BÖLÜM – VIII İNANÇLARIMIZ TÖRELERİMİZ  VE KÜLTÜRÜMÜZ

Doğum,sünnet düğünü,Askere gitme.Bayramlar ve kandil gecelerimiz. Düğünlerimiz ;  kız isteme, nişan takma,Bayrak kaldırma, sinsin (süksün) oynama, Halay çekme ve Türküleri, kına alma,kına gecesi, yüzük oynama ve türküleri,sıra türküsü,deve yapma ve oynatma,Seher davulu ve halayı,gelin almaya gitme,gelin getirme ve duası, oyun yapma, gerdek gecesi ve dua, Gündüz düğünü=bahşişleme, ölüm ve taziye,yağmur duasına çıkma. Bostanlara çadır kurma ve bostan bekleme, Ele kaya kınası yakma, söğütten düdük çıkarma,iki şemşamer kökü ve bir kabaktan araba yapma, bostanlara korkuluk dikme,Koyun nöbetine gitme,koyunun ağıla gelmesi ve koyun sağma.Süt değişiği yaparak peynir yapma.Yaz günleri öküz yaymak için yazıda yatma. Perşembelik verme. Hanımların erkeklerin yolunu kesmemeleri (önünden geçmemeleri), gelinlik etme (Taze gelinlerin büyüklerin yanında alçak sesle konuşmaları)

Bu saydıklarımızdan bir kısmını dilimiz döndüğümce anlatmaya çalışacağız.

Doğum: İnsan hayatının başlangıcı olan doğum,önemli bir olaydır. Neslin devamı evlilikle,evliliğin  huzur içinde sürmesi de hamilelikle başlar.Hamilelik çok önemli bir dönemdir.Doğuma kadar devam edecek olan bu dönemde hamile anne adayları çok dikkatli olmaları gerekir.

Ağır iş görmemeleri lazımdır.Yine bu dönemde aşerdiği, yirikli olduğu (canının herhangi bir yiyeceği fazlaca istemesi) durumlarda mevsimi  olmasa dahi istenilen gıdanın temin edilip ikramına çalışılır.      

Daha hamileliğin ilk günlerinden itibaren bir takım hazırlıklar başlamıştır. İlk çocuklar için kız tarafının hazırladığı beşik doğumdan önce gelin hanımın evine getirilir.Doğum için gerekli hazırlıklar tamamlanır.Genellikle köylerde bu işi yapan tecrübeli hanımlar vardır. Doğum yaklaşınca durum bu hanımlara bildirilir,her türlü hazırlık yapılır.Doğum esnasında erkekler evden uzaklaştırılırlar.

Doğum olduktan sonra durum hemen aile büyüklerine müjdelenilir. Bunun için Allaha hamd edilir.Ömrünün uzun,yazgısının güzel ve rızkının bol olması için dualar edilir.

Doğumdan sonra yıkanıp güzelce giydirilen çocuk annesine getirilip sütü gelmişse  çocuğunu emzirir,gözleri sürmelenilerek uyutulur. Yaratana hamdü senalar edilir.

Bundan sonra dost – akrabadan duyanlar gözaydına gelir ve tebrik ederler.

Çocuğa ad verme

Doğumun ilk günlerinde köyün İmamı çağırılır.İmam efendi  kıbleye dönerek çocuğun sağ kulağına Ezan, sol kulağına da kaamet okuyarak üç kere ismi çocuğun kulağına”senin adın Ahmet ya da Ayşe olsun” diye söylenir.Bu iş bir dua ile sona erer. Bu hizmetinden dolayı İmam efendiye de  ya bir havlu ya da mendil v.b.gibi küçük hediyeler verilmesi adettendir. Bu isimler önceden belirlenmiştir. İlk çocuklar,  erkekse genellikle kayın pederin, kız ise kayın validenin ismi konulur.  İsmin güzel bir anlamı olmalıdır. Çocuğa bir Müslüman ismi verilmeli.Gayrı müslimler’e ait olan isimler konulmamalıdır.

Doğumdan sonra  loğusa (yeni doğuran) anneye süt artırıcı meyve ve gıdalar yedirilir.

