m’in, Şit’in yapısı, İbrahim’in, İsmail’in binası, inananların kıblesi, tevhidin kalesi, ilâhî rahmetin vesilesi Kâbe…[1] Allah (cc)’ınvarlığının ve birliğinin ilanının yapıldığı, tevhid inancının merkezi,
tevhid ocağı kutlu mekân Kâbe… Gönüller, hep seni özlemiş, âşıklarhep seni söylemiş, edibler hep seni anlatmış, Allah (cc)’ın Rasûlü de senden ayrıldığı gündenberi hep seni düşünmüş, sana kavuşmak istemişti. Bunun için Allah (cc)’ın imkân ve fırsat vermesini istiyor ve bekliyordu. İstediği, beklediği imkân ve fırsat doğdu, şöyle ki:
Hudeybiye anlaşması ile Beni Bekir kabilesi, Kureyş kabilesi ile Huzâa kabilesi de peygamberimiz (sav) ile müttefik oldu. Huzâa kabilesinin peygamberimiz (sav) ile müttefik olmaları, Kureyş’den savaş taraftarları ve Beni Bekir kabilesi tarafından hoş karşılanmadı. Beni Bekir ile Huzâa düşman iki kabile idi. Birbirleri ile savaşırlar, kanlı çarpışmalar yaparlardı. İkisi de müşrik kabile idi. Beni Bekir Kureyş ile ittifak yapınca, Huzâa da peygamberimiz (sav) ile ittifak yapmak mecburiyetinde kalmıştı. Hudeybiye anlaşması aralarındaki çatışmalara ara vermişti…
Bizans ordusunun yüzbin kişi ile Mute Savaşı’nda Müslümanlara karşı çıkması Beni Bekir kabilesini ve Kureyş de savaş taraftarlarını sevindirdi. Kuzeyde büyük bir ordunun bulunması kendilerine ümit
verdi. Yeniden bir ordu toplayıp Medine’ye hücüm etmeyi düşünmeye başladılar.
Kureyş’in savaş tarafları başta İkrime bin Ebu Cehil, Süheyl bin Amr, Safvan bin Ümeyye olmak üzere ve adamları gizlice Beni Bekir kabilesine yardım ettiler. Birlikte bir gece baskın yaparak yirmi üç Huzâa kabilesi mensubunu öldürdüler. Kaçıp Kureyşe ve Kâbe’ye sığınanları da yok ettiler. İki yıl sonra Hudeybiye Anlaşması’nı ihlal ettiler. Huzâalılar Amr ibn-i Salim’i Medine’ye göndererek peygamberimiz (sav)’den yardım istediler. Amr ibn-i Salim şöyle dedi:
“Ey Allah (cc)’ın Rasûlü! Savaş felaketi gelip çattı. Beni Bekir bize savaş açtı. Bizden insanlarımızı öldürdü. Harem-i Şerif ’e sığındık. Orada da öldürdüler. Kureyşliler de onlarla birlikte harekete geçti.
Tarafsızlığını bozdu. Bizi öldürüp yok etmeye çalışıyorlar. Yardım
istemeye geldim.”
