da öğreniyoruz. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in merhum Tevfik İleri’yi niçin sevdiğini ve onu niçin övdüğünü daha iyi anlıyoruz.
Merhum Tevfik İleri’nin hayatı da bir destan. Okunacak, örnek alınacak bir destan…
Tevfik İleri’nin mücadelesi
Merhum Tevfik İleri, Rize-Hemşinli fakir bir ailenin çocuğu. 1911 yılında doğmuş. Okul tatillerinde çalışırmış. Okulun verdiği potini, tatillerde ve bayramlarda kardeşi ile nöbetleşe
giyermiş… Gelenbevi Ortaokulu’nu bitirdikten sonra yüksek mühendis okuluna kaydını yaptırmış.
Zeki, çalışkan ve riyaziyeyi (matematiği) çok seven bir öğrenci imiş… Yüksek mühendis okulunda arkadaşları arasında sevilen, sayılan, sözüne güvenilen bir öğrenci olarak kısa zamanda onlara önderlik edecek duruma gelmiş.
Bulgarların Razgrad’ta Türk mezarlığını tahrip etmeleri, mezarlardan çıkan kemikleri kırmalarını protesto için yapılan mitingi tertip ve idare etmesi, onu, gençliğin Tevfik ağabeyisi haline getirmiş. Merhum Tevfik İleri, Milli Türk Talebe Birliği’nin yeniden kurulmasına öncülük etmiş Arı Dergisi’ni, Birlik Gazetesi’ni çıkarmış, gençlik arasında kültürel faaliyetlerin yapılmasına önayak olmuş. Millete geçmişini unutturmak için yapılan çalışmaların en yoğun olduğu bir devirde, Tevfik İleri anma toplantıları, şehit günleri tertip ederek, gençliğin geçmişle olan bağlarını kuvvetlendirmeye çalışmış, bu yüzden nezarete alınmış, mahkemeye verilmiş, mahkûm edilmiş, fakat onuncu yıl affı dolayası ile mahkûmiyet cezasını çekmekten kurtulmuştur. Merhum Tevfik İleri’nin gençlik üzerindeki tesirini anlamak için şu hadiseye bakalım: Öğrencilerin Tevfik
ağabeyi Elektrik dersinden imtihana girer. Bütün sorulara cevap verir, elektrik dersi hocası Prof. Burhaneddin “Seni sınıfta bırakacağım” der.
“Aman hocam niçin?”diye itiraz eder.”Yahu bu çocukları bırakıp nereye gideceksin?”Merhum Tevfik İleri’nin sınıfta ka lacağını duyan Emine adında bir talebe sevincinden yerinde
duramaz. “Tevfik ağabey bir sene daha bizimle olacaktır” der. Gençliğin Tevfik ağabeyi, çok çalışkan ve zeki bir talebe olmasına rağmen dört yıllık mühendislik eğitimini altı yılda tamamlar, 1933 yılında mühendis olarak mezun olur.
“Okulda kal” ısrarlarına rağmen, “Ben halk ile beraber olacağım” der. Erzurum’a tayinini ister. Mühendis olarak millete hizmete başlar. Erzurum’da evlenir.
Hizmette Erzurum’dan Çanakkale’ye geçer Çanakkale’de vatan için şehit düşenlerin ideali, Merhum Tevfik İleri için ayrı bir aşk ve heyecan kaynağı olur. Hizmet yeri yine değişir. Samsun
Nafia Müdürü, daha sonra da Nafia Bölge Müdürü olur.
Samsun’a bir vali tayin edilir. Yeni vali hendeğin nasıl açılacağını, çukurların nasıl kapanacağını merhuma öğretmeye kalkar. Merhum, valiye bir mektup yazar. Vakarlı ve haysiyetine düşkün bir devlet memurunun okuması lazım gelen bu mektubun
sonunda valiye şöyle der:
“Sizin sadece bir vali olarak kalmanız ve teknik hususları, selahiyetli ve mesuliyetli bir kimse sıfatı ile bana bırakmanız icap edeceğini hürmetle arz ederim.”
Merhum bu mektubu, astığı astık, kestiği kestik Halk Partisi valilerinden birine yazıyor. Ne büyük cesaret, ne muhteşem bir şahsiyet.
Mebus seçiliyor
Merhum 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde Samsun’dan mebus seçilir. On yıl devam eden Demokrat Parti iktidarı süresince hep hizmette olur. Ulaştırma, Milli Eğitim, Bayındırlık
Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunur. Vazifede bulunduğu zaman içerisinde memleketin başına bela olan Köy Enstitüleri meselesini halletmiş, bu okulları yeniden
düzenlemiş, zararlı unsurları temizlemiş, öğretmen okulları adı altında Milli Eğitim’in hizmetine sunmuştur.
Milletin dinini öğrenmek, dininin icaplarına göre yaşamasını sağlamak için İmam-Hatip Mektepleri, Yüksek İslâm Enstitüleri açmıştır. Bu eğitim müesseseleri ile milletin asli hüviyetine dönüşünü sağlamıştır. Yassıada duruşmaları sırasında savcının idamlık ithamlarına karşı şöyle der: “Pek sayın savcının iddianamesini dikkatle dinledim, onda ceza kanununa taalluk eden bir fiilimizi beyhude aradım. Bu iddianame tahkir edici, tezyif edici elfaz ile süslenmiş bir siyasi ithamnameden başka bir şey değildir.”
Merhumun başı dik ve cesurane müdafaaları karşısında, onu, müdafaasını yarıda keserek mahkeme dışına çıkarırlar. Merhum, “Allah’ıma, ‘en büyük hakem olan milletime hesabımı vermeden beni hasta etme’ diye Yassıada’da yalvarmıştım. Allah duamı kabul buyurdu ki, sancıyı hükümlerin tefhiini müteakip götürüldüğüm İmralı’da hissettim” der.
Merhum Tevfik İleri idamla yargılanır, müebbet hapse mahkûm edilir. Kayseri Hapishanesi’nde hastalığı ağırlaşır, Ankara Hastanesi’ne kaldırılır. 31 Aralık 1961 tarihinde elli yıllık destanî bir hayat sona erer. Merhum Tevfik İleri, Hakk’ın rahmetine kavuşur. Darbecilerin idaresinde olan Ankara bele diyesi defin için mezarlıkta yer vermez. Defin yapılamaz. Daha sonra Adâlet partisinden senatör olan Yiğit Köker ailesi kendi mezarlıklarından yer verir de defin gerçekleşir. İmam-Hatip
mezunları olarak her 31 Aralıkta Ankara Asri mezarlıktaki mezarını ziyaret ediyor, okuduğumuz hatimlerin sevabını dua ile ruhuna bağışlıyoruz. Ruhu şâd, makamı cennet olsun. (Amin)