Çocuk kırkı çıkıncaya kadar dışarılara pek çıkarılmaz: anne de öyle. Bu süre içinde annenin yanında bir yakını bulunur.Hem ona hizmet eder,hem de yalnız koymaz.Lambası söndürülmez

Çocuğun dünyaya gelişine vesile olan ana-baba ona karşı sorumluluklarını yerine getirmeli iyi insan,iyi vatandaş ve iyi bir Müslüman olarak  onu yetiştirmelidir.

       (Resim: 307) Emir Solmaz, Sünnet kıyafeti ile

Sünnet düğünü:
Erkek çocukların sünnet olmalarında yapılan merasimdir.İslamiyette sünnet olmak İbrahim Peygamberden beri uygulanan dini bir emirdir.Yahudilikte çocuk yedi günlük iken, İslamiyette ise; her hangi bir zaman da yapılır. 7-12 yaş arası en ideal olandır. Sünnet olmanın zarureti tıp otoriteleri’nce de kabul edilmiştir. Sünnet yapılacağı zaman evde genel bir temizlik yapılır. Sandık tan işlemeli örtüler çıkarılır.Çocuk için bir yatak hazırlanır,yatağın baş ucuna İşlemeli bir kab içinde yüce kitabımız Kur’an asılır. Çocuğa yeni kıyafetler alınır. Köyümüzde kirvelik yoktur. Amca, dayı gibi bir yakını çocuğu tutar.Sünnet ameliyesinin yapılmasına yardımcı olur. Sünnet tekbirlerle  yapılır. Çocuk hazırlanan yatağa yatırılır. Yakınları hediyeler verirler. Davul zurna ile sade bir merasim yapılır.                                                                                                 

Aileler güçleri nisbetinde bir yemek ikram ederler. Sünnet birinci mürüvvet sayılır.  Örf ve adetlaerine çok bağlı olan halkımız bu işi bir sevinç ve eğlence olarak yaptığından sünnet düğünü denir.

Askere gitme:  Askerlik, yirmi yaşına gelen her delikanlı için önemli bir görevdir. Peygamberimiz (s.a.v) “atıcılık ve binicilik öğreniniz.

Bir kimse dinini ve yurdunu muhafaza için atıcılığı öğrenir de onu hiçe sayarak bırakırsa o nimeti elden kaçırmış veya nankörlük etmiş olur.

Düşmanlara karşı elinizden geldiği kadar kuvvet hazırlayınız.

Dikkat ediniz! Kuvvet atmaktır. Kuvvet atmaktır. Kuvvet atmaktır.

Biliniz ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.

Şehidin kul borcundan başka bütün günahları bağışlanır.

Gazaya giden kimsenin ailesini görüp gözeten gaza etmiş gibi sevap alır.” Hadisi şeriflerini buyurmuşlardır. Başka hadis-i şerifleri de vardır. (Bakınız: Gerçeğin özü Peygamber sözü adlı kitabımızın 2007 baskısı sayfa 74-75)  Eskiden delikanlılar Yaşına göre kendini ve milletini korumak için gerekli bilgileri alır,kılıç kullanmayı,ok atmayı,teke tek dövüşmeyi,ata binmeyi öğrenirdi.

Askerlik bir vatan hizmetidir. Her  genç bu görevi seve seve yapar.Bu uğurda şehitliği bile canından aziz bilir.

Vatan için nelerden vaz geçilebileceğini şair şöyle dile getiriyor;                                                                                                                

Haydi yavrum köyüne nişanlına veda et

Sabanını tarlanı her şeyini feda et

O silaha sarıl ki böyle günde bir erkek

Bir dualı demirden başka bir şey kullanmaz

Bunu tutan bir bilek köleliğin

Uğursuz zincirine uzanmaz

Git evladım yıllarca ben oğulsuz kalayım

Şu yaralı bağrıma kara taşlar çalayım

Hadi yavrum hadi git ya gazi ol ya şehit

                                               Mehmet Emin Yurdakul

Ecdadımız, bin yıl önce gelmişler bu topraklara. Bu toprakları vatan yapmak öyle kolay olmamış. Nice yiğitler gidipte dönmemişler vatan için. Canlarını vermişler ama vatanı vermemişler.