Huzâalılar, reisleri Budeyl İbn-i Verka’nın idaresinde 40 kişilik bir heyet daha gönderdiler. Bunlar da yardım istedi. Peygamberimiz (sav) Beni Bekir ve onlara yardım eden Kureyşlilerin yaptıklarını teferruatı ile öğrenince çok üzüldü, yardım edeceğini bildirdi. Huzâalıları
memnun ederek geri gönderdi. Peygamberimiz (sav)Kureyş kabilesine bir elçi gönderdi. Onlardan şunları istedi:
“Öldürülen Huzâalıların diyetini verin. Beni Bekir kabilesini müttefik olmaktan çıkarın. Bunları yapmazsanız Hüdeybiye anlaşmasını yürürlükten kaldırmış olursunuz.” Kureyş kabilesi de peygamberimiz (sav)’e elçi gönderdi: “Diyet vermiyeceğiz. Beni Bekir kabilesini
müttefik olmaktan çıkarmıyacağız. Hudeybiye anlaşmasını yürürlükten kaldırıyoruz.” Kureyş, daha sonra anlaşmayı bozduklarından dolayı pişman oldular. Hudeybiye anlaşmasını yenilemek için Beni
Bekir baskınından haberi olmayan Ebu Sufyan’ı Medine’ye gönderdiler. Ebu Sufyan, peygamberimiz (sav) başta olmak üzere ashabın ileri gelenleri ile görüştü. Anlaşmayı yenilemeyi, suresini uzatmayı
teklif etti. Hiçbir cevap alamadı. Kızı Ümmü Habibe’nin evine gitti. Ümmü Habibe peygamber (sav)’in minderine oturtmadı, O’na,
“Hakikatı gözlerin ile gördüğün halde hala taşa ağaca tapanlara saygı gösterilmez” dedi. Ebu Sufyan eman istedi. Kimse eman vermedi. Eli boş Mekke’ye döndü.
Fetih Hazırlığı
Peygamberimiz (sav)’in en büyk arzularından biri Mekke’yi fethetmek, Kâbe’yi putlardan temizlemekti. Bunu hiçbir zaman unutmamıştı. Yahudiler, Münâfıklar güç olmaktan çıkarılmıştı.
Etraftaki kabilelerin sayısı hergün artarak Müslüman oluyordu. Kureyş ise savaşma gücünü ve kabiliyetini büyük ölçü de kaybetmişti. Ama Hudeybiye Barış Anlaşması vardı. Peygamberimiz (sav) anlaşmayı bozan taraf olmak istemiyordu. Huzâa kabilesine yapılan gece baskını ve sonrası Kureyş’in anlaşma şartlarını ihmal etmesiyle Fetih zamanının geldiğine karar verdi. Ebu Sufyan Medine’den ayrılınca Ashabı ile gizli istişareler yaptıktan sonra durumun müsait olduğunu gördü ve fetih hazırlıklarına başladı. Güvendiği Müslüman kabilelere Allah’a ve âhiret gününe iman edenler silahlarını kuşanarak Ramazan ayı başında Medine’ye gelsinler diye haber gönderdi. Atlar eğerleniyor, develer yükleniyor, kılıçlar bileniyordu. Birkaç kişi dışında kimse seferin ne tarafa olacağını bilmiyordu. Ebu Katade kumandası
altında bir miktar askeri Necid tarafları ile meşgul olduğunu göstermek için o tarafa gönderdi, daha sonra Mekke yolunda kendisine katılmasını emretti.
Huzâa kabilesine de Mekke yollarını emniyete almalarını emretti. Huzâa kabilesi de hiçbir kimseyi Mekke yönüne göndermedi. Mekke’ye kan dökmeden girmek istiyordu. Peygamberimiz (sav),
Hendek savaşında kendisi ile savaşan, savaştan sonra Müslüman olan kabilelere de haber gönderdi. Onlar da geldiler, İslâm ordusuna katıldılar. Ebu Dehm el-Gaffani’yi Medine’de idareci olarak bıraktı. Ramazan ayının onuncu günü, 630 Miladi yılında İslâm ordusu Mekke’yi fethedip Kâbe’yi putlardan temizlemek ve şirki yok etmek için yürüyüşe başladı. Kadid Suyu bölgesine gelinince konaklama
emretti. Sayım yapıldı. Ordunun on binden fazla olduğu tesbit edildi. Necid taraflarına gönderdiği askeri birlikte gelip orduya katıldı.
