BÖLÜM – IX VENGİCEK İÇİN SÖYLENEN, YAZILAN VE ÇİZİLENLER

YUMUŞAK TAŞ

Bir yaz akşamı idi.Nöbet’e gittim.Koyun çobanının azığını alarak dağa koyun  otlattığı yere gidip çobanı bulmak ve o geceyi çobanla birlikte ona yardım ederek geçirme işine nöbet’e gitmek denilir.

Ben henüz çocuk denecek yaştayım.Ama ağabeyilerim sıvacılığa gittiği için benden başka nöbete gidecek kimse de yok.Çaresiz kalkıp eşeğe binerek çoban sülman için  anacığımın hazırladığı azığıda heybeye koyup eşeğin sırtına attım ve akşam üzeri dağın yolunu tuttum.Dağa doğru yaklaştıkça hava kararıyor.Çukur yerlerden geçerken tabii ki biraz ürperiyorum.Bazen sülman ağa diye sesliyorum ama cevap alamıyorum.Korktuğumu belli etmemek için de ara sıra bir türkü tutturuyorum.

Derken bitli kuyunun eteklerine varmışım.Artık sürünün çıngırakları duyulmaya başlamıştı..Duyunca bana can geldi.Yüksek sesle yeniden “sülmanaa ! diye haykırdım. Sesim dağdan dağa yankılanıp gitti.Bu kez sesimi duymuştu sülmanağa.. Ve “bu tarafa, bu tarafa”diye cevap verdi.Eşeği hızla sürerek oraya ulaştım.Tabii ki bu esnada hava çoktan kararmıştı.

Beni ilk defa çobanın kangalları karşıladı.Sülmanağa onlara anlayacakları dilden bir şeyler söyleyince bana saldırmadılar.Biz menzil’e ulaşmış idik.

Bir süre birlikte koyunları otlattık,yukarı meşeliklere doğru ilerledik.Arada bir sülman ağa bana laf veriyordu.

“Görüyormusun Necati buralarda tavuk saklanır ot var” sözü hala kulağımdadır.

Nihayet zaman ilerledi,vakit gece yarısını çoktan geçmişti.Münasip bir yerde eğlendik.Koyunlar yatmaya başlamıştı.Burada geceleyelim mi ?” dedi sülmanağa. Ben alışık olmadığım için epeyce yorulmuştum.Tabii ki benim de canıma azet oldu ve “geceleyelim sülmanağa” dedim.

O bir koyuna bağcak attı,yani; bir koyunu koluna bağlayarak yattı.Uykuya dalındığı zaman kurt gelir sürüye dalarsa koyunlar ürker o hayvan da ürktüğü için çoban uyanır.Ya da sürü kalkıp giderse; o koyunda sürüyü takip edeceği için çoban yine uyanacak ve her iki halde de  derhal duruma vaziyet edilecektir.İşte bunun için bağcak attı.

Kendisi yattı. Bana da “çakılın üstünden bir yumuşak taş al, kafanın altına koy,yat” dedi. Ben de karanlıkta taşları göremediğim için el yordamı ile taşı tutuyor şöyle bir kavralayıp sıkıyorum,baktım ki sert, bırakıyor bir başkasını alıyorum.O da sert.Bir kaç taş değiştirdim fakat yumuşağına rastlayamadım. “yumuşağını bulamadım” diyeceğim ama “Serde erkeklik var” buna da cesaret edemiyorum.Ben bu duygular içindeyken sülmanağa;

“Ne oldu Necati bulamadın mı” dedi.Ben de saf saf “yok bulamadım” dedim. Bunun üzerine “şimdi elinle tuttuğun” demesin mi sülmanağa…İşte o anda jeton düştü ama biz faka basmıştık bir kere…

Yine de bozuntuya vermedim “zaten yeni bulmuştum” dedim ve elime aldığım taşı başımın altına yastık edip yattım.Yorulduğum için hemen uyuyakalmışım.

Sonradan anladım ki taşın çakılın üstünden alınmasının hikmet;i altında böcek v.s.bir haşarat’ın olmaması içinmiş.

Çakıl, Arazideki taşların toplanılarak bir yere biriktirilmesi, yığılmasıdır.

Tabiî ki ben uyandığımda güneş çoktan çıkmış,ortada ne sürü ne de çoban kalmıştı

Kalktım,bağlı olan eşeğimizi çözdüm.Bağlamasam demek ki o da gidecekmiş.

Şöyle bir dağların temiz havasını ciğerlerime çektikten sonra vakit geçirmeden,

Eşeğime bindim,telli beyin türküsünü söyleyerek köyün yolunu tuttum.

                                                                                                               Necati SOLMAZ

(Resim: 320) Mahmut Çorakçıoğlu’nun çizgisinden  Bir köylü
Scroll to Top