Bakın Orhan Şaik Gökyay bu duyguyu “Bu vatan kimin” şiiri’nde nasıl dile getiriyor

İleri atılıp sellercesine, 

Göğsünden vurulup tam ercesine,        

Bir gül bahçesine girercesine;

Şu kara toprağa girenlerindir.

Askerlik çağına giren gençler’e celp (çağrı pusulası) gelir. Bu günden itibaren işi gücü bırakır. Artık evinde-köyünde misafirdir o.. Kendi gibi akranlar  ile birlikte bir araya gelirler. Dostluklar pekiştirilir, gezilir. Birbirlerini yemeğe davet ederler…

Dada önceleri yolculuk için bezden asker torbaları dikilir, içine asker keteleri yapılır, kuru üzüm v.b.şeyler konur,  ayrıca temiz çamaşırlar konurdu. Askerin nişanlısı ya da bir yavuklusu varsa bir mendil işler,saçından bir tel  koyarak onu armağan ederdi.Bu armağan askerlik bitene kadar özenle saklanır,ona bakılarak sıladakiler hatırlanırdı. Bu gün de bu gelenek pek değişmedi. Bez torbaların yerini valizler aldı, kete ve giyeceklerin  yerini de cebe konulan harçlıklar.. 

Askere gidecek gençlerin eline kına yakılır.Bu kına töresel anlam ifade eder.Türk töresine göre Koçlara kına yakılır;Allaha kurban olsun diye. Gelinlik kızlara kına yakılır;kocasına kurban olsun diye. Askere gidecek gençlere de kına yakılır ki; vatana kurban olsun diye…

Şubeden Sülüs’ün alındığı gün askerlik başlamıştır.Sıladan  ayrılış  günü gelmiştir. Vedalaşılır, eş dostla helallaşılır.

Köyden askere gidecekler topluca dualarla uğurlanır.İstasyonuna varılır. Ana baba günüdür oralar. Daha başka köy ve kasabalardan gelenler hep oradadır. Davullar-zurnalar çalar,halaylar çekilir. Bir bayram havası yaşanmaktadır. Trenin acı acı çalan  düdüğü bıçak gibi keser bu havayı.. Artık heyecan son safhaya varmıştır. Bir kargaşa başlar. Son vedalaşmalar yapılır.Trene binen gençler trenin penceresinden bakarlar göz yaşları artık boşanmıştır. Ve eller son kez sallanır.

Askere gidenlerin haberleri mektuplarla alınırdı. Onun için mektup dört gözle beklenirdi.

Herkes okuma-yazma bilmediği için, bilenlere okutulurdu mektuplar. Çoğu kez yakınlar toplanır okunan mektupları dinler,duygulanırlardı. Karşılıklı mektuplaşmalar olurdu.Ta ki teskere alınıncaya kadar…

Mehmet de mektubunda; Bekir Sıtkı Erdoğan’ın şu şiirini yazar:

Kara gözlüm efkarlanma gül gayrı Bahar geldi koyun kuzu koklaştı

İbibikler öter ötmez ordayım İki aşık dört senedir bekleşti

Mektubunda diyorsun ki gel gayrı Kara gözlüm düğün dernek yaklaştı
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. Vatan borcu biter bitmez ordayım

Askerlik bitipte teskere alındığı zaman Mehmet, başka bir kişilikle döner sılasına. anasına, atasına. Daha bir olgunlaşmış, şahsiyet kazanmış ve kadir,kıymet bilir olmuştur. Çevresinde daha saygın bir kişidir artık. Hani “Askerliğini yapmayan adamdan sayılmaz” atasözümüz burada anlamını kaybeder.