Daha sonra katılanlarla askerin 12 bini bulduğu rivayet edilir. Burada peygamberimiz (sav) ile birlikte bütün ordu orucunu bozdu. Seferi duruma geçildi. Zübeyr bin Avvam kumandasında iki yüz kişilik bir birlik öncü kuvvet olarak ileri gönderildi. Ordu Zulhuleyfe’ye gelince peygamberimiz (sav), amcası Abbas’la karşılaştı. Abbas Mekke’nin gizli Müslümanlarındandı. Peyamberimiz (sav)’le haberleşirdi. Abbas aile fertleri ile Medine’ye hicret ediyordu. Peygamberimiz (sav)
amcasını görünce sevindi ve şöyle buyurdu:
“Ben peygamberlerin sonuncusu olduğum gibi, sen de muhacirlerin sonuncusu oldun.”
Abbas aile fertlerini Medine’ye gönderdi, kendisi peygamberimiz (sav)’in yanında kaldı. Bütün yollar tutulduğu için Müşriklerin İslâm ordusunun Mekke yakınına gelinceye kadar haberleri olmadı. Haberi de İslâm ordusunun yaktığı ateşler verdi. Merru’z-zahran bölgesine gelince burada konakladı. Gece idi. Peygamberimiz (sav), İslâm ordusunun gücünü göstermek için herkesin ateş yakmasını emretti. Ateşler yakıldı. Dağ taş ateşlerle doldu. Müşrikler uyandı. Bu ateşi
yakan kimlerdi?
Yakılan ateşleri görenler koşup Ebu Sufyan’a haber verdiler. Çünkü Ebu Sufyan Kureyş kabilesinin başkanı idi. Ebu Sufyan iki arkadaşı ile bir tepeye çıktı. Muazzam ateş donanmasını korku ile seyretti. “Bu kadar büyük bir ateşi yakan ordu, kimin ordusu?” dedi. Abbas, “Bu ordu yarın Mekke’ye girerse ne olur” diye düşünürken, ordudan dışarıya çıktı. Yürüyordu, bir takım sesler işitti, dinledi. Ebu Sufyan’ın sesini tanıdı. Yanlarına vardı. Ebu Sufyan: “Ey Abbas bu ordu kimin
ordusudur?” dedi. Abbas: “Bu ordu, Allah (cc)’ın Rasûlü’nün ordusudur. Tamamı silahlı on bin kişidir. Eğer eman almadan ellerine düşersen durumun tehlikelidir. Seni Allah (cc)’ın rasûlüne götüreyim, Ondan eman alayım ki kurtulasın” dedi. Durumun vahametini anlayan ve korku içinde olan Ebu Sufyan, “Peki” dedi. Abbas onları Allah (cc)’ın Rasulü’ne götürdü. Peygamberimiz (sav): “Bu gece onu
yanında alıkoy” buyurdu. Sabahleyin Allah (cc)’ın Rasûlü’nün huzuruna çıktılar. Peygamberimiz (sav) Ebu Sufyan’a şöyle dedi: “Henüz lâ ilâhe illallah diyeceğin zaman gelmedi mi?”
Ebu Sufyan: “Eğer Allah’tan başka bir ilah olsaydı ve bizim putlarmızdan bize bir fayda gelseydi, bu hale gelmezdik” dedi. Ebu Sufyan bir müddet düşündükten sonra, “Lâ ilâhe illallah” dedi.
