İsa ve şakirtleri başak olmuş ekinlerin içerisinden geçerler. Ekinlere zarar verirler. Ekinlere zararın nasıl olduğunu anlamak için önce İncil’deki metinleri görelim.
Matta İncili (12/1- 4)’de şöyle yazılıdır: “O zaman İsa sebt(cumartesi) günü ekinlerden geçti; şakirtleri aç idiler ve başakları koparıp yemeğe başladılar. Fakat Ferisiler bunu görerek ona dediler: İşte şakirtlerin sebt günü yapılması câiz olmayanı yapıyorlar. İsa onlara dedi: Davud’un acıktığı zaman, kendisi ile beraber olanlara ne yaptığını; Allah’ın evine nasıl girdiğini ve yenilmesine kendisine ne de beraberinde olanlara değil, ancak kâhinlere câiz olan huzur ekmeklerini yediğini okumadınız mı?”
Markos İncili (82/23- 26)’da şöyle yer alır:
“Ve vakî oldu ki, bir sebt günü, İsa ekinler arasından geçiyordu; şakirtleri yürürken başakları koparmaya başladılar. Ferisiler ona dediler: Bak, Sebt gününde câiz olmayanı niçin yapıyorlar? İsa da kendilerine dedi: Davud’un kendisi ve kendisi ile beraber olanlar, aç ve muhtaç kaldıkları vakit ne yaptığını, başkâhin Abiatar’ın zamanında Allah’ın evine nasıl girdiğini ve kâhinlerden başkasının yemesi câiz olmayan huzur ekmeklerini yediğini ve kendisi ile beraber olanlara da verdiğini hiç okumadınız mı?”
Luka İncili (6/1- 4)’de şöyle verir: “Ve vâki oldu ki, bir sebt günü, İsa ekinler arasından geçiyordu; şakirtleri başakları koparıyorlar ve avuçlarında ovalayıp yiyorlardı. Fakat Ferisiler’den bazıları: “Neden Sebt gününde yapılması câiz olmayanı yapıyorsunuz?” dediler. İsa onlara cevap verip dedi: Davud kendisi ve onunla be
raber olanlar aç kaldıkları zaman, ne yaptı, Allah’ın evine nasıl girdi ve yalnız kâhinlerden başkasına yemesi câiz olmayan huzur ekmeklerini alıp yedi ve beraberinde olanlara verdi; bunu bile okumadınız mı?”
Ekin hikâyesinin önce metinleri üzerinde duralım.
1- Matta İncili şakirtlerin aç olduğunu bildiriyor. Markos ve Luka İncillerinde şakirtlerin açlığı konusunda bilgi verilmiyor. Matta İncili’ne göre şakirtler açtır. Markos ve Luka İncillerine göre aç olup olmadıkları belli değildir. Şakirtlerin açlığı konusunda İnciller arasında çelişki vardır.
2- Matta İncili’ne göre, şakirtler başakları koparıp yiyorlar. Luka İncili’ne göre de, başakları koparıyorlar, avuçlarında ovalayıp yiyorlar. Markos İncili’nde ise, sadece koparıyorlar yeme hâdisesi belirtilmiyor. Bu konuda İnciller arasında çelişki vardır.
3- Matta İncili’ne göre, Ferisiler, İsa’ya itiraz ederken söze “işte” diye başlıyorlar. Markos İncili’ne göre, Ferisiler, “bak” diye söze başlıyorlar. Luka İncili’ne göre, Ferisiler, “neden” diye söze başlıyorlar. Her üç İncil arasında Ferisiler’in söze başlamalarında çelişki vardır.
4- Matta ve Luka İncilleri’nde Davud’un ve beraberinde olanların aç olduğu belirtiliyor. Markos İncili’nde ise, aç ve muhtaç oldukları açıklanıyor. Burada da çelişki vardır. İki İncil’de aç, bir İncil’de aç ve muhtaç olduğu belirtiliyor.
5- Matta ve Luka İncilleri’nde başkâhinin ismi verilmiyor. Markos İncili’nde ise, başkâhinin “Abitar” adında biri olduğu bildiriliyor.
6- Davud ve beraberinde olanların olayın geçtiği birinci Samuel (21/1.) bölümde başkâhinin ismi “Ahimelek” olarak geçmektedir. Markos İncili birinci Samuel, yirmi birinci bölümden alıntı yaparken başkâhinin ismini yanlış almış, “Ahimeleği”, “Abitar” yapmıştır. Başka bir yerden alıntı yaparken bile yanlış yapan bir adamın yazdıklarına ilham eseri ilâhî kitap denilmesi mümkün değildir. Matta ve Luka İncilleri de başkâhinin ismini vermez. Başkâhinin ismi konusunda da İnciller arasında çelişki vardır.
Ekin hikâyesinde üzerinde durmak istediğimiz bir konu da şudur: İsa ve şakirtleri başak olmuş ekinlerin içinden gidiyorlar. Ayakları ile çiğneyip onlara zarar veriyorlar.
Şakirtler başakları koparıp, avuçlarında ovalayıp tanelerini mal sahibinden izin almadan yiyorlar.
İsa şakirtlerini uyarmadığı gibi, kendisi de ekinlerin arasından geçmek suretiyle onlara zarar veriyor. İsa ve şakirtleri başkalarının malına zarar veriyorlar, kul hakkına tecavüz ediyorlar.