Sözün bu noktasını askere giderken yaşadığı duygularını dile getiren Necati Solmaz’ın şiiri ile bağlayalım:

Ölüm ve taziye: 
Ölüm, ömrün sonu, Rabbimizin  tüm canlılar için emir buyurduğu hayatın bir gerçeğidir.
Yüce Rabbimiz;

“Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz”  (Ankebut suresi  Ayet 57) buyurmaktadır. Ölmek üzere olan, Sekerat’ül-mevt (Ölüm anı)  halindeki bir kimsenin yanında bulunanlar duyacağı sesle Kelime-i şahadet getirirler.Onun da söylemesi telkin edilir.Ancak söylemesi için ısrar edilmez.Başında Kur’an okunur. Kur’an okuyacak kimse bulunmazsa hastanın başında bulunanlar bil

bildikleri namaz surelerini okurlar.Kelime-i şahadet ve kelime-i tevhit devamlı tekrar edilir.Mümkünse İmam efendi çağırılır. Ölmek üzere olan kişinin ağzına varsa pamukla Zemzem damlatılır ve dudaklarına,diline sürülür. yoksa zemzem yerine su kullanılır.

Hasta ruhunu teslim ettikten sonra gözleri kapatılır,çenesi bağlanır,ayakları çatılır ve münasip bir yatağa yatırılarak  elbiseleri çıkarılıp, elleri yanlarına konulur, üzerine beyaz bir örtü örtülür.Eşe dosta haber verilir. Ölüm ayrılığından dolayı insan üzülür,hatta gözlerinden yaşlar akar,sessizce ağlar. Bağıra bağıra ağlamamalı. Çünki bağıra bağıra ağlamayı Peygamberimiz (s.a.v) men etmiştir.Bağıra bağıra ağlamak,saç baş yolmak ölümü yaratan Allah’a bir isyandır.

Ölüm karşısında insan düşünmeli,ölümden ibret almalıdır,ölüme ibadetlerle, iyiliklerle, hayır ve hasenatla hazırlanmalıdır.Çünkü bir gün ölüm kendi başına da gelecektir.Ölümden kaçış yoktur.

Ölüm olduğu zaman yakınları,komşuları,bütün köylülerimiz üzerlerine düşen vazifeleri yaparlar. Ölünün yakınlarının acıları paylaşılır. Çünkü “acılar, paylaşıldıkça azalır.Sevinçler de, paylaşıldıkça çoğalır”

Haber verileceklere haber verirler,mezar kazarlar,su ısıtırlar, kefen temin ederler, Başta akrabalar olmak üzere biliyorlarsa cenazeyi yıkarlar, yıkamayı kendileri yapamıyorlarsa İmam efendiye yıkatırlar,kefenlerler,musalla taşında namazını kılarlar ve hazırlanan mezara defnederler.Okunan Kur’an,yapılan dua ve telkinden sonra mezardan ayrılırlar.Üç gün ölü evine yemek gönderilir,ölü evinin işleri görülür.Taziye ve baş sağlığında bulunulur.Üç günden sonra hayat normal olarak devam eder.Ölünün borçları varsa  bıraktığı mirastan borçları varisleri tarafından ödenir.Vasiyeti varsa bıraktığı mirasın 1/3 ile vasiyeti yerine getirilir. 

Perşembelik:  Her Perşembe günü akşam üzeri  hali vakti yerinde olanlar,muhtaç durumda bulunanlar’a  kendi imkanları ölçüsünde un,bulgur,mercimek,nohut,yoğurt,süt gibi  bir şeyler gönderirler. Buna  Cuma gecesi verildiğinden dolayı “Cumacelik” te denilirdi. Çocukluğumuzda bu görevi çok yapmışızdır. Bu işi gönüllü yapardık.Çünkü analarımız,  götürdüğümüz şeyin kabını boşalttırıp döndüğümüzde şeker, üzüm gibi tatlı bir şeyler vererek bizi de sevindirirdi. Köyümüzde bu gelenek hala  devam etmektedir.

Süt değiştirme:  Köyde herkesin çift sürmek için öküzü olduğu gibi sağmak için de en az bir ineği ve koyunları olurdu. Kışlık peynir yapmak için kendi günlük sütü yeterli olmayan aileler arasında “süt değişimi” olurdu. Yerine göre iki gün, üç gün tüm komşuların sütleri bir evde toplanır ilanlerle damlar’a konularak gece yüz (kaymak)  tutmaya bırakılırdı. Sabah olduğunda yüzleri bir kaba alınır,sütler pişirilir ve peynir çalınırdı.