Peygamberimiz (sav): “Muhammedü’r -Rasûlü’llah diyerek benim Hak peygamber olduğumu tasdik edeceğin zaman gelmedi mi?” buyurdu. Ebu Sufyan: “Ey Muhammed! Bunun için biraz mühlet
ver. Çünkü içimde şüphe var” dedi. Abbas: “Ey Ebu Sufyan! Ne yapıyorsun? Aklını başına topla” dedi. Nasihat etti. Ebu Sufyan yine birmüddet düşündü ve şöyle dedi:
“Ey Muhammed! Sen ne sabırlı, ne iyilik sever ve ne mert bir insansın. Ben sana bu kadar eziyet verdim sen yine beni affediyorsun. Bunu ancak bir peygamber yapar. Bunun için Allah (cc)’ın Rasûlü
olduğunu tasdik ediyorum.” Ebu Sufyan, kelime-i şehadeti getirerek Müslüman oldu. Yanında bulunan Hâkim ibn-i Hızâm ve Büdeyl ibn-i Veka da Müslüman oldular. Ebu Sufyan Müslüman olunca Abbas peygamberimiz (sav)’e şöyle maruzatta bulundu: “Ebu Sufyan
şöhreti sever. Ona iftihar edeceği bir üstünlük ver. ” Peygamberimiz (sav):
“Her kim Ebu Sufyanın evine girerse veya silahlarını bırakıp evine kapanırsa veya harem-i Şerif ’e iltica ederse o emindir” buyurdu. Bu aslında umumi bir af idi. Ebu Sufyan, Peygamberimiz (sav)’in
bu af ilanından, özellikle evinin emin bir yer olarak ilanından son derece memnun oldu. Af ilanını Mekkelilere bir an önce duyurmak
için izin istedi. Peygamberimiz (sav) de izin verdi. Allah (cc)’ın bir lütfu ve Peygamberi’nin tedbiri ile İslâm ordusu Ramazanın onunda Medine’den fetih yürüyüşüne başladı. 17 gün sonra Mekke’nin dibine kadar geldi. Hiçbir Mekkeli müşrikin bu muazzam fetih yürüşünden haberi olmadı. Mekke’nin dibine gelince de Müşriklerin başkanı EbuSufyan, Müslüman olarak İslâm ordusu ile birlikte, Mekke müşriklerine Allah (cc)’ın Rasûlü’nün af ilanını bildiriyordu:
“Ey insanlar! Gelen Muhammeddir. Karşı duramıyacağınız muazzam bir kuvvetle geliyor. Kendisini gördüm. “Kim Ebu Sufyanın evine girerse emindir. Harem-i Şerif ’e girerse emindir. Silahlarını
bırakıp evine kapanırsa emindir. Ey Kuryş halkı Müslüman olunuz
ki, selamet bulasınız. ” dedi. Allah (cc)’ın tecellisi, düşman kumandanına “Müslüman olunuz ki selamet bulasınız.” dedirtiyordu. Kureyş büyük şaşkınlık içinde idi. Kimi Ebu Sufyan küfretmeye başladı.
Kimi silahlarını atarak sığınılacak yerlere koşmaya başladı. Kimileri de etraftaki dağlara kaçıyordu. Çoğu da Ebu Sufyan gibi Müslüman olmayı düşünüyordu. Kuvvet toplayıp savaşmayı düşünenler de vardı. İslâm ordusu Mekke’ye daha da yaklaştı. Peygamberimiz (sav) orduya şu talimatı verdi: “Bir saldırıya uğramadıkça sakın savaşmayın.”
Peygamberimiz (sav), Kâbe’yi ve Kâbe’nin içerisinde bulunduğu, doğup büyüdüğü Mekke şehrini kansız ele geçirmek istiyordu. Sad bin Ubade’yi “Bugün savaş günüdür” dediği için azletti. Kumandayı Sad’ın oğluna verdi. “Bugün merhamet günüdür” buyurdu. Peygamberimiz (sav)’in emri ile ordu dört bölgeden dört kol halinde Mekke’ye girecek, Kâbe’de buluşacaktı. Kollar harekete geçti. Hiçbir mukavemet görmeden Kâbede buluştular. Halid bin Velid’in kumandasındaki kol saldırıya uğradı. Çünkü bu bölgede İslâm düşmanlığında çok ileri giden İkrime bin Ebu Cehil, Safvan bin Ümeyye ve Süheyl bin Amr gibi insanlar vardı. Halid bin Velid kumandasındaki kol bu bölgeden geçerken pusuya yatmış müşrikler tarafından ok yağmuruna tutuldu. Ebu Hubeş ibn-i Eş’ar ve Kürz ibn-i Cabir şehid oldu. Halid bin Velid salırıya karşılık vermek mecburiyetinde kaldı, saldıranlardan on üçünü öldürdü. Diğerleri kaçtılar. Kaçanlar arasında İkrime, Safvan ve Süheyl de vardı. Peygamberimiz (sav) çatışma haberini alınca üzüldü. “Ben çarpışma yapılmamasını tenbih
etmemiş miydim?” buyurdu. Halid bin Velid, saldırıya uğradıklarını,
karşılık vermek mecburiyetinde kaldıklarını arzetti. Peygamberimiz (sav); yaralıların tedavi edilmelerini, esir edilenlerin öldürülmeme lerini, kaçanların takip edilmemelerini emretti.