Ekin olayında başkasının hakkına tecavüz vardır. Bu tecavüz olayına İsa sebep olmaktadır. İncillerin İsa’sı böyle hadiseler çok yapar…
Kur’ân-ı Kerim’in tanıttığı, biz Müslümanların inandığı İsa aleyhisselâm, böyle şeyleri yapmaz. O, bir peygamberdir. Her peygamber gibi, insanların haklarına saygıda, insanların haklarını korumada örnek ve önderdir.
Allah mı Dedi, Musa mı?
İncillerde “Allah dedi” diye Allah’ın emirlerini ararsanız çok yorulursunuz. Ben merak ettim. Yorulma pahasına aradım. Matta İncili (15/4)’de buldum. Bu emir şöyledir: “Zira Allah dedi: Babana ve anana hürmet et.” “Babaya yahut anana kötü söyliyen mutlaka öldürülsün.” İncil’de “Allah dedi” diye başlayan bir emir bulduğum için sevinmiştim. Sevincim fazla sürmedi Çünkü “Allah dedi” diye başlayan emirler İncil’de yer alan emirler değilmiş, Eski Ahid’ten alıntı imiş..
“Babana ve anana hürmet et.” Eski Ahid, Çıkış(20/12) ve Eski Ahid, Tesniye (5/16)’dan alınmış. “Babaya yahut anaya kötü söyliyen mutlaka öldürülsün” de Eski Ahid, Çıkış (21/17) ve Levililer (20/9)’dan alınmış…
Başka “Allah dedi” diye emirler var mıdır?
Aramaya devam ediyoruz. Matta İncili (15/4)’de yer alan cümleleri, Markos İncili (7/10)’da buluyoruz. Markos İncili (7/10)’da yer alan cümleler şöyledir:
“Zira Musa demiştir: Babana anana hürmet et.” “Babaya yahut anaya kötü söyliyen mutlaka öldürülsün.” Görülüyor ki, Matta İncili’nde “Zira Allah dedi” diye başlayan emir, Markos İncili’nde “Zira Musa demiştir”e dönüşmüş. Matta İncili’ne göre, Allah demiş, Markos İncili’ne göre, Musa demiş.
İşin garibi Matta İncili de, Markos İncili de Eski Ahid’ten aynı kaynağı vermiş. Eski Ahid kaynağına tekrar bakıyoruz. “Allah dedi”yi doğruluyor. Kaynağa göre Matta’nın yazdığı doğru, Markos’un yazdığı yanlıştır.“Allah demiş, Musa demiş, ne fark eder?” diyemeyiz. Allah demişse o, Allah sözüdür. Musa demişse o, kul sözüdür.
Allah’ın sözlerinden ibaret olan kitaba ancak ilâhî kitap denir. Peygamber sözü de olsa kul sözünün bulunduğu kitaba ilâhî kitap denmez. Kur’ân-ı Kerim’de geçmiş peygamberlerin ve insanların sözlerini Allah, Peygamberimiz (sav)’e Cebrail vasıtası ile bildirdiği için bu sözlere de Allah sözü denir.
Keza Peygamberimiz’e, “Şöyle söyle” diye emrettiği sözler de Peygamberimizin sözü değil, Allah’ın sözüdür. Şu ayetleri örnek verelim:
“De ki: “Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana gönderilen vahye uyuyorum…” (En’am: 6/50) “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al- İmran: 3/31)
Peygamber sözleri, peygamber sözü olarak değerlendirilir. Ondan ders ve ibret alınır. Nitekim Peygamber (sav)’in sözlerinden meydana gelen kitaplara “Hadis Kitapları” deriz. Bu sözlere peygamber buyruğu olarak uyarız ama peygamber sözü ile Allah sözünü birbirine karıştırmayız.
“Allah dedi” sözünün İncillerdeki araştırmasının hikâyesi böyledir:
Bir yerde “Allah dedi” sözü bulmuştuk. Başka yerde bu Musa sözü imiş. Eski Ahid’te gösterdikleri yer de aynı yer imiş.
Alıntının kaynağı aynı olmasına rağmen, “Allah dedi” “Musa demiştir” ayrılığına düşen İncillerdeki çelişkileri saymak mümkün değildir. Çelişkilerle dolu olan bir kitap, ilâhî kitap olmak şöyle dursun, normal bir kitap olmak niteliğinden de uzaktır. Allah mı dedi, Musa mı dedi yazımızda yer alan “Babaya yahut anaya kötü söyleyen mutlaka öldürülsün” cümlesindeki kötü söyleyenin Eski Ahid’te aslı “Lânet eden” imiş. Matta ve Markos İncillerinde “Lânet eden” “kötü söyleyen” olmuş. İncil’in çağdaş Türkçe çevirisinde ise “söven” oluyor. Lânet eden, kötü söyleyen ve söven kelimelerinin birleştiği noktalar kadar, birbirinden farklı anlamları da vardır. Görülüyor ki, İnciller sürekli değişim ve bozulma içindedir. Lânetin yerini, kötü söyleyenin, kötü söyleyenin yerini söven kelimesinin alması bunu gösteren göstergelerden biridir.