Tabii işin bir de öbür yüzü var. Şöyle ki;

Evin delikanlıları arkadaşları ile gece toplanıp sessizce ellerine aldıkları içi boş buğday sapları ile sütün kaymağını bozmadan ilânlerden süt içerlerdi.Gerçi sabah olduğunda bu iş fark edilirdi ama hoş görü ile karşılanırdı.Tabii bu gün bize ise yarın da size ve diğer arkadaşlarına yapılırdı bu şakalar.

(Resim: 308) Üzerinde çeşitli renklerde kınalar oluşmuş kaya

Kaya kınası yakma: Arazinin çeşitli yerlerindeki kayaların üzerlerinde yandaki şekilde görüldüğü gibi değişik renklerde oluşan  ve çevrede kına olarak bilinen maddelerden yeşilimsi renkte (kına rengi) olanının üzeri ıslatılarak yerden alınan yassı bir taşla sürterek yumuşatılır, adeta karılmış kına kıvamını alır. O zaman hazırlanan bu kına bir çöp batırılarak ya da parmakla elin iç kısmına değişik şekiller verilerek yakılır, bir süre kuruduktan sonra el yıkanır ve  elde güzel bir rengin oluştuğu kına görülürdü.

Çocukluğumuzda arkadaşlarla bir araya gelir zaman zaman ellerimize kına yakardık.

BAYRAMLARIMIZ

Peygamberimiz (s.a.v) Medineye hicret edince Medine halkının senede iki  bayram yapıp eğlendiklerini öğrenince: “Yüce Allah o iki bayram günlerine karşılık onlardan daha hayırlı iki bayram günlerini size ihsan etmiştir” buyurdu, Ramazan ve Kurban Bayramını müjdeledi.

Ramazan bayramında ramazan ayını ibadetle geçirmenin, oruç tutmanın ve Allahın rahmet ve bağışına ermenin sevinci yaşanır.

Kurban bayramında ise¸Hz.İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek istemesi Hz.İsmail’in buna razı olması üzerine,Allah’ın,onların fedakarlığını kabul edip hayvan kurban etmesini buyurmasının hatırası vardır.Müslümanlar bu günlerde kurban keserek Allah’a şükürlerini ve sevinçlerini  ifade ederler. Köyümüzde  bayramlara temizlik yapılarak,yıkanılarak,temiz çamaşır ve elbise giyinilerek hazırlanılır.Erkekler ve erkek çocuklar mutlaka bayram namazına giderler.Hanımlar da Caminin mahfilinde bayram namazına katılırlardı. Evlerde gelinler ve kızlar kalırdı. Camiden çıktıktan sonra bayramlaşılır.Yukarı mahallenin erkekleri ve erkek çocukları Yukarı odada her evden gelen bayram yemeklerini yerlerdi. Orta ve aşağı mahallede ise; aile büyüklerinin  odalarında bayram yemeklerini yerlerdi.Yemekten sonra da tekrar bayramlaşılır,büyüklerin elleri öpülürdü.Küçükler kete ve şeker toplamak için birbirleriyle yarışırcasına köyün içine dalarlardı.Civar köylerdeki akraba ve tanıdıklara bayramlaşmaya gidilir ve o köylerden de bayramlaşmaya gelinirdi.Eğer Bayramlar ekin biçme ve harman zamanına rest gelmişse büyük çoğunluk bayram namazından sonra tarlalara,harmanlara giderler,bayramlaşma da çoğu zaman caminin önündeki bayramlaşma ile kalırdı. Çocuklarda şeker ve kete  toplama işinde Büyük zarara uğrarlardı.     

Bayramlar, iyi duyguların çoğaldığı, birleşme,kaynaşma ve sevinç günleridir Müslümanların üç günden fazla küs durmalarının haram olduğu hatırlatılır,küsler barıştırılırdı Bayramlarda köydeki yoksullar  gözetilir ve ollara yardım edilirdi   

Mevlit gecesi,Berat gecesi,Regaip gecesi,Miraç gecesi,Kadir gecesi ve Cuma gecesi salâ verilirdi. Ayrıca bu mübarek gecelerde erkek ve kadın cemaat camide toplanır, hoca emmim vaaz eder,birlikte cemaatle namaz kılınır,dua edilirdi.Eve gelince de küçük çocuklar sevindirilir,nafile namazlar kılınırdı.