Kâbe’deki Putlar Kırılıyor
Peygamberimiz (sav) devesinin üstünde Kâbe’yi tavaf etti. Putları kırdı. Kâbe’nin etrafına dizilmiş olan 360 kadar putun hapsi yere serildi, parçalandı. En büyük put Hübel parçalanırken Kureyş uluları şaşkınlık içerisinde seyrediyorlar, içlerinden Hubel putunun Müslümanları parçalamasını istiyorlardı. İstekleri olmadı. Ebu Süfyan Uhud savaşında, “Yüksel Şanlı Hubel” diye bağırmıştı. Zübeyr ibn-i Avvam Ebu Süfyan’a, “ Uhud’da öğündüğün Hubeli görüyor musun?” dedi. Ebu Süfyan: “Azarlamayı bırak. Görüyorum ki, Muhammed’in Allah’ından başka ilah olsaydı, işler başka türlü giderdi”dedi.
Peygamberimiz (sav) Kâbe’nin içine girdi, iki rekât namaz kıldı. Öğle namazı vakti geldi. Bilal Kâbe’nin damına çıktı. Ezan okudu. Namaz kılındı. Müslümanlar, Mekke’nin fethini, “Allahu Ekber, Lâ ilâhe illallah” nidâları ile, Kâbe’yi tavaf ederek kutladılar.
Şimdi Size Ne Yapacağımı Sanıyorsunuz?
Peygamberimiz (sav) namazdan sonra Müslümanları korku ile seyreden müşriklere döndü, onlara şöyle seslendi:
“Ne dersiniz? Şimdi size ne yapacağımı sanıyorsunuz?”
“İyilik umuyoruz, sen asil bir kardeşsin, asil bir kardeşin oğlusun”
dediler. Peygamberimiz (sav):
“Ben size kardeşim Yusuf ’un dediğini diyorum: Bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin. O merhametlilerinin en merhametlisidir. ” buyurdu. (Yûsuf Sûresi: 12/92)
Peygamberimiz (sav), af ilan etti: “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz”
buyurdu. Mekkelilerin malına, mülküne, evine, arazisine hiç dokunulmadı, kimse en ufak bir zarar görmedi. Mekke’nin fethi, insanlık tarihinde eşi ve benzeri gösterilemeyecek derecede ibretlerle, her
safhası müslümanlara rehberlik yapacak ve saadet yollarını açacak umdelerle doludur.