DÜĞÜNLERİMİZ

Evlenme çağına gelen delikanlılar için ya kendi beğendikleri, ya da ailenin uygun gördüğü bir kızın kapısı çalınır.Şöyle ki; önce hanımlar gider kız annesiyle görüşür, ağızlarını çekiştirirler, ağızlarının yatımına bakılır.Tabii gelir gelmez hemen “verdim” denmesi beklenemez.Taraflar birbirlerini tanımıyorlarsa,önce tanışılır.Soruşturulur, araştırılır, bakılır. Az çok istenen şartlar mevcut ise ona göre tavır alınır ve karşı tarafa uygun bir cevap verilir.Verim taraftarı değilse; kızımız küçük,evermeyi düşünmüyoruz, okuyacak v.b.geçiştirici cevaplar verilir.Verim taraftarı ise; babasına bir soralım,kendisi ne der v.s. ılımlı cevaplar verilir.Şayet taraflar birbirlerini biliyorlarsa; fazla araştırmaya gerek kalmaz ,Düşünelim,danışalım gibi ileri bir tarihe sevk edilir.Gerekirse aracılar konulur. Uygun görülürse, erkek tarafından en yakınları olan kimseler dünür gider,söz kahvesi içilir.Adı konulmuş olur.

Resim: 309) Pencere önünde İşleme işleyen genç bir kız, oya ve işleme örnekleri

         

Nişanlanma,Yakın akrabalar çağırılır.Kız tarafına gidilir.Güler yüzle karşılama yapılır.Hoş-beş ten sonra oğlan tarafından biri Allahın emri Peygamber’in kavli üzere  kızınız …yi, oğlumuz ……é istiyoruz” der. Kız tarafından,kızın babası yada bir yakını Allah yazmışsa ne diyelim.Taraflar için hayırlı-uğurlu olsun” der.Kahve veya şerbet içilir. Burada hizmeti kızın en yakınları görür. Kayınpeder’e ayrıca bir kahve daha getirilir. İçer. Kafi miktarda da bir bahşiş vermek adettendir.Yapılan merasimlerle kız ve erkeğin nişan yüzükleri  takılır.Dua edilir.Tören biter.Nişanlılık, Gençlerin hayatında yeni bir sayfa açılmıştır. Bekarlıklarından çok farklıdır bu dönem.Artık yeni hısımlar edinilecektir
Gerek taraflar biribirlerine; gerekse çevredeki diğer insanlara karşı daha bir duyarlı ve de dikkatli olacaklardır. Daha önceleri sizden kaçan kişiler, sise biraz daha yakın olurlar. Giyim,kuşam ve hareketlere dikkat edilecektir.Taraflar eksik kalan hazırlıklarını da tamamlarlar.Gerçi kızlar için çeyiz (Cihiz,cihaz) ta çocukken başlar.Kızı olan analar, yavaş yavaş çeyiz hazırlamaya başlarlar.Kızlar belli yaşlar’a 12-13 yaşlarına geldiklerinde ellerine iğne-iplik, hümayun,kanaviçe verilir. Eh onlar da kabiliyetlerine göre bu malzemeleri kullanarak çeşitli işlemeler danteller ve de zarif iğne oyaları işlerler. El emeği-göz nuru olan bu cehizler sandıklarda yıllarca saklanırŞayet bu dönem bayram’a rastlarsa, Ramazan bayramında gelin kıza elbiseler alınır. Kurban bayramında ise güzelce süslenilerek kurbanlık bir koç gönderilir.Koç ile birlikte bir de bilezik gönderilir.

   (Resim: 310) Tığ oyası
   (Resim: 311) Dantel
(Resim: 312) Dantel

            (Resim: 313) Dantel
(Resim: 314) Dantel
                         (Resim: 314/a) Dantel
                                         (Resim: 315) Dantel  

Bu devrede görüşülür,konuşulur.Düğün zamanı kararlaştırılır. Önceleri; eşe dosta okuyuntu gönderilirdi. (Şimdilerde ise;Kart bastırılarak, davetiye dağıtılmaktadır) Tüm hazırlıklar tamamlanmıştır.

Düğün başlıyor;

Birinci gün, Bayrak kaldırılır. Düğünden üç gün önce, (önceleri düğün Salı günü başlar, Perşembe’ye gelin indirilir;Cuma gecesi de gerdek gecesi olurdu.)öğleden sonranın bir vaktinde düğün evinin damına her taraftan gözükecek şekilde yüksekçe bayrak dikilir. Düğünü ve düğün evini sembolize eder.Köy dışından gelecek okuyuntu (davetli) lar bayrağın dikili olduğu yere gelirler…

Davul-zurna gelir. Çalar,söyler. Düğün başlar. Eş-dost gelir, hayırlı olsun dileğinde bulunur. Gelenlere sigara, şeker tutulur. Bir süre oturulur.

Dışarıya topluca meydana ( harmana) çıkılır; Davul zurna çalar. Süksün (Sinsin) oynanır. Halay çekilir. Süksün hareketlidir.İlk enerjiler burada harekete geçirilir.Süksün iki şekilde oynanır:

a) Kaçma sinsin, (süksün)
(Sine sine; sessizce yaklaşma anlamında kullanılan bir kelimedir) Düğün neşeli ve hareketli başlar…Bir kişi ortaya çıkar, (Akşamları bu iş yakılan ateşin etrafında olur), dolaşmaya başlar,bazı kişileri gözle ve el işareti ile tahrik eder, çağırır. Onlar da “Hay Allah geliyorum!” diye zavurlar.. hay! ederek kovalamaya başlar. Gittiği yere kadar kovalar. Yetişebilirse sırtına veya omuz başına bir yumruk aşkeder.. Sonra döner,yine koşa koşa  gelir aynı şekilde ortada dolanmaya başlar, bir diğeri de onu kovalar. Derken öylece sürer gider…

b) Durma sinsin, Bunda da bir kişi çıkıp  orta yere, bir ayağını ileri atarak , arka taraftan sol eli ile sağ  kolunu sımsıkı tutar sağ elini  de yumruğunu sıkarak ileri uzatır ve böylece bekler.Adeta yer’e mıhlanmıştır..Topluluğun içinden biri çıkarak gürler… “Ya Allah ! ya Allah, “ha ha,hay!” eder etrafında birkaç kere döndükten sonra, yumruğu ile diğerinin sırtına bazen sıkı bir şekilde çoğu zaman da yavaşça dokunur.O gider, kendisi aynı şekilde onun yerine geçer ve sımsıkı durur.Bir diğeri de ona vurur ve böylece oyun devam eder gider…Bazen da iş kızışır; biri diğerine sıkıca vurursa eğer; vurulan tarafından da biri çıkar onun öcünü almak için vurur. İş kızışır.Öbürünün tarafı da ona vurur.Nerede ise kavga çıkacak. Araya hatırı sayılır biri girer ortaya durur. O’ na vurmak saygısızlık kabul edileceği için; biri ona yavaşça dokunur. Elektriklenen hava yavaş yavaş yumuşar.Biraz sonra da süksün sona erer.

Bunun ardından da eğlenceler halay ile devam edecektir.Ve esas meseleye;halay’a geçilir.

Halay çekme, Halay havası vurduğu zaman, düğüne katılanların içinden çıkan kişiler el ele tutuşarak ”halay alayı” nı oluşturur.Halayın başına da eline mendilini alarak “halaybaşı” geçer. Halay başılık bilgi ve yetenek işidir.Her önüne gelen halaybaşı olamaz. Davulun ritmine uyulur ve halay alayı ikiye ayrılır.Birinci gurup,yani halay başına yakın olanlar yüksek perdeden başlar halay türküsünü söylemeye:Bu esnada davul-zurna susar:

Scroll to Top