Öldürülenler ve Affedilenler
On yedi kişi af dışında tutuldu. Nerede görülürse öldürülecekti. Bunlar çok büyük suç işlemişlerdi. Bunlardan Abdullah bin Sa’d bin Ebu Serh Müslüman olmuş, Medine’ye hicret etmişti. Daha sonra İslâm’ı terk etti. Mekke’ye müşriklerin yanına döndü. Durmadan Müslümanlık aleyhinde çalıştı. Ebu Sufyan’ın karısı Hind, vahşiyi kiralık katil tutarak Hz. Hamza’yı şehit ettirmiş, karnını yararak çiğerini çıkarmış, çiğnemişti. Af dışı tutulanlar sadece müşrik değildi. Hepsi ağır suç işlemiş, müslüman öldürmüş, katil, mürted, hain ve İslâm’a akla, hayale gelmedik iftiralarla İslâm aleyhinde çalışan, İslâm aleyhindeki şarkıları ile insanları eğlendiren kimselerdi. Af dışı tutulanlardan bir rivayete göre üç kişi, diğer bir rivayete göre de dokuz kişi,
Mekken’in fethedildiği ilk gün askerler tarafından yakalanıp öldürüldüler. Af dışı tutulanlardan başta İkrime ibn-i Ebî Cehil, Safvan ibn-i Ümeyye, Vahşi, Ka’b ibn-i Zübeyr, Hubar ibn-i Esved, Abdullah
ibn-i Ez-Zeb’ari, Abdullah ibn-i Sa’d, Hind bint-i Utbe olmak üzere Mekke fethedildiği gün kaçtılar. Zaman içerisinde gelip af dilediler,
müslüman oldular ve affedildiler.
Peygamberimiz (sav)’in Gayesi
Peygamberimiz (sav) hayatı boyunca düşman da olsa insanları kazanmayı, gönüllere hakim olmayı gaye edinmişti. Affedilip Müslüman olanlar daha sonraları büyük hizmetler yapmışlar, İslâm uğrunda şehitlik mertebesine ulaşmışlardır.
Biat
Peygamberimiz (sav) namazdan sonra Safa tepesine çıktı, oturdu. Yanında Hz. Ömer vardı. Mekke halkı geldi. Cahiliye inançlarını, adetlerini terk ederek Allah (cc)’ın ve Rasûlü’nün her emrine itaat
edeceklerine dair söz verdiler, biat ettiler. Erkeklerin biatı tamamlan dıktan sonra kadınların biatı başladı. Kadınlar sözle biat ettiler. Peygamberimiz (sav) kadınlara biatta elini vermedi. Kadınlar: “Allah’a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık etmeyeceklerine, zina etmeyeceklerine, çocuklarını öldürmeyeceklerine, iftira etmiyeceklerine, hiçbir iyi işte Allah (cc)’ın Rasûlü’ne karşı gelmeyeceklerine” söz vererek biat ettiler. Biat edenler arasında Hz. Hamza’yı şehit ettiren Hind
bint-i Utbe de vardı.
Putlar Kırılıyor
Peygamberimiz (sav), evlerde bulunan putların kırılmasını emretti. Herkes evindeki putunu kırdı. Hind’in Müslüman olduktan sonra evindeki putları kırarken şöyle dediği bildirilir: “Yazık, bu kadar
zamandır size aldanmışım.” Rivayet edilir ki, Hind saklanan putları bulur, kırarmış. Etrafta bulunan putların kırılması için askeri birlikler gönderildi. Put alım satımını, şarabın içilmesi, domuz etinin, ölü
hayvan etinin ve bunların bedellerinin yenilmesi, kâhine ücret verilmesi yasakladı. Peygamberimiz (sav) şirkten, put’tan ve cahiliyye alışkanlıklarından temizlenmiş, İslâm inancına dayalı temiz bir hayatın esaslarına uygun yaşayışın insanların zihnine ve hayatına hakim olmasını istiyor ve bunun tedbirlerini ilan ediyordu.
———————————
[1] Celaleddin Karakılıç, Hz. Muhammed (sav)’in Hayatı Sh: 506, Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiya, 1/135, 170, 234-250, 273-326, Frof. Dr. İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı, 150-240, Diyanet Yayını, Ali Himmet Berki, Hâtemü’l- Enbiya Hz. Muhammed ve Hayatı, 240, 266, 312, 352, Diyanet Yayını, Mahmud Esad, İslâm Tarihi, Marifet Yayını İst.